← Ünite 8

Ünite 8: Yiyecek İçecek Endüstrisinde Yeni Trendler — Konu Anlatımı

1Yiyecek İçecek Endüstrisinde Hizmet Alanı ve Atmosfer İlişkisi

Hizmet alanının tipolojik yapısı incelendiğinde, müşterinin bu alanda harcadığı zaman ve sunulan hizmetin türü, fiziksel ortamın önem derecesini belirleyen en kritik iki unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, kuru temizleme gibi işlevsel hizmetlerde harcanan zaman dakikalarla sınırlıyken, otellerde günler süren bir deneyim söz konusudur. Hizmet için harcanan zaman arttıkça, hizmet alanının kalitesi ve tasarımı da müşteri algısında göreceli olarak çok daha büyük bir önem kazanmaktadır.

Hizmet türü perspektifinden bakıldığında ise kuru temizleme, büro işleri ve eğitim gibi işlevsel hizmetlerin; spor aktiviteleri, restoran ve oteller gibi dinlence hizmetlerine kıyasla daha az hizmet alanı önemine sahip olduğu görülmektedir. Restoranlar, müşterilerin saatler boyu vakit geçirdiği alanlar olmaları ve işlevsel hizmetlerle dinlence hizmetlerinin bir karması olarak algılanmaları nedeniyle, hizmet alanının önem derecesi bakımından zamanla ilişkili olarak orta, hizmet türüyle ilişkili olarak ise yüksek öneme sahiptir. Bu bağlamda 'hizmet alanı', tüketicilerin hizmetle ilgili tüm soyut ve somut algılamaları gerçekleştirdikleri fiziksel ortamı ifade eder.

Yeme ortamını tanımlamak için 'atmosfer', 'ambiyans' veya tek başına 'ortam' terimleri de sıklıkla kullanılmaktadır. Edwards ve Gustafsson (2008) tarafından Campbell-Smith'ten adapte edilen 'Atmosferin Elemanları' şemasına göre, hizmetin geçtiği ana alan 'salon' olarak tanımlanır. Salon; fiziksel yapı (şekil, boyut, oturma grupları, manzara), duyusal özellikler (ısı, gürültü, renk şeması, aydınlatma, konfor, temizlik) ve yardımcı araç-gereçler (masa gerekleri, tabak ve çatal-bıçak takımları) olmak üzere üç boyutta sınıflandırılmaktadır. Ayrıca çalışanların dış görünüşü, kıyafetleri ve restoranın milliyeti de atmosferi tamamlayan diğer kritik unsurlardır.

2Yiyecek İçecek İşletmelerinde Franchising Sistemi

Franchising, en genel tanımıyla alanında ün yapmış bir firmanın faaliyet ve isim hakkını belirli bir süre ve bedel karşılığında başka bir yatırımcıya kullandırması işlemidir. Franchise alan taraf, franchise verenin ticari markasını, bilgi birikimini (know-how), işletme sistemini ve diğer sınai mülkiyet haklarını kullanma sorumluluğunu üstlenir. Türkiye'de franchising sisteminin yaygınlaşması 1980'lerin ikinci yarısına rastlamaktadır. Türkiye pazarına bu sistemle ilk giren firmalar McDonald's, Pizza Hut, Wendy's ve Kentucky Fried Chicken gibi dünyaca ünlü fast food zincirleri olmuştur.

Franchising sisteminin franchise veren (imtiyaz veren) işletmeler açısından en büyük avantajı, yeni ve yabancı pazarlara çok düşük maliyetlerle ve büyük sermayeler koymak zorunda kalmadan hızlıca girebilmesidir. Ayrıca yerel yatırımcının bilgi birikiminden yararlanarak yerel pazarı daha etkin yönetebilir. Ancak, franchise alan üzerindeki kontrolü sürdürme zorluğu, yasal çatışmalar, marka imajının korunması riskleri ve bilgi birikimini alan firmanın ileride rakip haline gelme olasılığı en önemli dezavantajlar arasında yer almaktadır.

