Ana Sayfa » Anadolu Üniversitesi AÖF » Sosyoloji Lisans Programı » Sosyolojide Yakın Dönem Gelişmeler
← Ünite 4

Ünite 4: Kendisiyle Yüzleşen Toplum: Risk Toplumu — Konu Anlatımı

1Dışsal ve İmal Edilmiş Risk Ayrımı

Sosyal teoride risk olgusu iki temel kategoriye ayrılmaktadır: Dışsal risk ve imal edilmiş risk. Dışsal risk, bireyleri tamamen dışarıdan ve beklenmedik bir anda vuran olayların yarattığı risk türüdür. Bu tür olaylar, nüfus genelinde öngörülebilir olmaları ve sigorta edilebilmelerine yetecek sıklıkta meydana gelmeleri nedeniyle matematiksel olarak hesaplanabilir; zaman ve risk çizelgeleriyle sigorta poliçelerine yön verilebilir.

Sanayi toplumunun ilk iki yüzyılı tamamen dışsal riskin egemenliği altında geçmiştir. Ancak doğanın ve geleneğin ötesine geçen modern dünya, artık imal edilmiş risk aşamasına evrilmiştir. İmal edilmiş risk, bizzat insanlığın gelişim süreçlerindeki değişimler, özellikle de bilim ve teknolojideki baş döndürücü ilerlemeler tarafından üretilmektedir.

İmal edilmiş riskler karşısında tarihin sunduğu deneyim son derece kısıtlıdır. Bu risklerin hesaplanması bir yana, tam olarak ne tür sonuçlar doğuracağı çoğu zaman bilinmemektedir. Kişisel ve toplumsal hayata doğrudan sızan bu yeni risklilik durumu, geleneksel kolektif risk çerçeveleri tarafından sınırlandırılamamakta ve geleceği son derece bulanık bir hâle getirmektedir.

2Ulrich Beck ve Risk Toplumu Kuramı

Alman sosyolog Ulrich Beck, risk kavramını günümüz toplumsal değişim analizlerinin tam merkezine yerleştirmiştir. Beck'e göre gelişmiş ülke insanları kıtlık sonrası bir toplumda yaşamaktadır. İnsanlık, maddi refahı artırmak için teknolojik gelişmeler kaydetmiş, ancak bu süreçte refah artışı karşılığında insan sağlığının ve ekolojik dengenin nasıl tehlikeye atıldığını görmezden gelmiştir.

Batılı refah toplumlarında yüzyılın başındaki en büyük problem olan 'günlük ekmeğin kazanılması' mücadelesinin yerini, açlık probleminin aksine 'aşırı kilo' ve ekolojik tahribat almıştır. Üretim teknolojisinin yol açtığı yan etkiler, günümüz toplumlarının baş etmek zorunda olduğu en büyük tehditleri oluşturmaktadır.

Beck'in kuramında risk, modernizasyon sürecinin yol açtığı tehditlerle sistematik olarak karşı karşıya kalma biçiminde tanımlanır. Radyoaktif sızıntılar, toksinler ve geri döndürülemez kalıcı zararlar yaratan atıklar, eski dönemlerin denizcilik maceralarına hiç benzemez; kaynağı sanayileşmedir ve duyularla bile anlaşılması güçtür.

3Riskin Küreselleşmesi ve Bumerang Etkisi

Risklerin en belirgin özelliklerinden biri küreselleşmesidir. Küresel sanayileşme yayıldıkça, yol açtığı riskler de katlanarak artmaktadır. Nükleer kazalar ve asit yağmurları gibi tehditler zaman ve mekan sınırı tanımamakta, bir kez başladığında tüm dünyayı kaplamaktadır. Bu durum, bilimsel olarak risklerin hesaplanmasını tamamen imkânsız kılmaktadır.

Beck, riskli faaliyetlerin zararlı etkilerinin tıpkı bir bumerang gibi geldiği yere geri döndüğünü belirtmektedir. Modernizasyonun başlarında zenginler kendilerini koruyabilirken, günümüzde risk ne kadar uzaklaştırılırsa uzaklaştırilsın, hormonlu gübreler veya sınaî tarım yoluyla gelişmiş merkezleri yeniden vurmaktadır.

