Antikçağ Yunan felsefesinin en temel ve en önemli inceleme konuları hiç kuşkusuz varlık ve bilgi problemleridir. Eski Yunan filozofları felsefi mesailerinin çok büyük bir kısmını bu iki alan üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Hangi filozofun metnine ya da öğretisine bakılırsa bakılsın, varlık ve bilgi felsefelerinin daima el ele gittiği, birbirinden bağımsız düşünülemediği açıkça görülmektedir.
Antikçağ Yunan felsefesinin temel çabalarından biri, evrenin ana maddesini sorgulamak ve varlığın kökenini anlamaktır. Bu bağlamda sorulan ilk ve en önemli soru 'evrenin ana maddesi nedir? ' sorusu olup, felsefe tarihinde arkhe problemi olarak adlandırılmaktadır.
Antikçağ felsefesinin temel karakteristiğini oluşturan bu dönemde, felsefe pratik bir amaç gütmeden, tamamen bilmek için yapılmıştır. Felsefenin bu saf merak ve bilme arzusu üzerine kurulması, evrenin ana maddesini yani arkheyi bulma çabasını tetiklemiştir. Bu dönemde filozoflar, gözle görülen evrendeki çokluğun gerisinde değişmeyen bir birlik aramışlardır.
Milattan önce altıncı yüzyılın ikinci yarısında Güney İtalya'da Pitagoras tarafından kurulmuş olan Pitagorasçı Okul, felsefi faaliyetleri teorik bir merak olmaktan öteye taşıyarak pratik amaçlar doğrultusunda şekillendirmiştir. Bu bağlamda, Thales, Anaximenes ve Anaximandros gibi erken dönem doğa filozoflarının aksine felsefeyi felsefe için değil, doğrudan insani ve hayatı dönüştürücü amaçlar için ele almışlardır. Pitagorasçılar için felsefi ve düşünsel çabaların asıl gayesi, insanlara evrenin yapısı hakkında yalnızca teorik bilgi vermek değildir.
Değişme problemiyle yakından ilgilenen düşünürlerden Parmenides ve Elealı Zenon, felsefe tarihinde çığır açan bir ayrıma imza atmışlardır. Bu filozoflar, duyu bilgisi ile akıl bilgisi arasında kesin bir çizgi çekmiş ve gerçek, kesin bilginin ancak akıl yoluyla elde edilebileceğini savunmuşlardır. Bu yaklaşımlarıyla Parmenides ve Zenon, sadece varlık problemini bilgi problemiyle birlikte ele almakla kalmamış, aynı zamanda ilerleyen dönemde Platon'un geliştireceği idealar kuramının da temellerini atmışlardır.
Antikçağ felsefesini şekillendiren temel özellikler arasında yer alan arkhe ve değişme problemleri, yalnızca tek bir ana madde arayan filozoflarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda Empedokles, Anaxagoras ve Demokritos gibi çoğulcu veya atomcu filozoflar tarafından da ele alınmıştır. Bu filozoflar her şeyin kendisinden meydana geldiği bir ana madde tasarlamış olmalarına rağmen, bu maddenin tek bir unsura indirgenemeyeceğini savunmuşlar ve birden fazla arkheden bahsetmişlerdir. Onların Doğa Filozofları’ndan ayrıldığı en temel nokta, arkhedeki değişimlerin ve varlıkların meydana gelmesinin doğrudan arkhenin kendisinden değil, dışsal veya başka bir hareket ettirici ilke sayesinde gerçekleştiğini öne sürmeleridir.
M.Ö. 5. yüzyılın ortalarında felsefe dünyasında büyük bir dönüşüm yaşanmış, daha önceki dönemlerin arkhe ve oluş-değişme gibi varlık felsefesi problemleri bir kenara bırakılarak insan ve bilgi odaklı bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu dönemin en önemli figürleri olan Sofistler, Doğa Filozofları ve Pitagorasçılardan farklı bir kulvarda hareket etmişlerdir. Doğa filozofları evrenin ilk maddesini, yani her şeyin kendisinden türediği arkheyi ararken, Sofistler bu tür soyut varlık problemleriyle ilgilenmemişlerdir.
Platon'un görünüşler ve gerçek varlık konusundaki temel ayrımı, onun bilgi görüşünden asla ayrı düşünülemez. Ünlü filozof bilgi konusunu ele alırken kesin, değişmez, tümel ve zorunlu bir bilginin mümkün olduğunu baştan kabul etmiştir. Bu temel kabule dayanarak daha sonra söz konusu özelliklere sahip bilginin tam olarak hangi nesneleri gerektirdiği üzerinde durmuştur.
Aristoteles felsefesinde 'ousia' kavramını derinlemesine incelemek, temelde iki hayati soruyu yanıtlamayı gerektirir: Birincisi 'varolma ve bir şeyin varolması ne demektir? ', ikincisi ise 'varolanın o varolan olması (bilinme bakımından ousia) ne demektir? '.
Antik Yunancada bilgi anlamına gelen 'episteme' sözcüğünden türetilen epistemoloji, felsefenin temel disiplinlerinden biridir ve bilgi felsefesi olarak adlandırılır. Felsefe tarihinde hakkında en fazla tartışma yürütülen alanların başında gelen epistemoloji, felsefeyle uğraşan neredeyse tüm düşünürlerin ilgisini çekmiştir. Bilgi felsefesinin temelini oluşturan 'bilgi nedir?
Metne göre duyular, bilgi edinme sürecimizin ilk kaynağını oluşturur. Duyular sayesinde biçimleri cisimlerden soyutlamaya başlarız ve dış dünyayla ilk temasımız gerçekleşir. Ancak İbn Rüşd'e göre duyulur nesnelerin varlık bakımından birtakım dereceleri bulunmaktadır ve üst derecedeki nesneye ait bilgi, bir alt derecedekinden her zaman daha soyuttur.
Maddi aklın 'maddi' olarak nitelendirilmesi, onun fiziksel bir maddeye bağımlı olmasından kaynaklanmaz; aksine bu niteleme, söz konusu yetinin algı ve imgelemin maddi dünyadaki nesnelere ilişkin verileriyle doğrudan bir ilişki içerisinde bulunduğunu ifade eder. Bu yeti, maddi dünyanın sunduğu verilerden hareket ederek, onların imge düzeyindeki yapılarında saklı olan tümelleri bünyesine alır. Ancak maddi akıl, bu tümelleri alma ve işleme sürecini tamamen kendi başına yürütemez.