Organizmanın enerji üretme, büyüme, gelişme ve sağlıklı yaşam sürdürebilmesi için temel besin ögelerini yeterli oranlarda alıp vücutta kullanması sürecidir.
Besinlerin bileşiminde bulunan, vücudun büyümesi, onarımı ve enerji ihtiyacının karşılanması gibi hayati fonksiyonlardan sorumlu olan kimyasal bileşenlerdir.
Vücudun tam dinlenme anında solunum, dolaşım, karaciğer ve böbrek fonksiyonları gibi hayati işlevlerini sürdürebilmesi için harcadığı minimum enerji miktarıdır.
Metabolizmanın yıkım aşaması olup, büyük ve karmaşık besin moleküllerinin daha küçük yapılara parçalanarak enerji (ATP) üretilmesi sürecini ifade eder.
Metabolizmanın yapım aşamasıdır; katabolizma sonucu oluşan küçük moleküllerin enerji kullanılarak hücre ve dokuların yapımı için daha büyük moleküllere dönüştürülmesidir.
Karbonhidratların daha küçük yapılara ayrışmayan en basit ve tek birimlik şekerleridir; glikoz, fruktoz ve galaktoz bu gruptadır.
İki monosakkarit biriminin hidroksil (OH) grupları arasından bir molekül su çıkışıyla (dehidrasyon) birleşmesini sağlayan kovalent kimyasal bağdır.
İnsan sindirim sistemindeki enzimler tarafından parçalanamayan, ancak kalın bağırsakta fermente edilerek bağırsak sağlığını koruyan kompleks karbonhidrat yapılarıdır.
İnsan vücudu tarafından sentezlenemeyen ve sağlıklı yaşamın sürdürülebilmesi için diyetle dışarıdan hazır olarak alınması zorunlu olan amino asitlerdir.
İnsan vücudu tarafından %100 oranında sindirilip doku proteinine dönüştürülebilen, elzem amino asitleri ideal oranda içeren anne sütü ve yumurta proteinleridir.
Bir gliserol molekülünün üç yağ asidi ile esterleşmesi sonucu oluşan ve vücutta adipoz dokuda depolanan temel enerji kaynağı olan yağ formudur.
Vücutta sentezlenemeyen ve dışarıdan besinlerle alınması gereken, linoleik asit (omega-6) gibi çoklu doymamış yapıdaki yağ asitleridir.
Doymamış sıvı yağların endüstriyel olarak hidrojenasyon işlemiyle katılaştırılması sonucu oluşan ve kalp hastalığı riskini artıran yapay yağ asitleridir.
Enzimlerin katalitik aktivitelerini gerçekleştirebilmeleri için ihtiyaç duydukları, çoğunlukla B grubu vitaminlerinden oluşan organik yardımcı moleküllerdir.
Hücre içi ve hücre dışı sıvılarda iyonize halde bulunan, vücudun sıvı-mineral dengesini ve ozmotik basıncını düzenleyen sodyum, potasyum gibi minerallerdir.
Vücutta çok az miktarlarda (mikrogram düzeyinde) bulunmasına rağmen metabolik olaylar için hayati öneme sahip olan demir, çinko, iyot gibi minerallerdir.
Vücudun aldığı sıvı miktarından daha fazlasını kaybetmesi sonucu ortaya çıkan, su ve elektrolit dengesinin bozulması durumudur.
Yapısında iz elementlerden selenyum barındıran ve hücreleri serbest radikallerin neden olduğu oksidatif hasardan koruyan çok önemli bir antioksidan enzimdir.
Türkiye'ye özgü beslenme alışkanlıkları ve besin üretimi dikkate alınarak geliştirilen, dört temel besin grubunu (süt, et-yumurta-baklagil, tahıl, sebze-meyve) ve yardımcı grubu (yağ-şeker) temsil eden akılda kalıcı beslenme modelidir.
Süt proteinlerinin yaklaşık %85'ini oluşturan, yüksek sıcaklıklara ve ısıl işlemlere diğer süt proteinlerine kıyasla daha dayanıklı olan temel süt proteinidir.
Sütün yapısında doğal olarak bulunan ve ısıya duyarlı olan, sütün pastörizasyon işleminin başarıyla gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol etmek amacıyla kullanılan enzimdir.
İnsan vücudunda sentezlenemeyen tüm esansiyel amino asitleri eksiksiz içeren ve %100'ü vücut proteinine dönüşebilen, yumurtada bulunan en yüksek kaliteli protein türüdür.
Çiğ yumurta akında bulunan, tüketildiğinde vücuttaki biotini (B7 vitamini) bağlayarak emilimini engelleyen ve biotin yetersizliğine yol açan proteindir.
Yumurtanın çok uzun süre pişirilmesi veya bayat yumurtanın pişirilmesi sonucunda sarısının etrafında oluşan, sağlığı olumsuz etkileyebilen yeşil-gri renkli halkadır.
Buğday ve çavdar ununa su katıldığında proteinlerden glutelin ve prolaminin birleşmesiyle oluşan, ekmeğe yapışkan, elastik yapı ve kabarma özelliği kazandıran komplekstir.
Tahıl tanesinin %2,5'ini oluşturan, yeni bir bitkinin çimlenmesini sağlayan, içeriğinde yüksek oranda lipit, kaliteli protein, vitamin ve mineraller barındıran canlı bölümüdür.
Erik, kayısı ve şeftali gibi ortasında sert bir çekirdeği bulunan, derimsi bir kabukla çevrili, yumuşak ve etli yapıya sahip meyve sınıfıdır.
Üzüm, muz ve domates gibi birden çok tohum içeren ve tohumları etli bir özün içine gömülü olan meyveleri tanımlayan botanik gruptur.
