Kaynaştırma eğitimi, yetersizlikten etkilenmiş özel gereksinimli bireylerin sosyal ve fiziksel çevrelerinden ayrılmadan, en az kısıtlayıcı eğitim ortamında, destek hizmetler de sağlanarak yetersizliği olmayan akranları ile birlikte eğitimlerini sürdürmeleri esasına dayanan özel eğitim uygulamalarıdır. Bu süreçte öğrencinin bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak eğitsel ihtiyaçlarının karşılanması ve akranlarıyla mümkün olan en yüksek düzeyde bir arada bulunması hedeflenir. Bu doğrultuda hazırlanan Bireyselleştirilmiş Eğitim Programları (BEP) ile çocukların kendi gizil güç ve yeteneklerine uygun eğitim almaları sağlanır.
Kaynaştırma uygulamaları tarihsel süreçte sosyal bütünleştirme ya da entegrasyon kavramlarıyla da ele alınmıştır. Çağlar (1979) tarafından yapılan çalışmalarda sosyal bütünleşmenin dört temel aşamada gerçekleştiği savunulmaktadır. Bu aşamalar sırasıyla fiziki bütünleşme, fonksiyonel bütünleşme, sosyal bütünleşme ve tam sosyal bütünleşmedir. Her aşama, özel gereksinimli bireyin akranlarıyla olan etkileşim düzeyinin, yüzeysel ilişkilerden derin ve kalıcı dostluklara doğru nasıl evrildiğini açıklar.
Fiziki bütünleşmede öğrenciler yalnızca aynı okul binasını ve bahçesini paylaşırlar, sınıfları ayrıdır ve ilişkileri yüzeyseldir. Fonksiyonel bütünleşmede ise ders aralarında birlikte oynama, yemek yeme ve bazı derslerde aynı sınıfa devam etme gibi okul içi sınırlı etkileşimler başlar. Sosyal bütünleşme aşamasında normal okullardaki akranlar arasında sözlü ve fiziksel iletişim kurulur, kısa ve uzun süreli arkadaşlıklar gelişir. Son aşama olan tam sosyal bütünleşmede ise özel gereksinimli bireyler toplum ve akranları tarafından tamamen kabul görür, tüm kaynaklardan eşit yararlanır ve ilişkiler tam bir etkileşime dönüşür.
Dünyada kaynaştırma eğitiminin temelleri ilk olarak 1975 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yürürlüğe giren PL 94-142 'Tüm Özel Gereksinimliler İçin Eğitim Yasası' ile atılmıştır. Bu yasada geçen 'en az kısıtlayıcı eğitim ortamı' kavramı, 1977-1978 öğretim yılında uygulamaya aktarıldığında ilk kez 'kaynaştırma' adını almıştır. Bu yasa ile yerel yönetimler, 3-21 yaş arasındaki tüm yetersizliği olan çocuklara ücretsiz ve uygun eğitim sağlamakla yükümlü kılınmıştır.
Ülkemizde ise kaynaştırma eğitimi yasal olarak ilk kez 1983 yılında yürürlüğe giren 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu ile hayat bulmuştur. Bu kanun, durumları uygun olan çocukların normal akranları arasında eğitilmeleri için gerekli tedbirlerin alınmasını hükme bağlamıştır. Ardından 1985 yılında yayımlanan Özel Eğitim Okulları Yönetmeliği ile özel sınıf açılamayan durumlarda öğrencilerin normal sınıflara devam etmesi ve yardımcı dersliklerden destek alması esası getirilmiştir.
1997 yılında kabul edilen 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 2916 sayılı kanun yürürlükten kaldırılmış, kaynaştırma daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Bu KHK ile 'özel eğitim desteği' kavramı ilk kez mevzuatımıza girmiştir. Ülkemizde kaynaştırmanın uygulama esasları net olarak 18 Ocak 2000 tarihinde yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği ile şekillenmiş, bu yönetmelik 2006 ve 2009 yıllarında yapılan güncellemelerle son halini almıştır.
Kaynaştırma yoluyla eğitim uygulamaları üç farklı model üzerinden yürütülmektedir. Bunlar tam zamanlı kaynaştırma, yarı zamanlı kaynaştırma ve tersine kaynaştırmadır. Tam zamanlı kaynaştırmada özel eğitime ihtiyacı olan öğrencinin kaydı normal sınıftadır ve öğrenci gün boyunca akranlarıyla birlikte eğitim alır. Bu modelde öğrenciye destek eğitim odası, özel araç-gereç ve bireyselleştirilmiş eğitim programı (BEP) desteği sağlanır. Türkiye'deki uygulamaların büyük çoğunluğu bu modeldedir.
Yarı zamanlı kaynaştırmada ise öğrencinin kaydı özel eğitim sınıfındadır. Ancak öğrenci, başarılı olabileceği akademik derslerde veya ders dışı sosyal etkinliklerde yetersizliği olmayan akranlarıyla birlikte normal sınıflarda eğitim alır. Bu modelde özel eğitim sınıflarının mevcutları okul öncesi ve ilköğretimde en fazla 10, ortaöğretimde ise 15 öğrencidir. Otistik çocuklar için açılan özel eğitim sınıflarında ise bu sayı en fazla 4 öğrenci ile sınırlandırılmıştır.
Tersine kaynaştırma modeli ise yetersizliği olmayan öğrencilerin, velilerinin istekleri doğrultusunda, özel eğitim okulları bünyesinde açılan sınıflara kayıt yaptırmaları esasına dayanır. Bu model özellikle okul öncesi eğitimde yaygın olarak tercih edilmektedir. Tersine kaynaştırma sınıflarının mevcutları okul öncesinde en fazla 14 (bunun 5'i özel gereksinimli olmak üzere), ilkokul, ortaokul ve lisede ise en fazla 20 öğrenci olacak şekilde planlanmaktadır.
Kaynaştırma eğitiminin başarıyla yürütülebilmesi için geniş bir katılımcı grubunun koordineli çalışması gerekir. Bu ekipte Milli Eğitim Müdürü, okul yönetimi, branş ve sınıf öğretmenleri, aileler, rehber öğretmenler, özel eğitim öğretmenleri ve fizyoterapistler yer alır. Görev alan personelin yeniliklere açık, ön yargısız, sabırlı, empatik, insan sevgisiyle dolu, tarafsız ve iş birliğine yatkın özelliklere sahip olması uygulamanın etkililiğini doğrudan artırır.
Özel eğitime muhtaç çocukların fiziksel ve psikososyal yönden okula uyum sağlayabilmesi için multi-disipliner (çok disiplinli) bir yaklaşımla ekip çalışması yapılması zorunludur. Ekipteki her üyenin rolü birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Tek bir öğretmenin veya uzmanın çabası kaynaştırma eğitiminde istenen başarıyı getiremez; bu nedenle okul, aile ve uzmanlar arasında sürekli, tutarlı ve eş güdümlü bir bilgi akışı ve iş birliği sağlanmalıdır.