Türk Vergi Sisteminde yer alan vergiler, vergilendirildikleri ekonomik kaynaklara göre üç ana grupta sınıflandırılmaktadır. Bu gruplar; gelir üzerinden alınan vergiler, harcamalar üzerinden alınan vergiler ve servet ya da servet transferi üzerinden alınan vergilerdir. Bu sistematik sınıflandırma, vergi türlerinin kavradığı ekonomik unsurları net bir şekilde ortaya koyarak hem teorik analizleri hem de vergi uygulamalarını kolaylaştırmaktadır.
Gelir üzerinden alınan vergiler grubunda Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi yer alır. Bu iki verginin iktisadi konusu esasen aynı olup elde edilen kazançları hedefler; ancak 'gelir' terimi sadece gerçek kişilerin kazançları için kullanılırken, tüzel kişilerin kazançları için 'kurum kazancı' ifadesi tercih edilir. Gelir vergisi, bireylerin kişisel ödeme güçlerini dikkate alan, dolaysız ve adil yapısıyla vergi sisteminin temel taşlarından birini oluşturmaktadır.
Harcamalar üzerinden alınan vergiler ise Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), Gümrük Vergisi, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV), Özel İletişim Vergisi, Şans Oyunları Vergisi ve Damga Vergisi gibi geniş bir yelpazeyi kapsar. Bu vergiler, gelir elde edildikten ve vergilendirildikten sonra kalan kullanılabilir gelirin tüketim amacıyla harcanması aşamasında alınır. Son olarak, servet ve servet transferi üzerinden alınan vergiler grubunda ise Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV), Veraset ve İntikal Vergisi ile Emlak Vergisi yer almaktadır.
Harcamalar üzerinden alınan vergiler, nispeten basit ve uygulanması kolay bir yapıya sahip oldukları için tarih boyunca eski Mısır, Roma ve İslam ülkeleri gibi pek çok medeniyette önemli birer gelir kaynağı olmuştur. Çağdaş vergi sistemlerinde de bu vergilerin önemi giderek artmaktadır. Bu artışın temel sebebi, harcama vergilerinin yükümlü üzerinde yarattığı psikolojik baskının (vergi baskısı) az olması ve mali açıdan devlet için yüksek verimlilik ve hızlı tahsilat sağlamasıdır. Genellikle üreticiler tarafından ödenen bu vergiler, yansıma mekanizmasıyla mal ve hizmetlerin fiyatına eklenerek nihai tüketiciye aktarılır.
Servet üzerinden alınan vergiler ise geçmiş yüzyıllarda teorik olarak yoğun destek görmüş ve geniş uygulama alanı bulmuş olsa da, günümüzde gelir ve harcama vergilerinin öne çıkmasıyla eski önemini kısmen kaybetmiştir. Ancak servet vergileri, devletlerin vergi sistemlerinde adaleti sağlamak, gelir dağılımını düzenlemek ve ekonomik hayatı kontrol altında tutmak gibi vazgeçilmez fonksiyonları yerine getirmeye devam etmektedir.
Servet vergileri kendi içinde genel ve özel servet vergileri olarak ikiye ayrılır. Genel servet vergisinin konusu, mükelleflerin sahip olduğu tüm servet unsurlarının net değeridir. Özel servet vergileri ise servetin tamamı yerine sadece belirli unsurlarını (örneğin bina ve arazileri) hedef alır. Türkiye'de uygulanan Emlak Vergisi bu duruma iyi bir örnektir. Özel servet vergileri kişisel olmayan, yani mükellefin ailevi ve bireysel durumunu dikkate almayan objektif nitelikli vergilerdir.
Türk vergi hukukunda, mükelleflerin yerine getirmekle yükümlü olduğu çeşitli ödevler bulunur. Ülkemizde geçerli olan beyan esasının sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, mükelleflerin gerçekleştirdikleri vergisel işlemlerin belgelendirilmesine bağlıdır. Belgelendirme faaliyeti, işlemlerin hukuken ispat edilebilmesi, kayıt dışı ekonominin önlenmesi ve vergi idaresinin etkin bir şekilde denetim yapabilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir.
Belge düzenine ilişkin temel kurallar ülkemizde 1961 yılından beri yürürlükte olan Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamında düzenlenmiştir. Kanunun 227 ile 242. maddeleri arasında hangi işlemlerin hangi belgelere bağlanacağı ve bu belgelerin taşıması gereken şekil şartları detaylandırılmıştır. Belge düzenine uyulmaması durumunda uygulanacak idari para cezaları Kanunun 353. maddesinde, daha ağır usulsüzlük ve kaçakçılık eylemlerine yönelik yaptırımlar ise 359. maddesinde yer almaktadır.
Vergi Usul Kanununa göre tutulan defterlerin ve üçüncü şahıslarla yapılan işlemlerin belgelendirilmesi zorunludur. Mükellefler sadece dış ilişkilerini değil, kendi iç işlemlerini de belgelendirmekle yükümlüdür. Hatta defter tutmak zorunda olmayan mükellefler dahi vergi matrahlarının tespitiyle ilgili giderlerini belgelendirmek zorundadır. Kullanılacak belgelerin anlaşmalı matbaalarca basılmış olması veya noter tarafından tasdik edilmiş olması yasal bir zorunluluktur.
