Ciddi yaralanma veya hastalık sonucunda bedende oluşan şok durumu ya da geçici veya kalıcı zedelenmelerdir. Örneğin, bir iş kazasında kişinin uzvunu kaybetmesi fiziksel bir travmadır.
Savaş, cinsel saldırı ve doğal afetler gibi beklenmedik, dehşet verici yaşam olaylarına maruz kalma sonucunda ruhsal bütünlüğün zarar görmesidir. Örneğin, depremden kurtulan bir kişinin sürekli kâbuslar görmesi bu gruba girer.
Hem fiziksel hem de psikolojik travmanın birlikte bulunması ve birinin diğerini tetiklemesi durumudur. Örneğin, trafik kazasında yaralanan birinin hem vücudunda kırıklar oluşması hem de yoğun ölüm korkusu yaşamasıdır.
Kişinin yaşadığı fiziksel bir yaralanma veya kayıp sonucunda psikolojik bir rahatsızlığın tetiklenmesidir. Örneğin, iş kazasında elini kaybeden bir işçinin depresyona girmesidir.
Kişinin yaşadığı yoğun ruhsal acı ve travma neticesinde bedeninde fiziksel hasar oluşması veya kendine zarar vermesidir. Örneğin, ağır bir kayıp yaşayan kişinin kriz anında vücudunda kesikler açmasıdır.
Normal düzeni bozan, aniden ortaya çıkan ve birey ya da küçük gruplar üzerinde olumsuz sonuçlar doğuran, alışılmış baş etme mekanizmalarının yetersiz kaldığı durumlardır. Örneğin, üniversite sınavına hazırlanan bir öğrencinin sınavdan iki gün önce ağır hastalanması bir krizdir.
Toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı durduran ve etkilenen toplumun kendi imkânlarıyla baş edemediği olaylardır. Örneğin, 6 Şubat Kahramanmaraş depremi geniş çaplı bir afettir.
Travmatik veya yıkıcı olayı doğrudan yaşayan, olayın fiziksel ve ruhsal etkilerine bizzat maruz kalan bireylerdir. Örneğin, depremde yıkılan binanın enkazından çıkarılan kişi birincil afetzededir.
Travmatik olayı doğrudan kendisi yaşamamış ancak birinci dereceden yakınları veya aile üyeleri olaydan doğrudan etkilenmiş olan kişilerdir. Örneğin, deprem bölgesinde olmayıp göçük altındaki akrabalarından haber bekleyen kişidir.
Travmatik olaydan etkilenen insanlara yardım etmek amacıyla olay yerinde görev yapan arama-kurtarma, sağlık ve sosyal destek ekipleridir. Örneğin, deprem bölgesinde günlerce çalışan bir AFAD görevlisi bu gruptadır.
Olayla doğrudan veya dolaylı hiçbir bağı olmayıp, yaşanan felaketi medya, televizyon veya sosyal ağlar üzerinden takip ederek travmatize olan geniş halk kitlesidir. Örneğin, televizyondaki enkaz görüntülerini izleyip yoğun kaygı yaşayan bir vatandaştır.
Travmatik olayın hemen ardından, genellikle ilk 24 saat içinde ortaya çıkan, fizyolojik uyarılma ve gerçek dışılık hissinin (dissosiyasyon) hâkim olduğu ilk evredir. Kişi bu evrede acı hissetmeyebilir ve donakalabilir.
Şok etkisinin geçmesiyle, yaklaşık 2-6 gün sonra başlayan ve bireyin yoğun kaygı, öfke, suçluluk gibi duygusal karmaşalar ile kâbuslar yaşadığı toparlanma evresidir. Bu evredeki tepkiler anormal olaya verilen normal tepkilerdir.
Afetzedenin olay hakkında konuşmaktan kaçındığı, içsel olarak kayıplarının yasını tuttuğu ve yaşanan sarsıcı deneyimi zihninde anlamlandırmaya çalıştığı üçüncü toparlanma evresidir.
Tepkilerin şiddetinin azaldığı, bireyin günlük yaşama yeniden ilgi gösterip geleceğe dair planlar yapmaya başladığı ve travmayı hayatının bir parçası olarak kabul ettiği son evredir.
Travma anında veya hemen sonrasında kişinin kendisini, çevresini veya yaşadığı olayları gerçek dışı, bir rüya ya da kâbus gibi algılaması durumudur. Şok döneminde bireyi aşırı acıdan koruyan bir savunma mekanizmasıdır.
Travmatik olaya dair can sıkıcı görüntülerin, seslerin veya kokuların kişinin iradesi dışında aniden zihninde belirmesi ve olayın o an tekrar yaşanıyormuş hissi uyandırmasıdır. Örneğin, yangın mağdurunun durup dururken yanık kokusu almasıdır.
Travmaya maruz kalan çocukların, gelişimsel olarak daha önceki yaş dönemlerine ait davranış kalıplarına geri dönmesidir. Örneğin, 6 yaşındaki bir çocuğun depremden sonra parmak emmeye veya altını ıslatmaya başlamasıdır.
Belirli bir coğrafi bölgede genellikle ani şekilde ortaya çıkan, kolektif stres yaratan, önemli ölçüde can ve mal kaybına yol açan, toplumsal yaşamı sarsan ve bireylerin baş etme kaynaklarını zorlayan olaylardır.
Yer kabuğunun derinliklerinde meydana gelen süreçler sonucunda oluşan ve ciddi can ve mal kayıplarına yol açabilen deprem, heyelan, kaya düşmesi gibi doğal afetlerdir.
Yer kabuğunu oluşturan levhaların hareketleri ve aralarındaki sürtünme kuvvetinin aşılması sonucu meydana gelen, dünyadaki depremlerin %90'ını oluşturan en yıkıcı deprem türüdür.
Yerin derinliklerindeki erimiş magmanın yüzeye çıkışı sırasında oluşan fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda meydana gelen ve genellikle yanardağ çevresiyle sınırlı kalan depremlerdir.
Genellikle bir yamacın eteğindeki toprağın aşırı derecede suya doyması sonucu, taşıma kapasitesini kaybederek büyük kütleler hâlinde aşağıya doğru kayması olayıdır.
Yüksek basınç ve yüksek sıcaklık ile erimiş olan kayalardan oluşan magmanın yeryüzüne püskürerek çıkmasıyla karakterize edilen jeolojik kökenli bir doğa olayıdır.
Hava olayları ve iklim koşullarına bağlı olarak gerçekleşen, kasırga, hortum, sel ve tsunami gibi çok geniş alanları ve nüfusu etkileme gücüne sahip olan doğal afetlerdir.
Bir bölgede toprağı belirli bir süre için tamamen veya kısmen su altında bırakan; ani, büyük ve düzensiz su akıntıları şeklinde ortaya çıkan su baskını felaketidir.
