Sosyal bilimin konusunu oluşturan tutum, değer, davranış ve ilişki dahil olmak üzere insana ve topluma dair her şeydir. Fiziksel gerçeklikten farklı olarak dinamik, öznel ve çok yönlü bir yapıya sahiptir.
Karmaşık sosyal gerçekliğin belirli ortak özelliklerini ön plana çıkarıp, diğer özelliklerini analiz dışı bırakarak kavramlar üretme faaliyetidir. Her soyutlama, doğası gereği dışlama etkisi yaratır.
Latince 'diğer koşullar aynı kalmak şartıyla' anlamına gelen metodolojik varsayımdır. Çok sayıda faktörün etkili olduğu bir süreçte, sadece tek bir faktörün etkisini izole edip açıklamak için kullanılır.
Bir bütünün geneli için doğru ve geçerli olan bir yargının, o bütünün her bir alt parçası veya bireyi için de geçerli olduğu sonucuna varma hatasıdır. Örneğin, kadınların erkeklerden uzun yaşaması genellemesinden yola çıkarak her tekil kadının eşinden uzun yaşayacağını iddia etmek bu yanılgıdır.
Bir bütünü oluşturan alt birimler veya bireyler için tek tek doğru olan bir durumun, o birimlerin tamamı veya bütün için de geçerli olacağını düşünme hatasıdır. Örneğin, bir pazarda tek bir tezgahın fiyat düşürerek satışını artırması mümkünken, tüm tezgahlar fiyat düşürdüğünde hiçbirinin aynı oranda kazanç sağlayamaması bu duruma örnektir.
Sosyal ve ekonomik olayları incelerken toplumsal unsurlar arasındaki işbölümünü, ortak çıkarları ve sağlanan uzlaşmayı merkeze alan yaklaşımdır. Liberal teoriler bu yaklaşımın en belirgin temsilcisidir.
Sosyal gerçekliğin temelinde kıt kaynaklar üzerindeki hakimiyet mücadelesi ve güç çatışması olduğunu varsayan yaklaşımdır. Başta Marksizm olmak üzere radikal teoriler bu bakış açısını benimser.
Değer yargılarından arındırılmış, sadece 'olanı' betimleyen ve doğruluğu bilimsel yöntemlerle test edilebilen nesnel bilgilerdir. Örneğin, bir evin kirasının miktarını belirtmek pozitif bir ifadedir.
Değer yargılarına, beklentilere ve ideolojilere dayanarak 'olması gerekeni' ifade eden kural koyucu bilgilerdir. Örneğin, bir evin kirasının çok yüksek olduğunu ve düşürülmesi gerektiğini iddia etmek normatif bir ifadedir.
Bir bireyin veya topluluğun, rızaları olup olmadığına bakılmaksızın diğer insanların davranışlarını kendi istekleri doğrultusunda etkileyebilme, yönlendirebilme ve denetleyebilme kapasitesidir.
Siyasal iktidarın nasıl oluşturulduğunu, biçimlendirildiğini ve bölüştürüldüğünü inceleyen; devlet, hükümet ve siyasi partiler gibi kurumların işleyişini analiz eden bilim dalıdır.
Kıt kaynakların, insanların sınırsız veya sürekli genişleyen isteklerini karşılamada nasıl kullanılacağını fayda-maliyet ekseninde inceleyen bilim dalıdır.
Siyaset biliminin kavram ve yöntemlerini kullanarak ulusların veya uluslararası aktörlerin birbiriyle olan güç merkezli ilişkilerini anlamaya ve açıklamaya çalışan disiplindir.
Politik ekonomi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler ve sosyolojinin kesiştiği; dünya ölçeğindeki güç (iktidar) ve refah (ekonomi) ilişkilerini bütüncül olarak inceleyen disiplindir.
Bir kurumsal problemin veya araştırma konusunun seçilen tek bir örnek özelinde derinlemesine incelenmesi yöntemidir. Genelleme imkanının sınırlı olduğu bireysel düzeydeki analizlerde sıklıkla tercih edilir.
Okyanuslar, uzay veya atmosfer gibi ortak kullanılan nesne ve alanların sahipsiz, bakımsız kalması veya aşırı kullanım nedeniyle kısa sürede yok olma noktasına gelmesi durumudur.
Bir veya birden fazla uluslararası yatırımcının, portföy yatırımlarından farklı olarak, başka bir ülkede tamamına sahip olarak veya yerli ortaklarla kalıcı üretim tesisleri kurarak gerçekleştirdiği yatırımlardır.
Bir devletin gücünün ve zenginliğinin elindeki altın ve gümüş gibi değerli maden miktarıyla ölçüldüğünü, bu yüzden dış ticaret fazlası verilmesi gerektiğini savunan müdahaleci yaklaşım.
Günümüzde gümrük tarifeleri yerine tarife dışı engeller (sağlık standartları, karmaşık gümrük işlemleri, yerli üretime ucuz enerji desteği vb.) kullanarak ulusal ekonomiyi korumayı amaçlayan modern politika.
