Ders Raporu
← Türk Halk Şiiri
Ders Raporu

Türk Halk Şiiri

Edebiyat Fakültesi » Türk Dili ve Edebiyatı Lisans Programı » Anadolu Üniversitesi AÖF · 10 ünite

Konu Özeti

Ünite 1: Türk Halk Şiirinin Kökeni, Gelişimi ve Genel Özellikleri

Türk halk şiirinin kökleri, İslamiyet öncesi dönemin dinî ve büyüsel törenlerine dayanmaktadır. Bu dönemde toplumda din adamlığı, şairlik, hekimlik, büyücülük ve müzisyenlik gibi pek çok mesleği aynı bünyede barındıran 'kam', 'baksı', 'oyun' ve 'ozan' adı verilen tiplemeler bulunmaktaydı. Bu kişiler, müzüğün verdiği ahenkle kendilerinden geçerek ölenlerin ruhlarını öbür aleme gönderdiklerine, hastaların ruhlarını sağalttıklarına inanırlardı.

Ünite 2: Türk Halk Şiirinde Tür ve Şekil

Türk halk şiirinde 'nazım şekli' ve 'nazım türü' kavramları şiirin biçimsel ve içeriksel özelliklerini belirleyen temel unsurlardır. Nazım şekli, şiirin dış yapısını; mısra kümelenmesini (nazım birimi), kafiye örgüsünü, hacmini ve ölçüsünü ifade eder. Halk şiirinde en yaygın nazım birimi dörtlük olmakla birlikte, aruz ölçüsüyle yazılan bazı şiirlerde beyit esası da karşımıza çıkar.

Ünite 3: Anonim Halk Şiiri

Manilerde asıl söylenmek istenen duygu ve düşünceler üçüncü ve dördüncü mısralarda ifade edilir. Bu durum, pek çok araştırmacının ilk iki dizeye 'doldurma' veya anlamla ilgisiz mısralar demesine yol açmıştır. Ancak halk edebiyatı türlerindeki her bölümün kendine özgü bir görevi vardır ve ilk iki dizeyi gereksiz görmek yanlıştır.

Ünite 4: Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının Oluşumu, Gelişimi ve Orta Asya’daki Temsilcileri

Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, İslamiyet'in kabulüyle birlikte Türk sosyal ve kültürel hayatında köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemde doğmuştur. İslam medeniyetinin getirdiği akide, bilim ve tefekkür kavramları Türkçeye girerken, Kur'an dili olan Arapçaya da özel bir yöneliş olmuştur. İslam öncesi yerli ve kavmî bir edebiyata sahip olan Türkler, kökleri geçmişe dayanan yeni bir tasavvufî edebiyat sentezi oluşturmuşlardır.

Ünite 5: Anadoluda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının Başlangıcı ve 13.-14. Yüzyıllardaki Temsilcileri

Orta Asya ve Horasan'dan ayrılan pek çok sofî, Irak ve Suriye gibi bölgeleri denemiş olmalarına rağmen manevi hayatlarına en uygun coğrafyayı Anadolu'da bulmuşlardır. Bu durum, XIII. yüzyılda Anadolu'da Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının en büyük şairlerinin yetişmesine zemin hazırlamıştır. Türkmen halk arasında tekkeler vasıtasıyla başlayan bu tasavvuf hayatı; dil, vezin, şekil ve söyleyiş bakımından son derece millî olan yeni bir edebiyatın doğmasını sağlamıştır.

Ünite 6: 15.-17. Yüzyıllarda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı

XV. yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, çeşitli coğrafyalardaki Türk toplulukları arasında askerî ve siyasî gelişmelere paralel olarak dinî, fikrî ve mimarî açıdan gelişmeye devam etmiştir. Bu dönemde edebiyatın merkezden taşraya (muhitlere) doğru yayılmasında, sayıları hızla artan mescitlerin ve tekkelerin rolü çok büyüktür. Mevlâna, Hacı Bektaş Velî ve Yunus Emre gibi büyük mutasavvıfların açtığı çığır; Alâaddin Gaybî (Kaygusuz Abdal), Hacı Bayram Velî, Akşemseddın, Yazıcıoğlu Mehmed, Gülşehrî, Süleyman Çelebi, Eşrefoğlu Rûmî, Kemal Ümmî ve Emril Sultan gibi pek çok mutasavvıf şair tarafından sürdürülmüştür.

