Harezm Türkçesi dönemi, Karahanlı Türkçesi ile Çağatay Türkçesi arasında köprü vazifesi gören ve dil tarihimiz açısından son derece kritik yeniliklerin barındığı bir evredir. Bu ünitede ele alınan Nehcü’l-Ferâdis ve Kısasü’l-Enbiyâ eserleri, dönemin hem dini-didaktik hem de edebi yönünü temsil eden temel taşlarıdır. Metin incelemelerinde Ebû Hanîfe’nin erdemleri, ilme verdiği değer, yaşadığı zorluklar ve SâlÂh Peygamber ile Semûd kavminin kıssaları ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir.
Nehcü’l-Ferâdis, Mahmud b. Ali tarafından 1357-1358 yıllarında kaleme alınmış olup, Türk edebiyatındaki kırk hadis çevirilerinin ilk örneği olma özelliğini taşır. Eser, dünya ve ahirette saadet bulmak isteyen Müslümanlar için kılavuz niteliğinde bir el kitabı gibidir. Dili son derece sade ve akıcıdır; edebi yönünden ziyade Türk dili tarihi için taşıdığı belge niteliği kıymetini artırır.
Kısasü’l-Enbiyâ ise Nasırü’d-din b. Burhanü’d-din ar-Rabguzi tarafından 1310-1311 yıllarında yazılmıştır. Farsça bir eserin Harezm Türkçesine uyarlanmış hali olan bu eser, peygamber kıssalarını konu alır. Eserde şiirler, manzumeler, aşk ve tabiat temalı pasajlar da yer almakta olup dönemin zengin söz varlığını yansıtır.
Nehcü’l-Ferâdis metinlerinde İmam Ebû Hanîfe rahmatü’llâhi ‘alayh’in üstün vasıfları, ibadete düşkünlüğü ve dünya malına verdiği değer asgari düzeyde tutarak sırt çevirdiği anlatılır. Abdullah b. Mübarek ve İmam Gazzâlî gibi büyük İslam alimlerinin eserlerinde Ebû Hanîfe’nin şeriat hükümlerini eksiksiz bildiği, geceleri sabaha kadar ibadetle geçirdiği vurgulanır.
Kûfe valisi olan Hübeyreoğlu, Ebû Hanîfe’yi devlet hazinesinin idaresi ve mühür yetkisi ile makam teklif ederek onurlandırmak istemiş, ancak büyük imam bu teklifi reddetmiştir. Israrlar karşısında hapse atılmış, yirmi sopa vurulmuş ve zindanda kalmıştır. Daha sonra zindandan kaçarak Mekke’ye gitmiş ve Abbasiler dönemine kadar orada kalmıştır.
Daha sonra halife olan Ebû Ca‘fer tarafından Kûfe’ye çağrılmış ve kendisine on bin dirhem para gönderilmiştir. Ebû Hanîfe bu paraya ömrü boyunca el sürmemiş, vefatında oğlu Hammad’a bu parayı getiren kişiye iade etmesini vasiyet etmiştir. Bu tutum onun takvasını ve dünya malına olan mesafesini açıkça gösterir.
Kısasü’l-Enbiyâ'da yer alan Sâlih Peygamber kıssası, Semûd kavminin isyanını, putperestliğini ve Allah'ın cezalandırmasını konu alır. Semûd kavmi, Hîr bölgesinde, Şam ile Hicaz arasında yerleşmiş uzun boylu ve dağları oyarak evler yapan bir topluluktur. Sâlih Peygamber onları İslam'a çağırmış, ancak kavmi atalarının dinini bahane ederek ona karşı çıkmıştır.
Kavmin mucize istemesi üzerine Allah'ın emriyle taştan bir dişi deve ve botası (yavrusu) çıkmıştır. Ancak iki kötü niyetli kimse devenin ayağını keserek öldürmüş, bunun üzerine kavim üç gün içinde sarı, kızıl ve kapkara renkli azapla helak edilmiştir.
Metinde ayrıca İblis'in puthaneler kurdurması, Kâsûr adlı kişinin put hizmetçisi yapılması, kırk yıl zindanda kalması ve Cebrail tarafından kurtarılması gibi detaylı efsanevi motifler Harezm Türkçesinin zengin tasvir gücüyle aktarılmıştır.
Genceli Nizâmî'nin 1180 yılında kaleme aldığı 6512 beyitlik Farsça mesnevisi Hüsrev ü Şîrîn, Harezm Türkçesi döneminde Kutb tarafından Altunorda hanı Özbekoğlu Tınıbek Han ve eşi Melike Hatun adına çevrilmiştir. Bu çeviri, Harezm Türkçesiyle yapılan ilk manzum çeviri olma özelliğini taşır.
Kutb’un eseri 4370 beyitten oluşmakta olup Nizâmî'ninkinden daha kısa olmasına rağmen aynı konu başlıklarını ve doksan bölümü ihtiva eder. Eserin tek nüshası Paris Bibliothèque Nationale Turc 312 numarada kayıtlıdır ve ilk kez Ananiasza Zajãczkowski tarafından yayımlanmıştır.
Eserin konusu Sâsasni hükümdarı Hüsrev Perviz ile Ermeni hükümdarı Mihın Banu'nun yeğeni Şîrîn'in aşkı etrafında şekillenir. İkinci planda ise Hüsrev'in siyasi hayatı ve mücadeleleri ele alınır.