Yaşamın erken dönemlerinde (0-5 yaş) gelişmekte olan insan beyninde meydana gelen hasar sonucu görülen, ilerleyici olmayan ancak yaşla değişebilen hareket ve postür bozukluğudur. Örneğin, doğum öncesi veya sırasında oksijensiz kalan bir bebekte kas sertliği ve motor gelişim geriliği olarak kendini gösterir.
Üst motor nöron lezyonlarında karşılaşılan, kasın pasif harekete karşı gösterdiği hız bağımlı direnç artışıdır. Örneğin, spastik tip SP'li bir çocuğun dirseğini açmak isterken hareket hızlı yapılırsa kaslar kasılır ve direnç artar.
Beyindeki derin merkezlerin (talamus ve beyincik) hasarı sonucu görülen, istemsiz, anormal ve kontrolsüz hareketlerle karakterize SP türüdür. Örneğin, çocuk heyecanlandığında ellerinde ve dilde istemsiz kıvrılma veya bükülme hareketleri artar.
Karşılıklı zıt kas gruplarının aynı anda kasılması sonucu ortaya çıkan istemsiz, solucanvari, kıvrılma tarzı hareketlerdir. Örneğin, diskinetik SP'li bir çocuk önündeki kaleme uzanmaya çalışırken distal ekstremitelerinde kıvranma hareketleri belirginleşir.
Spastisiteden farklı olarak hız bağımlı olmayan, gövde ve ekstremite proksimallerinde ritmik tonus değişimleri ile görülen sürekli kas kontraksiyonlarıdır. Örneğin, boyun ve gövde bölgesinde tekrarlayıcı bükülme ve anormal postürlerle kendini gösterir.
Baş, boyun ve ekstremitelerde kore dansına benzer ani, süratli, amaçsız ve dans eder gibi hareketlerin gözlendiği klinik tablodur. Örneğin, diskinetik SP'li çocuklarda büyük amplitüdlü istemsiz hareketler şeklinde ortaya çıkar.
Doğum sonrasında tedavi edilemeyen sarılığa bağlı olarak, kan-beyin bariyeri gelişmemiş bebeklerde bilirubin pigmentinin beyin merkezlerinde birikmesiyle oluşan tablodur. Örneğin, bu durum çocukta koreatetoz tip hareket bozukluklarına yol açar.
Karşılıklı görev yapan kasların ritmik kasılması sonucu oluşan istemsiz resiprokal hareket paternleridir. Örneğin, istemli ve istemsiz hareketler sırasında sürekli gözlenebilen titreme halidir.
Karşılıklı görev yapan kaslar arasındaki dengenin bozulmasıyla karakterize, her iki kas grubunun hareketinde de aşırı dirençle karşılaşılması durumudur. Örneğin, rijiditesi olan bir çocuğun dirseğini hem bükerken hem de açarken sertlik ve dirençle karşılaşılır.
Serebellum (beyincik) hasarında görülen, denge ve koordinasyon kaybı ile karakterize SP türüdür. Örneğin, çocuk dengesini sağlayamadığı için bacaklarını aşırı açarak yalpalayarak yürür.
Belirgin kas tonus azlığı ile karakterize, kasların hamur gibi yumuşak olduğu SP alt tipidir. Örneğin, bebek ellerinden tutulup kaldırılmak istendiğinde başı arkaya doğru düşer.
Spastisite, atetoz ve distonik hareketlerin bir arada görüldüğü en ağır SP formlarından biridir. Örneğin, çocukta hem kas sertliği hem de istemsiz kıvrılma hareketleri aynı anda izlenir.
Gövde ve ekstremite tutulumu olan, ancak alt ekstremitelerin üst ekstremitelerden çok daha fazla etkilendiği tablodur. Örneğin, prematüre doğan çocukta ayak kaslarındaki tonus artışına bağlı parmak ucu yürüyüşü görülür.
Vücudun sadece bir yarısının (genellikle üst ekstremitenin alt ekstremiteye göre daha fazla) etkilendiği klinik tablodur. Örneğin, çocuk etkilenen taraf elini günlük yaşam aktivitelerinde çok az kullanır.
Gövde, alt ve üst ekstremiteler ile baş ve boyunun tamamının etkilendiği, spastisitenin en ağır formudur. Örneğin, kuadriplejik çocuk günlük yaşamında tamamen bağımlıdır ve istemli hareketi oldukça azdır.
Prematüre bebeklerde iskemik beyin yaralanmasına neden olan ve diplejik tip SP'nin en yaygın nedenlerinden biri olan beyin dokusu harabiyetidir. Örneğin, erken doğan bebeklerde beyaz madde hasarı olarak gelişir.