Ünite 7: 18.-20. Yüzyıllarda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı

On sekizinci yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı genel anlamda bir duraklama ve gerileme içine girmiştir. Bu dönemde önceki dönemlerde görülen yüksek nitelikli ve başarılı eserler verilememiştir; ancak İstanbul, Bursa ve İzmir gibi merkezlerde tarikat çevreleri Yunus Emre geleneğini devam ettirmeye çalışmışlardır. Bu dönemde yazılan ilahiler estetik açıdan Yunus'un çok gerisinde kalmış, daha çok didaktik nitelikler taşımış ve şekilsel aksaklıkları aşamamıştır.

Ünite 8: Âşık Şiirinin Oluşumu, Gelişimi ve 16. Yüzyıldaki Temsilcileri

Âşık şiiri, Türk halk edebiyatının sözlü gelenekte doğup gelişen, saz eşliğinde icra edilen ve kendine has kuralları olan köklü bir geleneğidir. Bu şiir geleneğinin kelime dünyası oldukça zengin olup, atasözleri, deyimler ve zengin halk söyleyişleriyle bezenmiştir. Tasvirler ve söz sanatları yapmacıklıktan uzak, tamamen halkın doğal yaşam biçimini yansıtacak şekilde sade ve anlaşılırdır.

Ünite 9: 17. ve 18. Yüzyıllarda Âşık Şiiri

XVII. yüzyıl, Türk âşık edebiyatının en güçlü ve verimli dönemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu dönemde toplumun her kesiminden büyük kabul gören pek çok yetenekli âşık yetişmiş, eserleri hem sözlü gelenekle halk arasında hem de yazılı cönkler ve divanlar aracılığıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Yüzyılın en belirgin özelliklerinden biri, âşıkların sadece hece vezniyle değil, medrese eğitimi almış olmalarının da etkisiyle aruz vezniyle de şiirler yazmış olmalarıdır.

Ünite 10: 19. ve 20. Yüzyıllarda Âşık Şiiri

XIX. yüzyıl, âşık edebiyatı açısından oldukça güçlü bir dönemi temsil eder ve bu dönemde yaşayan sanatçılar hakkında önceki yüzyıllara kıyasla çok daha fazla ve sağlıklı bilgiye sahip bulunmaktayız. Bu yüzyılın en belirgin özelliklerinden biri, âşıkların yalnızca geleneksel hece vezniyle değil, aynı zamanda divan edebiyatının etkisiyle aruz vezniyle de şiirler kaleme almış olmalarıdır. İki vezne de hâkim olma durumu; koşma, destan, varsağı ve semai gibi geleneksel nazım biçimlerinin yanı sıra gazel, kaside, tercü-bend, terkib-bend, muhammes, müseddes, divan ve selis gibi nazım şekillerinin de yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.

