← Ünite 5

Ünite 5: Aile — Konu Anlatımı

1Giriş ve Temel Kavramlar

Kadınlar tarihsel süreç boyunca yaşamın her alanında emeklerini kullanmışlar ve kullanmaya devam etmektedirler. Ancak bu emeğin biçimi, toplumun üretim ilişkilerine, kültürel yapısına ve toplumsal cinsiyet ilişkilerine bağlı olarak farklılaşır. Kadın ve erkeğin ne tür işlerde çalışacağını belirleyen temel unsur cinsiyete dayalı işbölümüdür. İşbölümü verimlilik açısından sorunsuz görünse de, cinslerden biri için eşitsizlik yaratıyorsa sorgulanmalıdır.

Kadın emeğinin çözümlenmesi iki açıdan kritiktir: İlki kadının toplumsal konumunu anlamamızı sağlar, ikincisi ise kadınların özgürleşmesine yönelik politikalar üretilmesine zemin hazırlar. Bu analizler, kadınların emeklerini hangi koşullarda, ne şekilde ve niçin kullandıklarını ortaya koyarak toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine katkı sunar.

2Üretim ve Yeniden Üretim Kavramları

Marksist kuramda üretim ve yeniden üretim, kesintisiz devam eden üretim tarzının (üretici güçler ve üretim ilişkileri) her aşamasında gerçekleşir. Kapitalist üretimin sürmesi, emek ile sermaye arasındaki ilişkinin sürekli yeniden üretilmesine bağlıdır. Yeniden üretimin iki maddi unsuru vardır: Üretim araçlarının bakımı ve yenilenmesi ile emek gücünün ertesi güne hazır hale getirilmesi (neslin devamı).

Engels'e göre maddi hayatın üretimi ikili bir tabiata sahiptir. Bir yanda yaşam araçlarının üretimi (erkek emeği), diğer yanda ise insanların üretimi ve türün üremesi (aile içindeki kadın emeği) yer alır. Engels, kadının ezilmişliğinin ailede başladığını ve gerçek eşitliğin ancak ev işlerinin toplumsal bir sanayiye dönüştürülmesiyle mümkün olacağını savunur.

Feminist kuramcılar ise yeniden üretime özel alan, aile ve hane içindeki doğurganlık, bakım ve akrabalık ilişkileri üzerinden anlam yükler. Kadınların çocuk doğurması (yeni emek gücü), bakımı ve çalışan kocanın yeniden işe hazırlanması bu alanda gerçekleşir. Kadınlar hem emek piyasasında ücretli çalışmakta hem de ev içinde karşılıksız emek harcayarak çift yönlü bir yük taşımaktadırlar.

3Üretim Sürecinde Ücretli Kadın Emeği ve Ayırıcı Unsurları

Ücretli kadın emeğinin piyasadaki konumu erkek emeğinden farklıdır ve kendine özgü ayırıcı unsurlara sahiptir. Kapitalist sanayileşme ile yaşam alanı (ev) ve çalışma alanı (işyeri) birbirinden ayrılmış, kadınlar başlangıçta özel alana hapsedilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında kadınların ücretli emeğe katılımı artsa da, ev içi sorumlulukları devam etmiştir.

Ücretli kadın emeğinin temel ayırıcı özellikleri şunlardır: Mesleki ayrışma (kadınların hizmet, gıda ve dokuma gibi belirli sektörlerde yığılması), vasıfsız emek (rutin ve otomasyona dayalı işler), terfide engeller (yönetici pozisyonlarına yükselememe), düşük ücret, enformelleşme (güvencesiz ve yarı zamanlı çalışma), ev eksenli çalışma, düşük sendikalaşma ve yüksek işsizlik oranlarıdır.

Kadınların işgücüne katılım oranları küresel düzeyde düşüş eğilimindedir. Cinsiyetçi işbölümü, kadınları 'ideal ev kadını' ve 'anne' rolleriyle sınırlandırarak piyasaya katılımlarını engeller. Ayrıca kreş hizmetlerinin yetersizliği, düşük ücretler ve eşlerin izin vermemesi gibi yapısal ve ataerkil engeller kadınları üretim sürecinin dışında tutmaktadır.

4Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrışma, Ücret Farkı ve İşsizlik

Emek piyasasında yatay ayrışma, kadın ve erkeklerin farklı sektörlerde yoğunlaşmasını ifade eder (örneğin sekreterlik ve hemşireliğin kadın işi, mühendislik ve şoförlüğün erkek işi görülmesi). Dikey ayrışma ise aynı işyerinde kadınların daha düşük statülerde ve düşük gelirle çalışmasıdır. Kadınların yükselmesini engelleyen görünmez bariyerler 'cam tavan' kavramıyla açıklanır.