Çilek, kuşburnu, dut ve elma gibi sadece çiçek ovaryumundan değil, çiçeğin diğer kısımlarının da gelişmesiyle oluşan meyve türleridir.
Sıvı bitkisel yağların endüstriyel olarak hidrojenle doyurularak katılaştırılması yöntemiyle margarin eldesi sürecidir.
Aspartam ve sakarin gibi vücuda enerji vermeden yiyecek ve içecekleri tatlandırmak amacıyla kullanılan, aşırı tüketildiğinde bağırsak mikrobiyotasını bozabilen katkı maddeleridir.
Ortamın insan sağlığını tehdit eden mikroorganizmalardan, sağlık ve temizlik kurallarına uygun olarak arındırılması ve hijyenik koşulların sürekliliğinin sağlanması işlemidir.
Sağlıklı ortamların oluşturulması, korunması, bedenin ve çevrenin temiz tutulması için uygulanması gereken önleyici önlemlerin ve kuralların tümüdür.
Herhangi bir yüzey veya ortamda bulunan gözle görülebilir kir, toz ve organik kalıntıların fiziksel veya kimyasal yöntemlerle uzaklaştırılması sürecidir.
Bir ortamın veya yüzeyin, insanlarda hastalık yapma yeteneği olan patojen mikroorganizmalardan fiziksel veya kimyasal yollarla arındırılması işlemidir.
Tüketime sunulan herhangi bir besin maddesinin tamamen temiz olması ve insan sağlığına zarar verebilecek patojen mikroorganizmalardan arındırılmış olması durumudur.
Mikroorganizmaların kirli yüzeylerden, araç-gereçlerden, çiğ gıdalardan veya ellerden temiz ve tüketime hazır yiyeceklere bulaşması durumudur.
Besinler aracılığıyla doğrudan vücuda alınan canlı patojen mikroorganizmaların sindirim sisteminde çoğalarak yol açtığı hastalık tablosudur.
Mikroorganizmaların besin üzerinde çoğalırken ürettikleri ve salgıladıkları toksinlerin (zehirlerin) tüketilmesi sonucu oluşan zehirlenme durumudur.
Besinler üzerinde uygun nem ve sıcaklık koşullarında çoğalan küf mantarlarının ürettiği, insan sağlığına oldukça zararlı olan zehirli kimyasal bileşiklerdir.
Aspergillus flavus adlı küf mantarı tarafından özellikle uygunsuz depolama koşullarında üretilen, kanserojen etkileri bulunan çok güçlü bir mikotoksindir.
Çavdar mahmuru adı verilen fungusun çavdar bitkisine bulaşması ve bu çavdardan yapılan un ve ekmeklerin tüketilmesiyle ortaya çıkan ciddi bir zehirlenme türüdür.
Patatesin kabuğunda, yeşillenmiş kısımlarında ve tomurcuklarında (filizlerinde) gün ışığı etkisiyle miktarı artan, doğal olarak oluşan toksik bir alkaloid bileşiktir.
Günlük aktiviteler sırasında çevreyle temas sonucu ellerin yüzeyine bulaşan, deriye yerleşmeyen ve doğru el yıkama teknikleriyle kolayca uzaklaştırılabilen hastalık yapıcı mikroorganizmalardır.
Derinin alt ve derin tabakalarında yerleşik olan, normal el yıkama işlemleriyle kolayca uzaklaştırılamayan ancak deri bütünlüğü bozulmadıkça hastalık yapmayan mikroorganizma topluluğudur.
Besinlerin bozulmasına neden olan mikroorganizmaların ısı etkisiyle faaliyetlerini engellemek ve inaktive etmek suretiyle besinlere dayanıklılık kazandırma işlemidir.
Besin maddesinin doğal ve biyolojik özelliklerine zarar vermeden, içerisindeki patojen mikroorganizmaları inaktif etmek amacıyla belirli bir süre ve sıcaklıkta uygulanan hafif ısıl işlemdir.
Oda sıcaklığında saklanabilen ticari olarak steril bir ürün üretmek amacıyla, bozulmaya neden olacak tüm mikroorganizmaları ve sporlarını yok eden yüksek sıcaklıkta uzun süreli ısıl işlemdir.
Sütün oda sıcaklığında saklanabilmesi için en az 135°C'de 1 saniye gibi çok yüksek sıcaklıkta ve çok kısa sürede sürekli akış altında uygulanan modern sterilizasyon yöntemidir.
Donmuş haldeki gıda maddesindeki suyun, vakum altında doğrudan buz halinden buhar haline geçirilerek (süblimleşme) uzaklaştırılması işlemidir.
Gıdalara ısı uygulanmadan, gama veya X-ışınları gibi radyasyon kaynakları kullanılarak patojenlerin yok edilmesi ve raf ömrünün uzatılması işlemine verilen diğer isimdir.
Karbonhidratların laktik asit bakterileri tarafından oksijensiz koşullarda laktik asit ve diğer yan ürünlere dönüştürülmesi işlemidir; yoğurt ve turşu yapımında kullanılır.
Bazı bakteriler tarafından salgılanan, yakın türdeki diğer bakteriler üzerinde öldürücü etki gösteren, protein yapısındaki doğal antimikrobiyal bileşiklerdir.
Gıda endüstrisinde koruyucu olarak kullanımı yasal olarak onaylanmış, özellikle gram-pozitif patojenlere karşı etkili olan en yaygın bakteriyosindir.
Gıdanın ambalajlanmadan önce sterilize edilmesi, soğutulması ve ardından tamamen steril bir ortamda steril ambalajlara doldurularak kapatılması işlemidir.
Gıdadaki kullanılabilir serbest su miktarını ifade eder; kurutma, tuzlama ve şekerleme işlemleri bu değeri düşürerek mikrobiyal gelişimi engeller.