Okyanuslarda meydana gelen büyük depremler veya volkanik patlamalar sonrası oluşan dev dalgaların kıyı bölgelerine ulaşarak ciddi yıkımlara yol açmasıdır.
Okyanuslar üzerinde ısınan sıcak ve nemli havanın yükselmesi sonucu oluşan, rüzgâr hızının saatte en az 120 km'ye ulaştığı en tehlikeli ve yıkıcı tropik fırtınalardır.
Yüksek basınç alanından alçak basınç alanına doğru ilerleyen, gökyüzünde başlayıp yere doğru uzanan spiral şeklindeki güçlü ve yıkıcı rüzgâr sistemidir.
Belli bir iş yerinde belli bir işin yapılması esnasında çalışandan veya iş yerinden kaynaklanan sebeplerden dolayı ortaya çıkan, çalışanın yaralanması veya hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaydır.
Siyasal, dinsel ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere, resmî ve yerel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren eylemlerin yapılmasıdır.
Bireyin fiziksel ve psikolojik varlığına tehdit oluşturan, inanç ve güven sarsılmasına yol açan, kişinin normal baş etme mekanizmalarının yetersiz kaldığı yoğun korku ve çaresizlik yaşantısıdır.
Bireyin afet veya travmatik bir olay sonrasında geliştirdiği, yoğun korku, çaresizlik, dehşet, suçluluk ve öfke gibi negatif duygusal tepkileri içeren psikolojik durumdur.
Bireyin yaşadığı ağır travmatik olayların ardından yeni yaşam perspektifleri geliştirme, empati artışı ve ilişkilerde derinleşme gibi pozitif psikolojik değişimler yaşaması sürecidir.
Bireyin fiziksel bütünlüğüne, yaşamına veya sevdiklerine yönelik gerçek bir ölüm ya da ağır yaralanma tehdidi karşısında hissettiği aşırı korku, çaresizlik ve dehşet tepkileriyle karakterize, baş etme kapasitesini aşan zorlayıcı yaşantıdır.
İnsan faaliyetleri ve teknolojinin gelişimi sonucunda ortaya çıkan, nükleer, biyolojik, kimyasal kazalar ile endüstriyel ve taşımacılık kazalarını kapsayan insan kaynaklı travmatik olaylardır.
Travmatik bir olay sırasında veya sonrasında bireyin kendisini, çevresini veya yaşadığı anı gerçek dışı hissetmesi, duygularının küntleşmesi ve olay anından zihnen uzaklaşması durumudur.
Afet ve travmatik yaşam olayının hemen ardından gelen, ilk 24-48 saati kapsayan ve bireyin mantıklı düşünememe, donakalma veya panik reaksiyonları gösterdiği korunma evresidir.
Afetten yaklaşık 2-6 gün sonra ortaya çıkan, bireyin olup bitenlerin farkına varmasıyla birlikte yoğun duygusal karmaşa, bedensel şikayetler ve kaçınma davranışları sergilediği dönemdir.
Afetten sonraki 1 hafta ile 1 ay arasındaki süreci kapsayan, bireyin yaşanan duygusal ve düşünsel tepkileri gözden geçirip anlamlandırmaya çalıştığı ve yas tutmaya başladığı evredir.
Afetten 1 ay ve sonrası dönemi kapsayan, bireyin olanları kabul ederek günlük rutinlerine döndüğü, geleceğe yönelik planlar yaptığı ve duygusal olarak toparlandığı evredir.
Afetin hemen ardından başlayan, hayatta kalanların yüksek adrenalin etkisiyle plansız ve koordinasyonsuz bir şekilde başkalarını kurtarmak için kendilerini feda ettikleri toplumsal evredir.
Afetten sonraki ilk birkaç haftayı kapsayan, hayatta kalmanın getirdiği mutlulukla birlikte devlet, medya ve sivil toplum kuruluşlarından yoğun yardımların ve ilginin geldiği evredir.
Afetten sonraki 2. günden başlayıp ortalama 3 ay süren, yardımların ve toplumsal ilginin azalmasıyla afetzedelerin öfke, terk edilmişlik ve yalnızlık hissettiği evredir.
Afetten yaklaşık 6 ay sonra başlayıp 36 aya kadar sürebilen, bireylerin hayat tarzlarındaki değişiklikleri kabullenerek barınma, iş ve eğitim planlarını hayata geçirdiği evredir.
Bireyin yaşadığı ağır travmatik ve sarsıcı olayların ardından, travma öncesi durumuna kıyasla psikolojik olarak daha güçlü, olgun, farkındalığı yüksek ve dirençli hale gelmesidir.
Afet veya travmatik yaşam olayının gerçekleştiği bölgede bulunan ve bu yıkıcı süreci doğrudan, fiziksel olarak yaşayan bireylerdir.
Afeti doğrudan yaşayan birincil mağdurlarla ailevi, akrabalık ya da yakın kişisel ilişkileri ve bağları olan bireylerdir.
Afet sonrasında arama-kurtarma, ilk yardım, tıbbi müdahale ve psikososyal destek çalışmalarında görev alan profesyonel veya gönüllü çalışanlardır.
Bireyin yaşamında büyük önem taşıyan bir kişinin, nesnenin, fiziksel yetinin veya sosyal durumun yok olmasıyla ortaya çıkan ve biyopsikososyal dengeyi sarsan durumdur.
Yaşanan bir kayıp karşısında bireyin içsel olarak geliştirdiği, üzüntü, acı ve boşluk hissiyle karakterize doğal ve birincil duygusal tepkidir.
Keder duygusunun dışa vurulmasını sağlayan, kültürel ritüelleri, cenaze törenlerini ve sosyal anma davranışlarını kapsayan eylemsel süreçtir.
Kayıp yaşayan bireyin yanı sıra dışarıdaki diğer insanlar tarafından da somut olarak fark edilebilen ve gözlenebilen (örneğin bir uzvun veya yakının kaybı) durumdur.
Kişi tarafından derinden deneyimlenen ancak başkaları için soyut ve görünmez olan (örneğin gençliğin, özgüvenin veya finansal bağımsızlığın kaybı) durumdur.
Yaşam döngüsü içerisindeki doğal gelişimsel ve biyolojik süreçlerin bir sonucu olarak yaşanan (örneğin çocuğun okula başlamasıyla ebeveynin hissettiği boşluk) kayıptır.
Kaza, ani hastalık, doğal afet veya beklenmedik ölümler gibi öngörülemeyen ve aniden gelişen travmatik olayların yol açtığı kayıp türüdür.
Ölümcül veya yaşamı tehdit eden bir hastalığı olan hastanın yakınlarının, henüz gerçekleşmemiş kayıp için önceden kayıp ve yas davranışları sergilemesi sürecidir.
Normal yas tepkilerinin zamanla hafiflemeyip çok uzun süreler boyunca aynı yoğunlukta devam etmesi ve bireyin yaşamını kilitlemesi durumudur.
