← Ünite 2

Ünite 2: Osmanlı’nın 19. Yüzyılını Hazırlayan Sosyal ve Kültürel ŞartlarOkuma Parçası

Ders kitabının ünite sonuna koyduğu ek okuma metni. Sınavda doğrudan sorulmaz; konuyu bağlamına oturtmak için.

RASATHANE

Şehirdeki Rasathaneyi büyük bilgin Cassini için Büyük Kral XIV. Louis yaptırmış. Bina taştan bir kuleye benziyordu. Kule de, her katında birçok odaları bulunan üç kattan meydana geliyordu. Odalarda da yıldızları gözetlemek için birçok âlet yer alıyordu. Mekanik sanayii ile, havasızlığı ve havayı incelemek için, o güne kadar görmediğimiz, bir sürü garip âleti burada saymakla bitiremem. Büyük bir yemek sinisi büyüklüğünde Şam aynasından yapılma, içe doğru çökük aynalar gördük. Bunları çelik sehpalar üzerine oturtmuşlardı. Karşılarına geçerek kereste parçaları tuttuk, alevlenip hemen yanmaya başladılar. Kurşun tuttular, hemen eriyiverdi. Rasathanede astronomi ve geometri âletleri sayılamayacak kadar fazlaydı. Ayrıca, çelik kürsüler üzerinde her birinin içine üç adam sığabilecek büyüklükte küreler bulunuyordu. Bunlardan başka daha nice görülmeyen yıldızlarla ilgili bir sürü gösterici âlet gördük. Astronomiyle uğraşan herhangi bir kimse bu âletler sayesinde, öyle sanıyorum, kısa sürede bilgin olabilir. Fransızlar bu arada, ay ve güneş tutulmalarını da öğrenebilmek için yeni bir âlet icat etmişler; bunu bize de gösterdiler. Âlet birkaç küreden meydana geliyordu. Çevresine rakamlar yazmışlar, ayrıca ayı ve güneşi de işaretlemişler. Daireler döndürüldükçe, ucu akçe gibi yuvarlak, saat akrebine benzeyen mil, bazen güneşe, bazen de aya uzanıyordu. Aya uzandığında bütününü mü, yoksa bir kısmını mı örtüyor, aldığı duruma göre, “Filân ayda şu kadar ay tutulacak” diye önceden haber verebiliyorlardı. Güneş tutulması için de aynı şekilde: “Filân ayda, filân günde, şu kadar parmak güneş tutulacağı şu daireden belli oluyor.” diyebiliyorlardı. Bu âlete kendileri de ayrı bir önem veriyorlardı. Bize: “Bu âlet Büyük Kral’ın yardımlarıyla meydana gelmiş. Şu anda dünyanın hiç bir devletinde bu âletin bir benzeri yoktur. Kral, ilmi seven bir adam olduğundan, kendi çağında bir takım orijinal işlerin yapılması için bol bol yardımda bulunmuş. Buradaki kıymetli ve bulunmaz eşyalar icat olunmuş, kendisine hediye edilmiş; o da isteyenler faydalansınlar diye getirip onları buraya koydurmuştur” dediler. Burada o güne kadar görmediğimiz o kadar çok ilginç eşya ve âlet gördük ki; bunların tamamını büyük bir hazineyle toplayabilmeye imkân yoktur. Gezegenleri seyretmek için de şöyle bir dürbün koymuşlardı: Aynası berber aynası kadar büyük, tenekeyi kuyu tulumbası gibi kıvırmışlar. Uzunluğu elli metreden daha fazlaydı. Sanki bir gemi serenini dikine oturtup, başına makara şeklinde bir teneke koymuşlar ve bir âlet asmışlar. O âletin ucunu dürbüne sağlamca bağlayıp, diğer ucuna da kurşunlar ve demirler asmışlar. Mekanik ilmine göre, bir adam o dürbünün ucunu alçağa, yükseğe, öne, arkaya, sağa ve sola rahatça çevirebilir. Bu dürbünle biz de ayı seyrettik; aya bakınca oldukça büyük gördük. Ayın, âdeta dürbüne sığmaz bir hali vardı, içi de sünger gibiydi. Bir ekmek somunu ortasından kesilince nasıl görünürse, aynen öyle görünüyordu. Dediklerine göre ayın üzerinde çukurlar varmış; çukurlar gölgeli olduğundan mavi renkte, diğer yerleri ise beyaz ve berrak olarak görmüştük. Allah.. Allah! Fakat biz ağaca ve suya benzer bir şey göremedik; çünkü Avrupalıların hepsi bu görüşe katılmıyordu, ancak bazıları bu görüşü kabul ediyorlardı. Bu arada Zuhal gezegenini de seyrettik. Zuhal, şekil olarak, bir daire içinde bir çizgi şeklinde olması gerekirken, bizim baktığımız sırada hareket halinde oluşundan, daire içinde bir nokta halinde göründü. Zuhal’ın çevresinde dönüp dolaşan beş yıldız varmış, bu yıldızlar onun etrafından hiç ayrılmazlarmış. Hatta önceleri, dürbün olmadığı sıralarda, bunu bir türlü çözememişler. Ben de dikkatle baktığım halde, bu yıldızların ancak iki tanesini görebildim, diğer üçünü göremedim. Yanımdakiler de ancak iki tanesini görebildiklerini söylediler.