İnsan, doğası gereği sosyal bir varlıktır ve tarih boyunca topluluk halinde yaşamayı tercih etmiştir. Platon ve Aristoteles gibi düşünürlerin de vurguladığı üzere, bu sosyal yapı bireylerin bir arada yaşama ve yardımlaşma ihtiyacından doğar. Hobbes ise toplumsal hayat düşüncesinin insanların biyolojik ve kültürel zorunluluklarından kaynaklandığını ve bu düzenin devletler tarafından öğretilmesi gerektiğini savunur.
Çalışma hayatında sağlıklı ve güvenli bir ortamın tesisi için devlet, işveren ve çalışan ortak bir paydada hareket etmek zorundadır. Devlet, çalışma yaşamına yasa hazırlayarak ve denetleme yaparak katkı sağlamaktadır. İşveren, işyerini kanun ve nizamlara uygun hale getirerek katkı sağlamaktadır.
İş güvenliği uzmanları (İGU), işyerlerinde sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi amacıyla rehberlik, risk değerlendirmesi, çalışma ortamı gözetimi, eğitim, bilgilendirme ve kayıt tutma gibi kritik görevleri yerine getirirler. İş güvenliği uzmanları, sahip oldukları belge sınıflarına göre farklı tehlike sınıflarındaki işyerlerinde görev alırlar. C sınıfı belgeye sahip uzmanlar sadece az tehlikeli sınıfta; B sınıfı belgeye sahip olanlar az tehlikeli ve tehlikeli sınıflarda; A sınıfı belgeye sahip olanlar ise çok tehlikeli dahil olmak üzere tüm tehlike sınıflarında görev yapabilirler.
Çalışma hayatı ve sosyal yaşam, bireylerin aktif olarak yer aldığı ve bu aktiflik derecesine bağlı olarak çeşitli risklerle karşı karşıya kaldığı alanlardır. İş kazaları ve meslek hastalıkları, çalışanların ruh ve beden bütünlüğünü bozarak onları geçici veya kalıcı olarak iş hayatından uzaklaştırabilmektedir. Bu durumun olumsuz etkilerini en aza indirmek ve dezavantajlı grupların iş gücü piyasasına katılımını desteklemek amacıyla kanun koyucu birtakım yasal düzenlemeler yapmıştır.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında, elli ve daha fazla çalışanın bulunduğu ve altı aydan fazla süren sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde işverenler, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak üzere bir İSG kurulu kurmakla yükümlüdür. Bu kurullar, işyerinde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının uygulanmasını denetleyen, riskleri değerlendiren ve gerekli önlemleri belirleyen temel mekanizmalardır. Asıl işveren ve alt işveren ilişkisinin bulunduğu durumlarda kurul oluşumu çalışan sayılarına göre şekillenir.
İnsan hayatı, sosyal etkileşimler ve çalışma faaliyetleri üzerine kuruludur. Tarihsel süreçte teknolojinin gelişmesiyle birlikte işyerlerinde kullanılan makine ve ekipmanlar karmaşıklaşmış, bu durum iş sağlığı ve güvenliği risklerini de beraberinde getirmiştir. Çalışma hayatındaki stres, zaman baskısı ve mobbing gibi olumsuz etkilerin yanında, fiziksel ve biyolojik risk etmenleri çalışanların sağlık bütünlüğünü tehdit etmektedir.
İnsan, yaşamını sürdürdüğü fiziksel çevre ile sürekli bir etkileşim halindedir. Bu etkileşim süreci, bireyin maruz kaldığı çeşitli çevresel faktörlere bağlı olarak olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle endüstriyel üretimin gerçekleştirildiği çalışma hayatı, barındırdığı tehlike kaynaklarının yoğunluğu nedeniyle çalışan sağlığı açısından en kritik alanlardan birini oluşturmaktadır.
İnsan vücudu, atom altı parçacıklardan makro moleküllere kadar karmaşık bir kimyasal yapıya sahiptir. Bu yapısıyla insan, sayısız kimyasal maddenin bir arada bulunduğu bir çevre içerisinde yaşar ve sürekli olarak bu maddelerle etkileşim halindedir. Karşılıklı olarak gelişen bu etkileşimler sonucunda hem insan vücudunda hem de çevrede çeşitli kimyasal değişimler meydana gelir.