Gelişmiş ülkeler tehlikeli ve kirli sanayileri üçüncü dünya ülkelerine ihraç ederken, bu ülkelerdeki zayıf yasal denetimler riski artırmaktadır. Ancak sermaye sahiplerinin karşı koyamadığı 'bumerang etkisi' sayesinde, toksinler ithal gıdalarla ve sülfür emisyonlarıyla yine zengini de fakiri de aynı ölçüde vurmaktadır.

4Düşünümsel Modernleşme ve Toplumsal Yüzleşme

Düşünümsel modernleşme, hem Ulrich Beck hem de Anthony Giddens'ın geç modernite analizlerinde merkezi bir kavramdır. Bu kavram, moderniteyi sarsan ve öngörülemeyen sonuçlardan kaynaklanan belirsizlik nedeniyle toplumun kendi kendisiyle karşı karşıya gelmesini, yani yüzleşmesini ifade eder.

Sanayi toplumundan risk toplumuna geçiş, modernleşme dinamiği içindeki gizli tepki kalıplarıyla istem dışı ve görünmez bir biçimde gerçekleşmektedir. Risk toplumu, siyasi tartışmalarda seçilecek ya da vazgeçilecek suni bir seçenek değil, modernleşme süreçlerinin kendiliğinden dönüşümü esnasında ortaya çıkan bir evredir.

Basit modernleşme tek bir çizgi üzerinde ilerleyen eski tip bir süreç iken, düşünümsel modernleşme modern düzenin çelişkilerini, sınırlarını ve risklerini kabul etmeyi gerektirir. Bu durum ekolojik protestolar, hayvan hakları hareketleri ve gıda güvenliği endişeleri gibi yeni politika alanlarında somutlaşır.

5Risk Toplumunun Temel Özellikleri

Risk toplumunu sanayi toplumundan ayıran en temel çizgi, alınan kararların neticesinde ortaya çıkan tehlikeler karşısında güvenlik normları sistemlerinin tamamen işlemez hâle gelmesidir. Bu toplumda tehditler tanrılara veya doğaüstü güçlere atfedilemez; doğrudan teknik ve iktisadi fayda gözeten insan kararları sonucunda üretilir.

Sınıf toplumunda temel dürtü 'açlık' iken, risk toplumu 'korku' üzerine kuruludur. Sınıf toplumunun rüyası pastadan pay vermekçesine refahı artırmak iken, risk toplumunun rüyası herkesi zehirlenmekten korumaktır. Eşitlik fikrinin yerini emniyet ve savunmacı bir zihniyet almıştır.

Risk toplumunda bireyselleşme tırmanmakta, aile ve sınıf kültürü gibi kolektif dayanışma ağları zayıflamaktadır. Ayrıca riskler sigortalanamaz niteliktedir; toplumsal yaşam paranoyak bir ruh hâline bürünmekte, 'biz' ve 'öteki' ayrımı keskinleşerek etnosentrizm ve içe kapanma artmaktadır.

6Risk Toplumunda Bireylerin Psikolojisi ve Çaresizlik

Teknolojik gelişmelerin taşıdığı risklerin tam olarak bilinememesi, tüm insanlıkta derin bir belirsizlik ve güvensizlik duygusu yaratmaktadır. Guntrip'e göre modern bireylerde görülen kopukluk, kapatılmışlık, temassızlık ve yabancılaşma gibi belirtiler aslında yaygın birer 'şizoid' durumu işaret etmektedir.

19. yüzyılın Viktoryen döneminde histeri en yaygın ruhsal sorun iken, 21. yüzyılın bireyi somut olmayan, biçimsiz bir sıkıntı ve belirsizlik sarmalındadır. Medyanın sürekli ürettiği tehdit haberleri karşısında birey, günlük yaşamla baş edemeyeceğine inanan pasif bir konuma gerilemektedir.

Çocuk yetiştirmekten günlük kararlara kadar her konuda uzman yardımı (danışmanlık hatları, psikologlar) alma zorunluluğu hisseden birey, kendine olan güvenini yitirmiştir. Kahraman olmanın değil mağdur olmanın yüceltildiği bu düzende, bireylerin içsel ve dışsal korkuları birleşerek nevrotik bir anksiyete kaynağı oluşturmaktadır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250