Ana Sayfa » Anadolu Üniversitesi AÖF » İktisat Lisans Programı » Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri
← Ünite 6

Ünite 6: Türkiye Avrupa Birliği İlişkilerinin Mevcut Durumu ve Geleceği — Konu Anlatımı

1Türkiye - AB İlişkilerinin Mevcut Durumu ve Ek Protokol Krizi

Brüksel Zirve Toplantısı öncesinde Türkiye, tam üyelik müzakerelerine başlamanın ön koşulu olarak kabul edilen iki önemli konuda AB’ye taahhütte bulunmuştur. Bu taahhütlerden ilki yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesidir; ikincisi ise AB’nin yeni tam üyelerinin, Ankara Anlaşması ve Ek’leri niteliğindeki Protokol’lerin tarafı haline getirilmesidir. Bu kapsamda Türkiye ile AB arasındaki ortaklık ilişkisinin yeni tam üye olan ülkeleri kapsaması için bir Ek Protokol hazırlanarak onaylanması öngörülmüştür.

Türkiye’nin tam üyelik müzakereleri, planlandığı gibi 3 Ekim 2005 tarihinde Hırvatistan ile eş zamanlı olarak başlatılmıştır. Müzakerelerde açılan ilk müktesebat başlığı Bilim ve Araştırma olmuş, bu başlık 12 Haziran 2006 tarihinde açıldığı gün geçici olarak kapatılmıştır. Ancak Türkiye, 2004 Brüksel Zirve Toplantısı öncesinde taahhüt ettiği Ek Protokol’ü, Güney Kıbrıs’ın Türkiye tarafından tanınmaması gerekçesiyle TBMM’de onaylamamıştır.

Ek Protokol’ün onaylanmaması üzerine AB, gümrük birliği ile doğrudan bağlantılı olan sekiz müktesebat başlığında (Malların Serbest Dolaşımı, İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunma Serbestîsi, Mali Hizmetler, Tarım ve Kırsal Kalkınma, Balıkçılık Politikası, Taşımacılık Politikası, Gümrük Birliği ve Dış İlişkiler) müzakereleri geçici olarak askıya almıştır. Bu durum, diğer başlıkların müzakeresine başlansa bile Ek Protokol şartı yerine getirilmedikçe hiçbir başlığın kapatılamayacağı anlamına gelmektedir.

2Avrupa Birliği’nin Bütünleşme ve Genişleme Dinamikleri

AB, kuruluşundan bu yana bütünleşme (derinleşme) ve genişleme süreçlerini eş zamanlı yürütmüştür. Kimi dönemlerde ekonomik ve siyasi entegrasyon öne çıkarken kimi dönemlerde yeni üye kabulü öncelik kazanmıştır; ancak bu durum iki süreç arasındaki uyumu bozmamıştır. 2000’li yıllarda AB’nin ekonomik bütünleşme dinamiği Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB) ve ortak para birimi Euro, siyasi bütünleşme dinamiği Lizbon Antlaşması, genişleme dinamiği ise beşinci genişleme süreci olmuştur.

Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB), ağırlıklı olarak para birliği ile ilgili mevzuatlara dayanır çünkü AB uluslarüstü (supranational) bir yapıya sahiptir ve federal bir devlet değildir. Para politikası Avrupa Merkez Bankası ve Merkez Bankaları Sistemi tarafından yürütülmektedir. Ancak EPB’nin en büyük eksikliği, ortak para politikasına eşlik edecek güçlü bir ortak maliye politikasının ve yeterli büyüklükte bir merkezi bütçenin (GSYİH’nin %1’i civarında) bulunmamasıdır.

Ortak maliye politikasının yokluğunda AB, üye ülkelerin mali disiplinden kopmasını önlemek amacıyla Maastricht Kriterleri, İstikrar ve Büyüme Paktı kriterleri ve yıllık Genel Ekonomi Politikası İlkeleri toplantıları gibi sınırlama ve mekanizmalar uygulamaktadır. Vergi toplama yetkisinin üye ülkelerin ulusal egemenliğinde kalması da EPB’nin tam anlamıyla ekonomik bir birlikten çok para birliği özellikleri göstermesine yol açmaktadır.

3Para Birliğinin Esasları, Optimum Para Alanları ve Kriz

Para birliğinin iki temel bileşeni döviz kuru birliği ve sermaye piyasası bütünleşmesidir. Döviz kurlarının geri dönülemez biçimde sabitlenmesi veya ortak para birimi kullanılması döviz kuru birliğini sağlar. Bu yapı, konvertibiliteyi ve sermaye hareketleri üzerindeki kontrollerin kaldırılmasını zorunlu kılar. Sağlıklı bir para birliği için üye ülkeler arasında para politikalarının uyumlaştırılması, döviz rezervlerinin ortak havuzda toplanması ve tek bir merkez bankasının varlığı şarttır.

