← Ünite 4

Ünite 4: Türk Siyasal Yaşamında Anayasal Geçişler — Konu Anlatımı

1Osmanlı Devleti’nde Anayasacılık Hareketleri ve İlk Anayasal Belgeler

Osmanlı İmparatorluğu'nda anayasacılık hareketleri, Batı'daki liberal anayasacılık akımlarının etkisiyle 19. yüzyılın başından itibaren şekillenmeye başlamıştır. Bu sürecin ilk basamağı, 1808 tarihli Sened-i İttifak'tır. Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa ile merkez-dışı güçleri temsil eden âyanlar arasında imzalanan ve padişah II. Mahmut tarafından da onaylanan bu belge, devlet otoritesini yeniden güçlendirmeyi amaçlamıştır. İçeriğinde vergilerin adil toplanması gibi unsurlar bulunsa de, temel niteliği itibarıyla İngiltere'deki Magna Carta'dan ayrılır; zira Magna Carta feodal beylerin krala karşı hak koparması iken, Sened-i İttifak merkezi otoritenin çevre güçlerle yaptığı bir uzlaşmadır.

Tanzimat Dönemi ile birlikte Batılı devletlerin baskısı ve iç sorunları çözme gayesiyle ferman niteliğinde yeni metinler ortaya çıkmıştır. 1839 Gülhane Hattı Hümayunu, padişahın tek taraflı iradesiyle ilan edilmiş olup tebaaya can güvenliği, mal ve mülkiyet dokunulmazlığı, adil yargılanma ve mali güce göre vergi gibi önemli haklar bahşetmiştir. Ancak bu hakların ihlali herhangi bir hukuki yaptırıma bağlanmamıştır. Ardından 1856 Islahat Fermanı, Paris Konferansı öncesinde Avrupalı devletlerin baskısıyla ilan edilmiş, özellikle Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında tam bir eşitlik sağlamayı hedeflemiştir.

Osmanlı Devleti'nin ilk yazılı anayasası olan 1876 Kanun-i Esasi, Tersane Konferansı'nın açıldığı gün ilan edilmiştir. Genç Osmanlılar hareketinin (Jön Türkler) çabaları ve II. Abdülhamit'in tahta çıkarken verdiği sözler bu süreçte etkili olmuştur. Mithat Paşa öncülüğünde hazırlanan taslak komisyondan geçerek kanunlaşmıştır. Ancak bu anayasa, padişaha aşırı yetkiler veren (Heyet-i Vükelâ'yı atama, meclisi feshetme, mutlak veto ve 113. madde ile sürgün yetkisi gibi) yapısıyla gerçek anlamda bir meşrutiyet rejimi kurmaktan uzaktı.

93 Harbi (Osmanlı-Rus Savaşı) gerekçe gösterilerek II. Abdülhamit tarafından Meclis-i Mebusan'ın tatil edilmesiyle Kanun-i Esasi askıya alınmış ve 30 yıllık mutlakiyet dönemi başlamıştır. Bu baskı rejimine karşı örgütlenen Jön Türk hareketi, 1908 yılında II. Meşrutiyet'i yeniden ilan ettirmiştir. 31 Mart ayaklanmasının bastırılmasının ardından 1909 yılında Kanun-i Esasi'de yapılan kapsamlı değişikliklerle padişahın yetkileri büyük ölçüde kısıtlanmış, mutlak veto geciktirici vetoya dönüştürülmüş, hükümet padişah yerine meclise karşı sorumlu kılınmış ve Osmanlı Devleti parlamenter anayasal monarşi haline gelmiştir.

21921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) ve Milli Mücadele Dönemi

Birinci Dünya Savaşı sonrasında İstanbul'un işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan'ın feshedilmesi üzerine, 23 Nisan 1920'de Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip Büyük Millet Meclisi (BMM) açılmıştır. Bu süreç, yeni Türk devletinin hukuki altyapısının kurulmasının ilk adımı olmuştur. 20 Ocak 1921'de kabul edilen Teşkilat-i Esasiye Kanunu, sadece 23 madde ve bir ayrık maddeden oluşan kısa ve öz bir çerçeve anayasadır. Yeni bir anayasa yapılmış olmasına rağmen 1876 Kanun-i Esasi'nin bu metinle çelişmeyen hükümleri yürürlükte bırakılmış, böylece iki anayasalı bir döneme girilmiştir.