Sıvı haldeki besinlerin sıcak hava akımı içerisine çok ince damlacıklar halinde püskürtülerek anında toz forma dönüştürülmesi yöntemidir.
Kurutulacak meyve ve sebzelere kurutma öncesinde kükürt dioksit (SO2) gazı uygulanarak renk kararmalarının önlenmesi ve raf ömrünün uzatılması işlemidir.
Propionibacterium cinsi bakterilerin karbonhidratlardan propiyonik asit, asetik asit ve karbondioksit gazı ürettiği, Gravyer peyniri üretiminde kullanılan fermantasyon türüdür.
Gebelik sürecinin gelişimsel aşamalara göre ayrıldığı üçer aylık dönemlerin her biridir. Birinci trimester 0-14. haftaları, ikinci trimester 15-28. haftaları ve üçüncü trimester 29-42. haftaları kapsar.
Gebelik sürecinde annenin aşırı beslenmesi veya diyabet gibi metabolik sorunlar nedeniyle bebeğin 4500 gramın üzerinde, normalden çok daha iri doğması durumudur.
Bebeğin anne karnında veya doğum sırasında kendi ilk dışkısını (mekonyum) solunum yollarına çekmesi durumudur. Genellikle doğumun geciktiği riskli gebeliklerde görülür.
Gebeliğin ilk ayında embriyonun beyin ve omuriliğini oluşturan nöral tüpün düzgün kapanmaması sonucu oluşan ciddi bir doğumsal anomalidir. Folik asit yetersizliği ile doğrudan ilişkilidir.
Gebelik planlamasının yapıldığı ve gebe kalmadan hemen önceki dönemi kapsayan süreçtir. Bu dönemde başlanan folik asit takviyesi bebekte anomali riskini büyük oranda azaltır.
Kırmızı et, tavuk ve balık gibi hayvansal besinlerde bulunan ve bitkisel kaynaklı demire göre bağırsaklardan emilim oranı çok daha yüksek olan demir formudur.
Kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllar gibi bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan, emilimi C vitamini ile artan ancak çay, kahve ve kalsiyum ile engellenen demir formudur.
Gebelikte annenin ağır iyot yetersizliği yaşamasına bağlı olarak bebekte tiroit hormonlarının sentezlenememesi sonucu ortaya çıkan, geri dönüşümsüz zihinsel ve bedensel gelişim geriliğidir.
Özellikle gebeliğin üçüncü trimesterinde bebeğin beyin ve retina gelişimi için elzem olan, yağlı balıklar ve cevizde bolca bulunan omega-3 çoklu doymamış yağ asididir.
Doğumdan hemen sonraki ilk günlerde salgılanan, olgun anne sütüne göre protein, büyüme faktörleri ve immünolojik aktif maddeler yönünden çok daha zengin olan sarımsı renkli ilk süttür.
Anne sütünde doğal olarak bulunan ve bebeklerde tümör hücrelerinin oluşmasını ve büyümesini engelleyen, antikanserojenik etkiye sahip özel bir protein bileşiğidir.
Emziklilik döneminde kalsiyum ihtiyacını karşılamak amacıyla annenin kemik dokusundan kalsiyum çekilmesi (kemik kaybı) durumudur. Emzirme bittikten sonra kemik yoğunluğu eski haline döner.
Gebelikte genellikle 20. haftadan sonra ortaya çıkan, yüksek tansiyon ve idrarda protein kaçağı ile karakterize, hem anne hem bebek için hayati risk taşıyan gebelik zehirlenmesi tablosudur.
Doğumdan sonraki ilk 5 günde salgılanan, olgun süte göre daha yüksek protein, sodyum ve çinko içeren, enfeksiyonlardan koruyucu antikorlar (IgA) ve bağışıklık hücreleri yönünden son derece zengin olan ilk süttür.
Doğumdan sonraki 6. ile 15. günler arasında salgılanan, kolostrum ile olgun süt arasındaki geçiş dönemine özgü besin bileşimine sahip olan anne sütüdür.
Doğumdan sonraki 15. günden itibaren salgılanmaya başlayan, bebeğin uzun dönemli büyüme ve gelişme ihtiyaçlarına göre stabilize olmuş, karbonhidrat ve yağ oranı kolostrumdan daha yüksek olan süttür.
Bebeklerin doğumdan itibaren ilk 6 ay boyunca su dâhil hiçbir ek yiyecek veya içecek verilmeden sadece anne sütü ile beslenmesini ifade eden en sağlıklı beslenme yöntemidir.
Anne sütünün hiç verilemediği veya yetersiz kaldığı durumlarda, bebeğin gelişimini sürdürebilmesi için endüstriyel bebek formül mamaları ya da uygun şekilde modifiye edilmiş diğer sütlerle yapılan besleme şeklidir.
Bebeğin anne sütü alırken aynı zamanda gereksinimlerine göre diğer sütleri, formül mamaları veya tamamlayıcı ek besinleri birlikte tüketmesiyle gerçekleşen beslenme modelidir.
Anne sütündeki toplam proteinin büyük kısmını oluşturan, sindirimi son derece kolay, biyoyararlanımı yüksek olan ve alfa-laktalbumin, laktoferrin ile immunoglobulinlerden oluşan serum proteinidir.
Anne sütünde bol miktarda bulunan, bebeğin beyin, sinir sistemi ve göz retina tabakasının sağlıklı gelişimi için elzem olan uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleridir.
Anne sütünde yer alan, bebeğin bağırsak mukozasının olgunlaşmasında, hücre yenilenmesinde ve bağırsak bariyerinin enfeksiyonlara karşı korunmasında görevli biyoaktif bir büyüme faktörüdür.