Yutma güçlüğü çeken ve yüksek aspirasyon riski taşıyan SP'li çocukların karın bölgesinden mide içine yerleştirilen beslenme tüpüdür. Örneğin, ağızdan beslenemeyen çocuğa doğrudan mide yoluyla besin verilmesini sağlar.
Mide içeriğinin özofagusa (yemek borusuna) geri kaçması durumudur. Örneğin, SP'li çocuk beslenme sırasında kusma ve yoğun rahatsızlık hissi yaşar, alt özofagusta iltihaplanma gelişebilir.
Normal mobilite yetersizliği, lifli ve sıvı gıda tüketim eksikliğinden ötürü SP'li çocuklarda sık görülen kabızlık durumudur. Örneğin, bağırsak hareketlerinin yavaşlamasıyla dışkılamada güçlük yaşanır.
Hafif etkilenimli SP'li çocuklarda yerde otururken bacakların W harfi oluşturacak şekilde konumlandığı yanlış oturma pozisyonudur. Örneğin, kalça eklemini olumsuz etkilediği için rehabilitasyonda önlenmesi gerekir.
Aşırı kasılmaları olan ve başını sürekli geriye atma eğilimi gösteren çocuklarda kasılmaları azaltmak için uygulanan etkili bir pozisyonlama yöntemidir. Örneğin, çocuğun gövdesinin yuvarlak bir hatta desteklenmesini sağlar.
Yenidoğan döneminde tedavi edilemeyen sarılığın kandan beyne geçerek bazal ganglionlarda hasar yapmasıdır. Örneğin, bebekte ilerleyen dönemde diskinetik (koreoatetoid) tip SP tablosuna neden olur.
Yaralanan dokuda oluşan hasar sonrası dokunun damar yolu ile oluşturduğu, kızarıklık, şişlik, ağrı, ısı artışı ve işlev kaybı gibi beş temel belirti veren savunma ve onarım reaksiyonudur. Örneğin, travma veya açık cerrahi sonrası ilk 24-48 saatte görülür.
Konnektif dokunun hücresel olmayan içeriği olup kollajen, elastin, proteoglikanlar ve yüzey maddelerinden oluşur. Hücreleri bir araya getirerek organların şekillenmesini ve mekanik destek sağlamasını engeller.
Konnektif dokuyu oluşturan, yüksek oranda fizyolojik hareket gerektiren dokularda bulunan ve lifler hasara uğramadan yaklaşık %70 oranında uzayabilme özelliğine sahip kollajen olmayan bir glikoproteindir.
Konnektif doku ağının en çok bulunan maddesi olup kas, tendon, kemik, kıkırdak ve bağlardaki dokuların biyokimyasal direncini sağlar. Çapraz dizilimleri hücre dışı ağın kuvvet ve dayanıklılığına katkıda bulunur.
Konnektif doku içerisinde bağ, kıkırdak, tendon ve kaslarda yer alan, kıkırdak ağının kompresyon (baskı) kuvvetinden sorumlu protein bileşenleridir. Dokuya esneklik, sertlik ve kuvvet kazandırır.
Travma sonrası trombositlerin yaralanma bölgesine giderek kimyasal maddeler salgılaması ve pıhtılaşma oluşturarak tamir sürecini başlattığı doku iyileşmesinin ilk aşamasıdır.
Yapısında endoplazmik retikulum ve mitokondri barındırarak kollajen sentezi ve ağ proteinleri salgılayan, kemik yapımından sorumlu temel kemik hücresidir.
Yeni oluşmuş mineralize kemik ağının içerisinde yer alan, metabolik olarak hücre dışı kalsiyum ve fosfor konsantrasyonunu kontrol eden olgun kemik hücresidir.
Fosfat enzim sentezi ve hidrojen iyonu üreterek ortamın pH'ını düşüren ve kristalize maddeleri çözerek kemik yıkımında görev alan emilim sağlayıcı büyük hücredir.
Uzun kemiklerin uç kısımlarının alt bölümünde (metafiz) yer alan, %50-90 arasında gözenek oranına sahip süngerimsi kemik dokusudur.
%30'dan daha az gözenek oranına sahip olan, uzun kemiklerin gövde kısımlarında yerleşim gösteren gözeneksiz sert kemik dokusudur.
Kemiklerin biçimlerinin yaşam boyu maruz kaldığı mekanik streslere ve yüklenmelere göre şekillendiğini belirten yasa; aralıklı yüklenme osteoblastik aktiviteyi tetiklerken, yüklenmeme osteoklastik aktiviteyi artırır.