1921 Anayasası'nın en devrimci yönlerinden biri, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu açıkça ilan etmesi ve aynı topraklar üzerinde yeni bir Türkiye Devleti'nden bahsetmesidir. Sistem olarak "kuvvetler birliği" ve "meclis hükümeti sistemi" benimsenmiştir. Bu modelde İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu), meclisten ayrı bir yürütme organı değil, meclisin içinden seçilen ve ona tamamen tabi olan bir alt komite konumundadır. Meclis başkanı aynı zamanda bu heyetin de doğal başkanıdır ve ayrı bir devlet başkanlığı makamı öngörülmemiştir.

Anayasanın en uzun bölümü yerel yönetimlerin (vilayet, kaza, nahiye) düzenlenmesine ayrılmış ve yerinden yönetim ilkesi ile özerklik vurgulanmıştır; ancak bu hükümler uygulamada yeterince işlerlik kazanamamıştır. Çerçeve niteliğindeki bu anayasa rejimi altında, Kurtuluş Savaşı kazanılmış, saltanat kaldırılmış, cumhuriyet ilan edilmiş ve hilafet kaldırılmaya kadar varan çok köklü inkılaplar gerçekleştirilmiştir.

31924 Anayasası ve Tek Partili Dönem

1921 Anayasası ile Kanun-i Esasi arasındaki ikililığı sonlandırmak ve yeni rejimin kurumlarını tahkim etmek amacıyla ikinci dönem TBMM kendisini kurucu meclis sıfatıyla konumlandırarak 20 Nisan 1924 tarihli yeni Anayasa'yı kabul etmiştir. Bu anayasanın ilk maddesinde devletin yönetim biçiminin cumhuriyet olduğu belirtilmiş ve bu maddenin değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek kurala bağlanmıştır. Egemenlik milletindir ve millet adına bu yetki TBMM tarafından kullanılır.

1924 Anayasası'nda kuvvetler birliği ve meclis hükümeti sistemi teoride korunmuş gibi görünse de, yasama ile yürütme arasında işlevsel bir ayrım yapılarak parlamenter sisteme doğru kayış başlatılmıştır. Yürütme yetkisi, meclis üyeleri arasından bir dönem için seçilen Cumhurbaşkanı ve onun atadığı Bakanlar Kurulu eliyle kullanılmaya başlanmıştır. Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu bulunmazken bakanlar kurulunun sorumluluğu meclise karşıdır. Ancak yürütmenin yasamayı feshetme yetkisi bulunmamaktadır.

Temel hak ve özgürlükler alanında bireyci ve liberal bir çizgi benimsenmiş, klasik haklar "Türklerin tabii hakkı" olarak anayasada yer almıştır. 1928'de devletin dini İslam'dır hükmü çıkarılmış, 1937'de ise Atatürk'ün altı ilkesi anayasaya eklenerek laiklik ve parti-devlet bütünlüğü resmiyet kazanmıştır. Dönem boyunca çoğunlukçu demokrasi modeli uygulanmış, muhalefeti koruyacak Anayasa Mahkemesi gibi denge ve fren mekanizmalarının bulunmaması, tek parti rejiminde zamanla önemli siyasi sıkıntılara ve tartışmalara zemin hazırlamıştır.

41961 Anayasası: Özgürlükçi Anlayış ve Yeni Denge Mekanizmaları

27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından kurulan Milli Birlik Komitesi (MBK) ve Temsilciler Meclisi'nden oluşan çift kanatlı Kurucu Meclis tarafından hazırlanan 1961 Anayasası, 9 Temmuz 1961 halk oylamasıyla kabul edilmiştir. Önceki anayasalardan farklı olarak bu metin; temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, devlet iktidarının paylaştırılması (denge-fren mekanizmaları) ve anayasanın üstünlüğünün korunması ilkeleri üzerine inşa edilmiştir. Hakların öznesi "Türkler" yerine "herkes" olarak tanımlanmış, sosyal haklar ile sosyal devlet ilkeleri ilk kez anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

İktidarın tek bir elde toplanmasını önlemek amacıyla yasama organı Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olmak üzere iki kanatlı hale getirilmiştir. Yürütme yetkisi cumhurbaşkanı ve bakanlar kuruluna bırakılırken, üniversiteler, TRT gibi özerk kurumlar ve en önemlisi kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli Anayasa Mahkemesi (AYM) kurulmuştur. Böylece parlamenter sistem, yargısal denetimle güçlendirilmiştir.

