İnsan, doğası gereği toplu hâlde yaşama içgüdüsüne sahip sosyal bir varlıktır. İnsanların toplum hâlinde bir arada yaşamaları, dış tehlikelere karşı korunma, yaşamsal gereksinimlerin karşılanması, yardımlaşma ve dayanışma ihtiyacından kaynaklanır. Ancak toplumu oluşturan bireylerin fiziksel, sosyal ve ekonomik güçleri eşit değildir. Kendi kişisel menfaatini öne çıkaran bireyler, ellerindeki gücü başkalarının zararına kullanma eğilimi gösterebilirler. Bu sebeple, toplumda huzurun ve devamlılığın sağlanabilmesi için çatışan kişisel çıkarların adalete uygun bir biçimde dengelenmesi ve bağdaştırılması zorunludur. İnsan topluluğunun bulunduğu her yerde toplumsal düzeni ve güvenliği sağlayan hukuk kuralları mevcuttur.
Arapça kökenli bir sözcük olan 'hukuk', etimolojik olarak 'hak' kelimesinin çoğulu olup 'haklar' anlamına gelmektedir. Ancak kavramsal açıdan hukuk ile hak birbirine karıştırılmamalıdır. Hukuk, toplumdaki davranışları düzenleyen kurallar düzenini ifade ederken; hak, bu hukuk düzeni tarafından kişilere tanınan ve korunan hukuki menfaatleri ifade etmektedir. Geniş anlamıyla hukuk; örgütlenmiş bir toplumda yaşayan insanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen, kişilerin hukuki güvenliğini ve özgürlüklerini sağlamayı amaçlayan ve devlet gücü (yaptırım) ile desteklenen bağlayıcı kurallar bütünüdür.
Toplumsal yaşamda aynı amaca yönelik bir dizi ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarının oluşturduğu gruba 'hukuki kurum' adı verilir. Örneğin evlilik ilişkisine dair kurallar topluluğu 'evlilik kurumunu' meydana getirir. Mantıksal ve sistematik bir biçimde bir araya gelen hukuki kurumların oluşturduğu bütüne ise 'hukuk düzeni' denmektedir. Hukuk, sabit ve statik bir yapıya sahip değildir; aksine zamana ve mekiâne göre değişen dinamik bir nitelik taşır. Sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmeler ile toplumsal ihtiyaçlar değiştikçe hukuk kuralları da bu değişimlere ayak uydurmak zorundadır.
Toplumsal ilişkileri ve insan davranışlarını düzenleyen tek kural seti hukuk kuralları değildir. Hukukun yanı sıra ahlak kuralları, din kuralları, görgü kuralları ile örf ve âdet kuralları da sosyal düzeni sağlamaya hizmet eder. Bu kurallar amaç yönünden toplumsal dirlik ve düzeni sağlama ortak paydasında birleşseler de nitelikleri, kaynakları ve yaptırımları bakımından belirgin farklar gösterirler.
Ahlak kuralları, insan davranışlarını iyi-kötü veya doğru-yanlış olarak değerlendiren ilkelerdir. Kendi içinde sübjektif (bireysel) ve objektif (sosyal) ahlak olarak ikiye ayrılır. Sübjektif ahlak, kişinin kendi vicdanına ve kendisine karşı ödevlerine ilişkindir (örneğin dürüst olmak, başkaları hakkında kötü düşünmemek). Objektif ahlak ise kişinin diğer kişilere karşı sorumluluklarını kapsar (örneğin yoksullara yardım etmek, verilen sözü tutmak). Hukuk kuralları sadece kişilerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenlerken, ahlak kuralları kişinin bizzat kendisine karşı olan ödevlerini de kapsar. Ayrıca ahlak 'iyi' davranışın, hukuk ise 'haklı' davranışın ne olduğunu belirler. Ahlak kurallarının yaptırımı vicdan azabı, ayıplanma, kınanma gibi maneviyken; hukuk kuralının yaptırımı devletin zorlayıcı gücüdür. Türk Medeni Kanunu m.364/1'de yer alan altsoy ve üstsoya nafaka verme yükümlülüğü veya TBK m.49/2'deki ahlaka aykırı kasten verilen zararların tazmini hükümleri, ahlak kurallarının hukuk kuralı haline gelmesine örnek gösterilebilir.
