← Ünite 5

Ünite 5: Göç Olgusu ve Uluslararası Göç Kuramları — Konu Anlatımı

1Neoklasik Ekonomi (Makro Göç) Kuramı

Neoklasik ekonominin makro göç kuramı, yapısal anlamda göçün nedeni olarak sermaye ve işgücünün bölgesel olarak eşit dağılmamasını görmektedir. Ücret ve yaşam standardı işgücünü mobilize etmekte, göç veren ülke ile göç alan ülke arasındaki işgücü arz-talep farklılıkları göçün yapısal nedenlerini oluşturmaktadır. Bu teoriye göre ücret farklılıkları yok oldukça ve küreselleşme ile ulusal ekonomiler birbirine bağımlı hale geldikçe işgücünün dolaşımı da azalacaktır.

Kuram, neoklasik iktisat teorisine dayanarak uluslararası işgücü göçünü bir arz-talep ya da itici-çekici faktörlerle açıklamaktadır. Lee (1966)’ye göre göçmenler az gelişmiş bölgelerden düşük ücretler, yüksek nüfus yoğunluğu ve ekonomik dalgalanmalar nedeniyle itilmekte, gelişmiş bölgeler tarafından yüksek ücretler ve iş fırsatlarının çok olması nedeniyle çekilmektedirler. Uzun dönemde bu akımların ücretleri eşitleyeceği ve gelişmiş ile gelişmemiş bölgeler arasındaki koşulları ekonomik dengeye yönelteceği beklentisi söz konusudur.

Teorinin uluslararası göçle ilgili varsayımları beş ana maddede özetlenebilir: 1) İşçilerin uluslararası göç hareketi, ülkeler arasındaki ücret farklılığından ileri gelmektedir. 2) Ücret farklılıklarının giderilmesi, işgücü hareketini sona erdirecektir. 3) İnsan sermayesinin (yüksek vasıflı işçiler) yer değiştirmesi, vasıfsız işçilerin göç hareketinden farklı bir nitelik taşır. 4) Uluslararası göç hareketinin birincil mekanizmaları işgücü piyasalarıdır. 5) Hükümetlere düşen görev, işgücü gönderen ve kabul eden ülkelerin işgücü piyasasını denetlemek ve etkilemektir.

2Neoklasik Ekonominin Mikro Göç Kuramı

Sjaastad, Borjas ve Todaro’nun geliştirdikleri mikro modele göre göçe neden olan faktör, iş piyasalarındaki makro olgularla birlikte özellikle bireyin kendisidir. Bireyler, rasyonel düşünce sistemlerini kullanarak maliyet/kar hesabı yapmak suretiyle daha yüksek bir kazanç elde edecekleri hesabının sonucunda göç etme kararı vermektedir. Bu kararlar, insan sermayesine yapılan bir çeşit yatırım olarak da değerlendirilmelidir.

Göç sürecini başlatan, daha yüksek kazanç elde etmeyi planlayan bireylerdir. Bireyler yüksek kazanç sağlamayı hedefledikleri bu göç etme kararını vermeden önce yolculuk, taşınma masrafı, yeni bir dil öğrenme ve yeni bir ülkeye uyum sağlama konularında yatırımlar yapmak mecburiyetindedir. Bireyin göç etmeye karar vereceği ülke, yapacağı bu yatırımlar karşılığında en fazla kazanç sağlayabileceği ülke olmaktadır. Yasal olmayan yollarla göç eden birey ise hapis cezası, sınır dışı edilme gibi tehditleri de göze almaktadır.

Model, bireylerin faydayı maksimize ettiğini varsayar. Chiswick (2000), göçmenlerin pozitif olarak kendiliğinden seçildiğini, yüksek vasıflı olanların göç etme şanslarının daha yüksek olduğunu savunur. Todaro, göç kararının finansal ve psikolojik kazanç/maliyetlerin akılcı ekonomik hesaplanmaları sonucu ortaya çıktığını belirtir. Bireyler tam bir farkındalık ile göçün fayda ve maliyet hesaplarını yapabilmekte ve göç sürecine isteyerek katılmaktadır.

3Neoklasik Modele Yönelik Eleştiriler

Günümüz göç literatüründe neoklasik teoriler basit olmaları ve gerçek göç hareketlerini açıklamada yetersiz kalmaları nedeniyle eleştirilmektedir. Ampirik çalışmalar göstermiştir ki, az gelişmiş ülkelerin en fakir insanları nadiren en zengin ülkelere göç etmektedir; daha sık olarak ekonomik ve sosyal değişiklikler olan ülkelerden orta derecede sosyal statülü insanlar göç etmektedir (Castles ve Miller, 2008).