Kırık iyileşmesi sürecinde kırık uçları arasında oluşan, önce yumuşak granülasyon dokusu ve ardından osteoblastlarca sert kemik dokusuna dönüştürülen onarım dokusudur.
Eklem kıkırdağının yaklaşık %5'ini oluşturan olgun kıkırdak hücresidir. Yoğun kıkırdak dokusu içinde yer alması nedeniyle yaralanma bölgesine göç etmesi zordur.
Diz ekleminde femur ile tibia arasında yer alan, kompresyon kuvvetini dağıtan, şokları emen ve %90 oranında tip 1 kollajen içeren C şeklindeki fibroelastik kıkırdak yapıdır.
Kas ve tendon dokularında meydana gelen yırtılma, çekilme veya zorlanmaları içeren yumuşak doku yaralanmalarını tanımlayan kavramdır.
Bağ dokusunu (ligamentleri) içeren eklem burkulmaları ve zorlanmaları sonucu ortaya çıkan yaralanmaları tanımlayan kavramdır.
İskelet kası miyofibrillerinde bulunan aktin ve miyozin protein liflerinin organize sıralanışıyla oluşan kasın hücresel düzeydeki temel kasılma birimidir.
İmmobilizasyon (hareketsizlik) veya yüke maruz kalmama durumlarında iskelet kaslarında ve diğer dokularda meydana gelen kitlesel kayıp ve hacim küçülmesidir.
Yumuşak doku yaralanmalarında akut dönemde uygulanan Koruma (Protection), Dinlenme (Resting), Buz (Ice), Kompresyon (Compression) ve Yükseltme (Elevation) adımlarından oluşan tedavi yöntemidir.
Tendon dokusunun temel hücresi olan, endoplazmik retikulum ve golgi cisimciği gibi geniş organellere sahip metabolik olarak aktif fibroblast benzeri hücredir.
Mat ve beyaz bant biçiminde görülen, tip 1 kollajen içeren, kemikleri birbirine bağlayan ve eklem hareketlerini sınırlayan yoğun konnektif doku yapısıdır.
Diz ekleminde 3. dereceden ön çapraz bağ hasarı ile birlikte iç menisküs ve iç yan bağda (MCL) meydana gelen üçlü yaralanma durumudur.
Çevresel sinirlerde görülen tip 1 yaralanma olup, sinir iletiminde azalma vardır ancak aksonun devamlılığı korunmuştur; baskı kalktığında düzelir.
Çevreyi saran konnektif doku bütünlüğünün bozulmadığı ancak sinir aksonunda hasarın meydana geldiği tip 2 çevresel sinir yaralanmasıdır.
Kemiğin dış yüzeyini çevreleyen, kemiği koruma, besleme ve yenileme işlevlerine sahip olan tabakadır. Örnek olarak, kemik yaralanmalarında onarım sürecini başlatan hücreleri barındırır.
Kasların kemiklere yapıştığı yerlerden, kasıldığında daha fazla hareket eden kemik üzerindeki bağlantı noktasıdır. Örneğin, biseps kasının önkol kemiği üzerindeki tutunma yeri insersio olarak adlandırılır.
Kasların kemiklere yapıştığı yerlerden, kasılma sırasında daha az hareket eden ve genellikle gövdeye daha yakın olan başlangıç noktasıdır. Örneğin, biseps kasının kol (humerus) kemiği üzerindeki yerleşimidir.
Kasın boyunda hiçbir değişiklik olmaksızın gerilerek kuvvet açığa çıkarması durumudur. Bu kasılma türünde eklemde görünür bir hareket oluşmaz ancak kas içi gerilim ve kasılma mevcuttur.
İzotonik kasılma türlerinden biri olup, kasın boyunun kısalarak kasıldığı ve buna bağlı olarak eklemde hareket açığa çıkardığı kasılma biçimidir. Örneğin, ağırlık kaldırırken kol kasının kısılmasıdır.
Kasın kasılmaya devam ederken aynı zamanda boyunda uzama meydana geldiği izotonik kasılma türüdür. Örneğin, yukarı kaldнович bir ağırlığı yavaşça aşağı indirirken kasın uzayarak direnç göstermesidir.
Kasların tendonlar vasıtasıyla değil, yassı konnektif doku bantları aracılığıyla doğrudan kemiğe veya diğer kaslara tutunduğu yapısal durumlardır.
Kas tendonlarının kemik, kıkırdak veya diğer dokulara sürtünmesini engelleyen, daire şeklinde içi sıvı dolu koruyucu yastıkçıklardır. Örnek olarak dizdeki patella ile deri arasındaki prepatellar bursa verilebilir.