Canlı ve cansız varlıkların bir arada bulunduğu ekosistemlerde, insanların diğer canlılarla ve çalışma ortamındaki biyolojik ajanlarla etkileşime girmesi kaçınılmazdır. İş sağlığı ve güvenliği bağlamında, çalışanların işlerini yürütürken karşılaştıkları biyolojik materyaller, mikroorganizmalar ve parazitler ciddi sağlık riskleri oluşturmaktadır. Bu risklerin bertaraf edilmesi amacıyla ülkemizde 'Biyolojik Etkenlere Maruziyet Risklerinin Önlenmesi Hakkında Yönetmelik' ve 'Veteriner Biyolojik Numunelerinin Alınması, Nakledilmesi, İthalatı, İhracatı, Laboratuvar Şartlarına Dair Yönetmelik' gibi yasal düzenlemeler yürürlüğe konulmuştur.
İnsanlık tarihi boyunca üretim yöntemleri ve toplumsal yapılar sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olmuştur. Avcılık ve toplayıcılıkla başlayan bu süreç, tarım toplumuna ve ardından 18. yüzyılın ortalarında gerçekleşen Sanayi Devrimi (Endüstri 1.0) ile makineleşmeye evrilmiştir. Endüstri 1.0 döneminde makine gücü devreye girmiş olsa da insanın üretimdeki fiziksel rolü ve önemi kritik seviyede kalmaya devam etmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin temel yasal çerçevesi, 15.05.2013 tarihli ve 28648 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 'Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik' ile çizilmiştir. Bu yönetmeliğe göre işveren; eğitim programlarının hazırlanması, uygulanması, eğitimler için uygun yer, araç ve gereçlerin temin edilmesi, çalışanların eğitimlere katılımının sağlanması, katılım formlarının tutulması ve eğitim bitiminde katılanlara resmi eğitim belgesi düzenlenmesi gibi tüm süreçlerden doğrudan sorumludur. Geçici iş ilişkisi kurulan durumlarda, çalışanı devralan işveren, bu çalışanların İSG eğitimlerinin düzenlenmesinden ve onları kendi işyerindeki riskler konusunda bilgilendirmekten sorumludur.
Sektörlerin yapısı ve üretim teknolojileri ne kadar gelişirse gelişsin, üretim süreçlerinin merkezinde her zaman insan faktörü yer almaktadır. Günümüzde fiziksel iş gücünün yerini büyük ölçüde makineleşme ve otomasyon sistemleri almış olsa da, bu sistemlerin kontrol edilmesi, denetlenmesi ve bakım süreçlerinin yürütülmesi yine insan eliyle gerçekleştirilmektedir. Bu aktif rol, çalışanların işyerlerinde yürütülen faaliyetlerden ötürü çok çeşitli tehlike ve risklerle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.
İnsanoğlunun bilimsel ve teknolojik ilerlemesi, pratik hayatta makine, ekipman ve dijital platformların kullanımını artırmıştır. Bu durum, üretim süreçlerinde harcanan zamanı saniyeler mertebesine indirirken çalışanların dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu gibi kişisel özelliklerinden kaynaklanan hataları da minimize etmiştir. Yapılan araştırmalar, işyerlerinde meydana gelen iş kazalarının yaklaşık %88 gibi çok büyük bir oranının insan kaynaklı güvensiz davranışlardan kaynaklandığını göstermektedir.
Canlıların hayatta kalma mücadelesi, yaşamlarının en önemli parçalarından biri olan çalışma hayatında da kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. İnsanlar işyerlerindeki günlük faaliyetleri sırasında biyolojik, fiziki, kimyevi, psikolojik ve ergonomik birçok risk etmeniyle karşı karşıya kalırlar. Bu risklerin insan sağlığını ve yaşamını doğrudan tehdit edecek boyutlara ulaşması durumunda, hızlı ve organize bir müdahale mekanizmasının devreye sokulması hayati önem taşır.