Anayasacılık tarihinde John Locke ve Montesquieu gibi önemli düşünürlerle birlikte anılan kuvvetler ayrılığı düşüncesi, devlet iktidarının keyfî kullanımının sınırlandırılması ve birey hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması amacını taşır. Bu düşüncenin temel fikri yasama, yürütme ve yargılama işlevlerinin ayrı ayrı organlarca yerine getirilmesi, böylece gücün tek bir merkezde toplanarak kötüye kullanılmasının önlenmesidir.
Zaman içinde kuvvetler ayrılığı ilkesi, anayasa hukukçuları tarafından hükûmet sistemlerinin sınıflandırılmasında da temel ölçüt olarak kabul edilmiştir. Siyasi rejimler incelenirken yasama ve yürütme organlarının birbirleriyle olan ilişkilerine bakılır. Eğer yasama ve yürütme erkleri aynı organda veya elde toplanırsa 'kuvvetler birliği', ayrı devlet organlarına verilirse 'kuvvetler ayrılığı' söz konusu olmaktadır.
Pozitif anayasa hukukunda hükûmet sistemlerinin tasnifi, bu iki temel yaklaşım etrafında şekillenir. Kuvvetler birliğine dayanan sistemler kendi içinde yetkilerin yürütmede ya da yasamada birleşmesine göre ayrılırken, kuvvetler ayrılığına dayanan sistemler ise başkanlık, parlamenter ve yarı başkanlık sistemleri olarak sınıflandırılmaktadır.
Kuvvetler birliğine dayanan hükûmet sistemlerinde yasama ve yürütme iktidarları ortak bir elde toplanmıştır. Bu birleşme yasama organında gerçekleşirse 'meclis hükûmeti', yürütme organında gerçekleşirse 'mutlak monarşi' veya 'diktatörlük' rejimleri ortaya çıkmaktadır.
Kuvvetlerin yürütmede birleştiği rejimlerin başında mutlak monarşiler gelir. Bu geleneksel meşruluk temeline dayanan rejimlerde, kral, padişah veya imparator gibi unvanlar taşıyan mutlak monark, devlet iktidarının tüm yetkilerini elinde bulundurur ve bu güç hiçbir kanuni sınırlamaya tabi tutulmaz. Monark bu yetkilerini bizzat ya da emrindeki kişiler aracılığıyla kullanır.
Yürütmede birleşmenin diğer bir görünümü olan diktatörlüklerde ise yasama ve yürütme yetkilerinin tümü bir kişinin veya yönetici grubun elindedir. Bu rejimlerde yasama meclisi ya tamamen kaldırılmış ya da yürütmeye bağımlı kılınmıştır. Tarihte Napoléon Bonaparte (VIII. Yıl Anayasası Dönemi), Mussolini (İtalya) ve Hitler (Almanya) dönemlerinde görülen bu rejimler demokratik değildir ve genellikle otoriter ya da totaliter nitelikler taşır.
Yasama ve yürütme kuvvetlerinin yasama organında birleşmesiyle ortaya çıkan yönetim biçimine 'meclis hükûmeti' ya da 'konvansiyonel rejim' adı verilir. Türkiye'de 1921 Anayasası Dönemi'nde uygulanmış olan bu sistem, günümüzde İsviçre'de uygulanmaktadır.
Meclis hükûmeti sistemi, kuvvetler birliği ve meclisin üstünlüğü ilkesine dayanır. Bu sistemde ayrı bir yürütme organı veya devlet başkanlığı makamı bulunmaz; yürütme görevi meclisin içinden seçilen bir kurul tarafından meclis adına ve onun emirleri doğrultusunda yerine getirilir.
İsviçre örneğinde görüldüğü üzere, iki meclisli Federal Meclis tarafından dört yıl için seçilen yedi kişilik Federal Konsey kolektif bir yürütme görevi yürütür. Yürütme organının meclis üzerinde fesih dahil hiçbir yetkisi yokken, meclis yürütmenin görevine her an son verebilir ve parlamentodaki bütün önemli siyasi gruplar yürütme içinde de temsil imkanı bulur.
Kuvvetler ayrılığına dayalı rejimlerde yasama ve yürütme iktidarları birbirlerinden sert bir şekilde ayrılabileceği gibi yumuşak, dengeli ve iş birliğine imkan verecek biçimde de ayrılabilir. Bu ilişkilerin niteliğine göre sistemler başkanlık, parlamenter ve yarı başkanlık sistemi olarak tasnif edilir.
Başkanlık sisteminin tipik modeli Amerikan başkanlık sistemidir ve kuvvetlerin sert ayrılığı ilkesine dayanır. Bu sistemde yürütme yetkisi halk tarafından seçilen başkana, yasama yetkisi ise parlamentoya aittir; iki organ da birbirinden tamamen bağımsızdır ve aynı kişiler her iki organda aynı anda görev alamaz.
Başkanlık sisteminde yürütme organı tek-başlı (monist) karakterlidir, yani başbakanlık makamı yoktur. Başkan yasama organını feshedemez, yasama organı da güvensizlik oyuyla başkanın görevine son veremez. Aradaki olası çatışma ve kopuklukları gidermek amacıyla ABD'de üst düzey atamaların Senato onayına tabi olması gibi bir 'kontrol ve denge' sistemi ile başkanın kanunları veto yetkisi geliştirilmiştir.