Gelişmekte olan ülkelerdeki yeni kurulan ve potansiyel karşılaştırmalı üstünlüğe sahip sektörlerin, gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek düzeye gelene kadar geçici olarak devlet tarafından korunması gerektiğini savunan tez.
Marksist felsefede, toplumsal değişimlerin ve insanlık tarihinin temel itici gücünün fikirler değil, maddi üretim güçleri ve bu güçlerin yarattığı ekonomik ilişkiler olduğunu savunan maddeci ontoloji.
Doğa, toplum ve düşüncenin kendi içlerindeki çelişkiler vasıtasıyla sürekli bir hareket, değişim ve gelişim (tez-antitez-sentez) süreci içinde bulunmasını ifade eden epistemolojik yöntem.
Belirli bir tarihsel dönemdeki maddi üretim güçleri (teknoloji, araçlar, insan emeği) ile üretim ilişkilerinin (mülkiyet yapısı, işbölümü) oluşturduğu bütünsel sistem.
Marksist iktisatta, işçinin kendi yaşamını sürdürmesi için gerekli olan emek süresinin ötesinde ürettiği ve kapitalist tarafından kâr adı altında el konulan değer fazlası.
Lenin'e göre kapitalizmin tekelci ve en yüksek aşaması olup, gelişmiş ülkelerin sermaye fazlasını değerlendirmek ve krizleri ertelemek için diğer ülkeleri sömürgeleştirmesi süreci.
Andre Gunder Frank'ın, azgelişmiş ülkelerin durumunun doğal bir başlangıç aşaması olmadığını, aksine merkez ülkelerin sömürü faaliyetleri sonucunda tarihsel olarak inşa edildiğini savunan tezi.
Uzun dönemde dış ticaret hadlerinin tarımsal ürün ihraç eden azgelişmiş ülkeler aleyhine, endüstriyel ürün ihraç eden gelişmiş ülkeler lehine gelişeceğini ileri süren iktisadi tez.
Immanuel Wallerstein tarafından geliştirilen, küresel kapitalist ilişkileri merkez, yarı çevre ve çevre ülkeleri arasındaki sömürü ve işbölümü ilişkisi üzerinden açıklayan teori.
Dünya sistemi teorisinde, yüksek teknolojili, sermaye yoğun üretime sahip, nitelikli işgücü barındıran ve küresel ticareti kontrol eden en gelişmiş ülkeler grubu.
Dünya sistemi teorisinde, düşük gelir düzeyine sahip, emek yoğun ve hammadde üretimine dayalı, merkez ülkelere ekonomik olarak bağımlı ülkeler grubu.
Hem merkez hem de çevre ülkelerin özelliklerini taşıyan, çevre ülkelerini sömürürken merkez tarafından sömürülen ve sistemin istikrarını sağlayan köprü konumundaki ülkeler.
Adam Smith'in, bireylerin kendi kişisel çıkarlarını maksimize etmek için çalışırken, piyasa mekanizması vasıtasıyla farkında olmadan toplumsal refahı da artıracağını belirten metaforu.
Bir ülkenin belirli bir malı, diğer ülkelere kıyasla mutlak olarak daha düşük kaynak kullanımı ve daha az maliyetle üretebilmesi durumu.
David Ricardo'nun geliştirdiği, bir ülke her iki malda da mutlak dezavantajlı olsa bile, mukayeseli olarak en az dezavantajlı olduğu üründe uzmanlaşarak kârlı ticaret yapabileceğini savunan kuram.
Klasik iktisatta, her arzın kendi talebini yaratacağını, dolayısıyla ekonomide genel bir talep yetersizliği ve sistemik kriz yaşanmayacağını savunan yasa.
Bireylerin nominal (parasal) değişkenlerdeki değişimleri reel (satın alma gücü) değişimlerden ayırt edemeyerek yanılmaları durumu.
Geri kalmış toplumların kalkınabilmesi için Batılı gelişmiş ülkelerin değerlerini, kurumlarını ve serbest piyasa yöntemlerini taklit etmesi gerektiğini savunan yaklaşım.
Uluslararası ekonomik sistemin açık ve istikrarlı bir şekilde sürebilmesi için kuralları koyacak ve koruyacak güçlü bir hegemon devletin varlığını şart koşan teori.
Maliyetine katlanıp katlanmadığına bakılmaksızın tüm ülkelerin kullanımına açık olan, tüketiminde rekabet olmayan küresel hizmetler (örneğin küresel güvenlik veya serbest deniz yolları).
Çok uluslu şirketlerin maliyetleri düşürmek amacıyla üretim süreçlerini parçalayarak emek yoğun aşamaları gelişmekte olan ülkelere kaydırdığı küresel üretim modeli.
Uluslararası ilişkilerdeki gerçekliğin, çıkarların ve tehditlerin maddi yapılardan ziyade özneler arası paylaşılan fikirler, normlar ve kimlikler tarafından kurulduğunu savunan yaklaşım.
