Ana Sayfa » Anadolu Üniversitesi AÖF » Çocuk Gelişimi Lisans Programı » Hasta Çocukların Gelişimi ve Eğitimi
← Ünite 4

Ünite 4: Çocukların Hastane Yaşantısına Hazırlanması ve Hastaneye Hazırlayıcı Eğitim — Konu Anlatımı

1Tarihsel Süreçte Hastane Yaşantısına Bakış ve Yasal Gelişmeler

Çocuğun doğduğu andan itibaren sevgi ve güvenlik kadar temel bir gereksinimi de sağlık hizmetlerine erişimdir. Beden ve ruh sağlığı yerinde olan bireylerin topluma katkı sağlayacağı gerçeğinden hareketle, gelişmiş ülkelerin tüm çabaları sağlıklı bireyler yetiştirmek üzerine odaklanmıştır. Çocuk, hukuk karşısında hak ehliyetine sahip bir kişi olmakla birlikte, kendi bedeni ve geleceği konusunda karar verme yeterliliğine henüz sahip olmadığından, hasta olduğunda velayetine ve başkalarının bakımına ihtiyaç duyar.

Hasta çocukların hakları ve hastane yaşantısı konusundaki en büyük tarihsel dönüşüm, Birleşik Krallık Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Merkez Sağlık Hizmetleri Konseyi'nde hasta çocuklara yönelik bir komitenin kurulmasıyla başlamıştır. Bu komitenin başkanı olan Sir Harry Platt, 1959 yılında çocukların hastaneye yatırılmasının aileler ve çocuklar üzerindeki psikososyal etkilerini inceleyen ve pratik çözüm önerileri sunan 'Platt Raporu'nu hazırlamıştır. Bu rapor, hastanelerde çocuk ziyaret kısıtlamalarının kaldırılmasında ve çocukların hastane ortamında oyuna olan ihtiyaçlarının fark edilmesinde dönüm noktası olmuştur.

Oyun ihtiyacının kurumsallaşması amacıyla 1963 yılında dört anne tarafından Okul Öncesi Oyun Grupları Topluluğu ve NAWCH (National Association for the Welfare of Children in Hospital) kurulmuştur. Bu topluluğun adı 1990 yılında 'Hasta Çocuklar için Girişim' (Action for Sick Children) olarak değiştirilmiştir. Susan Harvey ise 1962'de hastanelerin çocukları oyundan yoksun bıraktığını savunarak 1963'te Woolwich'teki Brook Hastanesi'nde ilk hastane oyun grubunu başlatmıştır.

Yasal düzlemde ise 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 3. maddesi ve 20 Kasım 1989 tarihli BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 24. maddesi çocukların sağlıklı yaşam hakkını güvence altına almıştır. Doğrudan hasta çocuk haklarına odaklanan ilk uluslararası belge ise 1988 yılında Avrupa Hastanede Bulunan Çocuklar Birliği (EACH) tarafından Hollanda'da gündeme getirilmiş ve 2001 yılında Brüksel'deki 7. Konferans'ta 'Hasta Çocuk Hakları Bildirisi' olarak düzenlenmiştir. Bu süreçte çocuk koruma hukukundaki 'çocuk yararının önceliği' ile hasta haklarındaki 'zarar vermeme' ilkeleri çocuk lehine pozitif ayrımcılık sağlamıştır.

Dünyada ilk çocuk hastanesi 1802 yılında Paris'te açılmış, bunu 1834'te St. Petersburg, 1837'de Viyana ve 1852'de Londra'da Dr. Charles West tarafından kurulan çocuk hastaneleri izlemiştir. Türkiye'deki ilk çocuk hastanesi ise II. Abdülhamit'in altı aylık kızı Alpin'in ölümü üzerine 1899 yılında kurulan Şişli Etfal Hastanesi'dir. Kurtuluş Savaşı döneminde, 21 Mart 1921'de ilk Çocuk Hastalıkları Dispanseri açılmış, 1928'de ihtisas kanununun yürürlüğe girmesiyle pediatri uzmanları yetiştirilmeye başlanmıştır.

