← Ünite 12

Ünite 12: Güvenli Çevre ve Çocuklarda Kaza ve Yaralanmaların Önlenmesi — Konu Anlatımı

1Giriş ve Çocukluk Çağı Kazalarının Epidemiyolojisi

Kazalar, erken çocukluk döneminde en sık karşılaşılan, büyük oranda ölüm ve sakatlığa yol açan, bu yönüyle de tüm dünyada ve Türkiye'de çok büyük bir toplum sağlığı sorunu olarak kabul edilen olaylardır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tamamında, kazalar çocukluk çağındaki ölüm nedenleri arasında en üst sıralarda yer almaktadır. Çocukluk çağında meydana gelen kazalar, ayaktan tedavi hizmetlerinin yaklaşık %10'unu oluşturmakta ve son 20 yıldır küçük çocuklar için en önde gelen mortalite nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC, 2020) verilerine göre, bir yaşın altındaki bebeklerde ölüm nedenleri arasında istem dışı yaralanmalar %6.1'lik bir oranla 4. sırada yer alırken, 1-6 yaş grubundaki çocuklarda ise %33.1 gibi çok yüksek bir oranla 1. sırada yer almaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK, 2024) verileri de bu tabloyu desteklemekte, ülkemizde 1-4 yaş arası çocuklarda önde gelen ölüm nedenleri arasında kaza ve zehirlenmelere bağlı ölümlerin yer aldığını göstermektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, her dört çocuktan biri ev kazası geçirmesi nedeniyle hastaneye başvurmaktadır. Her yıl çoğunluğu düşük ve orta gelirli ülkelerden olmak üzere yaklaşık 900.000 çocuk ev kazası sonucu yaşamını yitirmektedir. 2021 yılında dünya genelinde 5 yaşın altındaki yaklaşık 200.000 çocuk yaralanmalar nedeniyle hayatını kaybetmiş, 38,7 milyon çocuk ise ölümcül olmayan kaza ve yaralanma yaşamıştır. Bu veriler, çocukların bulundukları ev ve okul gibi yaşam alanlarının güvenli hale getirilmesinin ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

2Kaza ve Yaralanma Kavramlarının Değişimi

Geleneksel olarak kazaların rastgele, şanssızlık eseri ve öngörülemez olaylar olduğuna dair yaygın bir inanç bulunmaktadır. Ancak bu kaderci yaklaşım, kazaları önlemeye yönelik koruyucu adımların atılmasını zorlaştırmaktadır. Güncel bilimsel yaklaşımlar ise kazaların büyük oranda öngörülebilir ve önlenebilir olaylar olduğunu kabul etmektedir. Bu paradigma değişimi nedeniyle günümüzde tıp ve halk sağlığı literatüründe "kaza" sözcüğü yerine giderek daha fazla "yaralanma" sözcüğü tercih edilmektedir.

Yaralanma sözcüğü kullanıldığında, şanssızlık veya tesadüf sonucu ortaya çıkan soyut bir olaydan ziyade, doğrudan bireyde oluşan fiziksel hasar ve bu hasarın önlenebilir mekanizmaları üzerine odaklanılmaktadır. Günümüzde kabul gören temel düşünce "yaralanma riskinin azaltılması" üzerine kuruludur. Kaza veya yaralanma; birey, etken ve çevre üçgeninde oluşan; bireyin isteği dışında, planlanmamış ve ani olarak ortaya çıkan; zamanı, şiddeti ve sonucu önceden kestirilemeyen; organizmada mekanik ve biyokimyasal hasara yol açan olaylardır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yaralanmayı daha teknik bir boyutta tanımlamıştır. Bu tanıma göre yaralanma; insan vücudunda oksijen gibi bir veya daha fazla temel maddenin aniden eksilmesi ya da vücudun tolere edebileceğinden çok daha fazla mekanik, termal ve kimyasal enerjiye maruz kalması sonucu ortaya çıkan fiziksel hasardır. Türk Dil Kurumu (TDK) ise kazayı; önceden kestirilemeyen, istenmeyen ve genellikle zarar veya yaralanma ile sonuçlanan olay olarak tanımlamaktadır.