Biyolojik cinsiyetten farklı olarak, toplumlar ve kültürler tarafından kadın ve erkeklere yüklenen rol, davranış, sorumluluk ve beklentiler bütünü.
Dünyadaki tüm insanların tek bir toplum, tek bir piyasa ve tek bir yönetim haline gelmesine yol açan; bilim, sanat, hukuk, siyaset, kültür ve iktisadi alanlarda ülkelerin karşılıklı bağımlılığını artıran çok boyutlu süreçtir.
Dünya ölçeğinde üretim yöntemlerinin, ürünlerin, tüketim kalıplarının, yönetim biçimlerinin, inanç ve kültürlerin giderek birbirine benzer ve tek tip hale gelmesi sürecidir.
Küreselleşmenin yerel unsurlarla karşılaştığında onları yok etmek yerine canlandırması, küresel ölçeğe taşıması ve onlardan yeni sentezler üretmesi sürecidir.
Küresel düzeyde faaliyet gösteren aktörlerin, nüfuz ettikleri yerlerde yerel dinamiklerle uzlaşmak yerine onları kendi çıkarları doğrultusunda değişmeye veya yok olmaya zorlamasıdır.
Kitlesel tüketim talebi olan alanlarda mal ve hizmetlerin önceden belirlenmiş standartlara göre sıkı biçimde denetlenerek küresel ölçekte tektipleştirilmesidir. Fast-food zincirlerinin standart hizmet modeli buna en iyi örnektir.
Küreselleşmenin etkisiyle, belirli bir coğrafyaya ait yerel ve geleneksel unsurların küresel aktörlerin veya turizmin devreye girmesiyle yeniden canlanması ve değer kazanmasıdır.
Dışarıdan gelen küresel kültür ile yerel kültürün karşılıklı etkileşimi sonucunda, her ikisinden de farklı olan üçüncü bir sentez kültürün ortaya çıkmasıdır.
Bir ürünün farklı parçalarının maliyet, işgücü ve vergi avantajlarına göre dünyanın farklı ülkelerinde üretilip monte edilerek küresel pazara sunulması sürecidir.
Sermaye hareketleri üzerindeki kontrollerin kalkmasıyla, fonların ve tasarrufların uluslararası piyasalarda serbestçe ve anlık olarak dolaşabilmesi sürecidir.
Yabancı sermayenin kısa vadeli sıcak para akışı yerine, başka bir ülkede üretim yapmak üzere doğrudan şirket kurması veya mevcut bir şirketin yönetimini devralmasıdır.
Kenichi Ohmae tarafından kavramsallaştırılan, bilgisayar ve internet teknolojileriyle yaratılan, sınırları olmayan sanal dünyayı ifade eden terimdir.
İnsan ve eşya hareketliliğinin artması ve internetin sunduğu imkanlar neticesinde, ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda coğrafi yer ve mesafelerin önemini kaybetmesidir.
Büyük kentlerde ve sitelerde insanların fiziksel olarak yan yana ve aynı mekanda yaşamalarına rağmen, birbirleriyle neredeyse hiç iletişim kurmamaları durumudur.
Gelişen iletişim teknolojileri sayesinde coğrafi olarak çok uzak mesafelerde bulunan insanların, en yakınlarındakilerden daha sıkı bir duygu birliği ve iletişim içinde olmasıdır.
Schumpeter'in ortaya attığı, yeni teknolojilerin, ürünlerin ve üretim biçimlerinin eskiyen teknolojileri ve firmaları piyasadan silerek toplumsal gelişmeyi tetiklemesi sürecidir.
Oluşumunda insanoğlunun doğrudan bir katkısı bulunmayan, fırtına, deprem, sel ve yanardağ patlaması gibi doğa olaylarından kaynaklanan tehlikelerdir.
İnsan teknolojisi, endüstriyel üretim ve müdahaleler sonucu ortaya çıkan, çevre kirliliği, siber suçlar ve genetik mühendisliğinin olumsuz sonuçları gibi küresel tehlikelerdir.
Ülkelerin küreselleşme düzeylerini ekonomik, sosyal ve siyasal olmak üzere üç ana boyutta 23 alt değişkenle ölçen kapsamlı endekstir.
Küreselleşen dünyada tarafların kendi hedeflerine ulaşabilmesinin, zorunlu olarak diğer tarafların da belirli isteklerinin gerçekleşmesine bağlı olduğu ilişki biçimidir.
Bir bütünün parçaları için geçerli olan rasyonel bir durumun, bütünün tamamı için de her zaman aynı olumlu sonucu vereceğini varsayma yanılgısıdır.
Bir ülkede eğitimden sanayiye kadar Ar-Ge yatırımlarını, teknolojik gelişmeleri ve yenilikçi fikirleri destekleyen kurumsal ve kültürel altyapının tamamıdır.
Yerli üreticileri ve sanayiyi uluslararası rekabetin yıkıcı etkilerinden korumak amacıyla gümrük vergileri ve kotalar uygulanmasını savunan iktisadi yaklaşımdır.