Kayıp anında aşırı sorumluluk üstlenme veya duyguları bastırma nedeniyle ertelenen yas tepkilerinin, çok daha sonra yoğun bir şekilde ortaya çıkmasıdır.
Bireyin yaşadığı kederin klinik düzeyde fobilere, panik ataklara, depresyona veya kendine zarar verme eğilimlerine dönüşerek yıkıcı hale gelmesidir.
Bireyin yaşadığı fiziksel (psikosomatik) veya psikolojik rahatsızlıkların temelinde yas sürecinin yattığının kendisi tarafından fark edilememesi durumudur.
Toplum tarafından onaylanmayan veya damgalanan ölüm şekilleri (intihar, kürtaj vb.) nedeniyle bireyin acısını açıkça paylaşamadığı yas türüdür.
Normal yas sürecindeki bireylerin mevcut baş etme becerilerini fark etmelerini ve günlük yaşama uyum sağlamalarını amaçlayan destekleyici psikososyal süreçtir.
Karmaşık veya patolojik yas yaşayan bireylerin içsel çatışmalarını çözmeyi ve kederi terapötik bir çerçevede işlemeyi hedefleyen yapılandırılmış psikoterapi sürecidir.
Kişinin uyum sağlama veya başa çıkma kapasitesini tamamen aşan, yaşamına ya da beden bütünlüğüne yönelik tehdit, şiddet veya ölüm tehlikesi içeren olaylarla yüz yüze gelmesi durumudur. Bu yaşantılar bireyin gündelik yaşamdaki savunma ve baş etme sistemlerini felce uğratır.
Travmatik bir olayla karşılaşıldığı andan itibaren başlayan, en az 3 gün ve en fazla 1 ay süren, TSSB ile benzer tanı kriterlerine sahip geçici bir ruhsal bozukluktur. Belirtiler 1 ayı aştığında tanı TSSB'ye dönüşür.
Dehşet verici, ölümcül veya ağır yaralanmalı bir travmatik olaydan sonra başlayan ve en az 1 ay boyunca azalmaksızın devam eden, kaçınma, aşırı uyarılma ve bilişsel çarpıtmalarla karakterize kronik ruhsal gerginlik durumudur.
Bireyin travmatik olay anını veya anılarını sanki o an yeniden gerçekleşiyormuş gibi hissetmesi, yaşaması ve çevreyle olan gerçeklik bağının geçici olarak kopması durumudur. Flashback (geriye dönüş) yaşantıları bu tepkilere örnek gösterilebilir.
Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan, ruh sağlığı alanındaki tüm psikiyatrik rahatsızlıkların tanı ölçütlerini içeren ve dönem dönem güncellenen uluslararası tanı el kitabıdır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında yoğun topçu ateşi ve siper savaşlarına maruz kalan askerlerde görülen, günümüzde TSSB olarak adlandırılan tablonun tarihsel süreçteki ilk isimlendirmelerinden biridir.
Francine Shapiro tarafından geliştirilen, travmatik anıların beyinde yanlış depolanması sonucu oluşan psikolojik düğümleri, çift yönlü göz hareketleri uyarımıyla yeniden işleyerek duyarsızlaştırmayı amaçlayan 8 seanslık yapılandırılmış bir terapi modelidir.
Özellikle doğal afetler gibi kitlesel travmalardan sonra, bireylerin yaşadıkları yoğun stres tepkilerinin anormal bir duruma verilen normal tepkiler olduğu konusunda bilinçlendirilmesini amaçlayan koruyucu ve önleyici bir baş etme stratejisidir.
Bilişsel modele göre, travmatik bir durumla karşılaşıldığında zihinde aniden ve istemsizce beliren, genellikle olumsuz, çarpık ve bireyin duygusal/fizyolojik tepkilerini doğrudan tetikleyen hızlı değerlendirmelerdir.
TSSB yaşayan bireyin, travmatik olayı hatırlatan, simgeleyen veya çağrıştıran her türlü düşünce, duygu, mekân, insan veya sosyal ortamdan bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde uzak durma ve kaçma çabasıdır.
Travma sonrasında bireyin her an yeni bir tehlike olacakmış gibi tetikte beklemesi, abartılı irkilme tepkileri göstermesi, odaklanma güçlüğü yaşaması ve uyku düzeninin ciddi şekilde bozulması durumudur.
EMDR yaklaşımında, travmatik olay anına ait bilgilerin, duyguların ve bedensel duyumların beyinde doğru bir şekilde işlenemeyerek izole ve hatalı bir biçimde kilitli kalmasını ifade eden kavramsal tanımdır.
Bireyin fiziksel ve psikolojik bütünlüğüne yönelik tehdit oluşturan, güven ve kontrol duygularını sarsan, genellikle beklenmedik ve kontrol dışı gelişen olaylar bütünüdür. Örneğin, ciddi bir doğal afet veya trafik kazası bireyde travmatik etki yaratabilir.
Travmatik bir olaydan sonraki 2 gün ile 4 hafta arasında ortaya çıkan, bireyin günlük işlevselliğini etkileyen kısa süreli stres yanıtlarıdır. Erken müdahale edilmediğinde bu durum kronikleşerek travma sonrası stres bozukluğuna dönüşebilir.
Travmatik bir olaydan sonra en az bir ay veya daha uzun süre devam eden, bireyin işlevselliğini ciddi şekilde bozan kronik bir stres rahatsızlığıdır. Belirtileri arasında kâbuslar, kaçınma ve aşırı uyarılmışlık yer alır.
Bir yakının kaybı sonrasında ortaya çıkan normal yas sürecinin sınırlarını aşan, bireyin günlük yaşam işlevselliğini uzun süreli ve kronik olarak bozan patolojik yas durumudur.
TSSB yaşayan bireylerin travmatik olayı kâbuslar, flashbackler veya istemsizce akla gelen rahatsız edici görüntüler aracılığıyla sanki olay o an tekrar gerçekleşiyormuş gibi hissetmesidir.
Travmaya maruz kalmış bireyin, olayı hatırlatan kişilerden, yerlerden, düşüncelerden, konuşmalardan veya duygulardan bilinçli ya da bilinçsiz olarak uzak durma eğilimidir.
Travma sonrasında bireyin sürekli tetikte olması, kolayca irkilmesi, uyku sorunları yaşaması, dikkatini toplamada güçlük çekmesi ve ani öfke patlamaları göstermesi durumudur.
Travmatik olayın hemen ardından gelen ilk 24 saati kapsayan, bireyin gerçeklik algısının sarsıldığı, donakaldığı veya yoğun panik yaşadığı ilk tepki evresidir.
Travmatik olaydan sonraki 2 ila 6 gün arasında gözlenen, bireyin olayın etkilerini hissetmeye başlayarak yoğun korku, öfke, suçluluk ve fizyolojik belirtiler gösterdiği evredir.