Bununla birlikte, 1961 Anayasası sisteminde askeri yargının anayasallaşması, Genelkurmay Başkanlığı'nın Başbakanlığa bağlanması ve Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) oluşturulması gibi unsurlar askerin siyaset üzerindeki etkisini kurumsallaştırmıştır. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından yapılan kapsamlı değişikliklerle yürütme güçlendirilmiş, özerk kurumların yetkileri daraltılmış ve temel hakların sınırlanması kolaylaştırılmıştır.

51982 Anayasası ve Yapım Süreci

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından en yüksek rütbeli beş komutandan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) yönetime el koymuş ve yeni bir anayasa hazırlamak üzere atama yoluyla teşkil edilen Danışma Meclisi ile birlikte iki kanatlı bir kurucu meclis mekanizması kurmuştur. Siyasi partilerin ve eski siyasi aktörlerin yasaklandığı, eleştirilerin engellendiği bu baskı ortamında hazırlanan 1982 Anayasası, 7 Kasım 1982'de yüksek bir katılım ve oylama oranıyla (%91,37 evet) kabul edilmiştir. Oylamaya katılmama durumuna 5 yıllık siyaset yasağı getirilmesi bu yüksek katılımda etkili olmuştur.

1982 Anayasası, 1961 Anayasası'nın özgürlükçü dengesine karşılık otoriteyi ve devletin gücünü ön planda tutan bir model benimsemiştir. Yasama tek meclise indirilmiş, yürütme ve özellikle cumhurbaşkanının yetkileri artırılmış, üniversite ve TRT gibi kurumların özerklikleri budanmış, Anayasa Mahkemesi'nin denetim yetkileri sınırlandırılmıştır. Geçici 15. madde ile 12 Eylül dönemi yöneticilerine yargı bağışıklığı getirilmiştir.

Yürürlüğe girdiği günden bu yana toplumsal ve siyasal ihtiyaçlar ile Avrupa Birliği uyum süreçleri doğrultusunda 20 kez değiştirilen 1982 Anayasası; özellikle 1995, 2001, 2004, 2010 ve 2017 yıllarındaki devasa paketlerle ilk halinden tamamen farklı bir kimliğe bürünmüştür. Temel haklar genişletilmiş, askeri yargı büyük ölçüde tasfiye edilmiş ve nihayet 2017 yılında parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiştir.

61982 Anayasası'nın Geçirdiği Başlıca Kapsamlı Değişiklikler

1982 Anayasası üzerinde yapılan değişikliklerin en önemlilerinden biri 2001 yılında AB'ye uyum (Kopenhag kriterleri) amacıyla gerçekleştirilen ve 33 maddeyi kapsayan pakettir. Bu değişiklik, anayasanın özgürlük-otorite dengesini özgürlük lehine çevirmiş; gözaltı sürelerini kısaltmış, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engelleri azaltmış, ölüm cezasını savaş ve terör suçları haricinde kaldırmış ve Geçici 15. maddenin bir fıkrasını kaldırarak 1980-1983 dönemi yasama işlemlerinin Anayasa Mahkemesi denetimine açılmasını sağlamıştır.

2007 yılında cumhurbaşkanlığı seçim krizini aşmak amacıyla yapılan anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi esası getirilmiş ve görev süresi 5 yıla çıkarılmıştır. 2010 yılında yapılan bir diğer kapsamlı değişiklik ise Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısını baştan aşağı değiştirmiş, bireysel başvuru hakkını (anayasa şikayeti) sisteme dahil etmiş, askeri yargının yetkilerini daraltmış ve Geçici 15. maddeyi tamamen yürürlükten kaldırarak 12 Eylül dönemi generallerinin yargılanabilmesinin önünü açmıştır.

Türk anayasal düzenindeki en kırılma noktalarından biri 2017 yılında gerçekleştirilen 20. değişikliktir. Bu değişiklikle parlamenter sistem ilga edilmiş, Başbakanlık makamı kaldırılmış ve yerine "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" adı verilen tek başlı yürütme modeli getirilmiştir. Milletvekili sayısı 600'e çıkarılmış, seçilme yaşı 18'e indirilmiş, askeri mahkemeler tamamen kapatılmış, HSK'nın yapısı yeniden düzenlenmiş ve Cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisiyle geniş bir asli düzenleme alanı tanınmıştır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250