Mundell, McKinnon ve Kenen tarafından geliştirilen Optimum Para Alanları Teorisi, para birliğinin maliyet ve faydalarını inceler. Bir para biriminin optimum olabilmesi için ülkelerin benzer dışa açıklık oranlarına, yakın enflasyon oranlarına, yüksek faktör hareketliliğine, esnek fiyat ve ücretlere ve benzer ekonomik büyüklüklere sahip olması gerekir. Aksi takdirde ulusal para politikasından ve kur araçlarından (devalüasyon/revalüasyon) vazgeçmenin maliyeti çok yüksek olur.

AB tarihi boyunca EPB için Werner Raporu (1971) ve Avrupa Para Sistemi (APS / ERM) gibi aşamalardan geçerek 1992 Maastricht Antlaşması ile 1 Ocak 2002'de Euro'yu fiilen tedavüle sokmuştur. Ancak 2007 küresel ekonomik krizi Euro Bölgesi'nde ağır bir borç sarmalına (Yunanistan, İspanya, İrlanda krizi) dönüşmüş; yapısal sorunlar (mali uyumsuzluk) nedeniyle Euro'nun geleceği sorgulanır hale gelmiştir.

4AB’nin Siyasi Bütünleşme Dinamiği: Lizbon Antlaşması

AB, ekonomik ve genişleme alanındaki başarılarını siyasi alanda taçlandırmak amacıyla bir 'AB Anayasası' hazırlamış ve 2004 yılında uzlaşı sağlamıştır. Ancak 2005 yılında Fransa, Hollanda ve İrlanda'da yapılan halk oylamalarında (referandum) anayasa taslağının reddedilmesi büyük bir şok yaratmıştır. Bu durum üzerine çalışmalar yeniden ele alınmış ve anayasa hedefinden vazgeçilerek metin bir 'tadil antlaşması'na dönüştürülmüştür.

Lizbon Reform Antlaşması 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu antlaşma mevcut antlaşmaların yerini almamış, onları tadil etmiştir. Lizbon Antlaşması ile Avrupa Parlamentosu güçlendirilmiş, ulusal parlamentolara daha aktif rol verilmiş ve 'Vatandaşlar Girişimi' sayesinde 1 milyon vatandaşa yeni politika önerisi getirme hakkı tanınmıştır. Ayrıca AB tarihinde ilk kez üyelikten çekilme olasılığı hukuki zemin kazanmıştır.

Antlaşma, 'çift çoğunluk' sistemiyle karar almayı hızlandırmış, Avrupa Konseyi'ne 2,5 yıllığına başkanlık makamı getirmiş, Temel Haklar Sözleşmesi'ni birincil hukuka dahil etmiş ve Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği ile Avrupa Dış Faaliyet Servisi'ni kurarak AB'yi küresel bir aktör konuma taşımıştır.

5AB’nin Genişleme Dinamiği ve Beşinci Genişleme Süreci

AB bugüne kadar 5 genişleme süreci yaşamıştır. İlk genişleme 1973 (İngiltere, İrlanda, Danimarka), ikinci (1981 Yunanistan) ve üçüncü (1986 İspanya, Portekiz) genişlemeler Akdeniz genişlemeleri, dördüncü genişleme ise 1995 (İsveç, Finlandiya, Avusturya) yılında gerçekleşmiştir. Beşinci genişleme süreci ise eski Doğu Bloku ülkeleri (Orta ve Doğu Avrupa) ile Akdeniz’den Güney Kıbrıs ve Malta’nın katılımıyla gerçekleşmesi bakımından tarihin en büyük genişlemesidir.

Beşinci genişlemenin ilk dalgası 1 Mayıs 2004’te 10 ülkenin katılımıyla, ikinci dalgası 1 Ocak 2007’de Bulgaristan ve Romanya’nın katılımıyla gerçekleşmiştir. Türkiye ise Aralık 1999 Helsinki Zirvesi ile bu sürecin üçüncü dalgasına dahil edilmiş ve 3 Ekim 2005'te tam üyelik müzakerelerine başlamıştır. Aynı tarihte müzakerelere başlayan Hırvatistan 1 Temmuz 2013'te üye olurken, Türkiye'nin müzakereleri Ek Protokol engeli nedeniyle tıkanmıştır.

2015 yılı itibariyle genişleme politikasında Türkiye, Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk aday ülke; Bosna-Hersek ve Kosova potansiyel aday konumundadır. İzlanda ise 2009'da yaptığı başvuruyu Mart 2015'te çıkarlarına uygun olmadığı gerekçesiyle geri çekmiştir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250