3Çocukların Gelişimsel Özellikleri ve Kaza Riski İlişkisi

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 1. maddesine göre 18 yaşına kadar her birey çocuk kabul edilmektedir. Çocuklar, gelişimsel süreçleri gereği kazalara karşı son derece savunmasızdır. Özellikle 0-6 yaş grubundaki çocuklar, çevresel tehlikeleri fark edememeleri, risk değerlendirmesi yapamamaları ve merak duygularının çok yüksek olması nedeniyle kaza geçirme açısından en yüksek risk grubunu oluştururlar. Bu dönemde otonomileri gelişen, hareketli ve bağımsız davranmak isteyen çocuklar evin her yerini keşfetmek isterler.

Çocukların nöromotor, fiziksel, bilişsel ve psikososyal gelişimleri henüz tamamlanmadığı için tehlikeleri öngöremezler. Çevreyi tanımak ve araştırmak amacıyla ellerini ve ağızlarını kullanırlar, buldukları her nesneyi ağızlarına götürürler. Motor sistemlerinin tam gelişmemiş olması, dengelerinin çabuk bozulması, yürürken adımlarının sağlam olmaması ve sendeleyerek yürümeleri düşme riskini doğrudan artırır. Ayrıca merak duyguları nedeniyle özellikle göz seviyelerinin üzerindeki eşyalara ulaşmak için yüksek yerlere tırmanma eğilimindedirler.

Çocukların fiziksel özellikleri de kaza sonuçlarını ağırlaştırmaktadır. Başlarının vücutlarına oranla büyük olması dengede durmalarını zorlaştırarak kafa travmalı düşme riskini artırır. Vücut yüzey alanlarının geniş olması, yanık durumlarında sıvı kaybını hızlandırır ve hayati tehlike yaratır. Kemik yapılarının tam gelişmemesi kırıklara, solunum yollarının dar olması ise yabancı cisim aspirasyonlarına zemin hazırlar. Aktif, maceracı ve zeki çocukların, çekingen çocuklara kıyasla kaza geçirme oranları daha yüksektir.

4Ev Kazaları ve Çocuğa, Çevreye, Konuta Ait Nedenler

Ev kazaları; ev içi, avlu, bahçe veya garaj gibi eve bağlı alanlarda meydana gelen kazalardır ve en sık 0-6 yaş grubunda (özellikle 2-5 yaş arasında) görülür. Ev kazalarının nedenleri; çocuğa ait, çevreye ait ve konuta ait nedenler olmak üzere üç ana grupta incelenir. Çocuğa ait nedenlerin başında yaş, cinsiyet ve fiziksel özellikler gelir. Örneğin, erkek çocukların kız çocuklarına kıyasla daha dürtüsel olmaları, risk almaya yatkınlıkları ve ailelerin erkek çocuklara daha aktif hareket alanı tanıması nedeniyle erkeklerde kaza ve ölüm oranları kızlardan %24 daha fazladır.

Çevreye ait nedenler arasında aile yapısı, sosyoekonomik durum, mevsimler ve coğrafya yer alır. Geniş ve kalabalık ailelerde bakım veren kişinin dikkatinin dağılması, ebeveynlerin eğitim düzeyinin düşük olması, annenin yorgun veya stresli olması kaza riskini artırır. Sosyoekonomik düzey düştükçe kazalara karşı koruyucu önlemler azalır; düşük gelirli ülkelerdeki çocukların kaza geçirme olasılığı yüksek gelirli ülkelerdeki çocuklara göre 8 kat daha fazladır. Ayrıca ilkbahar ve yaz aylarında kapı ve pencerelerin açık bırakılması düşmeleri artırırken, kış aylarında soba kullanımı yanıkları artırır.

Konuta ait etmenler ise doğrudan fiziksel çevreyle ilgilidir. Sık ev değiştirmek, evdeki eşyaların yerlerini sıkça değiştirmek, yetersiz aydınlatma, kaygan zemin kaplamaları, korunaksız prizler, keskin köşeli mobilyalar, korumasız pencere ve balkonlar, temizlik malzemeleri ile ilaçların açıkta bırakılması ev kazalarına davetiye çıkaran konut özellikleridir. COVID-19 pandemisi döneminde evde kalma sürelerinin artmasıyla çocuk acil servislerine yapılan başvurularda ev kazalarının oranının %9.46'dan %24.43'e yükselmesi, konut içi güvenliğin önemini bir kez daha kanıtlamıştır.

5Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Güvenli Çevre ve Alan Düzenlemesi

Çocukların ev dışındaki ilk toplumsal ortamı olan okul öncesi eğitim kurumları, onların zamanlarının büyük kısmını geçirdikleri ve yoğun fiziksel aktivitede bulundukları alanlardır. Bu kurumlarda kazaların önlenmesi için alan düzenlemesinde değişebilen (mobilyalar) ve değişmeyen (mimari yapı) unsurlar titizlikle planlanmalıdır. Kurumun kapıları, pencereleri, duvarları ve elektrik tesisatı değişmez yapıları oluştururken; masa, sandalye ve dolaplar değişebilir yapıları oluşturur. Mobilyaların keskin köşeler barındırmaması, zehirsiz boyalarla boyanmış olması ve ağır eşyaların duvara sabitlenmesi gerekir.

Okul öncesi eğitim kurumlarında iç mekân düzenlenirken zeminlerin kaymayan, toz tutmayan ve kolay temizlenebilir malzemeyle kaplanması şarttır. Merdivenler en az 1.5-2 metre genişlikte, iyi aydınlatılmış, basamak aralıkları 18-20 cm'yi geçmeyen ve sağlam tırabzanlarla korunmuş olmalıdır. Koridorlar çocukların hareketini engellemeyecek şekilde 2-2.5 metre genişliğinde tasarlanmalıdır. Lavabolar çocukların boyuna uygun olarak 55-60 cm yüksekliğinde, klozetler ise 35 cm yüksekliğinde olmalı; her altı çocuğa bir lavabo ve her dört-beş çocuğa bir klozet düşecek şekilde planlama yapılmalıdır.

Dış mekân ve bahçe düzenlemesi de en az iç mekân kadar önemlidir. MEB Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetmeliği gereği oyun alanı ve bahçenin bulunması esastır. Bahçede çocukların kolayca gözlemlenebileceği açık görüş alanları oluşturulmalı, merdivenler duvara dayalı bırakılmamalı, çim biçme makineleri ve tarım ilaçları kilitli alanlarda saklanmalıdır. Bahçe mobilyaları parmak sıkışmalarını önleyecek yapıda olmalı, bahçede ağzı açık su kuyusu veya depo bulunmamalıdır. Çocuklara doğadaki bilinmeyen bitki ve mantarları yememeleri gerektiği öğretilmelidir.

6Kaza ve Yaralanmaları Önleme Yaklaşımları ve Haddon Matrisi

Çocuklarda kazaların önlenmesinde üç temel yaklaşım benimsenmektedir: Eğitim, çevre düzenlemesi ve yasal düzenlemeler. Çocukların merak duygularını baskılamak mümkün olmadığından, güvenli ortamların oluşturulması ve denetlenmesi tamamen yetişkinlerin sorumluluğundadır. Günümüzde yaralanmaları önleme çabaları, bireylerin davranışlarını değiştirmekten ziyade yaralanmaların meydana geldiği fiziksel çevrenin düzenlenmesine (pasif önlemler) odaklanmaktadır. Bu alandaki en önemli sistematik model 1960'larda William Haddon tarafından geliştirilen Haddon Matrisi'dir.

Haddon Matrisi, bir yaralanma olayını üç etken (insan/konakçı, araç/etken, çevre) ve üç evre (olay öncesi, olay anı, olay sonrası) üzerinden analiz eder. Olay öncesi evrede kaza oluşumunun engellenmesi amaçlanır (örneğin dolapların sabitlenmesi, eğitim verilmesi). Olay anı evresinde kazanın şiddetini ve hasarını azaltacak önlemler devreye girer (örneğin yumuşak zemin kaplaması, emniyet kemeri). Olay sonrası evrede ise acil yardım, ilk yardım müdahaleleri ve rehabilitasyon süreçleriyle sakatlık veya ölüm riskinin en aza indirilmesi hedeflenir.

Sağlık profesyonelleri kazaların önlenmesini üç koruma düzeyinde ele alır. Birincil koruma, yeni kazaların oluşmasını engellemek amacıyla toplumu, ebeveynleri ve öğretmenleri eğitmeyi kapsar. İkincil koruma, kaza anında erken tanı ve acil müdahale ile yaralanmanın şiddetini azaltmayı ve sakatlığı önlemeyi hedefler. Üçüncül koruma ise kaza sonrasında tedavi ve rehabilitasyon hizmetleriyle bireyin hayata tekrar katılımını sağlamayı amaçlar. Ayrıca çocukların sürekli izlenmesini, davranışlarının öngörülmesini ve stratejik konumlanmayı içeren "aktif gözetim" kaza riskini %90 oranında azaltmaktadır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250