Vergi Usul Kanununda belirli şekil ve şartlara bağlanmış en temel ticari belge faturadır. Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak zorunda olan çiftçiler, belirli yasal sınırları aşan satışları için fatura düzenlemek ve almak zorundadırlar.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımıza giren e-fatura, kağıt fatura ile tamamen aynı hukuki niteliklere sahip elektronik bir belgedir. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yönetilen bu sistemde, uluslararası bir standart olan XML tabanlı UBL-TR formatı benimsenmiştir. e-Fatura sistemi, satıcı ve alıcı arasında güvenli, hızlı ve maliyet tasarrufu sağlayan bir mesajlaşma altyapısı sunmaktadır. İsteyen mükellefler ise fatura ve sevk irsaliyesini birleştirerek 'İrsaliyeli Fatura' adı altında tek bir belge olarak da düzenleyebilirler.
Fatura düzenleme zorunluluğu bulunmayan durumlar için ise fatura yerine geçen vesikalar kullanılır. Bunlar arasında; vergiden muaf esnaftan alınan mal ve hizmetler için düzenlenen Gider Pusulası, gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerden alınan ürünler için düzenlenen Müstahsil Makbuzu, perakende satışlar için kullanılan Perakende Satış Fişleri, Giriş ve Yolcu Taşıma Biletleri ile Ödeme Kaydedici Cihaz (yazar kasa) Fişleri yer almaktadır. Ayrıca bankaların düzenlediği dekontlar, sigorta poliçeleri, döviz alım-satım belgeleri ve serbest meslek erbabının düzenlediği serbest meslek makbuzları da kanunen belirlenmiş diğer belgeler arasındadır.
Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar (mal olarak verilen hizmet karşılığı) ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. Ücretin tazminat, ödenek, huzur hakkı, prim, ikramiye veya komisyon gibi farklı adlar altında ödenmesi onun ücret niteliğini değiştirmemektedir. Gerçek kişilerin bir takvim yılı içinde elde ettikleri ücret gelirleri gelir vergisine tabidir.
Gelir vergisi açısından bir ödemenin ücret olarak kabul edilebilmesi için üç temel unsurun birlikte bulunması gerekir. Bu unsurlardan birincisi 'bir işverene tabi olma'dır. İşveren, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları doğrultusunda çalıştıran kişidir. İkinci unsur 'belli bir iş yerine bağlı olma'dır. İş yeri, faaliyetin yürütüldüğü hukuki ve fiili alanları kapsar. Üçüncü unsur ise 'hizmetin karşılığı olarak bir ödemenin yapılması'dır. Bu üç unsurdan biri eksik olduğunda gelirin ücret olarak vergilendirilmesi mümkün değildir.
İşverenler, her ay ödedikleri ücretler için 'Ücret Bordrosu' düzenlemekle yükümlüdür. Ancak Gelir Vergisi Kanununa göre vergiden muaf olan ücretliler ile diğer ücret üzerinden vergilendirilen hizmet erbabı için bordro düzenlenmesi zorunlu değildir. Ücretlilerin gelirlerinden yapılan yasal kesintiler ve bu gelirlerin yıllık beyanname ile bildirilip bildirilmeyeceğine ilişkin kurallar, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan rehberlerle detaylıca açıklanmaktadır.
Türk vergi sisteminde gelir ve kurumlar vergisinde beyan esası geçerlidir. Beyan esasında vergi, mükellefin veya vergi sorumlusunun kendi beyanına dayanarak hesaplanır. Beyan işlemi, vergi kanunlarında belirtilen farklı beyanname türleri ile gerçekleştirilir. Bu beyannameler; yıllık beyanname, muhtasar beyanname, münferit beyanname ve özel beyannamedir.
Yıllık beyanname, bir mükellefin bir takvim yılı içinde elde ettiği çeşitli kazanç ve iratların toplanarak vergi dairesine bildirilmesini sağlar. Muhtasar beyanname ise vergi sorumlularının, yaptıkları vergi kesintilerini (tevkifat) vergi dairesine bildirmek için kullandıkları beyannamedir. Münferit beyanname, dar mükellefiyete tabi olan ve yıllık beyanname vermek zorunda olmayan gerçek kişilerin Türkiye'de elde ettikleri kazançları bildirdikleri beyannamedir. Özel beyanname ise dar mükellefiyete tabi yabancı kurumların yıllık beyannameye dahil edilmeyen kazançları için kullandıkları beyanname türüdür.
Mükelleflerin beyannamelerini yasal süreleri içinde vermeleri ve tahakkuk eden vergileri zamanında ödemeleri vergi sisteminin işleyişi açısından kritiktir. Günümüzde beyannamelerin büyük bir kısmı elektronik ortamda (e-Beyanname) gönderilmektedir. Beyannamelerin süresinde verilmemesi durumunda özel usulsüzlük cezaları ve vergi ziyaı cezaları uygulanırken, vergilerin süresinde ödenmemesi halinde ise gecikme zammı hesaplanmaktadır.