Bugünkü Latin asıllı alfabenin kabulüne kadar yüzyıllarca kullanılmış olan Osmanlı Türkçesi yazısı, Arap alfabesine dayanır. Bu alfabe tarih içinde Araplar, İranlılar ve Türkler tarafından kullanılmış, zamanla işlenip geliştirilerek estetik ve işlevsel açıdan çok sayıda yazı türünün ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan bu yazı türleri, kullanım alanlarına, yazılış hızlarına ve estetik kaygılarına göre birbirlerinden ayrışmaktadır.
Osmanlı Türkçesi, bünyesinde barındırdığı Türkçe, Arapça ve Farsça unsurların ses özelliklerini yansıtan ortak bir alfabe sistemi kullanmıştır. Bu sistemde, Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin yazılışları, Türkçe söyleyişte uğradıkları ses değişikliklerine bakılmaksızın orijinal imlalarıyla aynen korunmuştur. Bu durum, yazılı metinlerdeki harflerin hangi ses değerlerini karşıladığının tespiti ile konuşma dilindeki gerçek telaffuzların belirlenmesi hususunda araştırmacılar için çeşitli güçlükler doğurmaktadır.
Osmanlı Türkçesi yazı dilinde, Arapça ve Farsça kökenli alıntı kelimelerin yoğunluğu nedeniyle çok sayıda yabancı ünsüz harf kullanılmıştır. Bu alıntı kelimeler, alfabenin ortak olması sebebiyle asıl dillerindeki yazılış biçimleriyle korunmuş ve eğitim yoluyla öylece yazılmaları sağlanmıştır. Ancak bu durum, Türkçe'nin ses sisteminde bulunmayan bazı ünsüzlerin okur-yazarların diline girmesine yol açmıştır.
Osmanlı Türkçesi yazım sisteminde kelimelerin ve kelime birliklerinin söz içindeki görevlerini, işleyişçe değerlerini ayırmaya yarayan noktalama işaretlerine yer verilmemiştir. Eski yazımda kelimelerin arası bile ayrılmaz, metinler kesintisiz bir blok halinde yazılırdı. Çeviriyazılı metinlerde modern yazım kurallarının ve noktalama işaretlerinin uygulanması, her şeyden önce biçimsel bir düzen sağlar.
Hece, kelimelerin en temel yapı birimidir ve konuşma zincirinde seslerin birleşip dağılmasıyla dinamik bir yapı gösterir. Türkçe kelimelerde ve hecelerde seslerin dizilişi rastgele olmayıp, belirli kurallara ve hece tiplerine bağlıdır. Türkçe'de temel olarak 6 farklı hece tipi bulunur: sadece bir ünlüden oluşan heceler (a-ra), ünlü-ünsüz birleşimleri (aş), ünsüz-ünlü birleşimleri (ça-yır), ünsüz-ünlü-ünsüz birleşimleri (kal), ünlü-ünsüz-ünsüz birleşimleri (alt) ve ünsüz-ünlü-ünsüz-ünsüz yapısındaki heceler (kork-mak).
Büyük ünlü uyumu (kalınlık-incelik uyumu) ile ünsüz uyumu kanunları, Türkiye Türkçesi'nin her döneminde geçerli olmuş ve hükmünü kararlılıkla yürütmüştür. Konuşma dilinde sarsılmaz bir kararlılıkla süregiden bu uyumlar, XVI. ve XIX. yüzyılları içine alan Osmanlı Türkçesi dönemi içinde, özellikle de XVII. ve XVIII. yüzyıllarda birtakım sarsıntılar yaşamıştır. Bu durumun temel sebebi, kullanılan alfabenin Türkçe'nin ses sistemini göstermekte yetersiz kalması ve daha da önemlisi, donuklaşan yazımın dilde meydana gelen canlı değişmeleri yansıtamaz duruma gelmesidir.
Osmanlı Türkçesinde Farsça kökenli kelimelerin seslendirilmesi, dilin kendi ses yapısına uydurulması (halklılaştırma) ile eğitimli kesimin özgün söyleyişi koruma çabası arasında şekillenmiştir. Farsçanın ünsüz sesleri Türkçedekilerle büyük oranda örtüşürken, ünlü sistemi a, i, u (o) sesleri ve bunların uzun biçimleriyle sınırlıdır. Türk halkı bu kelimeleri kendi dilinin ses kurallarına ve ünlü uyumuna uydurarak benimsemiştir.