← Ünite 1

Ünite 1: İdari Yargının Gelişimi ve Türk Yargı Teşkilatı — Konu Anlatımı

1Hukuk Devleti İlkesi ve İdarenin Yargısal Denetimi

Hukuk devleti, en geniş anlamıyla hukukun üstün olduğu, hukuk kurallarının onu koyan yasama organı dâhil olmak üzere her kişi, kurum ve kuruluşu bağladığı, bireylere tam bir hukuk güvenliğinin sağlandığı devlet modelini ifade eder. Bu doğrultuda hukuk devletinin özünü, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarıyla bağlı olması ve tüm devlet organlarının hukuki sınırlar içinde kalarak işlem ve eylemler yapabilmesi oluşturur.

Bir devletin anayasasında kendisini 'hukuk devleti' olarak tanımlaması, bu ilkenin fiilen hayata geçmesi için tek başına yeterli değildir. Hukuk devletinin işlerliğini sağlayacak somut mekanizmaların kurulması gerekir. Bu mekanizmaların başında temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvenceye kavuşturulması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsenmesi, demokratik yönetim yapısı, kanuni idare ilkesi, kamu gücü kullanan idarelerin yargısal denetime tabi tutulması ve yargı yerlerinin tam tarafsızlığı ile bağımsızlığının güvence altına alınması gelmektedir.

Yüksek mahkemelerin kararlarında da bu husus sıklıkla vurgulanmaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin tüm faaliyetlerinin yargısal denetime açık olmasını hukuk devletinin vazgeçilmez bir niteliği olarak kabul etmekte ve yargı denetimini diğer tüm unsurların güvencesi olan temel öge olarak nitelendirmektedir. Danıştay da benzer şekilde, idari tasarrufların yargısal denetime tabi tutulmasını hukuka bağlı devlet prensibinin en belirgin özelliği ve 'olmazsa olmaz' (sine qua non) kuralı olarak tanımlamaktadır.

2İdarenin Yargısal Denetiminde Sistemler: Yargı Birliği ve İdari Yargı

Dünyadaki hukuk sistemlerinde idarenin yargısal denetimi temel olarak iki ana sistem üzerinden yürütülmektedir: Yargı Birliği Sistemi ve İdari Yargı Sistemi (İdari Rejim). Yargı birliği sisteminde, Anglo-Amerikan ülkelerinde olduğu gibi tek bir yargı düzeni bulunur. Bu sistemde hem kişiler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıkları hem de kişiler ile idare arasındaki uyuşmazlıklar genel mahkemeler olan adli mahkemelerde çözümlenir. Mahkeme önünde idare ile birey eşit düzeyde kabul edilir ve her iki tarafa da aynı hukuk kuralları uygulanır.

İdari yargı sistemi (idari rejim) ise idarenin yargısal denetimini gerçekleştirmek üzere, adli yargının dışında kendine özgü kuralları ve yargılama yöntemleri bulunan ayrı bir yargı düzenini ifade eder. Bir ülkede idari rejimden söz edebilmek için yürütme organı içinde yer alan ancak bağımsız hareket edebilen bir idarenin varlığı, idareye özgü bağımsız bir hukuk kuralları bütününün (idare hukuku) bulunması ve adli yargıdan ayrı bir idari yargı düzeninin kurulmuş olması gerekir. Ayrıca bu iki yargı düzeni arasındaki görev uyuşmazlıklarını çözmek üzere bir Uyuşmazlık Mahkemesinin varlığı da bu sistemin tamamlayıcı unsurudur.

İdari yargı sistemini benimseyen ülkeler arasında da kuruluş ve görev yönünden farklılıklar mevcuttur. Örneğin, Türkiye ve Fransa gibi ülkelerde idari yargının başında 'Danıştay' yer alır ve bu kurum yargısal görevinin yanında hükümete danışmanlık da yapar. Almanya gibi ülkelerde ise 'Yüksek İdare Mahkemesi' modeli benimsenmiştir ve bu mahkemenin danışmanlık görevi yoktur. Görev yönünden ise İtalya gibi ülkelerde idari yargı sadece iptal davalarına bakarken, idarenin mali sorumluluğuna ilişkin tam yargı davaları adli mahkemelerde görülmektedir. Türkiye ve Fransa'da ise idari yargı hem iptal hem de tam yargı davalarına bakmakla yetkilidir.