Öne Çıkan Kavramlar

Kam / Şamanİslamiyet öncesi Türk toplumlarında din adamlığı, hekimlik, büyücülük ve şairlik vasıflarını şahsında birleştiren, ritüelleri yöneten kişidir. Metne göre kamlar, müzik eşliğinde ezgili şiirler söyleyerek ilk halk şiiri örneklerini vermiştir.
Baksı / BahşıOlağanüstü güçlere sahip olan, şiir söyleyen, destan anlatan ve şifacılık yapabilen dinî-sihrî tiplemedir. Kimi Türk boylarında büyü ile uğraşırken kimi boylarda ozan veya kâtip olarak tanınmıştır.
OzanEski Türk geleneklerinde kopuz eşliğinde şiirler okuyan, destan ve hikâyeler anlatan halk şairidir. Köprülü'ye göre zamanla mesleki ayrışma yaşanarak sadece şiir ve müzikle uğraşan sanatçılara dönüşmüşlerdir.
Şeylan / ŞölenOğuz Türklerinin kurban kesmek, eğlenmek ve sosyal birliği pekiştirmek amacıyla düzenledikleri törendir. Metinde belirtildiği üzere, kesilen kurbanın sögük adı verilen parçalarının belirli bir hiyerarşiyle boylar arasında dağıtılmasını sağlar.
SögükEski Oğuzlarda şölenlerde kesilen kurbanın et parçalarına verilen addır. Kurbanın bu parçalarının hangi boy tarafından alınacağı önceden belirlenmiş olup Oğuz birliğinin simgesiydi.
KopuzOğuz Türklerinde ozanların ve baksıların şiirlerini okurken ve törenleri icra ederken kullandıkları telli saz veya müzik aletidir.
SıgırEski Oğuzların ve bozkır Türklerinin av törenleridir. Ekonomik üretim, savaşçılık tatbikatı ve avın bereketli geçmesi için ozanların şiirler ve destanlar söylediği törensel av etkinlikleridir.
YuğEski Türklerde ölen kişinin ardından düzenlenen ölüm ve yas törenleridir. Orhun Kitabelerinde Kültigin'in ölümüyle bahsedilen bu törenlerde ağıtlar yakılmış, balballar dikilmiştir.
Saguİslamiyet öncesi Türk şiirinde ölen kahramanların ardındankıyılan ağıt konulu şiirlerdir. Alp Er Tonga sagusu bu türün en somut ve bilinen örneğidir.
Koşugİslamiyet öncesi Türk şiirinde sevgi, doğa ve yiğitlik gibi konuların işlendiği, dörtlüklerden oluşan ve koşmayı andıran ilk şiir biçimidir.
AyakÂşık şiirinde kafiye veya redif karşılığı olarak kullanılan terimdir. Âşıklar şiirlerini ayak mısralarından başlayarak kurar; dar ayak veya ayak açmak gibi kurallarla atışmalar yaparlar.
DurakHece ölçüsüyle yazılmış şiirlerde mısraların geleneksel kurallara göre durularak okunduğu bölümlerdir. Örneğin 11'li hecede 6+5 veya 4+4+3 şeklinde uygulanır.
Nazım BirimiŞiirde en küçük anlam bütünlüğünü sağlayan ve gelenekte 'hane' olarak adlandırılan dörtlük birimidir. Halk şiirinin temel nazım birimi dörtlüktür.
KoçaklamaÂşık edebiyatında kahramanlık, yiğitlik ve savaş temalarının işlendiği, genellikle koşma biçiminde söylenen nazım türüdür. Köroğlu ve Dadaloğlu bu türün usta isimleridir.
TaşlamaÂşık şiirinde toplumdaki bozuklukları, insanlardaki kusurları eleştirmek ve yergi amacıyla söylenen nazım türüdür.
GüzellemeÂşık şiirinde insan, doğa ve aşk sevgisinin coşkulu bir dille işlendiği, Karacaoğlan ile özdeşleşmiş lirik nazım türüdür.
KavuştakTürkülerde bentlerin arasında aynen tekrarlanan mısralar veya nakarat bölümleridir. Türkülerin en karakteristik yapı unsurlarından biridir.
BayatiManinin Azerbaycan sahasındaki adıdır. Genellikle 7'li hece ölçüsüyle söylenen, mahlaslı veya cınaslı olabilen kısa halk şiiri türüdür.
TekerlemeBelirli bir ana konudan yoksun, fonetik oyunlar, aliterasyon ve secilerle örülmüş, şaşırtma ve güldürme amacı güden yarı manzum veya mensur halk edebiyatı türüdür.
NenniAnnelerin çocuklarını uyutmak ve sakinleştirmek amacıyla söyledikleri, ezgili ve işleviyle ön plana çıkan anonim halk şiiri türüdür.
Bade İçmeÂşıkların rüyalarında bir pîrün elinden aşk badesi içerek aşklık yeteneği ve şiir söyleme gücü elde ettiklerine inanılan geleneksel motiftir.
Nazım ŞekliŞiirin dış yapısını, mısra kümelenmesini, kafiye örgüsünü, hacmini ve ölçüsünü belirleyen biçimsel özelliklerin bütünüdür. Halk şiirinde manî, koşma ve destan başlıca nazım şekilleridir.
Nazım TürüŞiirin işlediği konuya, icra edildiği ezgiye ve üstlendiği işleve göre sınıflandırıldığı içeriksel kategoridir. Güzelleme, koçaklama, ilâhî ve tevhid birer nazım türüdür.
KoşmaÂşık edebiyatının en yaygın nazım şeklidir. Genellikle 8'li veya 11'li hece ölçüsüyle, 3-5 dörtlük halinde söylenir; abab cccb çççd... şeklinde kendine has bir kafiye örgüsü vardır.