Küresel düzeyde cinsiyete dayalı ücret farkı %18,8'dir. Türkiye'de anne olan ve olmayan kadınlar arasındaki ücret farkı (analık ücret farkı cezası) %30 ile dünya genelindeki en yüksek orandır. Ücret farkının nedenleri arasında dağılım ayrımcılığı, işten kaynaklı ücret ayrımcılığı ve değersel ayrımcılık (erkek egemen işlerde kadına az ücret verilmesi) yer alır.

Resmi işsizlik tanımları, iş aramaktan vazgeçen 'cesareti kırılmış' kadınları kapsam dışı bıraktığı için kadın işsizliğini gizler. Türkiye'de kadın işsizliği resmi verilerin çok üzerindedir; çünkü 'ev kadını' kategorisi işsizliği görünmez kılar. Ekonomik krizlerde ve daralma dönemlerinde işten ilk çıkarılanlar her zaman kadınlar olmaktadır.

5Ücretli Kadın Emeğine Yönelik Kuramsal Yaklaşımlar

Klasik sosyolojik yaklaşımlar (Myrdal, Klein ve Parsons), kadınların çalışmasını aile birliği ve rolleri üzerindeki gerilimler üzerinden ele almıştır. Parsons'ın yapısal işlevselci kuramına göre, aile içi rol ayrışması toplumsal bütünleşme için gereklidir; kadının çalışması ailede gerilim yaratır. Bu yaklaşımlar kadının sömürülmesini açıklamakta yetersiz kalmıştır.

İnsan sermayesi kuramı, bireylerin eğitim ve becerilerine yaptıkları yatırımların gelirlerini artıracağını savunur. Cinsiyet körü olan bu kuram, kadınların düşük ücret almasını rasyonel tercihlerine ve ev içi sorumluluklarına bağlayarak meşrulaştırır. İkili işgücü piyasası kuramı ise piyasayı güvenceli 'birincil' ve güvencesiz 'ikincil' olarak ikiye ayırır; kadınların kesintili çalışma hayatı nedeniyle ikincil piyasaya hapsedildiğini savunur.

Marksist kuramlar çerçevesinde Braverman'ın vasıfsızlaşma kuramı, tekelci kapitalizmde işlerin rutinleşerek kadın emeğinin ucuzlatıldığını belirtir. Yedek sanayi ordusu kuramı (Beechey), kadınların krizlerde işten çıkarılan, kârlılık gerektiğinde işe çağrılan esnek bir yedek güç olduğunu savunur. Parçalı emek piyasası kuramı ise kapitalistlerin 'böl ve yönet' politikasıyla işçi sınıfını cinsiyet ve ırk temelinde böldüğünü açıklar.

Feminist kuramlar toplumsal cinsiyet ve ataerkilliği merkeze alır. Heidi Hartmann, kapitalizm ve ataerkilliğin işbirliği yaptığını, 'aile ücreti' sistemiyle erkeğin kadın üzerindeki maddi gücünün pekiştirildiğini savunur. Sylvia Walby ise kapitalizm ve ataerkilliğin kadın emeği üzerinde çatışan çıkarları olduğunu, erkeklerin kadınları dışlama ve belirli sektörlere hapsetme (ayrışma) stratejileri uyguladığını belirtir.

6Yeniden Üretim Sürecinde Karşılığı Ödenmeyen Kadın Emeği

Ev içi kadın emeği doğallaştırıldığı, mesai saatiyle sınırlandırılamadığı ve karşılıksız olduğu için görünmezdir. Kadınların evde yaptığı temizlik, yemek, çocuk ve yaşlı bakımı gibi işler, ertesi gün işe gidecek olan erkek işçinin emek gücünü tazeler ve gelecek nesil işçileri yetiştirir. Bu yönüyle ev içi emek, kapitalist sistemin çarklarını döndüren gizli bir kuvvettir.

Margaret Benston, ailenin bir tüketim değil üretim birimi olduğunu ve kullanım değeri ürettiğini savunur. Dalla Costa ve James ise ev içi emeğin doğrudan emek gücü ürettiğini ve artı-değer yarattığını öne sürer. Christine Delphy, ev emeğini kapitalizmden bağımsız, özerk bir 'ataerkil aile-içi üretim tarzı' olarak tanımlar ve kadınların sömürgeci sınıf olan erkekler tarafından sömürüldüğünü iddia eder.

Ev içi emek tartışmalarının sınırlılıkları da mevcuttur. Bu tartışmalarda ev emeğinin gerçekten üretken (artı-değer yaratan) bir emek olup olmadığı, ev kadınlarının homojen bir sınıf oluşturup oluşturamayacağı ve kadınların ezilmesinin tek nedeninin ev içi emek olup olmadığı konuları feminist kuramcılar arasında halen tartışmalıdır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250