Egemen küresel güçlerin kendi kültürel değerlerini ve yaşam tarzlarını diğer toplumlara benzeştirici küreselleşme yoluyla dayatarak onları kendilerine bağımlı kılmasıdır.
Ulus devletlerin tek başlarına çözemediği küresel sorunlar karşısında uluslararası resmi örgütler ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle ortak kararlar alması sürecidir.
Küreselleşme sürecinde yerel kültürlerin baskın küresel kültür içinde eriyerek yok olması ve dünya genelinde tek tip bir kültürün egemen olması görüşüdür.
Bir ekonomide üretilen mal ve hizmet miktar ve çeşitliliğinin, dolayısıyla o mal ve hizmetleri satın alacak gelir düzeyinin artmasıdır. Genellikle Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'daki yüzde artışla ölçülür.
Bir ülkede ekonomik büyümenin yanı sıra eğitim, sağlık, güvenlik ve gelir dağılımı gibi yapısal ve sosyal alanlarda da iyileşmeler sağlanması sürecidir. Sadece gelirin artmasını değil, yaşam kalitesinin yükselmesini de içerir.
Kişi başına düşen yüksek miktardaki mal ve hizmetlerin yanında, adil gelir dağılımı, özgürlük, demokratik katılım ve çevreyle uyumlu gelişme gibi kişilerin kendilerini mutlu hissetmelerini sağlayan unsurların bulunmasıdır. Toplumsal faaliyetlerin nihai amacıdır.
Hem şimdi hem de gelecekteki ihtiyaç ve isteklerin daha iyi karşılanabilmesi için doğal kaynakların kullanımı, yatırımların yönetimi, teknolojik gelişme ve kurumsal değişimin birbiriyle uyumlu biçimde yürütüldüğü değişim sürecidir. Gelecek nesillerin haklarını korumayı esas alır.
Az gelirin az tasarrufa, az tasarrufun az yatırıma, az yatırımın da az gelire sebep olması nedeniyle ülkelerin fakirlikten kurtulamaması durumudur. Gelişmekte olan ülkelerin sermaye yetersizliği nedeniyle karşılaştığı en büyük yapısal engeldir.
İnsanın üretime katkı sağlayan eğitim, beceri, tecrübe, beden ve ruh sağlığı ile düzenli çalışabilme gücüdür. Bilgi, beceri, tecrübe ve motivasyonun bir araya gelmesiyle oluşur.
Bireyler arasındaki ilişki ağı, formel ya da enformel kurallar ve güvene bağlı olarak ortak hedeflere yönelebilme sonucu oluşan üretim imkanlarıdır. Güven, dayanışma ve birlikte çalışma arzusu bu sermayenin temel unsurlarıdır.
İş süreçlerinde yer alan herkesin kabiliyetlerinin ortaya çıkarılmasını sağlamaya dönük, şeffaf, hesap verebilir ve karşılıklı görüş alışverişini öne çıkaran katılımcı yönetme biçimidir. Katı hiyerarşik yapıların yerine yatay etkileşimi koyar.
Toplumun eğitimli, yetenekli ve yüksek statülü kişileri tarafından işlenen, hile ve aldatma ağırlıklı suçlardır. Genellikle yüksek beşeri sermayeye sahip olup düşük sosyal sermayeye (dürüstlük ve güven eksikliği) sahip kişilerce işlenir.
Gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçmek için kullanılan, 0 ile 1 arasında değişen istatistiksel bir katsayıdır. Sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında tam eşitliği, bire yaklaştıkça ise tam eşitsizliği ifade eder.
Bir ülkenin sınırları içerisinde, o ülke vatandaşlarının veya yabancıların bir yıl içinde gerçekleştirdikleri toplam üretimin parasal değeridir. Coğrafya merkezli bir performans ölçüm birimidir.
Bir ülke vatandaşlarının bir yıl içinde, kendi ülkelerinde veya diğer memleketlerde elde ettikleri toplam kazançları ifade eden uyruk merkezli bir ölçü birimidir. Vatandaşların küresel performansını gösterir.
İşsizlik oranının, ekonominin kendi dinamikleri içinde kabul edilen doğal işsizlik oranının üzerinde gerçekleşmesi durumudur. Ekonomideki atıl işgücü kapasitesini ve talep yetersizliğini gösterir.
Bir ekonomideki toplam dış ticaret hacminin (ithalat + ihracat) Gayri Safi Milli Hasıla'ya olan oranıdır. Ekonominin küresel pazarlarla entegrasyon düzeyini gösterir.
Ortalama yaşam süresi, okuma yazma oranı (eğitim düzeyi) ve kişi başına düşen milli gelirden oluşan karma bir göstergedir. Sadece ekonomik değil, sosyal gelişmişliği de ölçer.
Mal ve hizmetlerin genel fiyat düzeyindeki artış hızının (enflasyonun) ekonomik kararları olumsuz etkilemeyecek kadar düşük ve öngörülebilir düzeyde tutulması durumudur. Faiz ve döviz kuru istikrarını da destekler.