2Hastane Yaşantısına Hazırlanma Sürecinde Rol Alan Etmenler

Çocukların hastane yaşantısına hazırlanması süreci; çocuk, ebeveyn, sağlık personeli ve sağlık hizmetleri olmak üzere dört temel etmen altında şekillenmektedir. Hastaneye yatış, çocuğun evinden ve güvenli ortamından uzaklaşmasına, anne-baba desteğinden yoksun kalmasına yol açarak ciddi bir kaygı kaynağı oluşturur. Çocuklar hastaneyi iğneler, acı veren tıbbi müdahaleler ve tanımadıkları personelle dolu ürkütücü bir yer olarak algılarlar.

Bu sürecin uyum düzeyini etkileyen çocuk merkezli faktörler arasında çocuğun yaşı, gelişim özellikleri, mizacı (kolay veya zor çocuk olması), önceki hastalık deneyimleri, hastalığı algılayışı, tanının ciddiyeti, hastalığın süresi, ağrı derecesi ve müdahalelerin sıklığı yer alır. Dışa dönük ve kolay mizaca sahip çocuklar sürece daha hızlı uyum sağlarken, geçmişte travmatik hastane deneyimi olan veya kronik/ağır hastalığı bulunan çocuklarda uyum süreci zorlaşmaktadır.

Ebeveynlerin sürece etkisi ise gelişim kuramcılarının yaklaşımlarıyla açıklanabilir. Freud ilk yıllardaki anne-çocuk etkileşiminin anksiyete ile baş etmedeki önemini vurgularken, Erikson güven duygusunun inşasına, Bowlby ise bebek ile bakım veren arasındaki bağlanma kalitesine dikkat çeker. Bronfenbrenner'ın Ekolojik Sistemler Kuramı ise çocuğun gelişiminin aile, hastane ve makro düzeydeki sağlık politikaları gibi sistemlerin etkileşimiyle şekillendiğini ortaya koyar. Ebeveynlerin kendi stres düzeyleri ve hastalığı algılayış biçimleri doğrudan çocuğa yansımaktadır.

3Ebeveynlerin Yaşadığı Duygular ve Eğitimi

Çocuğun hastaneye yatışı tüm ailenin rutinlerini bozarak kriz durumuna yol açar. Ebeveynler; çocuklarının iyileşmesine yönelik endişeler, yabancı hastane ortamı, kontrol kaybı ve çaresizlik hissi, bilgi yetersizliği, suçluluk duygusu ('Geç mi kaldım?' sorusu) ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle yoğun anksiyete yaşarlar. Yapılan araştırmalar, ebeveynlerin gelirlerinin yaklaşık dörtte birini hasta çocuğun tedavi, ulaşım, özel diyet ve bakım masrafları için harcadıklarını, bu durumun aile içi iletişimi bozduğunu ve sosyal izolasyona yol açtığını göstermektedir.

Ebeveynlerin bu kaygılarını azaltmak için sağlık personelinin ebeveynleri çocuğun banyosu, beslenmesi ve ilaç takibi gibi bakım süreçlerine aktif olarak dahil etmesi, onlara çocuklarının iyileşmesinde kritik rol oynadıklarını hissettirmesi gerekir. Ayrıca ebeveynlerin hastanede dönüşümlü kalmaları teşvik edilmeli ve tükenmişliği önlemek için kendilerine zaman ayırmaları önerilmelidir.

Ebeveyn eğitimi, çocukların gelişim dönemlerine göre verebilecekleri tepkileri (örneğin 6-8. aylardaki ayrılık kaygısını) içermelidir. Eğitimler sözlü görüşmelerin yanı sıra hastane tanıtım broşürleri ve yazılı kitapçıklarla desteklenmelidir. Ancak acil yatışlarda ebeveynler yoğun duygusal karmaşa yaşadıklarından yazılı metinleri yanlış yorumlayabilirler; bu nedenle acil durumlarda uzmanlar tarafından yüz yüze, sakinleştirici ve net açıklamalar yapılması hayati önem taşır.

4Gelişim Dönemlerine Göre Çocukların Hastaneye Hazırlanması

0-3 yaş grubundaki bebeklik ve ilk çocukluk döneminde en kritik olgu güvenli bağlanmanın korunmasıdır. Bebeklerin beslenme ve uyku gibi günlük rutinlerinin evdeki düzene uygun şekilde sürdürülmesi, ağrılı işlemlerin beslenme saatlerine denk getirilmemesi gerekir. Hastanede annenin yanında kalması sağlanmalı, kalınamıyorsa evden tanıdık bir oyuncak veya anneyi hatırlatan bir nesne getirilmelidir. Sağlık personeli bebekle göz hizasında, yumuşak bir ses tonuyla iletişim kurmalı ve ani hareketlerden kaçınmalıdır. 2-3 yaş döneminde ise dürüst iletişim kurulmalı, yapılacak işlemler duyu temelli somut örneklerle (örneğin eline hafif bir cimcik atarak acı derecesini göstermek) anlatılmalıdır.