Anne sütünün bebeğin artan enerji ihtiyaçlarını karşılayamadığı 6. ayın sonundan itibaren başlayan, yarı katı ve katı gıdaların anne sütüyle birlikte verilerek çocuğun aile sofrasına hazırlandığı geçiş sürecidir.
Doğumdan sonra bebeğe ilk emzirmeden önce verilen anne sütü dışındaki şekerli su, formül mama veya diğer sıvı gıdaları kapsayan, emzirme başarısını olumsuz etkileyen besleme uygulamasıdır.
Özellikle prematüre bebeklerde bağırsak dokusunun hasarlanmasıyla seyreden ağır bir gastrointestinal hastalık olup, anne sütündeki asetil hidrolaz enzimi ve koruyucu faktörler sayesinde gelişimi büyük ölçüde önlenir.
Tamamlayıcı beslenme döneminde bebeğe verilecek her yeni besinin olası alerjik reaksiyonlarını ve toleransını gözlemlemek amacıyla 3 gün boyunca tek tek ve küçük miktarlarda denenmesi yöntemidir.
1-3 yaş arası çocukların kendilerini yetişkinlerden ayrı bir birey olarak görmeye başladığı, bağımsızlıklarını ilan etmek için sıklıkla 'Hayır' kelimesini kullandıkları gelişim evresidir. Bu dönemde besin reddi, çocuğun kendi üzerinde kontrol sağlama çabasının bir göstergesidir.
Çocuğun 2-4 haftalık bir süre boyunca ev içinde ve dışında yediği tüm besinlerin, porsiyon miktarlarının ve yemeğe eşlik eden davranışlarının kaydedildiği değerlendirme aracıdır. Çocuğun yetersiz veya dengesiz beslenme durumunu saptamak amacıyla kullanılır.
Kırmızı et, tavuk ve balık gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunan ve vücut tarafından emilimi, bitkisel kaynaklı demire göre çok daha yüksek olan demir formudur. Demir eksikliği tedavisinde öncelikli olarak tercih edilir.
Kuru baklagiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllar gibi bitkisel kaynaklı besinlerde bulunan demir formudur. Vücuttaki emilim oranı düşüktür, ancak C vitamini ile birlikte tüketildiğinde emilimi artırılabilir.
Vücudun normal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu sıvı miktarının altına düşmesi, yani sıvı kaybı durumudur. 1-3 yaş arası çocuklarda bunu önlemek için ana içecek olarak su tercih edilmelidir.
Mide ve bağırsaklar tarafından sindirilemeyen, bağırsak fonksiyonlarının düzenlenmesinde, kan şekerinin ve kolesterolün dengelenmesinde rol oynayan bitkisel besin bileşenleridir. Yetersiz alımı çocuklarda kabızlığa yol açar.
Vücudun bağışıklık sisteminin belirli besinlerdeki proteinlere karşı gösterdiği aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Çocuklarda en sık yumurta, süt, yer fıstığı, buğday ve balık gibi besinlerle tetiklenir.
Bağışıklık sisteminin dahil olmadığı, genellikle vücuttaki bir enzim eksikliği (örneğin laktoz intoleransı) veya besindeki kimyasallar nedeniyle ortaya çıkan sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Alerjiden farklı olarak hayati tehlike yaratmaz.
Besin alerjilerinde görülebilen; solunum zorluğu, dilin şişmesi, ses kısıklığı, baş dönmesi ve yığılma gibi belirtilerle ortaya çıkan, acil tıbbi müdahale gerektiren ağır ve hayati risk taşıyan alerjik reaksiyondur.
Televizyon, tablet, bilgisayar karşısında vakit geçirmek gibi fiziksel hareket gerektirmeyen, enerji harcamasının minimum düzeyde olduğu hareketsiz yaşam tarzı aktiviteleridir. 2 yaş altındaki çocuklara hiç önerilmez.
Çiğ sütte bulunabilen ve hastalıklara yol açan patojen bakterilerin yok edilmesi amacıyla sütün belirli bir ısı derecesinde ısıl işleme tabi tutulması sürecidir. Çocuk beslenmesinde güvenli süt tüketimi için gereklidir.
1-3 yaş arası çocukların kendilerini güvende hissetmek için günlük rutinlerinde, yemek saatlerinde veya kullandıkları eşyalarda (özel tabak, bardak, oyuncak) aradıkları aşırı tutarlılık ve alışkanlık durumudur.
1-3 yaş grubundaki çocukların yiyecekleri öğütmek için gerekli arka azı dişlerine henüz sahip olmaması nedeniyle, bütün fındık, fıstık, çiğ havuç gibi sert besinlerin soluk borusuna kaçması durumudur.
Ağız içindeki zararlı plak asitlerinin yıkanmasında ve diş minesinin korunmasında rol oynayan doğal salgıdır. Çocukların biberonla uyuması durumunda uyku sırasında bu salgının azalması diş çürüklerini hızlandırır.
Çocukların günlük olarak hangi besin grubundan ne kadar porsiyon tüketmesi gerektiğini görselleştiren, yeterli ve dengeli beslenme planlamasında ebeveynlere yol gösteren şematik rehberdir.
Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan besin ögelerinin her birinin yeterli miktarlarda alınması ve vücutta uygun biçimde kullanılması durumudur. Bu durum sadece fizyolojik değil, psikolojik ve sosyolojik gereksinimlerin karşılanması için de önemlidir.
Çocukluk gelişim sürecinde, bir yaşından başlayıp üç yaşına kadar devam eden (1-3 yaş arası) ve motor becerilerin hızla kazanıldığı gelişimsel evredir.
Çocuk gelişiminde üç yaşından başlayıp altı yaşına kadar süren (3-6 yaş arası), beslenme alışkanlıklarının ve sosyal becerilerin temellerinin atıldığı duyarlı dönemdir.