Travmadan sonraki 1. haftadan itibaren başlayan, bireyin olayı zihinsel olarak anlamlandırmaya çalıştığı, kayıplarının yasını tuttuğu ve içine kapandığı evredir.
Kriz ve afet durumlarının hemen ardından bireylerin duygusal yükünü hafifletmek ve temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla uygulanan acil, yapılandırılmış ve kanıta dayalı destek yaklaşımıdır.
Travmatik olaydan genellikle 48 saat sonra başlatılan, bireylerin yaşadıkları duyguları grup ortamında liderler eşliğinde paylaşarak anlamlandırmalarını sağlayan grup çalışması yöntemidir.
Ayalon ve arkadaşları tarafından geliştirilen, bireyin travma sonrası baş etme mekanizmalarını inanç, duygu, sosyal, hayal gücü, biliş ve fiziksel olmak üzere 6 farklı kanalda değerlendiren modeldir.
Bireyin stres ve kaygı anlarında sakinleşmesini ve kontrol duygusunu yeniden kazanmasını sağlamak amacıyla zihninde huzurlu ve güvenli bir yer imgelemesi oluşturması tekniğidir.
Travmatik olay sırasında veya sonrasında bireyin yaşadığı yoğun acı ve şoktan korunmak amacıyla gerçeklikten, kendi bedeninden veya zaman-mekân algısından geçici olarak kopması durumudur.
Bireyin yaşamını, fiziksel bütünlüğünü tehdit eden sarsıcı bir olaydan sonra geliştirdiği, olayı yeniden yaşama, kaçınma ve aşırı uyarılmışlık belirtileriyle karakterize psikolojik bozukluktur. Örneğin, deprem yaşayan bir çocuğun en ufak seste irkilmesi bu duruma örnektir.
Bir erişkin ile cinsel açıdan olgunlaşmamış bir çocuk arasında, güç, tehdit veya kandırma yoluyla gerçekleşen her türlü cinsel eylemdir. Mağdur ile fail arasında genellikle en az 5 yıllık bir yaş farkı bulunur.
Bebeklik döneminde anne veya birincil bakıcı ile kurulan, çocuğun kendisini güvende hissetmesini ve dünyayı keşfetmesini sağlayan sağlıklı duygusal bağdır. Bu bağın kopması çocukta ciddi kayıp travmalarına yol açar.
Travmaya maruz kalmış çocukların, yaşadıkları sarsıcı olayı oyunlarında tekrar tekrar canlandırması ve taklit etmesi davranışıdır. Örneğin, fiziksel şiddet gören bir çocuğun oyuncak bebeklerini sürekli dövmesi bu kavrama örnektir.
Yas sürecinin ilk aşaması olup, çocuğun veya ergenin sevdiği birinin kaybı karşısında sanki hiçbir şey olmamış gibi davranması ve durumu reddetmesi durumudur. Bu evrede çocuk genellikle içine kapanır.
Yas sürecinin ikinci aşamasında, çocuğun kaybı kabullenmeye başlamasıyla birlikte kendisini bırakıp giden kişiye karşı öfke duyması ve onun yerini dolduracak birilerini araması durumudur.
Çocuğun kaybın acısını normal yollarla hissettiği, hüzünlendiği ancak aynı zamanda kendi psikolojik yaralarını düşünsel düzeyde onarmaya çalıştığı yas aşamasıdır.
Yas sürecinin son aşaması olup, çocuğun kaybı tamamen kabullenerek geleceğe yönelik yeni planlar yapmaya ve hayatına devam etmeye başladığı dönemdir.
Ebeveynlerin de katılımıyla gerçekleştirilen, çocuğun travmatik olayla ilgili işlevsiz ve hatalı düşüncelerini (şemalarını) tespit edip düzeltmeyi amaçlayan aile odaklı terapi modelidir.
Danışanın travmatik anılarını kronolojik bir yaşam öyküsü şeklinde terapistle birlikte yazıp okuyarak, parçalanmış anıları tutarlı bir bütün haline getirmeyi amaçlayan terapi yöntemidir.
Resim, boyama, kil ve heykel gibi sanatsal araçları kullanarak, çocuğun travmatik anılarını doğrudan söze dökmeden, sembolik yollarla ifade etmesini ve duyarsızlaşmasını sağlayan terapi türüdür.
Çift yönlü uyarım (göz hareketleri, ses veya dokunma) kullanarak, beyinde kilitli kalmış travmatik anıların yeniden işlenmesini ve rahatsız edici etkisinin yok edilmesini sağlayan hızlı etkili yaklaşımdır.
Travma sonrasında çocuğun çevresindeki olaylara, aktivitelere karşı ilgi kaybı yaşaması, hiçbir şeyden zevk alamaması ve duygusal tepki vermekte zorlanması durumudur.
Bilişsel davranışçı terapide kullanılan; düşünce, duygu ve davranış arasındaki karşılıklı etkileşimi ve bu üç unsurun birbirini nasıl şekillendirdiğini açıklayan temel modeldir.
Travmaya maruz kalan çocuğun, stresle baş edemediği için daha önceki gelişim dönemlerine ait davranışlara geri dönmesidir. Örneğin, tuvalet eğitimi almış bir çocuğun tekrar altını ıslatmaya başlaması.
Çocuğun yaşadığı psikolojik acı ve travmayı bedenselleştirerek, tıbbi bir nedeni olmayan kronik baş ağrısı, mide bulantısı veya karın ağrısı şeklinde dışa vurması durumudur.
Bireyin, kendi eylemleriyle arzu edilen sonuçları üretebilme ve zorlu durumlarla başa çıkabilmek için gerekli adımları organize edip uygulayabilme kapasitesine olan inancıdır. Örneğin, matematik sınavında başarılı olacağına inanan bir öğrencinin zorlandığı anlarda pes etmeyip daha çok çalışması bu inancın bir göstergesidir.
Tehdit, zarar ve kayıpları ya da bunlara eşlik eden psikolojik sıkıntıları önlemek, azaltmak veya yönetmek için gösterilen bilişsel ve davranışsal çabaların bütünüdür. Bilinç dışı savunma mekanizmaları bu kavramın dışında tutulur.
Etkileşim kuramına göre, bireyin karşılaştığı çevresel bir durumun kendi iyi oluşu üzerinde nasıl bir etki yaratacağını bilişsel olarak tartması sürecidir. Bu değerlendirme sonucunda durum ilgisiz, olumlu veya stresli olarak kategorize edilir.
Bireyin stresli durumla başa çıkabilmek için sahip olduğu kişisel ve çevresel kaynakları, ayrıca bu kaynakları etkili bir şekilde kullanabilme yeterliğini değerlendirmesidir.
Stres yaratan durumun kendisini veya çevresel koşulları değiştirmek, düzeltmek ya da ortadan kaldırmak amacıyla gösterilen aktif ve doğrudan çabalardır. Örneğin, afet sonrası hasar gören evi için sigorta işlemlerini başlatan bir bireyin davranışı bu kapsama girer.
