Genelci sosyal hizmet uygulamasında uzmanların tek bir kuramsal yaklaşıma bağlı kalarak müdahale planı hazırlaması beklenmez. Sosyal hizmetin bilgi ve beceri temeli doğası gereği eklektiktir. Eklektik yaklaşım, müracaatçının ve ailenin içinde bulunduğu özgün soruna, koşullara ve gereksinimlere en uygun olan kuramların ya da bu kuramların farklı bileşenlerinin seçilip bir arada kullanılmasını ifade eder.
Kuramlar, sosyal hizmet uzmanı için meslek yaşamı boyunca giyeceği tek tip bir üniforma değil, sorunun niteliğine göre çantasından çıkarıp kullanacağı işlevsel araçlardır. Tek bir kuramsal yaklaşıma körü körüne bağlı kalmak, uzmanın bakış açısını daraltır ve mesleki gelişimini olumsuz yönde etkiler. Örneğin, bir ebeveyn ile ergen çocuk arasındaki iletişim çatışmasında bilişsel davranışçı yaklaşım son derece etkili olabilirken, çok kuşaklı aile krizlerinde Bowen aile danışmanlığı daha açıklayıcı ve müdahale edici olabilir.
Aile sosyal hizmetinde kullanılan kuramlar, yalnızca durumu 'anlamayı ve tanımayı' kolaylaştıran ekosistem kuramı gibi genel kuramlardan ibaret değildir. Bu ünitede odaklanılan yaklaşımlar, doğrudan değişimi ve müdahaleyi gerçekleştirmeyi sağlayan aile sistemleri kuramlarıdır. Hangi kuramsal yaklaşım seçilirse seçilsin, temel amaç ailedeki işlevsizliğin kaynaklarını keşfetmek, ortadan kaldırmak ve ailenin güçlü yönlerine odaklanarak sosyal işlevselliği yeniden tesis etmektir.
20. yüzyılın başından itibaren psikoloji ve psikiyatri disiplinleri bireysel davranışları değiştirmeye odaklanan birçok kuram geliştirmiştir. Ancak zamanla, bireysel sorunlara yalnızca bireyselleştirilmiş çözümler üretmenin yetersiz olduğu anlaşılmıştır. İnsan ekosistemi bireyle başlar fakat onunla sınırlı kalmaz. İnsan davranışları temelde kişiler arası bağlamlarda ve sosyal ilişkiler ağında örgütlenmiştir.
Depresyon gibi psikolojik bir sıkıntıyı çevresel bağlamlardan bağımsız kabul edip yalnızca bireyin içsel ruhsal dinamiklerinde aramak günümüzde 'indirgemecilik' olarak değerlendirilmektedir. Örneğin, bir ergenin depresyonunu incelerken sadece onun kendilik değerine veya bastırılmış öfkesine odaklanmak resmi eksik bırakır. Çocuğu biçimlendiren öncelikli unsurun ebeveyn sistemi olduğu gerçeği göz ardı edilemez.
Aile sisteminde her şey yolunda giderken bir çocukta ağır uyum sorunlarının gelişmesi beklenmez. Eşler arasındaki gizli çatışmalar, aile içi rollerdeki kaymalar, aile yaşam döngüsündeki geçiş dönemleri ve ebeveyn beklentilerindeki tutarsızlıklar çocuktaki zorlanmaların asıl kaynağıdır. Bu nedenle psikososyal müdahalenin odağı, bireysel ölçekten aile ölçeğine kaymış ve aile sistemik bir bütün olarak ele alınmaya başlanmıştır.
Sosyal hizmet mesleği, kuruluş yıllarından itibaren aileyi bir müdahale ölçeği ve yöntemi olarak kabul etmiştir. Çocuk koruma, ihmal, istismar ve yoksulluk gibi konular, uzmanların aile sistemiyle doğrudan çalışmasını zorunlu kılmıştır. Sosyal hizmet, insan sorunlarını sosyal çevre bağlamında ele alma felsefesi sayesinde, psikoloji ve psikiyatri gibi disiplinlerden çok daha önce aileyi odak noktası haline getirmiştir.