Toplumun genelinin yeteneklerini en iyi şekilde göstermesini sağlayan, eşit şartlar sunan, özgürlük ve zenginliği geniş kitlelere yayan kurumsal yapılardır. Daron Acemoğlu'na göre zenginleşmenin temel kaynağıdır.
Geniş toplum kesimlerinin siyasal ve ekonomik faaliyetlere katılımını sınırlayan, küçük bir elit kesimin yararı için diğerlerinin önünü kapatan sömürücü kurumlardır. Ülkelerin fakir kalmasının baş sebebidir.
Ekonomik gelişme ve insan davranışları üzerindeki en belirleyici faktörün ülkenin bulunduğu coğrafi konum, toprak verimliliği ve iklim şartları olduğunu savunan ekoldür. İlk temsilcilerinden biri İbni Haldun'dur.
Ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak, farklı para birimlerinin gerçek satın alma güçlerini eşitleyen ve refah karşılaştırmalarında kullanılan kur yöntemidir.
Bir ülke parasının başka bir ülke parası cinsinden değeridir. Döviz kuru, bir ülkenin dışarıdan ithal ettiği ve dışarıya ihraç ettiği tüm mal ve hizmetlerin fiyatını doğrudan etkileyen en temel finansal değişkendir.
Döviz kurunun piyasadaki döviz arz ve talebi tarafından serbestçe belirlendiği sistemdir. Bu sistemde para otoritesinin kur garantisi veya sabit bir taahhüdü bulunmaz, kurlar piyasa koşullarına göre günlük olarak dalgalanır.
Ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin kamu otoritesi (Merkez Bankası) tarafından belirlendiği ve bu değerde tutulması için piyasaya doğrudan müdahale edildiği kur rejimidir.
Ekonomisi güçlü, istikrarlı ve güvenilir ülkelerin çıkardığı, alım gücü yüksek ve değeri istikrarlı olan para birimleridir. Günümüzde ABD Doları, Avro, Japon Yeni ve İsviçre Frangı bu grupta yer alır.
Dünya ekonomisinde ağırlığı olmayan, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık yaşayan ülkelerin çıkardığı paralardır. Bu paralar kendi sınırları dışında talep edilmez, rezerv para olarak saklanmaz ve dış ticarette kullanılmaz.
Değeri istikrarlı olan, diğer ülkeler tarafından dış ticaretin finansmanında ve yatırım amacıyla kullanılan, Merkez Bankaları kasalarında olağanüstü durumlar için saklanan güvenilir para birimleridir.
Bir ülke parasının başka bir ülke parasıyla bankalarda veya döviz bürolarında fiilen değiştirildiği, enflasyon etkisinden arındırılmamış cari piyasa fiyatıdır.
İki ülke parası arasındaki nominal döviz kurunun, söz konusu ülkeler arasındaki enflasyon (fiyatlar genel düzeyi) farkına göre yeniden ayarlanmış ve düzeltilmiş halidir.
Ülke paralarının birbirine karşı değerinin, belirli bir standart mal ve hizmet sepetinin her iki ülkedeki yerel fiyatları üzerinden satınalma gücü esas alınarak belirlenmesidir.
Sabit döviz kuru sisteminde, para otoritesi (Merkez Bankası) tarafından yerli paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin resmi bir kararla düşürülmesidir.
Sabit döviz kuru sisteminde, para otoritesi tarafından yerli paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin resmi bir kararla yükseltilmesidir.
Ülkeler arasındaki faiz ve getiri farklarından yararlanmak amacıyla hisse senedi, hazine bonosu ve devlet tahvili gibi finansal araçlara yatırım yapmak üzere gelen kısa vadeli, ürkek ve akışkan yabancı sermayedir.
I. Dünya Savaşı öncesinde uygulanan, ulusal paraların değerinin doğrudan belirli bir miktar altına sabitlendiği ve piyasaya ancak altın karşılığında para sürülebildiği döviz kuru sistemidir.
Bir ülkenin mal ve hizmet ticareti (dış ticaret), yatırım gelirleri dengesi ve karşılıksız transferler dengesinin toplam bakiyesidir. Bu bakiyenin negatif olması cari işlemler açığı olarak adlandırılır.
Belirli bir dönemde bir ülke yerleşiklerinin, dış dünyadaki yerleşikler ile gerçekleştirdiği tüm ekonomik ve parasal işlemlerin muhasebe standartlarına göre tutulan sistematik kaydıdır.
Cari işlemler fazlası, bütçe fazlası veya doğal kaynak (petrol vb.) ihracatı gelirlerinden oluşturulan, devlet mülkiyetindeki büyük ölçekli uluslararası yatırım fonlarıdır.
IMF tarafından 1969 yılında oluşturulan, değeri küresel ekonomide önemli yer tutan beş büyük para biriminin sepetine göre belirlenen uluslararası bir rezerv ve hesap birimidir.
Yerel paranın yüksek enflasyon ve güvensizlik nedeniyle değer kaybetmesi sonucunda, ülke içindeki aktörlerin tasarruf ve işlemlerinde yabancı para birimlerini (özellikle Dolar) tercih etmesi sürecidir.