Çocukların daha önce hiç karşılaşmadıkları veya tatmadıkları yeni besinleri denemeyi reddetme, yeni yiyeceklere karşı korku ve tepki geliştirme davranışıdır.
Çocukların yakın çevresindeki ve ailedeki bireyleri gözlemleyerek, onların severek tükettiği yiyeceklere karşı duyusal bir istek, yatkınlık ve kabul geliştirme sürecidir.
Çocukların tablet, televizyon karşısında veya oyun oynarken dikkatleri dağılmış bir şekilde yemek yemeleri durumudur. Bu durum çocuğun açlık-tokluk sinyallerini algılamasını engeller.
Besinlerin sindirilmeyen karbonhidrat kısımları olup, okul öncesi çocuklarda sağlıklı bağırsak mikrobiyotası gelişimi ve bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi için günlük 14 gram alınması önerilen bileşendir.
İnsan vücudunda sentezlenemeyen ve dışarıdan alınması zorunlu olan esansiyel amino asitlerin tamamını dengeli miktarda içeren, biyoyararlanımı %100 olan yumurta proteinidir.
Çocuklarda uzun süreli (kronik) yetersiz protein, enerji ve mikro besin ögesi (çinko, demir) alımı sonucunda ortaya çıkan, yaşa göre boy uzunluğunun standartların altında kalması durumudur.
Kısa dönemli (akut) beslenme bozuklukları ve yetersizlikleri sonucunda ortaya çıkan, çocuğun boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının düşük olması durumudur.
Büyüme ve gelişme için gerekli olan bir ya da daha fazla besin ögesinin vücut dengesini bozacak şekilde yetersiz, dengesiz veya aşırı alınması sonucu ortaya çıkan beslenme bozukluğudur.
Erken çocukluk döneminde iyot yetersizliğine bağlı olarak ortaya çıkan, geri dönüşümsüz fiziksel ve zihinsel gelişim geriliği, cücelik, sağırlık ve dilsizlik ile karakterize ağır klinik tablodur.
Türkiye'ye özgü beslenme rehberlerinde kullanılan, yeterli ve dengeli beslenme için tüketilmesi gereken dört temel besin grubunu (süt, et/yumurta, sebze/meyve, tahıl) temsil eden görsel semboldür.
Çocukların büyüme ve gelişmelerinin akranlarına göre normal sınırlar içinde olup olmadığını değerlendirmek için kullanılan, yaşa göre boy ve ağırlık standartlarını gösteren büyüme eğrileridir.
Tüketilen besinlerin içindeki besin ögelerinin (örneğin demir veya kalsiyum) sindirim sisteminden emilerek vücut tarafından aktif olarak kullanılabilme oranıdır.
Vücudun fizyolojik fonksiyonlarını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu sıvı miktarının altına düşmesi, yani vücuttan kaybedilen suyun alınan sudan fazla olması durumudur.
Erken çocukluk dönemindeki beslenme kalitesi ve çevresel etmenlerin, bireyin gelecekteki gen ekspresyonlarını ve kronik hastalıklara yatkınlığını kalıcı olarak belirlemesi sürecidir.
Genellikle 6-12 yaş aralığını kapsayan, çocukların fiziksel büyüme hızının yavaşladığı ancak bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerinin hız kazandığı, yaşam boyu sürecek beslenme alışkanlıklarının kazanıldığı dönemdir.
Çocukların büyüme ve gelişiminin normal standartlara uygun olup olmadığını değerlendirmek için kullanılan, 3. ve 97. değerlerin alt ve üst sınırları temsil ettiği büyüme eğrileridir.
Büyüme ölçümlerinin standart sapma değerlerine göre ifade edildiği, -3SD alt sınırının ve +3SD üst sınırının aşılması durumunda gelişimsel bir soruna işaret eden puanlama sistemidir.
Vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle hesaplanan ve çocuklarda zayıflık, fazla kiloluluk veya obezite durumunu belirlemede kullanılan antropometrik bir göstergedir.
Kırmızı et, tavuk, balık, yumurta ve süt ürünlerinde bulunan, vücutta sentezlenemeyen elzem amino asitleri yüksek oranda içeren ve çocuklarda yeni dokuların yapımı için gerekli olan kaliteli protein türüdür.
Kuru baklagiller ve tahıllar gibi bitkisel kaynaklardan elde edilen, hayvansal proteinlere göre elzem amino asit dengesi daha düşük olan ancak posa ve kompleks karbonhidratlar açısından zengin besin bileşenidir.
Kuru baklagiller, tam tahıllar, sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan, sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlayarak çocuklarda kabızlığı ve obeziteyi önleyen sindirilemeyen karbonhidrat grubudur.
D vitamini yetersizliği sonucu kemiklerde mineralizasyonun gecikmesiyle kemiklerin yumuşayarak kolayca bükülmesi ve bacaklarda çarpıklıklar oluşmasıyla karakterize çocukluk çağı hastalığıdır.
Okul çağı çocuklarında en sık demir yetersizliğine bağlı olarak gelişen, kırmızı kan hücrelerinin oksijen taşıma kapasitesinin azalmasıyla yorgunluk ve öğrenme güçlüğüne yol açan tablodur.
Yetersiz iyot alımı nedeniyle çocuklarda guatr, boy kısalığı, zekâ geriliği, algılama güçlüğü ve buna bağlı olarak okul başarısında belirgin düşüşe neden olan önlenebilir sağlık sorunlarıdır.
Vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı ve anormal yağ birikmesi durumudur; çocuklarda fiziksel aktivite azlığı ve yüksek enerjili besinlerin tüketimiyle tetiklenen kronik bir hastalıktır.
Sağlık Bakanlığı tarafından okullarda sağlıklı beslenme, obeziteyle mücadele ve hareketli yaşam konularında duyarlılığı artırmak amacıyla yürütülen kurumsal bir programdır.