Neoklasik kuramın fayda-maliyet modeli, benzer göçlerin neden eşit derecede fakir bölgelerden olmadığını açıklayamamaktadır. Ayrıca model, devletin rolünü normal işleyen piyasayı bozan bir sapma olarak değerlendirmektedir. Oysa tarihsel ve çağdaş güçler devletin göçlerin başlaması, şekillenmesi ve kontrolünde değişmeyen temel bir rol oynadığını göstermektedir. Model ayrıca belirli bir grubun neden başka bir ülkeye değil de belli bir ülkeye gittiğini (örneğin Türklerin neden Almanya'yı seçtiğini) açıklayamamaktadır.

Bu yaklaşım temel olarak oldukça bireyselcidir ve varsayımları göçün sosyo-ekonomik ve sosyo-politik boyutunu göz ardı etmektedir. Emeğin hem göç veren hem göç alan ülkede homojen bir yapıya sahip olduğunu varsayarak kültürel ve eğitim anlamındaki farklılıkları göz ardı etmekte, sadece iktisadi mekanizmalara odaklanmaktadır.

4Yeni Ekonomi Kuramı (Yeni Emek Göçü Kuramı)

1990’lı yıllarda Oded Stark tarafından geliştirilen teori, göç kararının sadece bireyler tarafından değil, gruplar tarafından özellikle aile ve hane halkı tarafından bir aile stratejisi olarak verildiğini öne sürmektedir. Buna göre aile içinden bir veya birkaç kişinin göçe katılması ile aile geliri artmakla kalmayıp çeşitlenmekte ve bir tür güvence olmaktadır. Yoksul aile üyeleri ülkelerinde kalırken, daha fazla harcama yapabilecek üyeler göç sürecine katılmaktadır.

Yeni ekonomi kuramına göre göç kararları yalnız bireysel aktörler tarafından alınmaz; ilişkili insanlar grubunun ortak kararıyla, beklenen geliri maksimize etmek, riskleri minimize etmek ve emek piyasalarındaki bozuklukların kısıtlamalarını çözmek için alınır. Stark'a göre haneler yurtdışına göçmen yollarken mutlak geliri artırmanın yanı sıra diğer hanelere kıyasla 'göreceli yoksulluklarını' düzeltmeyi de hedeflemektedir.

Göçe üç temel finansal faktör yol açmaktadır: Diğergamlık (ailenin çıkarlarını düşünme), güvence (gelir şoklarını aşabilmek için insan ve sosyal gelişim) ve yatırım (hayat-boyu göç planının parçası olarak anavatanda varlık birikimi). Ücret farkları ortadan kalksa bile ülkenin diğer piyasalarındaki eşitsizlikler devam ettiği sürece göç durmayabilir.

5İkiye Bölünmüş Emek Piyasası Kuramı

Michael J. Piore (1979) tarafından geliştirilen bu teoriye göre uluslararası emek göçü, büyük ölçüde gelişmiş ülkelerdeki talebe dayalıdır ve işverenler veya onlar adına hükümetler tarafından başlatılmıştır. Göçmen işçi talebi ekonominin yapısal gereksinimlerinden doğar; ücret teklifleri ve uluslararası ücret farkları göçün oluşması için zorunluluk değildir. Göçmen kabul eden toplumlardaki düşük düzeyli ücretler, sosyal ve kurumsal mekanizmalar tarafından yerinde tutulur.

Gelişmiş ekonomilerde sermaye yoğun birincil sektör ile emek yoğun ikincil sektörün varlığına bağlı olarak işçilik ikiye bölünmüştür. Sermaye yoğun birincil sektörde ileri teknoloji ve donanımla çalışan, yüksek bilgi ve yetenek gerektiren nitelikli yerli işçiler bulunur. İstikrarsız istihdam koşullarının hüküm sürdüğü ikincil sektörde ise vasıfsız işler genellikle göçmen işçiler tarafından yapılmakta ve ekonomik krizlerde işlerine kolayca son verilmektedir.

Yerli işçiler küçük düşürücü ikincil sektör işlerinde çalışmaktansa işsiz kalmayı tercih etmektedir. Göçmenler ise kendi ülkelerinde kazandıklarından daha yüksek olduğu için bu ücretleri kabul etmektedir. Kuram, göçü modern sanayi toplumlarının yapısal ihtiyaçlarıyla ve gelişmiş alıcı ülkelerin göç motifleriyle bağlandırmaktadır.