Tek tek ulus devletlerin sınırlarını aşarak dünya çapında sonuçlar yaratan, küresel düzeyde etkili olan çevre kirliliği, küresel ısınma, iklim değişikliği ve ekonomik kriz gibi sorunlardır.
Havanın doğal kompozisyonunu değiştirerek atmosferin kimyasını bozan, fabrika bacalarından çıkan dumanlar ve egzoz gazları gibi kaynaklardan beslenen kirlilik türüdür.
Kimyasal atıklar, çöpler ve bakteri içeren malzemelerin deniz, göl, akarsu ve yeraltı sularına karışmasıyla suyun kalitesinin ve temizliğinin azalması durumudur.
Tarımda inorganik ilaçların aşırı kullanımı, lağım sızıntıları ve maden işletmeciliği gibi nedenlerle toprağın doğal dengesinin bozulması ve tarımsal verimliliğin düşmesidir.
Trafik, havalimanları ve sanayi faaliyetleri gibi kaynaklardan yayılan, insan sağlığını ve yaban hayatını olumsuz etkileyerek yaşam kalitesini düşüren rahatsız edici ses yoğunluğudur.
Nükleer santral kazaları, sızıntılar ve nükleer atıkların uygunsuz bertarafı sonucu ortaya çıkan, kanser ve sakat doğumlara yol açan ölümcül kirlilik türüdür.
Elektrik santralleri, ormansızlaşma ve çarpık kentleşme nedeniyle ortaya çıkan, su döngüsünü ve iklim dengesini bozan uzun dönemli zararlı aşırı ısı birikimidir.
Büyük kentler ve ışıklı reklam panoları nedeniyle belirli bir alandan normalin çok üzerinde ışık yayılması, gökyüzü gözlemlerinin engellenmesidir.
Enerji nakil hatları, reklam panoları, şantiyeler ve terk edilmiş binalar gibi göze batan çirkin ve düzensiz unsurların yoğunluğudur.
Aşırı sigara, alkol, uyuşturucu kullanımı ve kötü yaşam koşulları gibi zararlı eylemlerle bireyin kendi bedenini kirletmesi ve yaşam kalitesini düşürmesidir.
Atmosfere salınan fosil yakıt kaynaklı sera gazlarının etkisiyle 20. yüzyılın başlarından itibaren dünya genelinde ortalama sıcaklıkların artma eğilimidir.
Sera gazlarının birikmesiyle oluşan sıcaklık artışının yanı sıra buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olayları gibi küresel olgular bütünüdür.
Ekonomide sıfıra yakın büyüme veya durgunluk (resesyon) yaşanırken aynı anda yüksek enflasyon ve işsizliğin bir arada görülmesi durumudur.
Bankalar, borsalar ve yatırım fonları gibi finans sektöründe faiz, döviz kuru ve hisse senedi fiyatlarının aniden ve keskin bir şekilde bozulmasıdır.
Bir devletin veya borçlunun, dış ya da iç borç ödeme yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğini resmen ilan etmesi durumudur; 1998 Rusya krizinde yaşanmıştır.
Bankaların veya şirketlerin ticari işlemlerden doğan risklerini paketleyip başkalarına devretmelerini veya satmalarını sağlayan ikincil piyasa sözleşmeleridir.
Geliri, işi ve varlığı olmayan (No Income, No Job, No Asset) geri ödeme gücü bulunmayan riskli kişilere cömertçe verilen konut kredilerini ifade eden kavramdır.
Batı Avrupa'daki sömürgeci ülkelerin 15. yüzyılın ortalarından itibaren dünyanın diğer bölgelerine işgal, ticaret, koloni kurma ve fetihlerle yayılmasıdır. Örn; Portekiz'in Brezilya ve Asya kıyı limanlarında koloni kurması bu genişlemenin bir parçasıdır.
2010'lu yılların başından itibaren programlanabilir, yapay zekâya sahip ve insan dışı akıllı sistemlerin üretimde yer almasıdır. Örn; Almanya'da Hannover Fuarı'nda ilk kez resmileştirilen bu yaklaşım, siber fiziksel sistemler ve akıllı fabrikaları kapsar.
Beklenen yaşam süresi, eğitim ve kişi başına düşen geliri dikkate alarak ülkelerin gelişmişlik düzeyini ölçen bileşik bir indekstir. Örn; Türkiye 0,767 indeks değeri ile yüksek insani gelişmeye sahip ülkeler grubunda yer alır.
Yetersiz iç kaynaklar nedeniyle görece ucuz yabancı kaynak (borç) temin ederek ekonomik büyümeyi sağlama veya sürdürme stratejisidir. Örn; ABD ve AB gibi gelişmiş ülkeler dış borçlanmayı yoğun şekilde kaldıraç olarak kullanmaktadır.
Bir ülkenin karar mercii mekanizmalarında görev alanların ehliyet ve liyakat yerine kayırmacılıkla göreve gelmesi ve ülkenin geleceğini çıkmaza sokmasıdır. Örn; liyakatsiz atamalar sonucunda kamusal verimliliğin düşmesi bu tuzağın sonucudur.