Yeterli ve dengeli beslenme için her öğünde bulunması gereken; süt ve ürünleri, et-yumurta-kurubaklagil, sebze-meyve ile ekmek-tahıl ürünlerinden oluşan temel sınıflandırmadır.
Ceviz, fındık, badem gibi enerji değeri ve mineral içeriği yüksek olan, çocukların ara öğünlerinde tüketilmesi önerilen sağlıklı yağ ve protein kaynaklarıdır.
Tahıllar ve kuru baklagillerde bulunan, kan şekerini yavaş ve dengeli bir şekilde yükselten, vücudun temel enerji ihtiyacını karşılayan nişasta ve posa zengini karbonhidratlardır.
Bağırsaklarda yaşayan ve yeterli posa tüketimiyle desteklenen, çocukların bağışıklık sistemi ve sindirim sağlığı üzerinde doğrudan olumlu etkileri olan yararlı mikroorganizma topluluğudur.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından 10-19 yaş arasındaki bireyleri tanımlamak için kullanılan, hızlı fizyolojik, psikolojik ve sosyal değişimlerin yaşandığı ergenlik dönemi bireyidir.
Dünya Sağlık Örgütü'nün gelişimsel yaş gruplandırmasına göre 15-24 yaş aralığında bulunan, adölesan dönemin sonu ile yetişkinliğin başlangıcını kapsayan gruptur.
10-14 yaş aralığını kapsayan, ergenliğe girişle birlikte hızlı boy uzaması ve ilk cinsel olgunlaşma belirtilerinin görüldüğü alt gelişim evresidir.
15-19 yaş aralığını kapsayan, fiziksel büyümenin yavaşladığı ancak sosyal kimlik arayışı ve bireyselleşmenin zirveye ulaştığı ergenlik evresidir.
Bireyin kendi fiziksel görünüşünü, şeklini ve ölçülerini zihninde değerlendirme ve hissetme biçimidir; kız adölesanlarda yağ kütlesi artışıyla bu algı sıklıkla bozulabilir.
Kişinin zayıf olmasına rağmen kendini kilolu hissetmesi, kilo almaktan aşırı korkarak yemek yemeyi reddetmesi ve kızlarda adet görememe ile seyreden psikiyatrik kökenli yeme bozukluğudur.
Gizli ve kontrolsüz aşırı yemek yeme nöbetlerini takip eden, kilo almayı önlemek amacıyla kusma, laksatif kullanımı veya aşırı egzersiz gibi telafi edici temizleme davranışlarıyla karakterize bozukluktur.
Kişinin aç olmadığı halde çok hızlı ve midesi rahatsız olana kadar aşırı miktarda besin tüketmesi, sonrasında suçluluk duyması ancak bulimiyadaki gibi kusma benzeri telafi edici davranışlarda bulunmaması durumudur.
Ev dışında hızlı hazırlanan, ayaküstü tüketilen, doymuş yağ, sodyum ve kalori içeriği yüksek, ancak lif, vitamin ve mineral içeriği oldukça düşük olan hazır yemek tarzıdır.
Bitkisel kaynaklı besinlerin tüketimini öncelerken, kırmızı et, tavuk ve balık gibi hayvansal besinlerin kısmen veya tamamen diyetten çıkarıldığı beslenme modelidir.
Et, süt, yumurta ve bal dahil olmak üzere hiçbir hayvansal besinin tüketilmediği, adölesanlarda B12 ve kalsiyum eksikliği yönünden sıkı takip gerektiren katı vejetaryenlik türüdür.
Çocuk ve adölesanların büyüme ve gelişimlerinin yaş ve cinsiyete göre akranlarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmesini sağlayan, yüzdelik dilimleri ifade eden büyüme eğrisi değeridir.
Adölesan kızlarda anoreksiya nervoza gibi yetersiz beslenme durumlarında veya aşırı kilo kaybında ortaya çıkan, en az 3 ay boyunca üst üste adet görememe durumudur.
Vücuttaki hücreleri serbest radikallerin neden olduğu zararlara karşı koruyan maddelerdir; C ve E vitaminleri adölesan dönemde bu görevi üstlenen önemli antioksidanlardandır.
Erkek adölesanların daha kaslı görünmek amacıyla bilinçsizce kullanabildiği, hormonal dengeyi bozan ve ciddi sağlık riskleri barındıran sentetik testosteron türevi maddelerdir.
Kötü beslenme ve hareketsiz yaşama bağlı olarak kanda kolesterol ve trigiserid gibi yağ oranlarının yükselmesi durumudur; adölesanlarda fast food tüketimiyle tetiklenebilir.
Bireyin besinlerin içeriklerini, porsiyon miktarlarını anlama ve besin etiketlerini okuyarak sağlıklı gıda seçimi yapabilme becerisidir.
Kırmızı et, tavuk ve balık gibi hayvansal kaynaklarda bulunan ve vücut tarafından emilim oranı çok yüksek olan aktif demir formudur.
Kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllarda bulunan, emilimi hayvansal demire göre daha düşük olan ve emilimini artırmak için C vitaminiyle birlikte tüketilmesi önerilen demir formudur.
Büyüme, gelişme ve sağlığın korunması için gerekli olan besin ögelerinin ve enerjinin yaş, cinsiyet ve fiziksel aktiviteye uygun miktarlarda düzenli olarak vücuda alınmasıdır.
Vücut için gerekli olan enerji ve besin ögelerinin yetersiz, dengesiz veya aşırı miktarda alınması sonucunda büyüme, gelişme ve sağlık durumunun bozulmasıdır.
Çocukluk çağında protein ve enerji yetersizliğine bağlı olarak gelişen, büyüme geriliği ve yüksek enfeksiyon riski ile seyreden sistemik bir beslenme hastalığıdır.
