← Ünite 1

Ünite 1: Kanamalarda ve Yaralanmalarda İlkyardım — Konu Anlatımı

1Kanın Yapısı ve Damar İçinde Pıhtılaşmayı Engelleyen Faktörler

Normal şartlar altında kan, damar dışına çıkmadığı sürece sıvı formunu korur ve pıhtılaşmaz. Kanın damar içinde pıhtılaşmadan akabilmesi, vücuttaki karmaşık bir biyokimyasal dengeye bağlıdır. Kan ve dokularda pıhtılaşmayı doğrudan etkileyen iki temel grup madde bulunur: pıhtılaşmayı sağlayan prokoagülan maddeler ve pıhtılaşmayı engelleyen (inhibe eden) antikoagülan maddeler. Sağlıklı bir bireyin dolaşım sisteminde normal durumlarda antikoagülan maddeler baskındır; bu sayede kan akışkanlığını korur. Ancak damar bütünlüğü bozulduğunda prokoagülanlar hızla baskın hâle gelerek pıhtı oluşumunu başlatır.

Damar içinde istenmeyen pıhtılaşmaları engelleyen en önemli faktörlerden ilki, endotel tabakasının düzgünlüğüdür. Sağlam damar yapısı, kan hücrelerinin ve pıhtılaşma faktörlerinin aktifleşmesini önler. Damar yapısında meydana gelen travma, kesik veya yanık gibi durumlar bu düzgünlüğü bozduğunda pıhtılaşma süreci tetiklenir. İkinci olarak, damar iç yüzeyindeki hücrelerde bulunan glikokaliks tabakası pıhtılaşmanın başlamasını fiziksel ve kimyasal olarak engeller.

Ayrıca, damar duvarında yer alan trombomodulin gibi özel moleküller, pıhtılaşma reaksiyonlarında anahtar rol oynayan trombin enzimini bağlayarak etkisiz hâle getirir. Vücut, kendi içinde kontrolsüz pıhtı oluşumunu önlemek için Antitrombin III gibi koruyucu maddeler üretir. Antitrombin III, dolaşımdaki trombin gibi enzimleri bloke eder. Karaciğer ve mast hücreleri tarafından üretilen bir polisakkarit olan heparin ise Antitrombin III'ün bu engelleyici etkisini birkaç kat artırarak damar içi pıhtılaşmaya karşı güçlü bir kalkan oluşturur.

2Hemostaz Mekanizması ve Aşamalari

Kan damar dışına çıkmaya başladığında, yani sağlam damar yapısı zarar gördüğünde, vücut kan kaybını önlemek için hemostaz adı verilen savunma mekanizmasını derhal devreye sokar. Hemostaz, kanamanın durdurulması anlamına gelir ve birbirini takip eden üç temel aşamada gerçekleşir. İlk aşama, zedelenen damarın kasılması, hacmini azaltması ve çapını daraltmasıdır. Yaralanma anında ortaya çıkan ağrı duyusunun beyne iletilmesiyle sinirsel yolaklar üzerinden damar büzüşür. Ayrıca hasarlı bölgeye toplanan aktifleşmiş trombositlerden salınan serotonin ve tromboksan gibi maddeler, damar düz kasını kasarak kan akımını ve dolayısıyla kan kaybını azaltır.

Hemostazın ikinci aşaması, trombosit plağının (tıkacının) oluşmasıdır. Yaralanan damar duvarında açığa çıkan kolajen liflerine bağlanan trombositler (kan pulcukları) hızla aktifleşir. Aktifleşen bu hücreler salgıladıkları kimyasallarla diğer trombositleri de bölgeye çeker ve birbirlerine yapışarak gevşek bir trombosit tıkacı oluştururlar. Bu tıkaç, hasarlı damar boşluğunu geçici olarak kapatarak sızıntıyı durdurmaya çalışır.

Üçüncü ve son aşama ise pıhtılaşma (koagülasyon) sürecidir. Trombosit tıkacı tek başına gevşek bir yapıya sahip olduğundan, daha kalıcı ve dayanıklı bir bariyer oluşturulması gerekir. Pıhtılaşma, plazmada çözünmüş hâlde bulunan fibrinojen proteininin, bir dizi pıhtılaşma faktörünün zincirleme reaksiyonla aktifleşmesi sonucu çözünmeyen fibrin iplikçiklerine dönüşmesidir. Bu fibrin ağları, gevşek trombosit tıkacını ve diğer kan hücrelerini sarıp sıkıştırarak sağlam bir pıhtı yumağı oluşturur ve hemostaz tamamlanır.

3İlkyardımda Nabız Kontrolü ve Değerlendirilmesi

Nabız, kalbin kasılarak kanı aorta fırlatması sırasında atardamar duvarında oluşturduğu ritmik basınç dalgalanmasının hissedilmesidir. İlkyardım uygulamalarında nabız tespiti, en az 3 parmak kullanılarak ve en az 5 saniye süresince ilgili atardamar üzerine hafif baskı uygulanarak gerçekleştirilir. Nabız kontrolü yapılırken yaş gruplarına göre farklı bölgeler tercih edilir. Yetişkinlerde ve çocuklarda boyun şah damarı (arteria carotis) kullanılırken, bebeklerde dirsek üstü kol atardamarı (arteria brachialis) üzerinden nabız kontrolü yapılır.

