Devlet kavramı, tarihsel süreçte farklı yaklaşımlara göre değişiklik göstermektedir. Dar anlamda devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde, bir otorite altında yaşayan insan topluluğunu ifade ederken; geniş anlamda ortak bir hayatı ve kültürü paylaşan bir toplumda güvenlik, refah ve huzur sağlama amacı güden; kanun koyma, uygulama, yargılama ve cezalandırma yetkilerine sahip kurumsal yapıdır. Devletin var olabilmesi için temel olarak üç unsurun bir arada bulunması zorunludur: Millet, ülke ve egemenlik.
Kamu maliyesi, kaynakların en etkin şekilde dağıtılması ve toplumsal refahın artırılması amacıyla devletin üstlendiği ekonomik rolleri inceler. Piyasa ekonomisi, tam rekabet koşullarında kaynakların etkin dağılımını (Pareto optimumu) sağlayabileceğini varsaysa da, gerçek hayatta bu koşullar her zaman sağlanamaz. Tam rekabet koşullarının bozulduğu durumlarda 'piyasa başarısızlığı' ortaya çıkar.
Genel ekonomi, kamu kesimi ekonomisi ve özel ekonomiden oluşan bir bütündür. Kıt kaynakların en uygun şekilde dağıtılması ve ihtiyaçların etkin karşılanması için kamu ve özel kesim arasında bir işbölümü ve işbirliği zorunludur. Kamu maliyesinin kaynakların kullanımı, dağılımı ve genel iktisadi yaşamın yönlendirilmesi bakımından kritik etkileri bulunmaktadır.
Demokratik toplumlarda toplumsal kararların alınması, bireylerin yaş ve milliyet gibi nitelikleri esas alınarak seçmenler ve temsilciler aracılığıyla gerçekleştirilir. Sağlıklı kararlar alabilmek için bireylerin siyasal konuları anlaması ve görüşlerini ifade etmesi şarttır. Piyasa karar alma mekanizması ile siyasal karar alma mekanizması arasındaki en temel fark, piyasada satın alma biriminin para, siyasal süreçte ise kişinin oyu olmasıdır.
Gerçek harcamalar, devletin tüketim harcamaları olarak da bilinir ve bu harcamalar aracılığıyla devlet, dolaylı ya da dolaysız bir tarzda üretim faktörlerinin mülkiyetine veya kullanma hakkına sahip olmaktadır. Bu kavramın yerine reel harcamalar, faktör harcamaları, efektif harcamalar veya mal ve hizmet alım harcamaları terimleri de kullanılmaktadır. Bu ayrımın temel esası, kamu harcamalarının mal ve hizmet alımlarında kullanılıp kullanılmadığıdır ve gerçek harcamalar toplam arza katkı yapan devlet hizmetlerinin bedelini oluşturur.
Vergi, egemenlik hakkına sahip olan devletin veya vergilendirme yetkisine sahip kamu kuruluşlarının kamu harcamalarını karşılamak üzere gerçek ve tüzel kişilerden karşılıksız, kesin ve kanuna dayalı olarak aldığı parasal tutarlardır. Anayasalarda yer alan 'vergi kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır' hükmü, yöneticilerin vergileri keyfi olarak uygulamalarını engelleyen en temel güvencedir. Geçmiş dönemlerde vergiler mal, hizmet hatta Yol Vergisinde görüldüğü gibi bedenen çalışma yoluyla ödenebilmekteyken, günümüzde bu uygulamalar tamamen terk edilmiş ve vergi özel kesimden kamu kesimine yapılan parasal bir transfer niteliği kazanmıştır.
Bütçenin en eski ve en olağan işlevlerinden biri olan mali işlev, devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetlerin gerektirdiği giderler ile bunların finansmanını sağlama zorunluluğundan doğmaktadır. En dar tanımıyla jandarma devlet anlayışında bile iç ve dış güvenlik hizmetlerinin yürütülmesi için maliyetlerin karşılanması şarttır. Klasik iktisadi düşüncede devlet hizmetlerinin finansmanının yalnızca vergilerle yapılması savunulurken, günümüzde bu anlayış esami değiştirmiştir.
Borçlanma, vergiye kıyasla daha kolay elde edilebilir olması, elde edildiği dönemde olumsuz etkilerinin hemen ortaya çıkmaması ve siyasi gelecek beklentilerine uygun düşmesi nedeniyle geçmişte ve günümüzde sıklıkla hesapsız bir şekilde kullanılmaktadır. Bu durum ülkelerin borç yüklerini hızla artırmış ve kamu finansmanında önemli tartışmaları beraberinde getirmiştir. Devletin borçlanabilme yetkisine sahip olması, bu konuda tamamen sınırsız yetkileri bulunduğu anlamına gelmez; aksi takdirde borçlar sürdürülemez hale gelir.