Kalp damar sistemi içerisinde sürekli dolaşım halinde olan kan; eritrositler aracılığıyla dokulara oksijen taşınmasını, lökositler vasıtasıyla vücudun savunma ve korunma mekanizmalarının işletilmesini, trombositler ile de hemostatik dengenin yani pıhtılaşma işlevlerinin yürütülmesini sağlar. Kanın sıvı kısmı ise hücrelerin beslenmesi için gerekli maddeleri, hormonları, pıhtılaşma faktörlerini ve antikorları hedef dokulara veya vücuttan atılacakları eliminasyon noktalarına taşır. Bu hayati fonksiyonlarından ötürü, vücuttaki her türlü kan kaybı doğrudan yaşamsal tehlike oluşturma potansiyeline sahiptir.
Kanamalar, kazalara bağlı gelişen ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Nedeni, şekli ve bölgesi ne olursa olsun, durdurulamayan kanamalar hızlı bir şekilde şoka ve ardından ölüme yol açar. Yetişkin bir bireyin vücudunda ortalama 5 ila 6 litre kan bulunur. Ani gelişen bir kan kaybı, toplam kan hacminin %10'una ulaştığında vücut bunu kompanse etmeye çalışsa da, bu sınırdan itibaren şok tablosu tetiklenebilir. Özellikle akut kanamalarda müdahale edilmediğinde hayati risk çok yüksektir.
Kan kaybının hızı ve miktarı yaşamsal tehlikenin sınırlarını belirler. Ani kan kayıplarında yetişkinlerde 1000-1200 ml, çocuklarda 200-300 ml ve bebeklerde 25-30 ml seviyelerine ulaşıldığında ölümcül risk başlar. Buna karşın, yavaş ve uzun sürede gerçekleşen kanamalarda vücut daha yüksek miktardaki kayıpları tolere edebilir. Örneğin, kontrollü bir kan verme işleminde 500 ml kanın 10-15 dakikalık bir sürede alınması vücutta herhangi bir sarsıntıya yol açmaz. Kanamanın ciddiyeti; kanamanın hızına, gerçekleştiği bölgeye, kaybedilen miktara ve kişinin yaşına doğrudan bağlıdır.
Kanamalar meydana geldiği yere göre üç grupta incelenir: dış kanamalar, iç kanamalar ve beden boşluklarından olan kanamalar. Dış kanamalar, deri bütünlüğünün bozulmasıyla kanın vücut dışına akması durumudur. Genellikle künt travmalar, kesici ve delici alet yaralanmaları sonucu oluşur. Gözle görülebildiği için hızlı müdahale şansı yüksektir. Kanama, etkilenen damarın türüne göre fışkırır tarzda, kesik kesik ya da sızıntı şeklinde kendini gösterebilir.
İç kanamalar, damar bütünlüğünün bozularak kanın vücut içi boşluklara akmasıdır. Motorlu araç kazaları, yüksekten düşme, büyük kemik kırıkları ve organ yaralanmaları iç kanamaya yol açar. İç kanamalar gözle görülebilen (akciğer, mide, bağırsak, böbrek kanamaları) ve gözle görülemeyen (karaciğer, dalak, pankreas kanamaları) olarak ikiye ayrılır. İç kanama şüphesinde hızlıca tıbbi yardım çağrılmalıdır; çünkü bu durum ancak tam teşekküllü tıp merkezlerinde tedavi edilebilir.
Beden boşluklarından olan kanamalar ise kulak, burun, ağız ve anüs gibi doğal açıklıklardan gelen kanamalardır. Bu kanamaların karakteri olayın nedenine göre değişir. Örneğin, mide ve duodenum kanamalarında kan sindirim enzimleri ile etkileşime girerek dışkıyı siyaha boyar (melena). İnce bağırsak, kolon veya rektum kaynaklı kanamalarda ise kanın rengi parlak kırmızıdır. Kulak kanamaları kafa travmalarına, burun kanamaları ise yüksek tansiyona veya travmalara işaret edebilir.
