Türk Ticaret Kanunu'na (TTK) göre sigorta teminatı verilecek risk konusunun tayin ve takdiri açısından tarafların birbirini doğru bilgilendirmesi büyük önem taşır. Sigortacının sözleşme yapıp yapmayacağı, yapacaksa hangi koşullarla yapacağı konusundaki kararına etki edebilecek, bilmesi gereken tüm önemli hususları sigorta ettirenin veya sigortalının sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu öngörülmüştür. Bu durum sigorta sözleşmelerinin temelini oluşturan dürüstlük ve güven ilişkisine dayanır.
Sigortacı dürüstlük ilkeleri çerçevesinde; sözleşmenin müzakeresi, kurulması ve devamı sırasında sigorta ettirene/sigortalıya teknik konularda yardımcı olmak, yapılacak veya yapılmış sigortacılık işleminin özellikleri ile sözleşmeye konu sigorta teminatı ve işleyişi hakkında her türlü bilgiyi sözlü ve yazılı olarak sağlamak ve yanıltıcı her türlü halden kaçınmak zorundadır. Hayat sigortalarında azami iyi niyet sadece akdin başlangıcında geçerli olup, kişinin riskini arttıran bir görev değişikliği sözleşmeyi etkilemez.
Azami iyi niyet ilkesi hem sigorta ettiren hem de sigortacı için gerekli olmakla birlikte, uygulamada daha çok sigorta ettiren/sigortalıyı ilgilendiren bir yükümlülük olarak ortaya çıkar. Bunun temel iki nedeni vardır: Birincisi, sigortalı veya teklif sahibi sigorta konusuyla ilgili hususları en iyi bilen kimsedir; sigortacının bilgisi ise sadece kendisine aktarılanlarla sınırlıdır. Tedbirli bir sigortacının teminat verip vermeme kararında etkili olabilecek bütün hususlar verilmelidir.
İkinci olarak, sigortalı genellikle sigorta konusu üzerinde sürekli bir denetim olanağına ve özel koşul veya yükümlülük olmadıkça dilediği biçimde tasarruf ve kullanım hakkına sahiptir. Sigortacı ise sigortalının ihmalinden doğmuş olsa bile hasarı karşılamak durumundadır. Bu nedenle sigorta sözleşmesi karşılıklı güven esasına dayanan, hileden arındırılmış bir beyan süreciyle başlar.
Sigorta menfaati, sigorta hukukunda bir kimse ile bir şey arasında bulunan ekonomik ilişkiyi tanımlamak için kullanılır ve sigorta yaptırabilme hakkı olarak bilinir. Sigortayı ancak bir konuda sigortalanabilir menfaati olan kimse yaptırabilir; menfaati olmayan kişi sigortalı veya sigorta ettiren olamaz. Sigortalanan şey ile sigortalı arasında maddi, para ile ölçülebilir ve yasal bir menfaat ilişkisi bulunması şarttır.
Sigortanın konusu doğrudan malın kendisi değil, mal üzerindeki para ile ölçülebilir menfaattir. Örneğin, taşınan bir malın maliki o malı kendi mülkiyeti olarak sigorta ettirirken, taşıyan kişi de navlun alacaklısı olarak o mal üzerindeki menfaatini yani navlun alacağını sigorta ettirebilir. Yangın sigortalarında mülkiyet (bina, muhteviyat), yaşam sigortalarında can, sorumluluk sigortalarında ise yasal sorumluluklar menfaat konusunu oluşturur.
Sigortalanabilir menfaat ilkesi, TTK'nun 1401/1. Maddesinde 'Sigortacı bir prim karşılığında bir kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan bir rizikonun meydana gelmesi hâlinde...' şeklinde ifade edilmiştir. Yasa koyucu bu hükümle menfaat ilkesini benimsemiş ve sigorta edilen şey ile sigorta konusunun birbirinden farklı kavramlar olduğunu ortaya koymuştur.
Sigortalanabilir menfaatin unsurları şunlardır: Sigorta konusu nitelikte bir mal, yaşam veya sorumluluk olmalıdır; sigortalı rizikonun gerçekleşmesi sonucu fiziki zarara uğramalıdır; hasar asıl konuda olmalıdır; menfaat meşru ve parayla ölçülebilir olmalıdır. Ayrıca hukuken mal sahibi olunmasa dahi ipotek, rehin, intifa hakkı, emanetçi, yeddiemin ve kiracı gibi sıfatlarla da sigortalanabilir menfaat sahibi olunabilir.
Sigortacılıkta risk (riziko), genel anlamda gerçekleşmesi kesin olmayan veya ölüm gibi gerçekleşmesi kesin olmakla birlikte ne zaman gerçekleşeceği belirsiz olan, sigorta ettirenin iradesi dışında meydana gelebilecek ani ve dıştan gelen bir olay diye tanımlanmaktadır. Risk, tehlike veya riziko kavramları dıştan gelen, ani, beklenmedik ve rastlantısal olaylar olarak nitelendirilir; bu özelliklere sahip olmayan olaylar riziko olarak kabul edilemez.