6Göç Sistemleri Kuramı

Göç sistemleri kuramı, göç olgusuna uluslararası ilişkiler çerçevesinde, ekonomik ve politik temelli yaklaşır. İki ya da daha fazla ülke karşılıklı olarak göçmen değişimiyle bir göç sistemi ve ilişkiler zinciri oluşturur. Göç için fiziksel yakınlıktan çok siyasal ve ekonomik ilişkiler daha önemlidir; geçmişteki sömürgecilik dönemi, ticari ve mali ilişkiler, siyasi ve kültürel bağlar göç olasılığını artırır.

Kuram hem makro yapıları (dünya pazarındaki politik/iktisadi gelişmeler, devletler arası ilişkiler, kanunlar) hem de mikro yapıları (göçmenlerin enformel ağları, zincirleme göç, inançlar, bilgi ve kültür sermayesi) bir arada ele alır. Bu iki yapı aracı yapılar (işçi bulma örgütleri, avukatlar, acenteler, kaçakçılar) aracılığıyla birleşerek bir 'göç endüstrisi' ortaya çıkarır.

Faist'e göre göç sistemleri kuramının üç ana özelliği vardır: 1) Göç bir defalık olay değil, zaman içinde olaylar silsilesi barındıran aktif bir süreçtir. 2) İnsanlardan ziyade ülkeler arasındaki bağlantıların (ticaret, güvenlik anlaşmaları, kolonyal bağlar, bilgi akışı) varlığına odaklanır. 3) Toplumsal ağ kuramını güçlü bir biçimde uygular.

7Dünya Sistemi (Merkez-Çevre) Göç Kuramı

1970'lerde Wallerstein, Amin, Galtung, Castles ve Kosack tarafından geliştirilen bu kuram, merkez-çevre ilişkilerini, yani gelişmiş-az gelişmiş ülkeler arası çıkara ve sömürüye dayanan ilişkileri vurgular. Göç, modernleşmeyi sağlayan bir mekanizmadan ziyade, çevre ülkelerdeki işgücü kaynaklarının gelişmiş ülkeler yararına kullanılmasına yaramakta ve eşitsiz kalkınmanın devamlılığını sağlamaktadır.

Kapitalist merkez ağlar, kapitalist olmayan toplumların çevre dokularına sızmaya başlayınca çevre nüfus göç etmeye başlar. Merkez ülkeler, ucuz işgücü, hammadde ve üretilen malın pazarlanması için çevre ülkelere ihtiyaç duyar. Çevre ülkelerden gelen hammadde ucuz işgücüyle işlenerek maliyet düşürülür. Bu süreç tarım reformları ve tarımsal üretimin azalmasıyla kırdan kente ve ülkeden dışarıya göçü tetikler.

Dünya sistemi kuramı, uluslararası göçün kapitalist gelişmenin neden olduğu kopma ve yer değiştirmelerin doğal sonucu olduğunu savunur. Piyasa ekonomisinin küreselleşmesinden kaynaklanan bu göçü önlemenin bir yolu, hükümetlerin denizaşırı yatırım alanları ile çokuluslu şirketlerin finans faaliyetlerini denetlemesidir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250

8Göçmen İlişkileri Ağı (Network) Kuramı ve Ulus-Aşırıcılık

Massey tarafından göçmenlerin aileleri, arkadaşları ve ülkelerinde kalan yakınları ile karşılıklı ilişkilerinin bütünü olarak tanımlanan göç ağları, göç sürecinin maliyetini ve risklerini azaltarak göç kanalları oluşturur. Öncü göçmenler iki toplumu birbirine bağlayan altyapı oluşturur ve sonradan gelenler ilk gelenlerin tecrübelerinden yararlanarak göçü kendi kendini besleyen bir sürece dönüştürür.

Göçmen ağları barınma, iş bulma ve bürokratik işlemlerin hallinde yardımcı olarak göçmenler için 'sosyal sermaye' işlevi görür. Ancak bu ağların olumsuz bir yönü de vardır: Göçmenler tüm ihtiyaçlarını kendi grupları içinde karşılayarak yeni ülkeden yalıtılmakta, örneğin Almanya'daki bazı Türkler gibi kendi mahallelerinde kapalı kalabilmektedirler.

Küreselleşme bağlamında iletişim ve ulaşım teknolojilerinin hızlı değişimi, insanların ekonomik, sosyal ve kültürel bağlarının olduğu yerler arasında düzenli gidip gelmelerine yani 'ulus-aşırılığa' yol açmaktadır. Faist'in 'devlet-aşırı alanlar' olarak adlandırdığı bu durum, egemen devlet sınırlarını aşan ekonomik, siyasal ve kültürel bağların, diasporaların ve transnasyonal cemaatlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.