Hakkın kazanılması veya kaybedilmesi bir hakkın kişi ile bağ kurması ya da bu bağın kopması anlamına gelir. Yaşam boyunca sayısız olay gerçekleşmesine rağmen hukuk düzeni bu olayların tamamına sonuç bağlamaz; yalnızca hukuki bakımdan önem taşıyan olayları dikkate alır. Hukuk düzeninin kendisine hukuki bir sonuç bağladığı olaylara 'hukuki olay' denir. Hukuki olaylar doğa olaylarından (yıldırım düşmesi, sel) kaynaklanabileceği gibi insan davranışlarından da kaynaklanabilir.
İnsanın doğum ve ölümü doğa tabanlı hukuki olayların en belirgin örneklerindendir. Bir insanın doğmasıyla cenin, tam ve sağ doğmak kaydıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetini kazanır; ölümle birlikte ise kişilik sona erer ve mirasın mirasçılara intikali gündeme gelir. Aynı şekilde, bir köpeğin havlaması hukuki bir sonuç doğurmazken, sahipli bir köpeğin bir insanı ısırması durumunda hayvan sahibinin kusursuz sorumluluğu doğar ve bu olay bir hukuki olay teşkil eder.
İnsanların kendi iradeleri ile gerçekleştirdikleri ve kendisine hukuki sonuç bağlanmış davranışlara ise 'hukuki fiil' adı verilir. Geniş anlamda hukuki olay kavramı hukuki fiilleri de kapsar. İnsan davranışlarından kaynaklanan bir kimseden mal çalma veya birini öldürme gibi eylemler de insan davranışına dayalı hukuki olay/fiil niteliğindedir.
Hukuki fiiller 'hukuka aykırı fiiller' ve 'hukuka uygun fiiller' olmak üzere iki ana başlıkta incelenir. Hukuka aykırı fiiller, genel davranış kurallarına aykırılık teşkil eden 'haksız fiiller' (örneğin başkasının malına zarar verme) ya da mevcut bir 'borcun ihlali' şeklinde ortaya çıkar. Haksız fiilde zararı veren kişi tazminat yükümlülüğü altına girer ve bunun için önceden var olan bir hukuki ilişkinin bulunması gerekmez.
Hukuk düzeninin onayladığı ve hukuki sonuç bağladığı 'hukuka uygun fiiller' ise üç temel gruba ayrılır: Bilgi veya fikir açıklamaları, duygu açıklamaları, irade veya iş ve emek açıklamaları. Bilgi açıklaması, kişinin bir konuyla ilgili bilgi veya düşüncesini ilgililere bildirmesidir; örneğin Türk Borçlar Kanunu m.223 uyarınca satın alınan bir malın ayıplı olduğunu satıcıya bildirmek bir bilgi açıklamasıdır.
Duygu açıklamaları, kişilerin duygularını dış dünyaya vurmasıdır. Hukuk her duygu açıklamasına sonuç bağlamasa da bazı durumları kanunen düzenlemiştir. Örneğin, miras bırakanın kendisini öldürmeye teşebbüs eden müstakbel mirasçısını affettiğini açıklaması (TMK m.578) mirastan yoksunluğu ortadan kaldırır. Benzer şekilde Türk Medeni Kanunu m.161 uyarınca zina yapan eşini affeden taraf, bu nedene dayanarak boşanma davası açma hakkını kaybeder.
İrade açıklamaları ise kişilerin arzularını açığa vurdukları fiillerdir ve kendi içinde hukuki işlemler, hukuki işlem benzeri fiiller ve maddi fiiller olarak üçe ayrılır. Hukuki işlem benzeri fiillerde, kişi hukuki sonucu hedeflemese bile kanun koyucu eyleme otomatik sonuç bağlar (örneğin alacaklının borçluya temerrüt ihtarı göndermesi - TBK m.117/1). Maddi fiillerde ise hukuki sonuç iradeye değil, iradi olarak meydana getirilen fiili/maddi değişikliğe bağlanır (örneğin TMK m.772 uyarınca define bulma).
Hukuki işlem, belirli bir hukuki sonucu doğurmaya yönelmiş irade açıklaması veya irade açıklamalarıdır. Hakların iradi olarak kazanılması ve kaybedilmesi ağırlıklı olarak hukuki işlemler vasıtasıyla gerçekleştiği için hukuk sisteminin merkezinde yer alır. Hukuki işlemin iki temel kurucu unsuru vardır: İrade açıklaması (beyanı) ve Hukuk düzeninin bu iradenin yöneldiği sonucu tanıması.
İrade açıklaması, iç dünyada oluşan hukuki sonuca yönelik arzunun dış dünyaya yansıtılmasıdır. Beyan edilmeyen bir irade hukuki sonuç doğurmaz. İrade beyanı; işlem iradesi (belirli hukuki sonuca yönelik arzu), fiil iradesi (hareketi yapma isteği) ve açıklama iradesinden (arzuyu dışa yansıtma) oluşur. İrade beyanları açık (sarih) veya örtülü (zımnî) olabilir. Hedeflenen sonuç netse açık; durum ve şartlardan çıkarılabiliyorsa örtülü beyan söz konusudur (örneğin kiracının anahtarı ev sahibine teslim etmesi örtülü fesihtir).
Kural olarak susma bir irade açıklaması sayılmaz; ancak Türk Borçlar Kanunu m.6 uyarınca durumun gereği açık bir kabulü beklemeyi gerektirmiyorsa ve öneri uygun sürede reddedilmemişse sözleşme kurulmuş sayılır. İrade beyanları aracısız yapılıyorsa vasıtasız, tercüman gibi araçlarla yapılıyorsa vasıtalı beyan adını alır. Ayrıca işlemin doğması için beyanın karşı tarafa ulaşması gerekiyorsa 'yöneltilmesi gerekli', gerekmiyorsa (vasiyetname gibi) 'yöneltilmesi gerekmeyen' irade açıklaması denir.