Diz ekleminde kemik yüzeyleri arasında yer alan, kıkırdak yapıda yarım ay şeklinde içi kıvamlı sıvıyla dolu elastik yapılardır. Ekleme binen yükleri karşılar, şokları emer ve eklem uyumunu artırır.
Kas, kemik, eklem, tendon ve bağ gibi derin dokularda bulunan ağrı reseptörlerinin uyarılmasıyla ortaya çıkan, genellikle hafif, yoğun ve uzun süreli seyreden ağrı türüdür.
Vücudun el ve ayak bölgesindeki küçük eklemleri simetrik olarak tutan, süreğen seyirli ve iltihabi karakterli sistemik bir romatizmal hastalıktır.
Halk arasında kireçlenme olarak bilinen, 50 yaş üstü kişilerde eklem kıkırdak yapısında bozulma ve aşınmayla karakterize kronik seyirli dejeneratif bir eklem hastalığıdır.
Özellikle sakroiliak eklem, omurga ve büyük eklemleri etkileyen, nedeni tam olarak bilinmeyen ilerleyici ve kronik seyirli iltihabi romatizmal bir hastalıktır.
Doğuştan veya sonradan çeşitli nedenlere bağlı olarak omurgada meydana gelen C veya S şeklindeki anormal yansal eğriliklerdir.
Hasara uğrayan veya uzun süre kullanılmayan vücut dokusunun, özellikle kasların boyutlarında ve hacminde zamanla meydana gelen azalma durumudur. Örneğin hareketsiz kalan kasın incelmesidir.
Ağrı şiddetini sayılar, renk tonları veya tanımlayıcı kelimeler aracılığıyla bireysel olarak göreceli sayısal verilere dönüştüren tek boyutlu bir değerlendirme aracıdır.
Ağrının şiddetiyle birlikte vücuttaki yayılımını, duyusal ve algısal boyutlarını ayrıntılı kelime tanımlayıcıları ile ölçen çok boyutlu bir ağrı değerlendirme aracıdır.
İyonize edilmiş ilaçların (lokal anestezikler veya NSAİİ) doğrudan elektrik akımı yardımıyla deriden alt dokuya iletilmesini sağlayan bir fizik tedavi uygulama yöntemidir.
İki vücut bölümünü veya yumuşak dokuyu birbirinden ayırmak, disk basıncını düşürmek ve sinir kökü üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla zıt yönde uygulanan çekme kuvveti tedavisidir.
Hafif dokunma ve proprioseptif lifleri elektriksel akımla uyararak geniş çaplı duyu sinirleri üzerinden ağrıyı spinal düzeyde bloke etmeyi amaçlayan bir tedavi yöntemidir.
Yeni oluşmuş akut yumuşak doku burkulma ve yaralanmalarında kullanılan; Koruma, Dinlenme, Soğuk Uygulama, Kompresyon ve Yükseltme basamaklarını içeren ilk yardım ve tedavi protokolüdür.
Ekstremite kaybı yaşayan bireylerin fiziksel, psikolojik ve sosyal kapasitelerini en üst düzeye çıkarmak, onları fonksiyonel bir protezle bağımsız kılmak için uygulanan çok disiplinli süreçtir. Metinde bu süreç preoperatif dönemden sosyal yaşama uyuma kadar beş aşamada ele alınır.
Ampute edilen uzvun yerinde hâlâ varmış gibi hissedilmesi ve bu hayali uzuvda ağrı, yanma veya sancı gibi rahatsızsız edici duyumların ortaya çıkması durumudur. Postoperatif dönemde kontrol altına alınması gereken önemli klinik tablolardan biridir.
Amputasyon sonrasında güdük bölgesinde ortaya çıkan aşırı hassasiyeti (hipersensitivite) azaltmak ve normal duyu eşiğine ulaştırmak amacıyla uygulanan duyu eğitimi programıdır. Preprostetik dönemde güdük bakımının ayrılmaz bir parçasıdır.
Cerrahi sonrası iyileşmenin tamamlandığı, güdüğün şekillendirildiği, ödemin giderildiği ve hastanın protez kullanımına hem fiziksel hem de psikolojik olarak hazırlandığı kritik hazırlık evresidir. Bu dönemde detaylı kas, duyu ve eklem testleri yapılır.
Üst ekstremite protezlerinin en uç kısmına takılan, nesneleri kavrama, tutma ve bırakma fonksiyonlarını yerine getiren protez el veya çengel gibi mekanik ya da biyonik bileşenlerdir. Protez eğitiminde manipülasyonu üzerinde en çok durulan parçadır.