Stresli durumun bireyde yarattığı olumsuz duygusal sıkıntıyı, kaygıyı ve gerginliği azaltmaya veya düzenlemeye yönelik gösterilen pasif çabalardır. İlgiyi başka yönlere çekmek veya gevşeme egzersizleri yapmak bu baş etme biçimine örnektir.
Hobfoll tarafından geliştirilen, baş etmeyi bireylerin hayati öneme sahip nesne, durum, kişisel nitelik ve enerji gibi kaynaklarını koruma, muhafaza etme ve kayıpları telafi etme çabası olarak açıklayan kuramdır.
Yoğun travmatik yaşantılar sonucunda bireyin ruhsal bütünlüğünde, belleğinde veya kimliğinde ortaya çıkan bölünme, ayrışma veya kopma durumudur. Travma anını veya sonrasındaki belirli bir dönemi hatırlayamama bu duruma örnektir.
Bireyin travmatik yaşantıyı hatırlatan yerlerden, kişilerden, nesnelerden veya düşüncelerden sürekli olarak uzak durmaya çalışması şeklinde ortaya çıkan uyum bozucu bir olumsuz baş etme yöntemidir.
Travma sonrasında bireyin sürekli bir tehlike ve tehdit beklentisi içinde olması, her an tetikte kalması ve çevresel uyaranlara karşı aşırı gergin ve tepkisel bir ruh hâli sergilemesidir.
Bireyin kendi hayatındaki olayların, başarıların veya başarısızlıkların kendi kararları, çabaları ve eylemleri sonucunda şekillendiğine dair taşıdığı güçlü inançtır.
Bireyin bir işi veya görevi başarabileceğine dair çevresindeki insanlardan aldığı gerçekçi sözel destek, teşvik ve geri bildirimlerdir. Bu durum bireyin öz yeterlik inancını artırır.
Bireyin, özellikle kendisine yaş, cinsiyet veya statü gibi yönlerden benzeyen diğer insanların başarılarını gözlemleyerek, benzer durumlarda kendisinin de başarılı olabileceğine inanması sürecidir.
Travma sonrasında, herhangi bir belirgin tetikleyici veya hatırlatıcı olmaksızın, beklenmedik anlarda zihinde aniden beliren ve bireyde yoğun korku ve kaygı yaratan travmatik olay resimleri veya düşünceleridir.
Travma sonrasında ortaya çıkan öfke, uyku sorunları, korku ve aşırı uyarılmışlık gibi bedensel ve duygusal tepkilerin nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleriyle kontrol altına alınması sürecidir.
Travma sonrasında gelişen suçluluk, çaresizlik ve felaketleştirme içeren olumsuz düşüncelerin yerine, durumu daha gerçekçi, yapıcı ve çözüm odaklı bir bakış açısıyla ele almayı sağlayan düşünme biçimidir.
Kısa vadede bireyin yaşadığı yoğun stresi ve semptomları hafifletiyor gibi görünen ancak uzun vadede travma sonrası stres bozukluğunu artıran ve kronikleşmesine yol açan alkol kullanımı veya kaçınma gibi olumsuz baş etme yollarıdır.
Travma mağdurlarının toparlanma süreçlerini hızlandırmak amacıyla psikolojik danışmanlar tarafından uygulanan, terapi niteliğinde olmayan, beceri kazandırma odaklı orta dönem müdahale programıdır.
Olumsuz yaşam olayları, travmalar, kayıplar ya da yoğun stres karşısında bireylerin uyum sağlayabilme, işlevselliklerini koruyabilme ve hızlıca toparlanabilme kapasitesidir. Örneğin, bir doğal afet sonrasında ruh sağlığını koruyarak günlük yaşam rutinlerine dönebilen bir birey yüksek psikolojik sağlamlık gösteriyor demektir.
Bireyin fiziksel ya da psikolojik bütünlüğünü tehdit eden, güvenlik duygusunu sarsan, çoğunlukla kontrolü dışında gerçekleşen ve psikososyal dengesini bozan olaylardır. Deprem, savaş veya ağır bir kaza gibi durumlar bireyde derin izler bırakan travma örnekleridir.
Bireyin yaşamında olumsuz sonuçların ortaya çıkma olasılığını artıran, mevcut travmatik yaşantıların etkilerini derinleştiren ve baş etme kapasitesini zayıflatan etmenlerdir. Örneğin, ebeveyn kaybı veya kronik yoksulluk psikolojik sağlamlığı tehdit eden önemli risk faktörleridir.
Risk ve stres yaratan durumların olumsuz etkilerini azaltan, yumuşatan veya ortadan kaldıran, aynı zamanda bireyin uyumunu ve öz yeterliğini artıran kaynaklardır. Güçlü aile bağları ve yüksek problem çözme becerisi bu faktörlere örnek gösterilebilir.
Bireyin stresli ve zorlu durumlara farklı perspektiflerden bakabilmesini, değişen koşullara zihinsel olarak adapte olabilmesini ve alternatif çözümler üretebilmesini sağlayan bilişsel kapasitedir.
Bireyin yaşamındaki olayların ve sonuçların kendi davranışlarının, kararlarının ve çabalarının bir sonucu olduğuna inanması durumudur. Bu inanca sahip bireyler zorluklar karşısında daha aktif problem çözme eğilimi gösterirler.
Bireyin yaşamındaki olayların kendi kontrolü dışında, şans, kader veya diğer güçlü insanlar gibi dışsal etmenler tarafından belirlendiğine inanmasıdır. Bu durum çaresizlik duygusunu artırabilir.
Bireyin zorlu koşullar altında başarılı olacağına, belirli bir performansı gösterebileceğine ve sorunların üstesinden gelebileceğine dair duyduğu içsel inançtır. Bandura'nın kuramına göre baş etme stratejilerini doğrudan etkiler.
Çocuğun özerkliğini ve bağımsızlığını desteklerken aynı zamanda dengeli sınırlar koyan, rehberlik eden, sevgi ve açık iletişime dayalı ebeveynlik modelidir. Çocuğun psikolojik sağlamlığını en çok destekleyen tarzdır.
Aşırı kuralcı, baskıcı, çocuğun özerkliğine izin vermeyen ve cezalandırıcı yöntemleri sıklıkla kullanan ebeveynlik tarzıdır. Çocuklarda kaygı düzeyini artırarak sağlamlığı zedeler.
Çocuğun hem fiziksel hem de duygusal ihtiyaçlarına karşı duyarsız kalan, ilgi ve sevgi sunmayan ebeveynlik modelidir. Çocukların psikolojik sağlamlığı üzerinde oldukça olumsuz etkilere yol açar.
