İnsan, doğası gereği yalnız yaşayamayan ve toplum adı verilen sosyal çevre içinde diğer bireyler ve kurumlarla sürekli etkileşim halinde bulunan bir varlıktır. Sabah uyanılan andan itibaren aile bireyleriyle, iş veya okul yolunda karşılaşılan insanlarla, gün içinde iş yerinde veya kamusal alanlarda kurulan ilişkilerin hepsi 'sosyal ilişki' olarak adlandırılmaktadır. Bu ilişkilerin sayılamayacak kadar çok olması ve zaman zaman çıkar çatışmalarına yol açması kaçınılmazdır.
Kaynak kelimesi genel anlamda bir şeyin ilk çıktığı, kaynadığı yer anlamına gelmektedir. Hukuk açısından kaynak ise, hukuk kurallarının ortaya çıktığı ve doğduğu yeri ifade eder. Hukuk biliminde kaynaklar temel olarak bilgi kaynakları, organsal kaynaklar ve biçimsel kaynaklar olmak üzere üçe ayrılır.
Belirli bir toplumda bireylerce paylaşılan hukuki fikirler, tutumlar, değerler, kanılar ve beklentiler toplamı 'hukuk kültürü' olarak adlandırılır. Hukuki bilincimiz içinde şekillendiği toplumunkinden farklı bir hukuk düzenini incelerken, o düzenin kavram, kategori ve kural anlayışını bilmek gerekir. Farklı hukuk kültürlerini anlamak için bir tür tercümeye ve yabancı olanla tanıdık olanı karşılaştırmaya ihtiyaç duyarız.
Türk Hukukunda Kıta Avrupası Hukuk Sistemi'ne paralel olarak özel hukuk ve kamu hukuku ayrımı yapılmakta, medeni hukuk, borçlar hukuku, ceza hukuku ve idare hukuku gibi dallar yer almaktadır. Hukuk kuralları genel ve soyut nitelik taşıyarak kişilere haklar bahşederken ödevler de yükler. Bu kuralların ihlal edilmesi durumunda toplumsal düzeni yeniden kurmak devletin yargı işleviyle mümkün olur.
Hak kavramı, özel hukuk alanının en temel yapı taşlarından birini oluşturur. Hukuk öğretisinde objektif hukuk sadece 'hukuk' sözcüğü ile ifade edilirken, subjektif hukuk için 'hak' sözcüğü kullanılmaktadır. Hak, en genel tanımıyla hukuk düzeni tarafından kişilere tanınmış olan yetkileri ifade eder.
Bir hakkın bir kişiye bağlanmasına hakkın kazanılması adı verilir; bu durum kişi ile hak arasında hukuki bir bağlantı kurar. Hukuk düzenince korunan menfaatler olan haklar sahipsiz olamaz ve bu hakların doğumuna yol açan olgular hukuki olay, hukuki fiil ve hukuki işlem olmak üzere üç grupta incelenir. Hukuki olaylar geniş ve dar anlamda olmak üzere ikiye ayrılır.
Kamu hukuku ile özel hukuk ayrımı, hukukun en temel ayrımlarından biri olmakla birlikte günümüzde eski önemini yitirmiş olup çoğunlukla eğitim amacıyla kullanılmaktadır. Bu ayrımın temelinde, özel hukukta tarafların serbest iradeleri ve eşitlik ilkesiyle hukuki ilişkiye girmesi yer alır; kamusal bir yanın bulunması ise kamu menfaati gözetilerek eşit şartları engeller. Günümüz insan ilişkilerinin karmaşıklaşması ve haklara yönelik tehditlerin artması, korumanın kamu gücü kullanılarak sağlanmasını zorunlu kılmış ve kamu hukuku kuralları özel hukuku giderek istila etmiştir.
Genel anlamda kamu hukuku; devlet teşkilatını, devletin başka bir devletle veya bireylerle olan ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının bütününü ifade eder. Bu hukuk dalı, birey-devlet ilişkilerinde devletin belirli bir konuda iradesini tek taraflı olarak ortaya koymasıyla doğar. Muhatap olan bireyin bu iradeyi kabule ya da onaya yönelik bir beyanda bulunması hukuken gerekli değildir; bu nedenle kamu hukuku ilişkileri özü itibarıyla tek taraflıdır.