3İdari Yargının Fransa ve Türkiye'deki Tarihsel Gelişimi

İdari yargı sistemi tarihsel olarak ilk kez Fransa'da ortaya çıkmıştır. Fransız İhtilali (1789) sonrasında, eski rejim mahkemelerinin idarenin işleyişine müdahale etmesine tepki olarak 1790 yılında çıkarılan bir kanunla mahkemelerin idari davalara bakması yasaklanmış ve bu kuralı ihlal edenler için hapis cezası öngörülmüştür. Bu durum idari uyuşmazlıkların çözümü için yeni arayışları beraberinde getirmiş ve 13 Aralık 1799 tarihinde Conseil d'Etat (Fransız Danıştayı) kurulmuştur. İlk dönemlerde Conseil d'Etat'nın kesin karar verme yetkisi bulunmayıp sadece karar tasarıları hazırlayarak devlet başkanına sunduğu 'tutuk adalet' sistemi geçerliyken, 24 Mayıs 1872 tarihli kanunla kurula kesin karar verme yetkisi tanınarak 'devredilmiş adalet' sistemine geçilmiştir.

Türkiye'de ise Tanzimat dönemine kadar idarenin yargısal denetimi söz konusu olmamıştır. Türk idari yargısının ilk adımı, Fransa örneğine uygun olarak 10 Mayıs 1868 tarihinde Mithat Paşa başkanlığında faaliyete başlayan 'Şûrâyı Devlet'in kurulmasıyla atılmıştır. Şûrâyı Devlet, idare ile kişiler arasındaki davalara bakmakla görevlendirilmiş olsa da kararları Sadrazam'ın onayı ve Padişah'ın iradesiyle uygulanabildiği için 'tutuk adalet' niteliğindeydi. 1876 Anayasası ile idari davaların adliye mahkemelerinde görüleceği hükme bağlanarak bu sistemden geçici olarak vazgeçilmiş, ancak Cumhuriyet döneminde idari yargı yeniden canlandırılmıştır.

Cumhuriyet Dönemi'nde 1924 Anayasası'nın 51. maddesinde 'idari dava ve ihtilafları rüyet ve hal etmek üzere bir Şûrâyı Devlet teşkil edilecektir' hükmüne yer verilerek idari yargı anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu hüküm doğrultusunda 23 Kasım 1925 tarihli ve 669 sayılı Kanun çıkarılmış ve Şûrâyı Devlet (Danıştay) 1927 yılında fiilen göreve başlamıştır. 1961 Anayasası döneminde 521 sayılı Danıştay Kanunu kabul edilmiş, 1982 Anayasası döneminde ise 2575 sayılı Danıştay Kanunu, 2576 sayılı Kanun ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu yürürlüğe konularak bugünkü modern idari yargı teşkilatı oluşturulmuştur.

4Türk Yargı Teşkilatının Yapısı ve Yüksek Mahkemeler

Türk hukuk sisteminde yargı teşkilatı temel olarak iki ana yargı düzeni (yargı kolu) şeklinde yapılandırılmıştır. Bunlar, en üst dereceli mahkemesi Yargıtay olan 'Adli Yargı Düzeni' ile en üst dereceli mahkemesi Danıştay olan 'İdari Yargı Düzeni'dir. Bu iki ana kolun yanı sıra, kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyen Anayasa Yargısı (Anayasa Mahkemesi) ve yargı kolları arasındaki görev uyuşmazlıklarını kesin olarak çözen Uyuşmazlık Mahkemesi de yargı teşkilatında yer almaktadır.

1982 Anayasası'na göre Türkiye'deki yüksek mahkemeler sırasıyla Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi'dir. Bu yüksek mahkemelerin dışında, seçimlerin yargısal denetimini ve yönetimini üstlenen Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ile kamu idarelerinin mali denetimini gerçekleştirerek sorumluların hesaplarını kesin hükme bağlayan Sayıştay gibi özel nitelikli anayasal yargısal kuruluşlar da mevcuttur.

Adli yargı düzeninde ilk derece mahkemeleri hukuk ve ceza mahkemeleri olarak ikiye ayrılırken, ikinci derece denetim bölge adliye mahkemelerince (istinaf) yapılmakta ve son inceleme Yargıtay tarafından gerçekleştirilmektedir. İdari yargı düzeninde ise ilk derece mahkemeleri idare ve vergi mahkemeleridir; ikinci derece denetim bölge idare mahkemelerince (istinaf) yürütülmekte ve nihai temyiz mercii olarak Danıştay görev yapmaktadır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250