Sosyal ağların gücü, kurumların işlevselliği, kolektif problem çözme kapasitesi ve güven ilişkileri üzerine inşa edilen, büyük krizlerde topluluğun birlikte toparlanabilme gücüdür.
Travmatik veya stresli bir olayın sadece yıkıcı ve olumsuz yönlerine odaklanmak yerine, o deneyimden çıkarılabilecek olası öğrenme ve gelişim fırsatlarını zihinsel olarak görme sürecidir.
Bireyin yaşadığı olumsuz, zorlayıcı olayları umut verici veya kişisel gelişimine katkı sağlayabilecek birer fırsat olarak yorumlayıp zihninde olumlu bir yere oturtmasıdır.
Yaşanan travmatik deneyimi bireyin kendi kişisel değerleri, inanç sistemleri, manevi dünyası veya yaşam felsefesi çerçevesinde açıklanabilir ve kabul edilebilir bir yere yerleştirmesidir.
Stres kaynağını doğrudan değiştirmeye, ortadan kaldırmaya veya etkisini azaltmaya yönelik plan yapma, bilgi toplama ve çözüm arama gibi aktif davranışsal stratejilerdir.
Stresin yarattığı olumsuz duygusal tepkileri (kaygı, öfke, üzüntü) düzenlemeye, ifade etmeye ve sosyal destek arayarak bu duyguları hafifletmeye yönelik stratejilerdir.
Zorlu yaşam olayları karşısında olumlu yeniden değerlendirme, dini/manevi başa çıkma ve yaşamda yeni amaçlar arayarak travmayı kişisel gelişim fırsatına dönüştürme sürecidir.
Bireyin yaşadığı travmatik olaylardan sonra sadece eski işlevsellik düzeyine dönmesiyle kalmayıp, yaşamında yeni bir anlam bulması, kişisel olarak güçlenmesi ve ilişkilerini derinleştirmesi gibi pozitif dönüşümler yaşamasıdır.
Fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olan, günlük rutin yaşamı durduran veya kesintiye uğratan, etkilenen topluluğun kendi imkânlarıyla başa çıkamayacağı boyuttaki doğal veya insan kaynaklı olaylardır.
Afet sonrasındaki ilk aşama olup; fizyolojik uyarılma, mantıklı düşünme kapasitesinde azalma, şok, inanmama, korku ve çaresizlik duygularının en yoğun yaşandığı dönemdir.
Afet sonrası ikinci aşama olup; gerginlik, huzursuzluk, kabuslar görme, toplumdan uzaklaşma ve hayatta kalmış olmaktan dolayı suçluluk duyma belirtileriyle karakterize süreçtir.
Afet sonrası yoğun psikolojik tepkilerin azaldığı, bireyin günlük yaşama dönmeye ve gelecekle ilgili planlar yapmaya başladığı toparlanma aşamasıdır.
Aşırı stres durumunda iki veya daha fazla zihinsel işlemin bilinçten kopması, bireyin kendi bedenine, duygularına veya çevresine yabancılaşarak gerçeklik hissini yitirmesidir.
Bireyin travmatik olayı tüm canlılığıyla, o anki ses, koku ve görüntüleri fiziksel tepkilerle birlikte sanki şu an oluyormuş gibi istemsizce yeniden yaşaması durumudur.
Bireyin travmatik olayla ilgili düşünce, duygu, konuşma, insan, mekân ve faaliyetlerden, hissettiği yoğun acıyı kontrol altında tutabilmek amacıyla uzak durmasıdır.
Görünürde bir tehlike olmamasına rağmen bireyin sürekli tetikte olması, çevresine karşı aşırı dikkatli, tedirgin ve yakınlarına karşı aşırı koruyucu bir tutum sergilemesidir.
Dayanılmaz ruhsal acıların yoğunluğunu önlemek amacıyla bedenin ve zihnin duyguları tamamen kapatarak hissizleşmesi durumudur.
Afet sonrasında isteksizlik, hayattan keyif alamama, umutsuzluk, kronik yorgunluk, motivasyon eksikliği ve tekrarlayan ölüm düşünceleriyle ortaya çıkan duygu durum bozukluğudur.
Fiziksel bir neden bulunamamasına rağmen, yaşanan psikolojik travmanın etkisiyle vücudun sırt, baş, eklem veya kas bölgelerinde sürekli ağrılar hissetmesidir.
Özellikle insan eliyle veya ihmaliyle ortaya çıkan afetlerden sonra mağdurlarda gelişen yoğun öfke, kin, nefret ve öç alma duygusudur.
Travma sonrası oluşan olumsuz düşünce ve inançları tespit edip bunları gerçekçi ve sağlıklı düşüncelerle değiştirmeyi amaçlayan psikolojik tedavi yöntemidir.
Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme anlamına gelen, bireyin kaygı duyduğu travmatik anıyı beyninde yeniden işlemesini sağlayan bir tekniktir.
Bireylerin bilinçaltına itip bastırdıkları travmatik duygu ve stresleri sanat yoluyla dışa vurmalarına ve kendilerini keşfetmelerine yardımcı olan terapi yöntemidir.
Afetzedelere yaşadıkları travmatik tepkilerin normal dışı bir olaya verilen normal tepkiler olduğunu anlatarak onları süreç hakkında bilgilendiren programlardır.
Afetler nedeniyle mevcut sosyal düzenin, aile yapısının ve toplumsal ilişkilerin yıkılması veya değişmesi sonucu toplumda ortaya çıkan düzensizlik durumudur.
Afet sonrasında suların kirlenmesi, barınma yetersizliği ve altyapı çöküşü nedeniyle uzun dönemde ortaya çıkan bulaşıcı ve salgın hastalıklar bütünüdür.
Bireyin içsel dünyasını kapsayan psikolojik süreçler ile kişiyi çevreleyen toplumsal dinamikleri ifade eden sosyal süreçlerin karşılıklı ve dinamik etkileşimidir.
Afet sonrasında ortaya çıkabilecek psikolojik uyumsuzlukların önlenmesi, aile ve toplum ilişkilerinin yeniden kurulması ve etkilenenlerin normal yaşama dönmesini amaçlayan çok disiplinli hizmetlerin bütünüdür.
Afetzedelerin normal yaşantılarına geçiş sürecini hızlandırmak, gereksinimleri tespit etmek ve baş etme kapasitelerini artırmak amacıyla yürütülen tüm faaliyet ve hizmetlerdir.
İhtiyaç analizi, psikolojik ilk yardım, sevk, bilgi merkezi oluşturma ve toplumu harekete geçirme gibi müdahale sürecinde kullanılan yöntem ve araçların genel adıdır.
Afet sonrasında farklı grupların değişen psikososyal ihtiyaçlarını ve bunlara yönelik farklı düzeylerdeki müdahale hizmetlerini sınıflandıran piramit modelidir.