Sınavda Dikkat Et

  • İslamiyet öncesi törenlerin adlarını ve işlevlerini mutlaka ezberleyin: 'Şeylan/Şölen' kurban ve boylar arası birlik, 'Sıgır' av töreni, 'Yuğ' ise cenaze ve yas törenidir.
  • Kam, baksı ve ozan gibi tiplemelerin hem din adamı hem hekim hem de ilk şairler olduğunu, şiirlerini 'kopuz' eşliğinde söylediklerini unutmayın.
  • Uygur döneminin ilk yazılı şiir ürünleri verdiğini ve Aprınçur Tigin'in adının bu dönemle (Manheist/Budist çevreler) anıldığını kesinlikle karıştırmayın.
  • Kaşgarlı Mahmut'un Dîvânü Lûgatı't-Türk adlı eserinde yer alan şiirlerin (Alp Er Tonga sagusu, kış-yaz atışmaları vb.) halk şiirinin kökeni açısından en zengin kaynak olduğunu unutmayın.
  • Halk şiirinde nazım biriminin 'hane' yani dörtlük olduğunu, hece ölçüsünün esas alındığını ve kafiye karşılığında 'ayak' teriminin kullanıldığını sınavda kafiye kurallarıyla karıştırmayın.
  • Aruz ölçüsünün halk şairleri tarafından (Divan şiiri öykünmesiyle) denenmesine rağmen tam olarak uygulanamadığını ve kusurlu olduğunu hatırlayın.
  • Rüya motifi ve bade içme geleneğinin İslamiyet öncesi şamanlık/kamlık geleneklerinden (Umay Günay'ın tespitiyle) günümüze uzanan bir köprü olduğunu göz ardı etmeyin.
  • Sınavlarda 'Nazım Şekli'nin dış yapı (birim, kafiye, ölçü, hacim), 'Nazım Türü'nün ise konu, ezgi ve işlev ile ilgili olduğu kesinlikle karıştırılmamalıdır.
  • Destanın hacmiyle (150 dörtlüğe kadar çıkabilmesi) koşmadan ayrıldığı bilgisi sınavda sıkça sorulan ayırt edici bir noktadır.
  • Varsağı türünün ayırt edici en temel özelliğinin 'özel ezgisi' ve Varsak Türk boyuna has hamasi/sert söyleyişi olduğu unutulmamalıdır.
  • Dinî-Tasavvufî halk şiirinin kendine özgü müstakil bir nazım şeklinin olmadığı, hem halk hem divan edebiyatı şekillerini ortak kullandığı sınav sorularında kritik bir bilgidir.
  • Şathiyelerin yüzeysel olarak küfür veya alay gibi görünse de arka planında tasavvufi remz ve rumuzlar barındırdığı tanımı sınav testlerinde sıklıkla gelir.