Çocukların anne karnında gelişim sürecinde alt veya üst ekstremitelerinin bir kısmının veya tamamının eksik olarak doğması durumudur. Bu çocuklarda protez kararı verilirken motor gelişim, büyüme hızı ve çocuğun kendi geliştirdiği adaptasyon yöntemleri dikkate alınır.
Ampute edilen uzvun geriye kalan kısmı (güdük) ile protezin vücuda bağlandığı çanak şeklindeki parça (soket) arasındaki anatomik ve biyomekanik uyumdur. Prostetik dönemin ilk aşaması bu uyumun kontrol edilmesidir.
Amputelerin günlük yaşam aktivitelerinde başaramadıkları veya yapmakta zorlandıkları işleri tek başlarına yapabilmeleri için özel olarak tasarlanan ve adaptif bağımsızlık sağlayan yardımcı araç-gereçlerdir.
Özellikle gelişmiş ülkelerde yaşlı bireylerde alt ekstremite amputasyonlarının en sık görülme nedenini oluşturan, damar tıkanıklığı ve dolaşım bozukluklarıyla seyreden patolojik tablolardır.
Bireyin dört ekstremitesini (iki kol ve iki bacak) birden kaybetmesi durumunu ifade eden, ampute rehabilitasyonunun en zorlu ve karmaşık grubunu oluşturan çoklu amputasyon tablosudur.
Kırılan bölgede kemik uçlarının birbirinden tamamen ayrıldığı kırık tipidir. Örnek olarak travma sonucu ikiye ayrılmış uzun kemik kırıkları verilebilir.
Kemiğin bütünlüğünün bozulduğu ancak kemik uçlarının birbirinden ayrılmadığı kırık türüdür. Çocuklarda görülen yeşil ağaç kırığı buna örnek oluşturur.
Kemiğin doğrudan üzerine gelen kuvvetler sonucunda oluşan kırıklardır. Vurmalar, ezilmeler ve mermi yaralanmaları direkt kırıklara örnek gösterilebilir.
Kemiği buran (torsiyonel), iten veya çeken kuvvetler sonucunda oluşan kırıklardır. Sportif zorlanmalar veya dönme hareketleri sırasında meydana gelebilir.
Birden çok kazazedenin bulunduğu afet veya kaza yerlerinde yaralıların yaralanma ciddiyetine ve önceliğine göre sınıflandırılarak ayrılması işlemidir.
Aşırı kanamalarda kan akışını durdurmak için uzva uygulanan sıkı sarma işlemidir. Eğitimli kişilerce yapılmalı ve doku nekrozunu önlemek için süresi 15-20 dakikayı aşmamalıdır.
Kırık çizgisinin kemiğin uzun eksenine yatay (enine) olarak uzandığı kırık sınıflandırma türüdür.
Kırık hattının kemiğin uzun eksenine göre eğik bir açı oluşturduğu kırık çizgisi çeşididir.
Bir tendon veya bağın yapıştığı kemik parçasını çekerek koparmasıyla oluşan kopma kırığı türüdür.
Kemikte osteoporoz, tümör veya enfeksiyon gibi altta yatan bir zayıflık veya lezyon nedeniyle çok hafif zorlanmalarla bile oluşan kırıklardır.
Kemikte ani bir darbe olmaksızın, tekrarlayan zorlanmalar ve aşırı yüklenmeler sonucunda (örneğin uzun mesafe koşucularında) meydana gelen çatlak veya kırıklardır.
Kırık uçlarının uzman hekim tarafından eski anatomik hizasına getirilmesi işlemidir; kapalı veya açık olarak yapılabilir.
Kırılan kemik uçlarının iyileşmeyi sağlamak amacıyla alçı, traksiyon, internal veya eksternal materyallerle hareketsiz hale getirilmesi ve sabitlenmesidir.
Kırık anında kemiği ve çevre dokuları besleyen damarların yırtılması sonucu kırık bölgesinde kan birikmesi ve pıhtılaşması durumudur.
Kırık iyileşmesinin onarım döneminde kırık uçları arasında köprüleşme yaratan, zamanla sertleşerek kemikleşen yumuşak ve sert doku birikimidir.
Kırık iyileşme sürecinde kemik uçlarının yanlış anatomik pozisyonda kaynaması durumudur. Örneğin kaval kemiğindeki kırığın açılı kaynaması buna örnektir.
Kırık veya travma sonrasında damar sistemi yaralanmaları ve buna bağlı gelişen iskemi (kanlanma bozukluğu) sonucunda kaslarda kalıcı kasılma ve şekil bozukluğu oluşmasıdır.