Ciddi enerji eksikliği sonucu gelişen, kas ve yağ dokusu kaybıyla karakterize, çocuğa yaşlı insan yüzü görünümü veren ve ödem görülmeyen PEM tipidir.
Ağır protein eksikliği nedeniyle ortaya çıkan, en belirgin özelliği vücutta yaygın ödem ve şiş karın olan, saçların kolayca koptuğu PEM tipidir.
Hem protein hem de enerji yetersizliğinin bir arada görüldüğü, genellikle sütten kesilen bebeklerde nişasta ağırlıklı beslenme sonucu gelişen en yaygın malnütrisyon türüdür.
Yumurtanın bayat olması veya gereğinden uzun süre haşlanması sonucunda sarısının etrafında oluşan yeşil renkli, demir ve kükürt bileşimi olan halkadır.
Herhangi bir fizyolojik veya biyokimyasal neden olmaksızın, az posalı beslenme, yetersiz sıvı alımı ve hareketsizlik gibi nedenlerle ortaya çıkan seyrek ve zor dışkılama durumudur.
Kırmızı et ve diğer hayvansal kaynaklarda bulunan, bitkisel kaynaklı demire göre vücuttaki biyoyararlanımı ve emilim oranı çok daha yüksek olan demir formudur.
D vitamini ve/veya kalsiyum eksikliğine bağlı olarak bebek ve çocuklarda kemiklerin yumuşaması, bükülmesi ve iskelet deformiteleriyle seyreden kemik hastalığıdır.
İyot yetersizliğine bağlı olarak tiroid hormon üretiminin azalması ve buna tepki olarak tiroid bezinin aşırı büyüyerek genişlemesi durumudur.
Vücutta bir veya birden fazla vitaminin eksikliği veya yokluğu sonucunda ortaya çıkan spesifik klinik hastalık tablolarıdır.
Anne karnındaki folik asit yetersizliğine bağlı olarak fetüsün beyin, omurilik veya omurgasında meydana gelen ciddi doğumsal gelişimsel bozukluktur.
C vitamini (askorbik asit) eksikliğinde diş etlerinde şişme, kanamalar, halsizlik ve kas güçsüzlüğü ile kendini gösteren sistemik bir hastalıktır.
Çocukların büyüme ve gelişmelerini akranlarıyla karşılaştırmak için kullanılan, %3 ile %97 değerleri arasında normal kabul edilen istatistiksel büyüme eğrisi dilimleridir.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanan, Latince 'obesitas' kelimesinden türemiş küresel bir halk sağlığı sorunudur.
Bireyin kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle (kg/m²) hesaplanan, çocuklarda yaş ve cinsiyete göre referans eğrileriyle değerlendirilen pratik bir antropometrik yöntemdir.
Çocuklarda 5 yaş civarında vücut yağ dokusunun yeniden hızlı bir artış sürecine girmesini ifade eden kritik dönemdir; bu dönemin erken veya hızlı gerçekleşmesi ileriki yaşlarda obezite riskini artırır.
Yüksek enerji içeren gıdaların kolayca ulaşılabildiği ve ucuz olduğu, buna karşın şehirleşme ve teknoloji nedeniyle bireylerin fiziksel hareket imkanlarının kısıtlandığı, obeziteyi teşvik eden çevre ortamıdır.
Tek bir genin mutasyonu veya defekti sonucunda ortaya çıkan obezite türüdür; çocuklarda görülen leptin hormonu veya leptin reseptör defektleri bu duruma en somut örnektir.
Prader-Willi, Bardet-Biedl veya Alstrom sendromları gibi kromozomal anomaliler ve genetik sendromlar sonucunda, genellikle zihinsel yetersizlik ve diğer sistemik bulgularla birlikte ortaya çıkan obezite tablosudur.
Birden fazla gen varyantının bir araya gelerek bireyin obezojenik çevreye karşı duyarlılığını artırması sonucu oluşan, toplumda en sık rastlanan karmaşık genetik obezite türüdür.
Obez çocuklarda insülin direncinin bir belirtisi olarak özellikle boyun, koltuk altı ve eklem bölgelerinde ortaya çıkan kadifemsi, koyu renkli pigmentasyon artışı ile karakterize cilt sorunudur.
Günlük yaşamda fiziksel aktivite düzeyinin son derece düşük olduğu, televizyon, bilgisayar veya mobil ekran karşısında oturarak geçirilen sürenin baskın olduğu hareketsiz yaşam tarzıdır.
Sindirilemeyen kompleks karbonhidratlar içeren, besin alımını azaltarak tok tutan, insülin yanıtını ve bağırsak hareketlerini düzenleyen, sebze, meyve, tam tahıllar ve kuru baklagiller gibi vücut ağırlığı kontrolünde kritik öneme sahip gıdalardır.
Çocuğun henüz hafif şişman veya obez olmadan önce, sağlıklı beslenme ve hareketli yaşam alışkanlıkları kazandırılarak obezite gelişiminin en baştan engellenmesini hedefleyen halk sağlığı stratejisidir.
Obez veya hafif şişman olan çocuklarda, obezitenin yol açabileceği tip 2 diyabet, dislipidemi ve hipertansiyon gibi komplikasyonların ve eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasını engellemeye yönelik tedavi ve müdahale sürecidir.
Vücuttan geçirilen zararsız ve hafif bir elektrik akımına karşı dokuların gösterdiği dirençten yararlanarak vücut yağ, kas ve su oranını ölçen, ancak çocuklarda rutin kullanımı pratik ve ucuz olmayan bir yöntemdir.
Üst kolun arka kısmındaki deri ve altındaki yağ dokusunun özel bir aletle (kaliper) ölçülmesiyle subkutan (deri altı) yağ depolarının değerlendirilmesini sağlayan antropometrik bir yöntemdir.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından obezite ile mücadele etmek, topluma yeterli, dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı kazandırmak amacıyla geliştirilen multidisipliner ulusal eylem planıdır.