Sağlıklı bir yetişkinde istirahat hâlindeki normal nabız sayısı dakikada 60 ile 100 atım arasındadır. Çocuklarda ve bebeklerde metabolizma hızı daha yüksek olduğu için normal nabız değerleri yetişkinlere göre daha yüksek seyreder. Nabız sayısı sabit bir değer olmayıp, bireyin o anki durumundan doğrudan etkilenir.

Kişinin fiziksel yorgunluğu, egzersiz yapıp yapmadığı, dinlenme durumu nabız sayısını değiştiren fiziksel etkenlerdir. Bunun yanı sıra heyecan, korku, telaş, kaygı ve üzüntü gibi psikolojik ve duygusal değişimler de otonom sinir sistemini uyararak nabız sayısının yükselmesine veya değişmesine neden olur. İlkyardımcı bu faktörleri göz önünde bulundurarak değerlendirme yapmalıdır.

4Damar Tiplerine Göre Kanamalar ve Özellikleri

Kanamalar, hasar gören damarın anatomik ve fizyolojik yapısına göre atardamar, toplardamar ve kılcal damar kanamaları olmak üzere üç ana kategoriye ayrılır. Atardamarlar (arterler), temiz kan taşıyan ve kalpten dokulara yüksek basınçla kan ileten damarlardır. Bu nedenle atardamar kanamaları son derece tehlikelidir ve kısa sürede ciddi miktarda kan kaybına yol açarak ölüme neden olabilir. Atardamar kanamasının en belirgin özelliği, kanın kalp atışlarıyla uyumlu bir şekilde kesik kesik ve fışkırır tarzda akmasıdır. Ayrıca taşınan kan oksijence zengin olduğu için rengi açık ve parlak kırmızıdır.

Toplardamarlar (venler), vücuttaki kirli kanı kalbe geri taşıyan ve kan hacminin büyük kısmını barındıran damarlardır. Toplardamar içindeki kan basıncı, atardamarlara kıyasla oldukça düşüktür. Bu sebeple toplardamar kanamalarında kan fışkırmaz; sürekli, sızıntıdan daha yoğun ve yavaş bir akış gösterir. Karbondioksit oranı yüksek olduğu için akan kanın rengi koyu kırmızıdır. Bu kanamalar, düşük basınç nedeniyle atardamar kanamalarına göre çok daha kolay kontrol altına alınır ve durdurulur.

Kılcal damar (kapiller) kanamaları ise genellikle mikroskobik düzeydeki ince damarların hasar görmesiyle oluşur. Altta yatan ciddi bir pıhtılaşma bozukluğu yoksa kılcal damar kanamaları tamamen zararsızdır. Kan, yara yüzeyinden sızıntı şeklinde yavaşça çıkar. Çoğu zaman herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan, vücudun kendi hemostaz mekanizmaları sayesinde kendiliğinden durur.

5Yaralanmalarda İlkyardım İlkeleri ve Uygulama Basamakları

Bir ilkyardımcı, yaralanma vakasıyla karşılaştığında sistematik bir yaklaşım sergilemelidir. İlk olarak yaranın oluş şeklini, ne zaman meydana geldiğini ve nasıl oluştuğunu hızlıca değerlendirmelidir. Eğer yarada aktif bir kanama mevcutsa, ilkyardımcının birincil önceliği kanamayı durdurmaya yönelik müdahaleleri başlatmak olmalıdır. Kanama kontrol altına alınmadan diğer işlemlere geçilmemelidir.

Yaralı bölgede veya genel olarak hastanın vücudunda bulunan yüzük, bilezik, saat gibi takılar, ilerleyen süreçte oluşabilecek ödem (şişlik) nedeniyle kan dolaşımını engellememesi için hemen çıkartılmalıdır. Yaralanmalarda en kritik kurallardan biri, yaraya saplanmış yabancı cisimlerin kesinlikle yerinden çıkartılmamasıdır. Yabancı cisimler damarları tıkayarak kanamayı sınırlandırıyor olabilir; cismin çekilmesi şiddetli iç veya dış kanamalara yol açabilir. Bu nedenle cisim sabitlenmeli ve hastaneye sevk edilmelidir.

Elde imkan varsa yara bölgesi temiz, sabunlu su ile yıkanarak kirlerden arındırılmalıdır. Ancak yaranın içi kesinlikle kurcalanmamalı, kurcalanarak temizlenmeye çalışılmamalıdır. Doktor tarafından reçete edilmedikçe yaraya hiçbir krem, merhem, antiseptik solüsyon veya ilaç sürülmemelidir. İlkyardımcı, hasta veya yaralıyı durumu hakkında sakinleştirici bir dille bilgilendirmeli, yaranın türüne göre tetanoz veya kuduz gibi enfeksiyon risklerine karşı uyararak mutlaka bir sağlık kuruluşuna yönlendirmelidir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250