Fonksiyonunu kaybetmiş veya aşınmış olan eklem yüzlerinin cerrahi olarak çıkarılıp özel tasarlanmış yapay biyomateryallerle değiştirilmesi işlemidir. Amaç eklem kaynaklı ağrıyı gidermek, hareket açıklığını sağlamak ve deformiteleri düzeltmektir.
Bir eklemi oluşturan karşılıklı her iki eklem yüzünün de (örneğin hem femur hem tibia veya hem humerus başı hem glenoid fossa) cerrahi olarak çıkarılıp yapay komponentlerle tamamen değiştirildiği artroplasti yöntemidir.
Eklem yapısını oluşturan iki ana yüzeyden sadece bir tanesinin (örneğin kalçada sadece femur başının) biyomateryal ile değiştirildiği, diğer eklem yüzünün (asetabulumun) ise korunduğu artroplasti cerrahi türüdür.
Eklem yüzlerinin tamamen çıkarıldığı ve arada psödoartroz yani yalancı eklem oluşturulduğu cerrahi bir artroplasti yöntemidir. Genellikle diğer yöntemlerin uygulanamadığı özel durumlarda tercih edilir.
Çimentolu eklem artroplastilerinde endoprotezin kemik dokusuna sıkı bir şekilde tespiti ve fiksasyonunu sağlamak amacıyla kullanılan kimyasal bir miktar maddedir. Özellikle yaşlı ve kemik kalitesi zayıf bireylerde uygulanır.
Çimentosuz artroplasti uygulamalarında, endoprotezin gözenekli dış yüzeyine doğru kemik dokusunun (intramembranöz tipte) büyümesi ve dolması yoluyla sağlanan doğal kemik-protez bütünleşme ve tespit yöntemidir.
Diz artroplastisi gibi cerrahi operasyonlardan sonra erken dönemde eklem hareket açıklığını artırmak, derin ven trombozunu önlemek ve yumuşak doku iyileşmesini desteklemek amacıyla özel cihazlarla yapılan pasif hareket protokolüdür.
Diz ekleminin sadece tek bir kompartmanının (medial veya lateral femur-tibia eklem yüzlerinin) değiştirildiği, çapraz bağların korunduğu ve kemik rezeksiyonunun minimum düzeyde tutulduğu sınırlayıcı olmayan diz protez türüdür.
Femur ve tibianın hem medial hem de lateral kompartmanlarının eklem yüzlerinin değiştirildiği, ancak patellofemoral eklemin olduğu gibi bırakıldığı, gevşeme riski nedeniyle daha az tercih edilen diz artroplasti yöntemidir.
Femur ve tibianın hem medial hem lateral kompartmanları ile birlikte patellofemoral eklem yüzlerinin tamamının aynı anda değiştirildiği kapsamlı total diz artroplasti cerrahi yöntemidir.
Diz eklemi kıkırtak kaybının eklemin medial kısmında gelişmesi sonucunda bacakların dışa doğru açılandığı, halk arasında X bacak olarak bilinen ve anormal yüklenmelere yol açan deformite tabiridir.
Eklem cerrahisi sonrasında yumuşak dokular içinde anormal kemik dokusu oluşması durumudur. Ağrıya ve hareket kısıtlılığına neden olduğu için erken dönemde rehabilitasyon ile önlenmeye çalışılır.
Rezeksiyon artroplastisi gibi durumlarda eklem yüzlerinin çıkarılmasıyla ortaya çıkan, tıbbi olarak yalancı eklem anlamına gelen ve eklem hareketliliğini farklı bir mekanizmayla sağlayan durumdur.
Omuz ekleminde cavitas glenoidalis'in çevresini saran kıkırdak yapıdaki oluşumdur. Caput humeri ile glenoid çukuru birbirine uyumlu hale getirerek eklem temasını artırır.
Spinal kord veya omurilikten çıkan sinir köklerinin travma ya da travma dışı nedenlerle spinal kanal içinde hasarlanması durumudur. Tüm dünyada en yaygın nedenleri trafik kazaları ve yüksekten düşmelerdir; örneğin omurganın aşırı fleksiyonu veya ekstansiyonu sonucu omurilikte tam veya kısmi zedelenmeler meydana gelebilir.
Spinal kordun vertebral kanalın üst 2/3'ünü kapladıktan sonra L1 vertebra alt sınırı veya L2 üst kenarında incelerek sonlandığı konik yapı bölgesidir. Bu bölgedeki yaralanmalar konus medullaris sendromuna yol açarak bacaklarda ve anal sfinkterde başlangıçta flask paralizi yapabilir.