Franchise alan (imtiyazı kullanan) taraf açısından ise tanınmış bir markayla işe başlamak, eğitim ve know-how desteği almak başarı şansını ciddi oranda artırır. Buna karşın, yüksek başlangıç yatırım maliyetleri, donanım ve malzemeleri sadece franchise verenden alma zorunluluğu ve yönetimsel/teknik dayatmalar sistemin dezavantajlı yönlerini oluşturmaktadır. Günümüzde zincir işletmeler sadece franchise sözleşmeleriyle değil, yönetim sözleşmeleri ve ortak girişim (joint-venture) modelleriyle de büyümektedir. Örneğin, Anadolu Grubu Türkiye'deki McDonald's lisans haklarını elinde bulundurarak yatırımcılarla en verimli iş birliği modelini belirlemektedir.

3Ekolojik Gıda ve Yeşil Restoranlar

10 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 25841 sayılı 'Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik' hükümlerine göre organik (ekolojik) ürün; tohumdan hasada, hasattan tüketiciye ulaşana kadar insan sağlığına zararlı hiçbir kimyasal girdi, katkı maddesi ve yöntem kullanılmadan, doğaya zarar vermeden üretilen kontrollü ve sertifikalı ürünlerdir. Halk arasında ekolojik veya biyolojik olarak da adlandırılan bu ürünlerin mutlaka Tarım Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş kuruluşlarca verilen sertifikaya sahip olması gerekir. Ürünlerin üzerindeki 'doğal', '%100', 'saf', 'köy ürünü' gibi ifadelerin yasal bir garantisi bulunmamaktadır.

Ekolojik gıdaların en büyük avantajı sağlıklı olmaları, renk ve kokularının çok daha yoğun olmasıdır. Ancak, tohum temininin zorluğu, toprak analiz süreçleri, kimyasal koruyucu kullanılmaması nedeniyle zararlılara karşı hassas olmaları gibi etkenler üretim miktarını sınırlamakta ve fiyatların yüksek olmasına yol açmaktadır. Ayrıca üretim sonrası depolama ve saklama koşullarının zorluğu da önemli bir handikaptır. Türkiye'de 'İyi Tarım Uygulamaları' (Eurepgap) kapsamında da sertifikalandırma yapılmakta olup, bu ürünler kimyasal girdilerin asgari düzeyde kullanıldığı hijyenik ürünler olsa da organik ürünlerle eş değer tutulamazlar.

Amerika Birleşik Devletleri'nde fast food tarzı beslenmeye bağlı artan sağlık sorunlarına çözüm olarak ortaya çıkan yeşil restoranlar, ekolojik gıdalardan hazırlanan menüler sunmaktadır. Bu restoranlarda buğuda pişirme, haşlama ve fırınlama gibi sağlıklı pişirme teknikleri tercih edilir. Lezzetlendirmede kullanılan tüm baharatlar ve aromatikler organiktir. Tüketicinin zihninde sağlık ve doğallık vurgusunu güçlendirmek amacıyla iç mekanda yeşil tonları, sarı ve kırmızı gibi renk kombinasyonları özenle seçilerek görsel bir bütünlük oluşturulmaktadır.

4Temalı Restoranlar ve Kent Mutfakları Akımı

Tema, hizmet endüstrisinde bir farklılaştırma stratejisi olarak kullanılır. Temalı restoranlar ilk kez II. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde açılmıştır. İnsanların boş zamanlarının ve gelirlerinin artması, işletmeleri farklı hizmet türleri sunmaya yöneltmiştir. Savaşta pilotluk yapan David Tallichet'in Los Angeles Havalimanı'nda açtığı 'Proud Bird' restoranı, masalarda kontrol kulesi telsiz seslerinin dinletilmesiyle büyük ilgi çekmiş ve insanların merak duygusunun temalı restoranların tercih edilmesindeki en önemli faktör olduğunu kanıtlamıştır. Temalı restoranlar denince akla gelen en küresel marka ise Hard Rock Cafe'dir.

Temalı restoranlarda yemek kalitesi ve sunumu genellikle işlenen temanın gerisinde kalır; asıl öncelik tüketicinin dekor, personel kıyafetleri ve atmosfer aracılığıyla sıra dışı bir deneyim yaşamasıdır. Bu durum endüstride eğlence ile yemeğin birleşimi olan 'eatertainment' (eğlenceli yemek) kavramını doğurmuştur. Tüketiciler bu alanlarda daha fazla vakit geçirmekte, yenilik arayışı ve farklı kültürleri keşfetme arzusuyla bu işletmeleri tercih etmektedirler. Bu restoranlar aynı zamanda tarihi olaylar ve yabancı yaşam tarzları hakkında eğitici bir rol de üstlenmektedir.