İngiltere'de ortaya çıkan ve Kıta Avrupası'na yayılan parlamenter hükûmet sistemi, yumuşak kuvvetler ayrılığına ve kuvvetlerin iş birliğine dayanır. Bu sistemde yasama ve yürütme organları hukuken ayrı olmakla birlikte organik ve fonksiyonel olarak karşılıklı bağımlılık ve etkileşim içindedir.
Organik bakımdan yürütmenin sorumlu kanadı olan başbakan ve bakanlar kurulu parlamento içindeki çoğunluktan çıkar; fonksiyonel bakımdan ise kanunların tasarısı genellikle hükümet tarafından hazırlanarak parlamentoya sunulur. Başbakan ve bakanlar kurulu kolektif bir yürütme organıdır ve yasama organının güvenine dayanır.
Parlamenter sistemde yürütme organı iki-başlıdır (düalist); devlet başkanı (cumhurbaşkanı veya hükümdar) sembolik yetkilere sahiptir ve siyasi sorumluluğu bulunmaz. Asıl yetki ve sorumluluk yasama organına karşı sorumlu olan başbakan ile bakanlar kuruluna aittir. Ayrıca güçlü tek parti hükümetlerinin bulunduğu parlamenter sistemler 'başbakanlık sistemi' olarak adlandırılır.
Fransa'da 1962 Anayasa değişikliği sonrasında ortaya çıkan yarı başkanlık sistemi, başkanlık ve parlamenter sistemlerin bazı unsurlarını birleştiren bir melez (ara) rejimdir. Maurice Duverger'e göre bu sistemin varlığı için cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, önemli anayasal yetkilere sahip olması ve meclisin güvenine tabi bir başbakan ile bakanlar kurulunun bulunması şarttır.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve geniş yetkileri yönünden başkanlığa, yasamaya sorumlu başbakan ve kabinenin varlığı yönünden ise parlamenter sisteme benzer. Uygulamada parlamentonun üstünlüğüne dayanan (İrlanda, İzlanda, Avusturya), iktidar ağırlığının değiştiği (Finlandiya, Portekiz) veya başkanın üstünlüğüne dayanan (Fransa) farklı modelleri görülebilir.
Bir rejimin yarı başkanlık mı yoksa parlamenter rejim mi olduğu, cumhurbaşkanının anayasal yetkilerine ve bunları ne ölçüde fiilen kullandığına bağlıdır. Cumhurbaşkanı ile meclis çoğunluğunun farklı siyasi partilerden olması durumunda ortaya çıkan koabitasyon (birlikte yaşama) gibi durumlar sistemin işleyişini doğrudan etkiler.
Türkiye'de 1921 Anayasası'ndaki meclis hükümeti dönemi dışarıda tutulursa genellikle parlamenter sistem benimsenmiştir. 1924 Anayasası 'kuvvetler birliği fonksiyonlar ayrılığı'nı benimserken, 1961 ve 1982 Anayasaları parlamenter sistemi esas almıştır. Ancak 1982 Anayasası'nın ilk hali, siyasi sorumluluğu olmayan cumhurbaşkanına çok geniş yetkiler tanıyarak klasik parlamenter rejimden sapmalar barındırmıştır.
2007 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edilmiş ve ilk halk oylaması 10 Ağustos 2014'te gerçekleşmiştir. Bu durum, 2017 yılındaki resmî sistem değişikliğine kadar Türkiye'de hükümet sisteminin yarı başkanlık modeline benzer şekilde işlemesine yol açmıştır.
Türkiye'de siyasi tarihin en büyük sorunlarından biri hükümet istikrarsızlığı ve koalisyon dönemleridir. Toplumsal bölünme yapısı ve uzlaşma kültürünün tam gelişmemiş olması nedeniyle ortaya çıkan tıkanıklıkları aşmak amacıyla 2017 yılında anayasa değişikliği yapılmış ve 24 Haziran 2018 seçimleriyle birlikte başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) sistemine geçilmiştir.
2017 Anayasa değişikliğiyle yürürlük kazanan yeni Türk hükûmet sistemi, temelde başkanlık sistemine dayanmakla birlikte Amerikan modelinden bazı önemli farklılıklar içeren özgün bir modeldir. Bu sistemde yürütme yetki ve görevi doğrudan halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanına aittir.
Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanlığı yardımcısı ile bakanları atar. Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olan kişilerin bakan veya yardımcısı olarak atanması durumunda milletvekillikleri sona erer; böylece aynı kişinin hem yasama hem yürütmede görev alması engellenerek katı bir ayrım sağlanmıştır. Kanun teklif etme yetkisi sadece milletvekillerine ait olup, Cumhurbaşkanlığı sadece bütçe kanunu teklifini sunabilir.
Amerikan sistemindeki tıkanıklıkları ve bütçesizlik krizlerini önlemek üzere Türk sisteminde bazı rasyonelleştirici tedbirler alınmıştır. TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri eş zamanlı olarak 5 yılda bir yapılır; her iki organ da kendi kararıyla veya karşılıklı olarak seçimleri yenileyebilme (erken seçim) yetkisine sahiptir. Ayrıca bütçe kanununun mecliste kabul edilmemesi durumunda önceki yılın bütçesinin belli bir artışla uygulanabilmesine imkan tanınmıştır.