Genetik yatkınlığı olan bireylerde glüten içeren besinlerin tüketilmesiyle başlayan, ince bağırsakta hasara (enteropati) yol açan sistemik otoimmün bir hastalıktır.
Buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan, hamura yapışkanlık ve esneklik kıvamını veren tutkal benzeri bir proteindir.
Glütensiz bir besinin, üretim veya hazırlık aşamasında glüten içeren diğer besinlerle temas etmesi sonucu glütenle kirlenmesi durumudur.
Doğum öncesi veya sonrasında beyinde oluşan hasar nedeniyle kas tonusunu, hareket yeteneğini ve yutma fonksiyonlarını etkileyen kronik nörolojik hastalıktır.
Ağız yoluyla yeterli beslenemeyen hastaların, besinleri bir tüp aracılığıyla doğrudan mideye veya ince bağırsağa ulaştırarak beslenmesi yöntemidir.
Pankreastaki insülin salgılayan beta hücrelerinin otoimmün harabiyeti sonucu gelişen ve ömür boyu dışarıdan insülin alımını gerektiren kronik metabolizma hastalığıdır.
Karbonhidrat içeren besinlerin kan şekerini yükseltme hızının, referans alınan beyaz ekmek veya glukoza göre kıyaslanarak belirlenen değeridir.
Tüketilen besinlerdeki karbonhidrat miktarına göre uygulanacak insülin dozunun hesaplanmasına dayanan esnek bir diyabet yönetim yöntemidir.
Diyabetli çocuklarda kan şekerinin 70 mg/dl'nin altına düşmesiyle karakterize, soğuk terleme ve bilinç kaybına yol açabilen acil durumdur.
İnce bağırsaklardaki laktaz enziminin eksikliği nedeniyle süt şekeri olan laktozun sindirilemeyip gaz, şişkinlik ve ishale yol açması durumudur.
Geçirilen ağır ishaller veya çölyak gibi hastalıklar nedeniyle bağırsak yüzeyindeki laktaz enziminin geçici olarak hasar görmesiyle oluşan durumdur.
Böbrekteki nefronların ilerleyici kaybı ile giden, vücutta üre, fosfor ve potasyum birikimiyle karakterize yavaş ilerleyen kronik hastalıktır.
KFTR proteininin bozukluğu nedeniyle solunum, sindirim ve ter bezlerinde koyu, yapışkan salgılara yol açan kalıtsal bir hastalıktır.
Kistik fibrozis gibi hastalıklarda yetersiz salgılanan sindirim enzimlerinin, besin emilimini sağlamak için her öğünle birlikte dışarıdan ilaç olarak alınmasıdır.
Besin alerjisi olan çocuklarda reaksiyona neden olan alerjen besinin ve onu içeren tüm gıdaların beslenme planından tamamen çıkarılmasıdır.
Alerjen alımından dakikalar sonra ortaya çıkan, gırtlakta ödem ve solunum yetmezliği ile ölüme yol açabilen çok ciddi, sistemik alerjik reaksiyondur.
Kalıtsal genetik mutasyonlar sonucu vücuttaki spesifik bir enzimin eksikliği veya işlevsizliği nedeniyle ortaya çıkan, maddelerin yapım ve yıkım süreçlerinin bozulduğu hastalıklardır.
Fenilalanin hidroksilaz enziminin eksikliği nedeniyle besinlerle alınan fenilalanin amino asidinin tirozin amino asidine dönüştürülemeyip vücutta birikerek beyne zarar verdiği kalıtsal hastalıktır.
Vücut tarafından sentezlenemeyen ve yaşamın, büyümenin sürdürülebilmesi için besinler yoluyla dışarıdan alınması zorunlu olan amino asitlerdir; fenilalanin buna bir örnektir.
Aynı miktarda spesifik bir besin ögesini (örneğin fenilalanin) içeren farklı besinlerin, diyetin çeşitlendirilmesi amacıyla birbirinin yerine ne kadar tüketilebileceğini gösteren sistemdir.
Süt şekeri laktozun bileşeni olan galaktozu glikoza dönüştüren enzimlerin kalıtsal eksikliği sonucu galaktozun vücutta birikerek katarakt ve organ hasarlarına yol açtığı hastalıktır.
Aldolaz B enziminin eksikliği nedeniyle fruktozun metabolize edilemeyip birikmesiyle karakterize, meyve ve şeker tüketimi sonrası ağır hipoglisemi ve kusmaya yol açan hastalıktır.
Glikojenin sentezlenmesi veya yıkılmasından sorumlu enzimlerin eksikliği nedeniyle karaciğerde anormal glikojen birikimi ve ağır açlık hipoglisemisi ile seyreden hastalıktır.
Glikojen depo hastalıklarında pişirilmeden soğuk sıvıyla verilerek bağırsaklarda çok yavaş sindirilen ve kan şekerini uzun süre dengede tutan kompleks karbonhidrat kaynağıdır.
Burundan geçirilerek mideye ulaştırılan ve yeterli beslenemeyen veya sık beslenmeyi reddeden metabolik hastalarda sürekli besin/nişasta desteği sağlamak için kullanılan tüptür.
Kalıtsal olarak LDL (kötü) kolesterol düzeylerinin çok yüksek seyretmesiyle karakterize, erken yaşta kardiyovasküler hastalıklara ve kalp krizine yol açan genetik bozukluktur.
Protein metabolizması atığı olan zehirli nitrojenin (amonyak) üreye dönüştürülüp atılamaması sonucu kanda amonyak yükselmesiyle seyreden ve protein kısıtlaması gerektiren hastalıktır.