Sakral sinir köklerinin omurilik kanalından aşağı doğru sarkan saç örgüsü benzeri lif demetlerini oluşturan anatomik yapıdır. L1-L2 disk aralığı ve altındaki yaralanmalar kauda equina liflerini etkileyerek arefleks mesane ve bağırsak bulgularına neden olur.
Akut omurilik yaralanmasından hemen sonra başlayan, yaralanma seviyesinin altında nöral aktivitenin azaldığı, flask paralizinin ve reflekslerin kaybolduğu 2-12 hafta süren dönemdir. Bu dönemde mesane arefleksik ve akontraktil olup idrar retansiyonu görülebilir.
Spinal kord yaralanmalarında, lezyon seviyesinin altındaki tüm sensoriyal (duyu) ve motor fonksiyonlar ile sakral segmentlerdeki (S4-S5) sfinkter kontrolünün tamamen kaybını ifade eden klinik tablodur. Örneğin ASIA A sınıfı hastalar komplet yaralanma örnekleridir.
Nörolojik seviyenin altında ve en alt sakral segmentlerde duyu ve motor fonksiyonların kısmi olarak korunmuş olması durumudur. Bu lezyon varlığında derin anal duyunun korunmuş olması inkomplet tablonun en belirgin göstergesidir.
Spinal kordun merkez kısmının (santral) mekanik kompresyon veya ezilmesi sonucu gelişen, inkomplet yaralanmaların en sık görülen tipidir. Bu sendromda bacaklara kıyasla kollarda daha belirgin kuvvet kaybı görülür ve sakral duyu genellikle korunur.
Anterior spinal arterin sulama alanında infarkt gelişimi ile karakterize, genellikle fleksiyon tipi yaralanmalarda görülen sendromdur. Lezyon seviyesinin altında motor paralizi ile ağrı ve ısı duyusu kaybolurken, dokunma, vibrasyon ve derin duyu korunur.
Spinal kordun yarı kesisi olup sıklıkla servikal bölgedeki kesici alet yaralanmalarında görülür. Yaralanma ile aynı tarafta hareket ve derin duyu kaybı oluşurken, karşı tarafta 1-2 segment alttan itibaren ağrı ve ısı duyusu kaybolur.
Hiperekstansiyon travmaları ve vertebra posterior yapı kırıkları sonrasında posterior kolonun ezilmesiyle oluşan nispeten nadir bir sendromdur. Hastanın ağrı, ısı duyusu ve kas kuvveti korunurken, propriosepsiyon (derin duyu) kaybı ve ataksi görülür.
T11-T12 ve L1 vertebra seviyelerindeki yaralanmalarda görülen, başlangıçta bacaklar ile mesane ve anal sfinkterde flask paralizi oluşturan sendromdur. Kronik evrede bu tablo spastisite ve refleks hiperaktiviteye dönüşebilir.
L1-L2 veya daha altındaki disk hernileri ve yaralanmaların kauda equina liflerini tutmasıyla oluşan tablodur. Arefleks mesane, bağırsak ve flask alt ekstremiteler ile karakterize olup inkomplet olgularda seyri daha iyidir.
Üst servikal kord ve beyin sapını etkileyen lezyonlarda görülen, yüzde duyu kaybı ve kollardaki zayıflığın bacaklardan daha belirgin olmasıyla ayırt edilen sendromdur. Ağız çevresi duyu kaybı medulla ve üst servikal tutulumunu gösterir.
Yaralanma seviyesi T6 üzerinde olan hastalarda spinal şok sonrasında ortaya çıkan, tıkalı sonda veya kabızlık gibi uyaranlarla tetiklenen acil bir durumdur. Şiddetli ve ani hipertansiyon, zonklayıcı baş ağrısı, yüzde kızarma ve bradikardi ile kendini gösterir.
Quadriplejik ve T6 üstü paraplejik hastalarda, yatar pozisyondan oturma veya dik konuma getirildiklerinde sempatik aktivite yetersizliği nedeniyle kan basıncının ani düşmesi (20 mmHg veya daha fazla) durumudur. Baş dönmesi, bulantı ve bayılmaya yol açabilir.
Uzun süre hareketsiz kalma ve basınç altında kalan dokularda kan dolaşımının bozulması sonucu gelişen deri ve deri altı doku kaybıdır. Genellikle sakrum, trokanter, iskiyum ve topuklarda görülür; enfekte olursa sepsis ve ölüme neden olabilir.
Spinal kord yaralanmalarından sonra kalça, diz, omuz ve dirsek gibi büyük eklemlerin çevresindeki yumuşak dokularda anormal kemikleşme (ossifikasyon) gelişmesidir. Genellikle yaralanmadan sonraki 1 ila 4 ay arasında ortaya çıkar.