3-6 yaş okul öncesi döneminde çocuklar benmerkezci, animistik (cansız nesnelere canlılık yükleme) ve sembolik oyun özelliklerine sahiptir. Bu dönemde çocuklar vücut bütünlüğünün bozulmasından, organ kaybından ve karanlıktan aşırı korkarlar. Soruları sabırla, somut ifadelerle yanıtlanmalı, 'Karanlıktan Korkan Çocuk' gibi kitaplar okunmalı veya 'Hastane' ve 'Bende Astım Var' gibi tematik yayınlardan yararlanılmalıdır. Ayrıca 'Neşeli Ayaklar' gibi bireysel farklılıkları işleyen filmler izletilebilir.

6-12 yaş okul döneminde çocuklar başkalarının da düşünceleri olduğunu anlar ve ebeveynlerinin kaygılarını kolayca sezerler. Bu dönemde yetersizlik duygusunu önlemek için satranç gibi masa başı oyunlar oynatılmalı, arkadaşlarıyla iletişimde kalmaları sağlanmalı ve 'hastane okulları' aracılığıyla derslerinden geri kalmaları önlenmelidir. Tedavi süreçleri basit tıbbi terminolojiyle dürüstçe açıklanmalı, servis ortamı (banyo, çağrı zili, oyun odası) tanıtılmalıdır. 'Patch Adams' filmi izletilerek sağlık personeline karşı güven geliştirilebilir. 12-18 yaş ergenlik döneminde ise en önemli ihtiyaç mahremiyettir. Ergenler çocuk veya yetişkin servisleri yerine kendilerine özel alanlarda kalmalı, tedavi kararlarına dahil edilmeli ve dürüstçe bilgilendirilmelidir.

5Çocuklara ve Ailelere Yönelik Hastaneye Hazırlayıcı Eğitim Etkinlikleri

Hastane yaşantısına hazırlayıcı eğitimler; çocuk gelişimciler ve uzman eğitimciler tarafından, hekim ve hemşirelerin desteğiyle yürütülmelidir. Bu eğitimler hazırlanırken çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları, hastalığın sınırlılıkları ve hastanenin olanakları dikkate alınmalıdır. Eğitim konuları; sağlık (büyüme, temizlik), hastane bölümleri, hastane süreci (rutinler, ziyaret saatleri), hastane personeli, kullanılan aletler (stetoskop, enjektör) ve tıbbi müdahaleleri (ameliyat, serum) kapsamalıdır.

Eğitim etkinliklerinin başında oyun gelir. Hastane ortamında stetoskop, maske, tansiyon aleti gibi gerçek tıbbi malzemelerle oynanan oyunlar çocukların kaygısını azaltır. Projektif teknikler (resim çizme, cümle tamamlama) çocukların bilinçaltı korkularını anlamada kullanılır. Ayrıca etkileşimli kitap okuma, müzik etkinlikleri (ritim çalışmaları, dans), sanat etkinlikleri (seramik, resim), tiyatro ve palyaço gösterileri (terapötik mizah) ağrı ve kontrol kaybıyla baş etmede etkilidir. Okul çağı ve ergenler için bilgisayar destekli etkinlikler ve akran paylaşımını içeren tartışma grupları düzenlenmelidir.

Ailelere yönelik hazırlayıcı eğitimlerde ise bireysel görüşmeler, broşürler, CD ve grup toplantıları kullanılır. Çocuğu hastanede yatan annelerin yaklaşık üçte ikisinde depresyon belirtileri görüldüğünden, hastane yönetimi tarafından hizmet içi eğitimler düzenlenmeli ve anneler sosyal destek sistemlerine yönlendirilmelidir. Yurt dışındaki gelişmiş hastanelerde uygulanan 'ön kabul programları' ile aileler yatıştan bir hafta önce hastaneye davet edilerek prosedür eğitimi verilmekte, ortam tanıtılmakta ve terapötik oyun yöntemleri öğretilmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250