Yemek kültürünün gelişmesiyle birlikte ulusal, yöresel, bölgesel ve uzmanlık mutfakları gibi sınıflandırmaların ötesine geçen 'Kent Mutfakları' kavramı yeni bir trend olarak ortaya çıkmıştır. İstanbul, İzmir, Antep ve Urfa gibi çok kültürlü, çok uluslu geçmişe sahip şehirlerin mutfakları tek bir etnik gruba sığdırılamayacak kadar zengindir. Örneğin, Osmanlı saray mutfağında Arap, Türk ve Kürt etkileri bir arada yer almaktadır. Kent mutfakları, farklı kültürlerin ve ürünlerin bir arada harmanlandığı füzyon mutfak akımıyla büyük benzerlikler gösterir ve destinasyon pazarlamasında potansiyel müşteri grupları yaratmada son derece etkilidir.

5Fast Food ve Slow Food Akımlarının Karşılaştırılması

Fast food, kısıtlı bir menüyle, seri üretim teknikleri kullanılarak hazırlanan ve hızlı servis edilen hazır yemek sistemidir. Tarihçesi 1920'lerde ABD'de araba kullanımının artmasıyla yaygınlaşan 'Drive-in' ve 'Drive-thru' restoranlara dayanmaktadır. Fast food ürünleri yüksek enerji, doymuş yağ, sodyum ve kolesterol içermekte; buna karşın A, C vitaminleri, kalsiyum ve posa yönünden son derece yetersiz kalmaktadır. Bu durum uzun vadede obezite, koroner kalp hastalıkları, kanser ve osteoporoz gibi ciddi sağlık risklerini beraberinde getirmektedir. Ayrıca derin yağda uzun süre kullanılan yağlar kimyasal bozulmaya uğrayarak kanser riskini artırır.

Slow Food (yavaş yemek) akımı, 1986 yılında fast food akımına tepki olarak İtalya'da Carlo Petrini öncülüğünde doğmuştur. 'İyi, temiz, adil gıda' felsefesini benimseyen bu hareket; yerel lezzetleri korumayı, biyoçeşitliliği desteklemeyi, doğaya saygı göstermeyi ve yemek yerken sosyalleşmeyi savunur. Gıdanın 'iyi' olması lezzetli olmasını, 'temiz' olması çevreye ve sağlığa zarar vermeden üretilmesini, 'adil' olması ise üreticinin emeğinin karşılığını almasını ifade eder. Slow Food, tarladan tezgaha zincirini kısaltarak aracıları ortadan kaldırmayı ve yerel üretici pazarlarını desteklemeyi amaçlar.

Slow Food hareketi kapsamında unutulmaya yüz tutmuş mutfak kültürlerini korumak için yerel satıcılar desteklenir, GDO'lu ürünlere karşı çıkılır ve 'Terra Madre' (Toprak Ana) gibi oluşumlarla yerel tohumların yok olması engellenmeye çalışılır. 1999 yılında ise bu hareketin bir uzantısı olarak yerel yaşam tarzını, sanatı ve geleneksel mutfağı korumayı amaçlayan 'Slow City' (Sakin Şehir) hareketi başlatılmıştır. Slow Food'un dünya genelindeki yerel birliklerine 'convivium' adı verilir. Türkiye'de Kars, İzmir (Urla, Tire, Alaçatı), Çanakkale (Bozcaada, Gökçeada) ve İstanbul gibi şehirlerde conviviumlar bulunmaktadır.

6Gastronomi Turizmi, Moleküler Gastronomi ve Füzyon Mutfak

Gastronomi turizmi, turistlerin seyahat motivasyonlarının merkezine destinasyonun mutfak kültürünü yerleştirmesiyle ortaya çıkan bir niş pazardır. Küresel düzeyde turistlerin %88,2'si destinasyon seçiminde yemeğin çok önemli olduğunu belirtmektedir. Gastronomi turizmi, bölgenin somut olmayan kültürel mirasını korurken, tarımsal üretimi destekler ve yerel ekonomiye büyük katkı sağlar. En popüler gastronomi rotaları arasında şarap turizmine yönelik bağ rotaları yer alır. Türkiye'de en çok coğrafi işaretli ürüne sahip mutfakların başında Erzurum (civil peyniri, kadayıf dolması, cağ kebabı) gelmekte, onu Kayseri, Manisa ve Mersin izlemektedir.