Kanamalar, kanın sızdığı damarın türüne göre arter (atardamar), ven (toplardamar) ve kapiller (kılcal damar) kanamaları olarak üçe ayrılır. Arter kanamaları, kalpten yüksek basınçla pompalanan temiz kanı taşıyan damarlardan kaynaklanır. Bu nedenle kan, kalbin atımlarına (sistolüne) paralel olarak kesik kesik ve fışkırır tarzda akar. Kanın rengi bol oksijen içerdiği için açık kırmızıdır. Kalbe yakın arterlerin yaralanması saniyeler içinde ölümcül kayıplara yol açabilir.
Ven kanamaları, hücrelerdeki karbondioksitli kanı kalbe geri taşıyan düşük basınçlı damarlardan kaynaklanır. Kan akışı fışkırma göstermez; yavaş, sürekli ve aynı şiddette süzülme şeklindedir. Oksijence fakir olduğu için kanın rengi koyu kırmızıdır. Cilde yakın toplardamarlar el, ayak sırtı ve bacaklarda kolayca gözlenebilir.
Kapiller kanamalar ise hücre düzeyindeki en ince damar uzantılarından kaynaklanır. Çok düşük miktarda kan taşıdıkları için bu damarların hasarında sızıntı şeklinde, hafif ve kendiliğinden durmaya eğilimli kanamalar görülür. Kanın rengi venöz kan gibi koyu kırmızıdır. Genellikle basit sıyrıklar ve yüzeysel çiziklerde bu tip kanamalarla karşılaşılır.
Dış kanamalarda ilk yardımın temel amacı, aşırı kan kaybına bağlı gelişebilecek şok ve ölüm tablosunu engellemektir. Vücut normal şartlarda damar büzülmesi, trombosit tıkacı ve fibrin yumağı oluşumu ile kanamayı 10 dakika içinde fizyolojik olarak durdurmaya çalışır. Ancak büyük damar kesilerinde bu mekanizma yetersiz kalır. İlk yardımcı sakin kalmalı, yaralının yarayı görmesini engelleyerek onu da sakinleştirmeli ve mutlaka eldiven veya temiz bir poşet kullanarak kanla doğrudan temastan kaçınmalıdır.
Kanama kontrolünde ilk ve en etkili yöntem doğrudan basınç uygulamadır. Yara üzerine steril bir pansuman veya temiz bir bez konularak elle baskı uygulanır. Kanla ıslanan ilk bez kesinlikle kaldırılmamalıdır; çünkü oluşan pıhtının sökülmesi kanamayı yeniden başlatır. Islanan bezin üzerine ikinci bir bez eklenerek baskıya devam edilir. Eğer kırık şüphesi yoksa, yaralı bölge kalp seviyesinin üzerine kaldırılmalıdır (elevasyon). Bu işlem yaralı alandaki kan basıncını düşürerek kan kaybını azaltır.
Doğrudan basınç ve elevasyonun yetersiz kaldığı durumlarda, kanayan bölgeye giden ana atardamarın kemik üzerinde yüzeyselleştiği noktalara parmakla veya yumrukla bası uygulanır. Bu noktalar arasında boyun (arteria karotis), köprücük kemiği üzeri (arteria subklavia), kolun üst-iç kısmı (arteria brakialis) ve kasık (arteria femoralis) yer alır. Eğer uzuv kopması varsa, çok sayıda yaralıyla tek bir ilk yardımcı ilgileniyorsa veya yaralının zorlu şartlarda nakledilmesi gerekiyorsa son çare olarak turnike (boğucu sargı) uygulanır.
Turnike, uzuvdaki dokuların beslenmesini tamamen durdurduğu için geri dönüşümsüz hasar riski taşır ve bu nedenle yalnızca spesifik durumlarda tercih edilmelidir. Turnike uygulanırken kol ve bacaklardaki tek kemikli bölgeler (uyluk ve pazu) seçilmelidir. Kullanılacak malzemenin genişliği en az 8-10 cm olmalı, ip veya tel gibi ince kesici malzemeler asla kullanılmamalıdır. Turnike kanama durana kadar sıkılmalı, sıkıştırma çubuğu sabitlenmeli ve üzerine uygulandığı saat ile dakika mutlaka yazılmalıdır.
Turnike uygulanan yaralının üzeri örtülse bile turnike bölgesi mutlaka açıkta ve görünür bırakılmalıdır. Çok sayıda yaralının olduğu durumlarda, turnike uygulanan kişinin alnına kalem veya rujla 'T' harfi yazılır. Dokuların tamamen ölmesini engellemek için turnike her 15-30 dakikada bir, 3-5 dakika süreyle gevşetilerek distaldeki dokuların kanlanması sağlanmalıdır. Turnikenin toplamda 1,5 saatten fazla tutulmamasına azami dikkat gösterilmelidir.