Riziko ve tehlike olmadan bir sigorta sözleşmesinin düzenlenmesi mümkün değildir; bu durum riskin varlığı ilkesini doğurur. Bir sigortanın yapılabilmesi için ortada gerçekleşmesi olası, sigortacılar tarafından bilinen gerçek bir rizikonun bulunması şarttır. Ortada olası ve gerçek bir tehlike yoksa teminat verilecek bir durum da söz konusu olamaz.
Sigorta sözleşmesinin yapıldığı anda riziko henüz gerçekleşmemiş olmalıdır. Ayrıca risk meşru (yasal) olmalı ve ödenebilir ölçülerde olmalıdır. Katastrofik hasarlarda sigorta şirketinin üstlendiği teminatı karşılayabilecek müştereklerde riskin dağılımını gerçekleştirmiş olması gerekmektedir, aksi takdirde sigortaya olan güven duygusu zedelenir.
Tazminat prensibine göre sigortacı, prim karşılığında parayla ölçülebilir menfaati zarara uğratan rizikonun gerçekleşmesi halinde taahhüt ettiği tazminatı öder. Buradaki amaç, ödenen tazminat ile gerçek hasarın karşılanmasıdır. Kasıt, bir gün önceki durumdan 'ne daha iyi ne daha kötü' olmamaktır; yani sigortalının ekonomik durumu hasar öncesine göre ne iyileşmeli ne de kötüleşmelidir.
Eskimiş ve kullanılmış bir malın zararı karşılanırken eskime payı düşülür; zarar nakden ödenir, onarılır veya değiştirilerek yerine konur. Tazminat prensibi hasar nedeniyle sigortalının kar sağlamasını önler. Ancak bu prensip yalnızca mal ve sorumluluk sigortalarında geçerlidir; insan hayatı ve ferdi kaza sigortalarında sigorta değeri söz konusu olmadığı için tazminat prensibi işlemez, önceden saptanmış meblağ ödenir.
Tazminat uygulamasında sigorta bedeli ile sigorta değeri kavramları öne çıkar. Poliçenin ön yüzünde yazılı ve sigortacının ödeyebileceği en yüksek tazminat miktarını belirten tutara Sigorta Bedeli denirken, malın günün piyasa koşullarına uygun rayiç tam değerine Sigorta Değeri denir. Tam değerine sigortada Sigorta Bedeli = Sigorta Değeri olmalıdır.
Sigorta bedelinin sigorta değerinden düşük olması 'Eksik Sigorta', yüksek olması ise 'Aşkın Sigorta' durumunu ortaya çıkarır. Eksik sigortada kısmi hasarlar oran kuralına (proporsiyon) göre ödenirken, aşkın sigortada aşan kısım geçersizdir ve fazla prim iade edilir; kasten yapılan aşkın sigorta sözleşmeleri ise geçersizdir.
Yakın neden ilkesine göre, sigortalının tazminat isteyebilmesi için meydana gelen hasarın poliçede güvence altına alınan bir riskten ileri geldiğini saptamak gerekir. Yakın sebep, bir hasarın meydana gelmesine neden olan en etkili, hakim ve tek başına belirleyici olan sebeptir. Teminat dışı bir risk gerçekleşmişse yakın sebep o olsa dahi tazminat ödenmez.
Örneğin ferdi kaza poliçesi olan bir kişi merdivenden düşerse tazminat ödenir, ancak kalp krizi geçirip öldükten sonra düşerse ödenmez. Benzer şekilde deprem teminatı olmayan işyerinde deprem kaynaklı yangın çıkarsa zarar ödenmez çünkü yakın sebep olan deprem teminat kapsamında değildir.
Rücu (Halefiyet) prensibi ise bir kimsenin bir başkasına karşı sahip olduğu hakların üçüncü bir kişiye devredilip bu kişi tarafından kullanılmasıdır. Sigortacı, ödediği tazminat oranında hukuken sigortalının yerine geçer ve sigortalının üçüncü kişilere karşı dava hakkı varsa bu hak sigortacıya intikal eder. Amaç, sigortalının hem sigortacıdan hem de kusurlu üçüncü kişiden tazminat alarak haksız kazanç (çifte ödeme) elde etmesini önlemektir.
Mal sigortalarında aynı menfaatin, aynı rizikolara karşı, aynı süre için birden çok sigortacıya aynı veya farklı tarihlerde sigorta ettirilmesine birden çok sigorta denir. Hasara katılım prensibi, sigortanın kar sağlama aracı olmaması nedeniyle tazminat tutarının ilgili sigortacılar arasında bölüşülmesidir. Birden çok sigortada sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini gecikmeksizin sigortacıya bildirmek zorundadır.
Birden çok sigortanın geçerli olması için birden çok sigortacı olmalı, sigorta edilen menfaat aynı risklere karşı aynı olmalı ve poliçe süreleri aynı olmalıdır. Bu durum müşterek sigorta (koasürans) veya çifte sigorta gibi kavramları doğurur.
Çifte sigorta haksız kazanç elde etme riski taşıdığı için yasal olarak kabul edilmemiş ve suç sayılmıştır. Ancak önceki ve sonraki sigortacıların onay vermesi, sigortalının haklarını ikinci sigortacıya devretmesi veya sonraki sigortacının sadece önceki sigortacının ödemediği kısımdan sorumlu olmasının şart kılınması hallerinde geçerlilik kazanabilir.