Çok Katmanlı Destekler piramidinin en tabanında yer alan, su, yiyecek, barınak ve temel sağlık gibi herkesin ihtiyaç duyduğu acil fiziksel gereksinimlerin karşılanması sürecidir.
Afetzedelerin aile birleşimini, yas süreçlerini ve sosyal ağlarını harekete geçirerek kendi ruh sağlıklarını korumalarını sağlayan ikinci katman destek hizmetleridir.
Eğitimli uzmanlar tarafından belirli kişi veya durumlara odaklanarak yürütülen bireysel, aile veya grup müdahaleleri ile psikolojik ilk yardım uygulamalarını içeren üçüncü katmandır.
Piramidin en üstünde yer alan, ağır ruhsal sıkıntı yaşayan ve günlük işlevselliğini yitiren bireylere yönelik uzmanlarca sunulan psikolojik ve psikiyatrik tedavi hizmetleridir.
Afet veya kriz sonrasında acı çeken ya da desteğe ihtiyaç duyan bireylere sunulan, sakinleştirmeyi ve sosyal desteklere ulaştırmayı amaçlayan insani ve destekleyici ilk müdahaledir.
Toplumun kendi iç dinamiklerini ve kaynaklarını kullanarak bireylerin hem kendilerine hem de birbirlerine yardım etmelerini sağlama ve kontrol hissini geri kazandırma sürecidir.
Afet bölgesinde görev yapan yardım çalışanlarının, afetzedelerin yaşadığı acılara ve yıkımlara şahit olmaları sonucunda kendilerinin de psikolojik olarak travmatize olması durumudur.
Afet öncesi hazırlık döneminde yürütülen, travmatik olayların gerçekleşmesini veya travma kaynaklı rahatsızlıkların gelişmesini önlemeyi amaçlayan hazırlık ve tatbikat çalışmalarıdır.
Acil yardım döneminde yürütülen, travma kaynaklı ruhsal sorunların daha ciddi ve kronik hastalıklara dönüşmesini engellemek amacıyla yapılan durum tespiti ve psikolojik ilk yardım faaliyetleridir.
İyileştirme ve geliştirme döneminde yürütülen, travma sonrası stres bozukluğu gibi yerleşmiş psikolojik rahatsızlıkların etkilerini azaltmaya yönelik terapi ve rehabilitasyon süreçleridir.
Psikososyal müdahalelerle afetzedenin kendisini çaresiz, edilgen ve bağımlı hissetmekten kurtarıp, yaşamını kontrol edebilen ve baş etme gücü olan bir birey olarak görmesini sağlama sürecidir.
Bir sevilenin kaybına karşı verilen doğal, evrensel ve uyum sağlayıcı fiziksel, duygusal, bilişsel ve davranışsal tepkilerin bütünüdür.
Afet, savaş veya salgın gibi kitlesel olaylar sonrasında, kayıpların bireysel sınırları aşarak tüm toplum tarafından ortaklaşa deneyimlenmesi ve paylaşılması sürecidir.
Çocukların travmatik bir olay veya kayıp sonrasında, gelişimsel olarak daha önceki yaş dönemlerine ait alt ıslatma, parmak emme gibi davranışlara geri dönmesidir.
Stroebe ve Schut tarafından geliştirilen, yas sürecini 'kayıp odaklı tepkiler' ile 'yeniden yapılanma odaklı tepkiler' arasındaki sağlıklı dalgalanmalarla açıklayan güncel yas modelidir.
Yetişkinlerde kaybın üzerinden en az 12 ay geçmesine rağmen yoğun özlem, acı ve işlevsellik kaybının azalmaksızın devam etmesiyle karakterize psikiyatrik tablodur.
Bireyin yaşadığı ağır travma, kayıp ve krizlerin ardından psikolojik olarak olumlu yönde dönüşüm yaşaması, güçlenmesi ve yaşamı yeniden anlamlandırması sürecidir.
Afet ve acil durumların hemen ardından, etkilenen bireylere sunulan acil, pratik, insani ve destekleyici ilk psikososyal müdahale yaklaşımıdır.
Yas ve travma yaşayan bireylerde, herhangi bir tıbbi nedene dayanmayan baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikolojik kökenli fiziksel rahatsızlık belirtileridir.
Orta çocukluk dönemindeki çocukların, gerçek dışı neden-sonuç ilişkileri kurarak ebeveynlerinin ölümünden kendilerini sorumlu tutmaları gibi hatalı düşünme kalıplarıdır.
Piaget'nin bilişsel gelişim kuramında yer alan, 3-7 yaş arasındaki çocukların ölümü geri döndürülebilir ve geçici bir uyku hali olarak algıladığı gelişimsel evredir.
Piaget'nin kuramında 8-12 yaş grubunu kapsayan, çocukların ölümün kalıcılığını anladığı ancak kendilerini suçlama eğiliminde olduğu bilişsel evredir.
İkili süreç modelinde yer alan; özlem duyma, ağlama, anıları düşünme ve kaybın getirdiği derin duygusal acıyı doğrudan yaşama odaklı tepkilerdir.
İkili süreç modelinde yer alan; günlük işleri organize etme, yeni roller edinme ve hayata devam etmeye yönelik pratik ve geleceğe dönük eylemlerdir.
Toplumsal yasın sağlıklı işlenmesi için gerçekleştirilen cenaze törenleri, anma etkinlikleri ve kültürel/dini ortak paylaşım pratikleridir.
Toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı kesintiye uğratan ve etkilenen toplumun baş etme kapasitesinin yetersiz kaldığı doğa, teknoloji veya insan kaynaklı olayların doğurduğu sonuçlardır.
Kişinin kendisinin veya yakınlarının yaşamını, fiziksel ya da ruhsal bütünlüğünü doğrudan tehdit eden veya birey tarafından bu şekilde algılanan, günlük rutinleri sarsan olağanüstü olaylardır.
Bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde kalıcı izler bırakan, felaket niteliğindeki bir yaşantının neden olduğu rahatsızlık, bunaltı ve zihinsel dengesizlik durumudur.
Afet bölgesinde bizzat bulunan, afeti doğrudan yaşayan ve olayın yıkıcı etkilerine ilk elden maruz kalan bireylerdir.
Afeti doğrudan yaşamayan ancak afeti bizzat tecrübe eden birincil mağdurlarla ailevi, duygusal ya da yakın ilişkisel bağı bulunan kişilerdir.
Afet sırasında ve sonrasında arama-kurtarma, tıbbi müdahale ve psikososyal yardım faaliyetlerinde görev alan uzman personel ve gönüllülerdir.
Afet bölgesinde bulunmayan ve afetzedelerle doğrudan bağı olmayan, ancak gelişmeleri medya ve sosyal mecralardan takip ederek etkilenen insanlardır.
Başarısızlık, yıpranma veya enerji, güç ve potansiyel üzerinde aşırı zorlanma sonucunda ortaya çıkan, fiziksel, duygusal ve zihinsel tükenme durumudur.