Küreselleşme sonrasında birden fazla değişkeni barındıran bileşik değişkenler olarak hesaplanan ve toplumsal hayatı sayısallaştıran göstergelerdir. Örn; İş Yapma Kolaylığı İndeksi, tek bir veriye değil birçok alt bileşene dayanır.
Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa'ya akan kıymetli madenler ve yeni deniz yollarının etkisiyle 16. yüzyılda Avrupa'da meydana gelen aşırı fiyat artışlarıdır. Örn; kıymetli madenlerin bolluğu genel fiyat düzeyini yukarı çekmiştir.
Avrupa'yı ve uzantıları olan kolonileri (ABD, Kanada vb.) dünya tarihinin ve medeniyetinin merkezine koyma anlayışıdır. Örn; dünya ekonomik ve siyasi tarihini sadece Batı'nın gözünden ele alan yaklaşımlardır.
Sosyalist sistemin ve komünist bloğun (Sovyetler Birliği) çöküşünden sonra piyasa ekonomisine geçmeye çalışan ülkelerin oluşturduğu ekonomilerdir. Örn; Doğu Avrupa ve eski Sovyet cumhuriyetleri 1990'larda bu süreci yaşamıştır.
Ülkelerin uluslararası ticaret ve birikimlerini muhafaza etmek amacıyla ellerinde tuttuğu baskın uluslararası paradır. Örn; günümüzdeki başat rezerv para ABD Dolarıdır, Avro da çeşitlilik için tutulur.
Bir ekonomik faaliyetin üçüncü kişilere veya topluma doğrudan maliyet yaratmaksızın sağladığı dolaylı faydalardır. Örn; savunma sanayi teknolojilerinin sivil ekonomiye uyarlanarak verimliliği artırması pozitif dışsallıktır.
Bir ekonomik faaliyetin veya harcamanın üçüncü taraflara veya ülkeye yüklediği dolaylı maliyet veya zararlardır. Örn; savunma sanayi ürünlerini üretemeyip ithal eden ülkelerin kıt kaynaklarını tüketmesi negatif dışsallıktır.
Devlet olarak temel kamusal fonksiyonları ve hizmetleri icra edemeyecek hale gelmiş ülkeleri tanımlamakta kullanılan tabirdir. Örn; iç çatışma ve savaşların egemen olduğu bazı Sahra-altı Afrika ve Orta Doğu ülkeleri.
Kurumlar, altyapı, makroekonomik ortam, sağlık, eğitim, piyasa etkinliği ve yenilik gibi 12 bileşenden oluşan bileşik rekabet göstergesidir. Örn; İsviçre ve ABD küresel rekabet indeksinde en yüksek puana sahip ülkelerdir.
Temel insan ihtiyaçları, mutlu olmanın unsurları ve fırsatlar olmak üzere üç boyutta 50 göstergeden derlenen en kapsamlı gelişmişlik göstergesidir. Örn; Danimarka ve Finlandiya toplumsal gelişme indeksinde ilk sıralardadır.
OECD tarafından lise çağındaki öğrencilerin matematik, fen ve okuma becerilerini ölçerek gelecekteki insan kaynağını öngören uluslararası testtir. Örn; Singapur ve Hong Kong PISA testlerinde en yüksek puanları alan yerlerdir.
Patent, telif ve buluş haklarının uluslararası ticareti yoluyla elde edilen gelirlerdir. Örn; fikri mülkiyet ihracat gelirlerinin yaklaşık %40'ı Kuzey Amerika, %40'ı ise Avrupa tarafından sağlanmaktadır.
Dünya Bankası tarafından şirket kurma, elektrik temini, vergi ödeme, mülkiyet kaydı gibi bileşenlerle ülkelerde iş yapma zorluğunu ölçen indekstir. Örn; Yeni Zelanda ve Singapur iş yapmanın en kolay olduğu ülkelerdir.
Hesap verme hakkı, siyasi istikrar, kurumların etkililiği, hukukun üstünlüğü ve yolsuzluğun kontrolü gibi kategorileri ölçen Dünya Bankası göstergesidir. Örn; Batı ülkeleri hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğünde öndedir.
Heritage Vakfı tarafından mülkiyet hakları, yargının etkinliği, vergi yükü ve dış ticaret serbestliği dikkate alınarak hesaplanan indekstir. Örn; Hong Kong ve Singapur ekonomik özgürlükler sıralamasında zirvededir.
18. yüzyılın sonunda su ve buhar gücünün imalat sanayiinde yoğun olarak kullanılmaya başlanması ve mekanik dokuma tezgahlarının icadıdır. Örn; İngiltere'de buhar gücünün üretime uygulanmasıyla başlamıştır.
19. yüzyılın ikinci yarısında çelik, petrol ve elektriğin seri kullanımı, ilk patlamalı motorun icadı ve üretim bandı yöntemiyle kitlesel üretime geçilmesidir. Örn; fabrikalarda bant usulü seri üretimin yaygınlaşması.