Moleküler gastronomi, gıdaların hazırlanması ve tüketilmesi süreçlerinde meydana gelen fiziksel, kimyasal ve yapısal değişimleri bilimsel yöntemlerle inceleyen ve açıklayan bir disiplindir. Terim ilk kez gıda maddelerini oluşturan mikro moleküller ile yemek pişirme sanatını bir araya getirmek amacıyla kullanılmıştır. Moleküler gastronomide çok maliyetli yatırımlara gerek yoktur; örneğin ısıtılan yumurta beyazının sarısından daha hızlı pişerek katılaşması moleküler düzeyde bir değişimin en basit örneğidir. Bu disiplin, ev mutfakları ile endüstriyel mutfaklar arasındaki bilimsel boşluğu kapatmayı hedefler.

Füzyon mutfak ise farklı uluslara ait mutfak kültürlerinin, tekniklerinin ve malzemelerinin tek bir tabakta, hiçbir ulusal özelliğin diğerine baskın gelmeyeceği şekilde birleştirilmesidir. Ortaya çıkan nihai ürün çok uluslu ve küresel bir nitelik taşır. Türk mutfağı; Anadolu'da yaşamış eski toplulukların, Sümer, Mısır ve Antik Yunan gibi komşu uygarlıkların etkileriyle şekillenmiş yapısıyla aslında tarihsel süreçte kendiliğinden oluşmuş doğal bir füzyon mutfak örneğidir.

7Gıda Güvenliğinde Yeni Yaklaşımlar ve Restoran Derecelendirme Sistemleri

Gıda güvenliğinde en temel kavramlar hijyen, sterilizasyon ve sanitasyondur. Hijyen, ortamdaki zararlı mikroorganizmaları hastalık yapıcı (patojen) seviyenin altına indirme işlemidir. Sterilizasyon ise ortamın patojen olan veya olmayan tüm mikroorganizmalardan tamamen arındırılmasıdır. Bu iki süreci de kapsayan sanitasyon, halk sağlığını etkileyen çevresel faktörlerin kontrolüdür. Gıda sanitasyonu ise kimyasal, biyolojik ve fiziksel kirlenmeleri önlemek için sağlıklı temizlik koşullarının sürekliliğini sağlamaktır. Gıda güvenliğindeki başarısızlıklar işletmelerin itibar kaybına, yasal cezalara ve kapanmalara yol açar.

Dünyanın en iyi restoranlarını belirleyen üç büyük otorite bulunmaktadır: Restaurant Magazine, Michelin Rehberi ve GaultMillau. Restaurant Magazine, 2002 yılından beri her yıl dünyanın en iyi 50 restoranını seçmektedir. Michelin Rehberi ise gizli denetçilerin keşif, okuyucu görüşleri, yemek deneyimi ve yıldız değerlendirmesi aşamalarından oluşan titiz çalışmalarıyla hazırlanır. GaultMillau ise Fransa kökenli olup restoranları 1 ile 20 puan arasında derecelendirir. 2015 yılı verilerine göre dünyanın en iyi restoranı İspanya'daki 'El Celler de Can Roca' seçilmiştir.

Yiyecek stilistliği, yiyeceklerin kamera karşısında en çekici, taze ve iştah açıcı şekilde görünmesini sağlamak için yapılan düzenlemelerdir. Geçmişi 1950'lere dayanan bu meslek dalında yiyeceklerin yapısının bozulmaması için tam pişirme yapılmaz ve çeşitli makyaj teknikleri uygulanır. Yenilebilir çiçekler ise mutfaklarda estetik ve aroma katmak amacıyla yüzyıllardır kullanılmaktadır. Kabak çiçeği, karanfil, gül, lavanta ve safran gibi çiçekler salatalarda, tatlılarda ve yemeklerde taze veya kurutulmuş olarak yaygın bir şekilde tercih edilmektedir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250