Bir hukuki işlemin kurucu unsurlara sahip olması tek başına hüküm doğurması için yeterli değildir; işlemin geçerli sayılabilmesi için belirli şartları taşıması gerekir. Bu şartlar 'tüm hukuki işlemlerde aranan' ve 'bazı hukuki işlemlerde aranan' geçerlilik unsurları olarak ikiye ayrılır.
Tüm hukuki işlemlerde aranan genel geçerlilik unsurları şunlardır: İşlemi yapan kişinin ehliyetli (ayırt etme gücüne sahip) olması, işlemin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlaka, kişilik haklarına aykırı olmaması veya baştan objektif imkânsız bulunmaması, irade açıklamalarının yanılma (hata), aldatma (hile) veya korkutma (ikrah) ile sakatlanmamış olması ve irade açıklamalarının muvazaalı (danışıklı) olmamasıdır.
Bazı hukuki işlemlere özgü geçerlilik şartları ise; işlemin kanunun öngördüğü geçerlilik şekline (örneğin resmi şekil) uygun yapılması, tasarruf işlemlerinde tasarruf yetkisinin bulunması, sebebe bağlı tasarruflarda geçerli bir borçlandırıcı işlemin varlığı ve karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde aşırı yararlanmanın (gabin) bulunmamasıdır. Ayrıca ehliyet eksikliğini gideren veli/vasi izni veya icazeti, temsil yetkisi veya geciktirici koşul/vade gibi hususlar tamamlayıcı unsurlar arasında yer alır.
Hukuki işlemler çeşitli kriterlere göre sınıflandırılır. Gerekli irade beyanının adedi açısından: Tek taraflı hukuki işlemler (vasiyetname, vakıf kurma, fesih), iki veya çok taraflı hukuki işlemler (sözleşmeler: satım, kira, hizmet, bağışlama), kararlar (dernek/şirket genel kurul kararları) ve müşterek (ortak) hukuki işlemler (örneğin birden fazla kişinin ortaklaşa ev kiralaması veya ortak sözleşmeyi feshetmesi) olarak ayrılır.
İrade beyanının yöneltilmesi bakımından, karşı tarafa ulaştırılması zorunlu olan (fesih bildirimi) 'yöneltilmesi gerekli' işlemler ile beyanın kimseye ulaşması gerekmeyen (vasiyetname) 'yöneltilmesi gerekmeyen' işlemler mevcuttur. Etki doğurduğu alan bakımından ise kişiliği ilgilendiren (evlenme, evlat edinme, soybağının reddi) ve malvarlığını ilgilendiren (satım, ipotek tesis) işlemler bulunur.
Malvarlığına yaptıkları etki açısından işlemler; pasifi artıran 'borçlandırıcı işlemler' (örneğin borç doğuran eser veya satım sözleşmesi), aktifi doğrudan azaltan/hak üzerinde tasarruf eden 'tasarruf işlemleri' (mülkiyetin devri, ipotek tesisi) ve malvarlığında artış sağlayan 'kazandırıcı işlemler' olarak üç gruba ayrılır. Bir tasarruf işleminin geçerliliği dayandığı borçlandırıcı işleme bağlıysa 'sebebe bağlı' (örneğin taşınmaz mülkiyetinin devri - TMK m.1024), bağlı değilse 'sebepten soyut' sayılır. Hüküm ifade ettiği an bakımından ise taraflar hayatta iken sonuç doğuran 'sağlar arası' ve ölümle sonuç doğuran 'ölüme bağlı' işlemler mevcuttur.
Hükümsüzlük, bir hukuki işlemin tarafların arzu ettikleri hukuki sonuçları meydana getiremediği durumları ifade eden genel bir yaptırım kavramıdır. Hukuk sistemimizde beş farklı hükümsüzlük türü düzenlenmiştir: Yokluk, Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan), İptal Edilebilirlik, Noksanlık (Tek Taraflı Bağlamazlık) ve Nisbi Etkisizlik.
Yokluk, işlemin kurucu unsurlarından birinin eksik olması durumudur (örneğin resmi evlendirme memuru olmadan yapılan evlilik). Yok olan işlem hukuk aleminde hiç doğmamıştır; davasız ve süresiz olarak re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan) durumunda ise kurucu unsurlar tamdır ancak ehliyetsizlik, kamu düzenine/ahlaka aykırılık, imkânsızlık veya şekle aykırılık (örneğin adi yazılı taşınmaz satımı) gibi emredici geçerlilik şartları ihlal edilmiştir. Herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve hâkim re'sen göz önünde bulundurur. Düzeltilemeyen bu işlemde, şartları varsa 'tahvil' (çevirme) yoluyla geçerli başka bir işleme dönüştürme yapılabilir.
İptal edilebilirde, iradesi aldatma, yanılma veya korkutma ile sakatlanan taraf kanuni hak düşürücü süre (örneğin 1 yıl) içinde bozucu yenilik doğuran iptal hakkını kullanırsa işlem baştan itibaren geçersiz olur; süre pasif geçirilirse işlem geçerli kalır (düzelebilir hükümsüzlük / bozulabilir geçerlilik). Noksanlık (askıda hükümsüzlük) durumunda kurucu unsurları tam olan işlem, yasal temsilci onayı (icazet) gibi tamamlayıcı bir unsur gelene kadar askıdadır (sınırlı ehliyetsizlerin işlemleri). Nisbi etkisizlikte ise işlem geçerli olmakla birlikte belirli kişilere karşı ileri sürülemez (örneğin alacağın devrinin borçluya bildirilmemesi - TBK m.186).