20. yüzyılın dördüncü çeyreğinin başlarından itibaren imalat sanayiinde mekanik ve elektronik teknolojilerin yerini dijital teknolojilerin almasıdır. Örn; fabrikalarda bilgisayar ve otomasyon sistemlerinin kullanılmaya başlanması.
İkinci Dünya Savaşı'ndan 1990'da Sovyetler Birliği'nin dağılmasına kadar süren, ABD öncülüğündeki Batı Bloku ile SSCB öncülüğündeki Doğu Bloku arasındaki rekabet dönemidir. Örn; NATO ve Varşova Paktı bu dönemin askerî ittifaklarıdır.
Dışarıdan ithal edilen sanayi ürünlerinin yurtiçinde üretilmesini hedefleyen ve korumacı dış ticaret politikalarına dayanan ekonomik büyüme modelidir. Örn; Türkiye'nin Soğuk Savaş döneminde uyguladığı ancak bir süre sonra terk ettiği model.
Malların, hizmetlerin, sermayenin, parasal ilişkilerin ve fikri mülkiyet haklarının sınır ötesi ticaretinin hukuki olarak düzenlenmesini kapsayan kurallar bütünüdür. Geniş anlamda özel sektör ve kamu-özel sektör işbirliği aktörlerini de içine alır.
Toplumdaki tüm bireylerin konumlarına bakılmaksızın kanun önünde eşit olması ve devlet adına karar veren birimlerin kurallere tam olarak uymasının sağlanmasıdır. Uluslararası alanda keyfi güç kullanımının yerini kuralların almasını ifade eder.
Uluslararası düzeyde taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların, devletlerin resmi yargı organları yerine taraflarca belirlenen bağımsız hakemlerce çözümlendiği bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Örneğin İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) bu alanda hizmet vermektedir.
Küresel düzeyde ticaretin serbestleştirilmesi amacıyla üye ülkelerin ticaret anlaşmaları müzakere ettikleri ve ticari anlaşmazlıkları çözdükleri 1994 yılında kurulan uluslararası örgüttür. GATT 1947 yapısı üzerine inşa edilmiştir.
İki veya daha fazla ülkenin malların, hizmetlerin ve yatırımların gümrük vergisi ve tarife dışı engellerden muaf veya indirimli olarak ticaretine yönelik yaptıkları anlaşmadır. Türkiye'nin yürürlükte çok sayıda STA'sı bulunmaktadır.
AB ekonomilerinin 1992 yılında başlattığı ekonomik ve mali politikalarda koordinasyon, ortak para politikası ve ortak döviz kuru olan Avro'yu içeren en ileri entegrasyon adımıdır.
DTÖ kapsamında yapılan, fikri mülkiyet alanında üye ülkelerin uygulayacağı asgari standartları belirleyen ve isterlerse bu standartların üstünde koruma sağlamaları konusunda üyeleri serbest bırakan çok taraflı anlaşmadır.
DTÖ anlaşmaları kapsamında, üye ülkelerin bir ülkeye sağladığı bir avantajı (örneğin düşük gümrük vergisi) istisnalar hariç tüm DTÖ üyelerine aynı şekilde sağlamasını öngören temel ilkedir.
İthal malların, yabancı hizmetlerin ve fikri mülkiyetin bir ülkeye girdikten sonra o ülkenin yerli malları, hizmetleri ve fikri mülkiyeti ile tam eşit muameleye tabi tutulması gerektiği kuralıdır.
Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmaları; ülkelerin başka ülkelerde yatırım yapan vatandaşlarının haklarını korumak, kar transferlerini güvenceye almak ve uyuşmazlıkta uluslararası tahkime gitmek için imzaladıkları ikili anlaşmalardır.
Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü için Uluslararası Merkez; devletler ile diğer devletlerin vatandaşları arasındaki yatırım anlaşmazlıklarının çözümüne yönelik yabancı yatırımcıların en sık başvurduğu uluslararası forumdur.
1993 yılında yürürlüğe giren ve ekonomik ve parasal birliğe katılacak ülkelerin sağlaması gereken fiyat istikrarı, kamu açığı (GSYH'ye oranı %3'ü geçmemeli), kamu borçları (%60'ı geçmemeli) ve faiz oranı kriterleridir.
İhracatın normal değerinin altında (dampingli fiyatlarla) gerçekleştirilmesinin ithalatçı ülkenin yerli üreticisine zarar vermesi durumunda, zarar gören ülkeye ilgili üründe ilave damping vergisi koyma hakkı veren DTÖ düzenlemesidir.
Özel amaçlı ve geçici olan, her bir uyuşmazlık için taraflarca veya Birleşmiş Milletler Tahkim Kurallarına (UNCITRAL) göre oluşturulan özel tahkim kuruludur.
David Ricardo ve John Stuart Mill tarafından geliştirilen, ülkelerin daha düşük fırsat maliyetiyle ürettikleri mallarda uzmanlaşıp ticaret yapmalarının her iki tarafın da refahını artıracağını savunan iktisadi teoridir.