Sosyal hizmet uzmanları, ailelerin gereksinimlerini yerinde saptamak amacıyla resmi ofislerinden çıkıp ev ziyaretleri gerçekleştirmişlerdir. Bir profesyonelin ailenin doğal yaşam alanına girerek yerinde gözlem yapması, psikososyal yardım anlayışında devrimsel bir kırılma noktasıdır. Sosyal hizmet uzmanlarının bu uygulamaları keşfetmesi ile psikiyatrinin aileyi bir tedavi birimi olarak keşfetmesi arasında yaklaşık yarım yüzyıllık bir süre vardır.
ABD'de aile sosyal hizmetinin öncüsü olan Mary Richmond, 1917 yılında yayımladığı 'Sosyal Teşhis' (Social Diagnosis) adlı kitabında, ailenin doğal bağlamında incelenmesi ve bir bütün olarak ele alınması gerektiğini savunmuştur. Richmond, ailelerin kapalı yapılar olmadığını, dış çevreyle sürekli etkileşim halinde olan açık sistemler olduğunu belirterek, 1980'lerde popülerleşecek olan sistemik aile yaklaşımını çok önceden öngörmüştür.
Virginia Satir tarafından geliştirilen yaşantısal aile danışmanlığı, danışmanlığın insancıl kanadını temsil eder ve temel vurgusunu 'burada ve şimdi' deneyimi üzerine kurar. Bu yaklaşım, sistemik yapılardan ziyade bireylerin duygusal deneyimlerine ve kendilik değerlerine odaklanır. Satir'e göre aile içi sorunların temel kaynağı duygusal bastırmadır.
Birçok anne baba, çocuklarının duygularını denetim altına alarak davranışlarını düzenlemeye çalışır. Bunun sonucunda çocuklar eleştirilmekten kaçınmak için duygularını köreltmeyi öğrenirler. Yaşantısal yaklaşım, içten dışa doğru çalışarak bireylerin gerçek duygularını, korkularını ve umutlarını dürüstçe ortaya koymalarına yardımcı olur. İnsan doğasının özünde iyi olduğunu varsayan bu modelde, asıl sorun iletişim örüntülerindeki bozukluklardır.
Satir, stres anlarında bireylerin başvurduğu dört sorunlu iletişim örüntüsü tanımlamıştır: Yatıştırma, suçlama, hesap yapma (süper mantıklılık) ve dağıtma. Bu örüntülerin tamamı düşük kendilik değerinin birer ürünüdür ve bireyin kırılganlığını örtmeye çalışır. Sağlıklı ve yüksek benlik saygısına sahip bireyler ise 'uygunluk' ve 'ölçülülük' esasına göre açık, tutarlı ve dürüst iletişim kurarlar.
Salvador Minuchin tarafından geliştirilen yapısal aile danışmanlığı, aile içi etkileşimlere düzen ve anlam getiren sistemik bir modeldir. Bu yaklaşıma göre aileye yapılan müdahalenin nihai amacı aile yapısını, sınırlarını ve alt sistemlerini yeniden düzenlemektir. Minuchin, sorunlu ailelerde iki temel uç örüntü gözlemlemiştir: Düğümlenmiş (iç içe geçmiş) aileler ve kopuk aileler.
Düğümlenmiş ailelerde üyeler birbirine aşırı bağlıdır, sınırlar belirsizdir ve ebeveynler çocuklarla iç içe geçtiği için otorite ve etki güçlerini yitirmişlerdir. Kopuk ailelerde ise üyeler arasında aşırı mesafe, ilgisizlik ve katı sınırlar mevcuttur. Yapısal aile danışmanlığı, bu sınırları netleştirerek eş, ebeveyn ve kardeş alt sistemlerinin sağlıklı bir hiyerarşi içinde işlemesini hedefler.