Omurilik yaralanmasından 2 ay ila 25 yıl sonra ortaya çıkabilen, ilerleyici kistik miyelopati durumudur. Segmental veya radiküler ağrı, geç dönemde motor ve duyu kaybı, artmış spastisite ve hiperhidrozis bulgularıyla seyreder.
Spinal kord yaralanmalarında nörolojik seviyeyi, duyu ve motor fonksiyonları standart bir şekilde değerlendirmek için kullanılan ASIA A'dan E'ye kadar derecelendirilen bozukluk skalasıdır.
Spinal kordun servikal segmentlerindeki hasar sonucunda kollarda, gövdede, bacaklarda, mesane, bağırsak ve cinsel fonksiyonlarda motor ve/vücut duyusunun kaybolması veya azalması durumudur.
Spinal kordun torasik, lomber veya sakral segmentlerinin yaralanması sonucunda kolların fonksiyonu korunurken, gövde, bacaklar ve pelvik organlarda motor ve/veya duyusal fonksiyon bozukluğu gelişmesi durumudur.
Yatan hastalarda ortostatik hipotansiyonu önlemek ve dik duruşa uyum sağlamak amacıyla 45 dereceden başlayıp kademeli olarak dikey konuma getirilen özel rehabilitasyon masasıdır.
Paraplejik hastaların yürütülmesinde kullanılan, özellikle bir kalçada aktif fleksiyonu olan bireylerde adımlamayı kolaylaştıran, karşılıklı bacak hareketini destekleyen özel bir yürüme ortezidir.
C8-T12 komplet yaralanması olan paraplejik hastaların gövde ve pelvik stabilitesini sağlayarak ev içinde ve dışında ayak üstünde ambule olmalarına olanak tanıyan kalçadan yönlendirilen özel bir ortezdir.
SKY'li hastaların resim, müzik, seramik ve el işleri gibi etkinlikler aracılığıyla el becerilerini kullanmasını, toplumsal hayata uyum sağlamasını ve depresyon gibi psikolojik sorunlarla başa çıkmasını destekleyen terapötik yaklaşımdır.
Doğuştan veya sonradan oluşan yetersizlikleri ortadan kaldırmak veya en aza indirmek, bireyi fiziksel, mental ve sosyo-ekonomik açıdan kendine ve topluma yeterli duruma getirmeyi amaçlayan çok yönlü bir hizmettir.
İnsanların gönüllü olarak boş zamanlarında katıldıkları, kişisel doyum sağladıkları ve zihin ile vücudu canlandırmak amacıyla gerçekleştirdikleri oyun, meşguliyet veya sportif aktivitelerdir.
Alt veya üst ekstremitenin tamamının ya da bir kısmının cerrahi olarak kesilerek vücuttan çıkarılması işlemidir; trafik kazaları, hastalıklar veya konjenital nedenlerle uygulanabilir.
Amputasyon ameliyatı sonrasında varlığını artık sürdürmeyen, kesilip çıkarılmış olan uzuvda hissedilen ağrı durumudur. Örneğin, sağ bacağı diz altından kesilen bir bireyin, olmayan ayağında ağrı hissetmesi bu durumu örnekler.
Eklemi çevreleyen kas, tendon, bağ ve kapsüllerin elastikiyetlerini kaybetmesi sonucu eklemin normal hareket açıklığını yitirmesi veya kısıtlanması durumudur; serebral palsi gibi durumlarda sıkça görülür.
Amputasyon işlemi sonrasında vücutta kalan ekstremite parçasına verilen isimdir. Protez uygulamalarının başarısı güdük sağlığına ve yapısına doğrudan bağlıdır.
Vücudun her iki tarafını veya çift organlarda her iki organı birden etkileyen durumları ifade eden anatomik bir terimdir. Örnek olarak bilateral sağırlık her iki kulaktaki işlev kaybını belirtir.
Kişinin herhangi bir hastalık veya travma nedeniyle azalan fiziksel gücünü ya da yeteneğini düzeltmek, etkilenen kas ve organlara eski canlılığını kazandırmak amacıyla uygulanan özel egzersiz yöntemidir.
Kemiklerin kesilmesiyle değil, doğrudan eklem seviyesinden yapılan amputasyon işlemlerine verilen tıbbi isimdir.
Vücudun karşı tarafı ile ilgili olan durumları ifade eder. Örneğin, vücudun sol tarafındaki bir lezyonun sağ tarafta yarattığı etkiler kontralateral olarak nitelendirilir.