Travma alanında çalışan uzmanların, danışanlarının kişisel travma yaşantılarını yoğun şekilde dinlemeleri ve empati kurmaları sonucu kendi iç dünyalarında ve inanç sistemlerinde meydana gelen olumsuz değişimlerdir.
Afet çalışanlarının travmaya maruz kalmış kişilerin yaşadığı acı ve stresten etkilenerek aşırı düzeyde stres yaşaması ve iş performanslarının düşmesidir.
Travma yaşayan kişilerle kurulan yoğun empati sonucunda çok fazla acı ve keder duygusuna maruz kalınmasıyla yardım edenin profesyonelliğini ve duygusal gücünü yitirmesidir.
Psikolojik yardım veren uzmanın, geçmişinden getirdiği kendi içsel çatışmalarını ve duygularını farkında olmadan yardım sürecindeki danışana yansıtması ve objektifliğini kaybetmesidir.
En zorlayıcı travmatik olaylarla mücadele edilmesi sonucunda bireylerde meydana gelen, eski duruma dönmenin ötesinde daha ileri bir olgunlaşma ve olumlu değişim sürecidir.
Son derece zor, sıkıntılı ve travmatik bir durumdan sonra bireyin yaşamını azimli, amaçlı ve başarılı bir şekilde sürdürebilme yeteneğidir.
Olumsuz ve zorlu yaşam olaylarına tepki olarak bireyin yaşama bağlılığını, kontrol hissini ve zorluklarla baş etme eğilimlerini koruyabilmesidir.
Bireyin stresli yaşam olaylarını anlamlandırabilme, bunları çözümleyebilme ve başa çıkabilme kapasitesine sahip olduğuna dair inancıdır.
Afet çalışanlarının aşırı yorgunluk, yoğun fiziksel baskı ve sürekli travmatik uyarıcılara maruz kalması sonucu geliştirdikleri riskli psikolojik tabloyu ifade eder.
Kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve psikolojik sağlığını korumak ve geliştirmek amacıyla kendi başlattığı düzenli ve bilinçli uygulamaların bütünüdür.
Kişinin yaşama bağlılık ve bütünlük duygusunu içeren, temelini inançlar ve değerlerin oluşturduğu, kriz anlarında olayları anlamlandırmayı kolaylaştıran içsel güçtür.
Afet çalışanlarının dolaylı travmadan korunmak ve mesleki becerilerini geliştirmek amacıyla daha deneyimli bir uzman veya akademik danışmandan profesyonel yardım alması sürecidir.
Benzer görevlerde çalışan meslektaşların veya arkadaşların bir araya gelerek deneyimlerini paylaşması, birbirlerini duygusal ve mesleki açıdan normalleştirmesidir.
Çalışılan organizasyonun, çalışanlarına güvenli bir ortam sunması, kararlara katılım hakkı tanıması, eğitim ve süpervizyon olanaklarıyla onları desteklemesidir.
Toplumsal yaşamı bozan veya kesintiye uğratan, çok sayıda insanın ölmesine veya zarar görmesine yol açan, ani gelişen ve yerel imkanların yetersiz kaldığı olay ya da olaylar dizisidir.
Ahlaklılığın dilini çözümlemeye çalışan, ahlaki kavramların niteliğini tartışan ve bireyin doğru-yanlış davranışlarına rehberlik eden felsefenin alt disiplinidir.
Afetzedelerin acısını dindirmek amacıyla hiçbir ayrım yapmadan yardım etme isteğinden doğan ve kalıcı barışı destekleyen temel etik ilkedir.
Afet çalışanlarının ırk, dil, din, cinsiyet, yaş veya sosyal sınıf gibi farklılıkları yürüttükleri hizmete olumsuz yansıtmamaları ve önceliği en acil ihtiyaçlara vermeleridir.
Bireyin insanlar hakkında kendi istek ve korkularını karıştırmadan, duygularıyla değil aklıyla hareket etmesi ve ideolojik tartışmalardan uzak durmasıdır.
Afet bölgesinde çalışan kurumların, yasalara bağlı kalmakla birlikte, kendi kararlarını alırken her türlü siyasi, dini veya ekonomik baskıdan uzak, özerk hareket edebilmesidir.
Afet çalışmalarının hiçbir maddi kazanç, hediye veya karşılık beklenmeden yapılması ve afetzedelerin de çalışmalara katılımda zorlanmaması esasıdır.
Bir ülkede insani yardım çalışmalarını yürütmek üzere sadece tek bir yetkili Kızılay veya Kızılhaç derneğinin bulunması ve tüm ekiplerin bu koordinasyona uymasıdır.
Dünya genelindeki tüm ulusal yardım kuruluşlarının eşit statüye sahip olması ve ortak bir insani amaç doğrultusunda birbirleriyle yardımlaşmasıdır.
Ruh sağlığı çalışanlarının yetersiz oldukları alanlarda çalışmayarak ve potansiyel riskleri önceden belirleyerek danışanı tehlikeye atmaktan kaçınmasıdır.
Danışanın kendi kararlarını alabilme ve seçme özgürlüğüne sahip olması, uzmanın da bu hakka ve aydınlatılmış onam sürecine saygı göstermesidir.
Psikolojik yardım ilişkisinde dürüstlüğü, güveni ve danışana karşı üstlenilen mesleki sorumlulukların özenle yerine getirileceğine dair içten bağlılığı ifade eden ilkedir.
Danışanın iyiliğini, gelişimini ve çıkarlarını gözeterek onun için en faydalı olanı yapmayı ve onu olası risklerden korumayı amaçlayan ilkedir.
Kısıtlı olan afet hizmetlerinin ve kaynaklarının, ayrımcılık yapılmadan, öncelikle en riskli gruplardan başlanarak tüm afetzedelere eşit ve hakkaniyetli dağıtılmasıdır.
Tamamıyla yeterli kabul edilecek tek bir çözümü olmayan, aksine eylemlerin yönünü tayin ederken çatışmalı sonuçlar barındıran problem durumudur.
Etik karar verme sürecinde 'Ne yapmam gerekir?' sorusuna odaklanan ve uygun eylemler için kurallar, ilkeler ve kodlar geliştirmeyi amaçlayan kuramlar grubudur.
Etik karar verme sürecinde 'Ne olmam gerekir?' sorusuna odaklanan, uzmanın karakterini, erdemlerini ve ilişkisel bağlamını temel alan kuramsal yaklaşımdır.
Danışanın, psikolojik yardım süreci öncesinde ve esnasında hakları, sorumlulukları ve sürecin işleyişi hakkında yazılı ve sözlü olarak bilgilendirilip onayının alınmasıdır.
Etik davranışı kurallarla veya sonuçlarla değil, psikolojik uzmanın sahip olduğu iyi karakter özellikleri ve erdemli bir yaşam sürmesiyle açıklayan yaklaşımdır.