Bu yaklaşımın en özgün tekniklerinden biri 'canlandırma' (enactment) tekniğidir. Uzman, aile üyelerinin seans sırasında sorunlu bir konuyu kendi aralarında doğrudan tartışmalarını ister. Böylece aile içi koalisyonları, sınır ihlallerini ve iletişim örüntülerini canlı olarak gözlemler ve müdahale eder. Diğer önemli teknikler arasında katılma, yapısal harita çıkarma, sınır çizme ve dengeleri değiştirme yer alır.
Murray Bowen tarafından geliştirilen bu yaklaşım, aile sistemini çok kuşaklı bir perspektifle ele alır. Yaklaşımın en temel kavramı 'benliğin ayrışması'dır (differentiation of self). Ayrışma, bireyin başkalarından özerkleşebilme ve kendi duygularını düşüncelerinden ayırabilme becerisidir. Ayrışma düzeyi düşük olan bireyler, ailelerindeki duygusal tepkiselliğin ve kaygının esiri olurlar.
Bowen'ın kuramında 'duygusal üçgenler' (triangles) kavramı merkezi bir öneme sahiptir. İki kişi arasındaki gerilim ve kaygı düzeyi arttığında, sistem dengeyi sağlamak için üçüncü bir kişiyi (genellikle bir çocuğu) sürece dahil eder. Üçgenler geçici olarak kaygıyı azaltsa da uzun vadede ilişkileri karmaşıklaştırır ve kronik sorunlara yol açar. Bir diğer önemli kavram ise bireyin ailesiyle olan kaygılı ilişkisinden kaçmak için geliştirdiği 'duygusal kopma' (emotional cutoff) durumudur.
Bowen aile danışmanlığında en sık kullanılan değerlendirme ve müdahale aracı 'genogram'dır. Genogram, en az üç kuşağı kapsayan, aile üyeleri arasındaki ilişkilerin niteliğini, çatışmaları, kopuşları ve koalisyonları sembollerle gösteren detaylı bir aile ağacıdır. Uzman, süreç soruları sorarak aile üyelerinin tepkisel kaygılarını azaltmayı ve kendi ilişki örüntülerine dair içgörü kazanmalarını sağlar.
Jay Haley ve Cloe Madanes öncülüğünde gelişen stratejik aile danışmanlığı, iletişim kuramına ve davranışçı ilkelere dayanır. Bu yaklaşıma göre, aile içindeki sorunlar bozulmuş aile hiyerarşisinden ve işlevsiz iletişim örüntülerinden kaynaklanır. Stratejik yaklaşım, içgörü kazandırmaktan ziyade doğrudan sorunlu etkileşim davranışlarını değiştirmeyi amaçlar.
İletişim iki düzeyde gerçekleşir: Dijital (doğrudan ve tek anlamlı) ve analog/metaforik (dolaylı ve çok anlamlı). Ailelerdeki birçok çatışma, analog iletişimin yanlış yorumlanmasından ve örtük güç mücadelelerinden doğar. Ayrıca, aile üyelerinin sorunları çözmek için başvurduğu yanlış 'sağduyulu' çabalar, sorunun kendisini besleyen birer kısır döngüye dönüşür. Semptomlar genellikle aile içi dengesizlikleri korumak veya ebeveyn hiyerarşisindeki boşlukları doldurmak için geliştirilir.
Stratejik yaklaşımın en belirgin tekniği 'yönergeler'dir (directives). Uzman, aileye seanslar arasında uygulamaları için doğrudan veya dolaylı (paradoksikal) ödevler verir. Dolaylı yönergelerde, semptomun bilinçli olarak sergilenmesi veya abartılması istenebilir (sorunu abartma). Semptomu sürdürmek, ondan vazgeçmekten daha zahmetli hale geldiğinde müracaatçı semptomdan kurtulur ve aile hiyerarşisi yeniden düzenlenir.