Kırık kemik uçlarının damarları yırtmasını önlemek amacıyla yapılan atelleme de kanama kontrolünde etkilidir. Sabitleme için sert malzemelerden yapılan klasik ateller, geniş doku yaralanmalarında kullanılan havalı ateller veya ciddi karın ve dış kanamalarda hipovolemik şoku önlemek için kullanılan havalı karşı basınçlı aletler tercih edilebilir. Havalı karşı basınçlı aletler gebelik, kalp hastalığı ve akciğer ödemi durumlarında kullanılmamalı ve hızlı söndürülmemelidir.
İç kanamalar dışarıdan gözlenemediği için hayati tehlikesi son derece yüksek durumlardır. Şüpheli durumlarda (hızlı ve zayıf nabız, soğuk ve nemli cilt, susuzluk hissi, kan basıncında düşme) derhal 112 aranmalıdır. İlk yardımcı yaralıyı tamamen hareketsiz tutmalı, vücut sıcaklığını korumak için üzerini örtmeli ve şok pozisyonuna getirmelidir. Eğer yaralı kusuyorsa, soluk yolunun tıkanmaması için başı hafifçe yana çevrilmelidir. İç kanaması olan kişiye kesinlikle ağızdan yiyecek veya içecek verilmemelidir.
Burun kanamalarında yapılan en büyük hata başın geriye doğru atılmasıdır. Doğru uygulamada hasta sakinleştirilerek oturtulur, başı hafifçe öne eğilir. Burun kanatlarının etli kısımları baş ve işaret parmağıyla sıkılarak 10 dakika boyunca bası uygulanır. Burun köküne veya boyna buz uygulaması yapılabilir. Kanama durmuyorsa veya kafa travması şüphesi varsa acil tıbbi yardım talep edilir. Kulak kanamalarında ise yaralı, kanayan kulağının üzerine doğru yatırılır ve kulağa emici bir pansuman konur; ancak pansuman asla kulak yolunun içine sokulmamalıdır.
Şok, hücrelere yeterli oksijen ve besin maddesinin taşınamaması, metabolik atıkların ise uzaklaştırılamaması sonucu ortaya çıkan 'yetersiz doku perfüzyonu' ile karakterize dinamik ve kompleks bir klinik sendromdur. Şok fizyolojik ilerleyişine göre üç evreye ayrılır: Kompanse şok evresinde vücut savunma mekanizmaları devrededir, yaşamsal organların kanlanması korunur ve tedaviye en iyi bu evrede yanıt alınır. Dekompanse şok evresinde savunma mekanizmaları çöker, tansiyon düşer ve bilinç bozulur. Irreversible şok evresinde ise geri dönüşümsüz organ hasarı ve ölüm gerçekleşir.
Şok, ortaya çıkış nedenlerine göre üç ana gruba ayrılır. En sık görülen tip olan hipovolemik şok, dolaşımdaki kan ve sıvı hacminin azalmasıyla gelişir. Hemorajik şok bunun bir alt türüdür; kan kaybı %15 ise kompanse, %15-30 ise hafif, %30-40 ise orta, %40'ı aştığında ise irreversible şok gelişir. İkinci tip olan kardiyojenik şok, kalbin pompalama gücünün akut olarak yetersiz kalması (kalp krizi, aritmi vb.) sonucu ortaya çıkar.
Üçüncü grup olan vazojenik şok ise damar yatağının aşırı genişlemesi (vazodilatasyon) nedeniyle kan hacmi yeterli olsa bile perfüzyonun bozulmasıdır. Vazojenik şokun üç tipi vardır: Anafilaktik şok (ilaç, besin veya böcek sokmasına bağlı aşırı alerjik reaksiyon), nörojenik şok (beyin veya omurilik yaralanmalarına bağlı vazomotor fonksiyon kaybı) ve septik şok (vücuttaki ağır enfeksiyonlara bağlı gelişen sistemik yanıt). Şoktaki hastaya mutlaka sırtüstü yatırılarak bacaklarının 30 cm yukarı kaldırıldığı şok pozisyonu verilmelidir.