Din kuralları, ilahi irade tarafından konulduğuna inanılan ve hem uhrevi (Allah ile kul arasındaki) hem de dünyevi (insanların birbiriyle olan) ilişkilerini düzenleyen dogmatik ve statik kurallardır. Hukuk kuralları beşeri iradenin ürünü olup dinamikken, din kuralları ilahi kaynaklıdır ve zamanla değişmez. Laik hukuk sistemlerinde din kurallarıyla doğrudan bir atıf/yollama ilişkisi kurulmaz ancak zina (TMK m.161) veya hısımlık kaynaklı evlenme engelleri gibi konularda din kurallarının tarihsel ve sosyolojik etkileri görülebilir. Görgü kuralları ise belirli bir çevredeki insanların selamlaşma, hediyeleşme veya ağırlama gibi durumlarda takınmaları gereken nezaket biçimleridir; aykırılık durumu 'görgüsüzlük' veya 'kabalık' olarak manevi tepki görür.
Örf ve adet kuralları, uzun süreden beri tekrarlanan ve toplumda uyulması zorunlu görülen geleneklerdir. Bir örf ve adet kuralının hukuk kaynağı olabilmesi için yazılı hukukta boşluk bulunması ve devlet desteğine sahip olması gerekir. Hukuk kurallarını diğer tüm sosyal düzen kurallarından ayıran en temel nitelik 'maddi yaptırım' yani devlet gücüdür. Hukuki yaptırımlar; ceza, idari işlemin iptali, tazminat, geçersizlik (hükümsüzlük) ve cebri icra şeklinde ortaya çıkar.
Hukukun toplumdaki başlıca işlevleri: toplumda dirlik ve düzeni sağlama, adaleti sağlama, hukuki güvenliği temin etme ile toplumun ekonomisini, doğasını, kültürünü ve gelecek kuşakları koruyup geliştirmektir. Adalet kavramı; dağıtıcı (paylaştırıcı) adalet, denkleştirici (düzeltici) adalet ve sosyal adalet olarak ayrılır. Dağıtıcı adalet, nimet ve külfetlerin kişilerin yetenek ve durumlarına göre paylaştırılmasıdır (örneğin kazanca göre vergi alınması). Denkleştirici adalet, bozulan ekonomik dengenin iade veya tazminatla düzeltilmesidir. Hakkaniyet (nesafet) ise genel kuralın somut olayda yol açabileceği adaletsizliği önlemek amacıyla kişiye ve olaya özgü adalet sağlanmasıdır (örneğin zengin bir akıl hastasının verdiği zararın TBK m.65 uyarınca tazmin ettirilmesi).
Hukuk kurallarının temel nitelikleri normatiflik, soyutluk, genellik, süreklilik ve insan davranışlarını konu almadır. Normatiflik, kuralın emir, yasak, izin veya yetki içermesidir. Soyutluk, kuralın tek bir somut olaya değil aynı nitelikteki tüm olaylara uygulanabilir olmasını; genellik ise aynı durumda bulunan kişilerin tümünü kapsamasını ifade eder. Süreklilik, kuralın yürürlüğe girdiği andan yürürlükten kalkacağı ana kadar kesintisiz uygulanmasıdır.
Hukuk kavramı farklı anlamlarda kullanılır: Pozitif (Müspet) Hukuk; belirli bir zamanda ve ülkede yürürlükte olan yazılı ve yazısız (örf-adet) tüm kuralları ifade eder. Mevzu Hukuk (Mevzuat); sadece yetkili makamlarca konulmuş olan yürürlükteki yazılı kurallardır. Tarihi Hukuk; yürürlükten kalkmış geçmiş hukuk kurallarıdır. İdeal (Doğal) Hukuk ise olanı değil, olması gereken adalete ve insan onuruna en uygun ideal hukuk kurallarını simgeler. Hukuk ayrıca Maddi Hukuk (hak ve yükümlülüklerin içeriğini belirleyen) ve Şekli Hukuk (hakların nasıl talep edileceğini ve korunacağını gösteren usul hukuku) olarak ikiye ayrılır.
Hukukta kaynak kavramı; hukuku yaratan güçleri (TBMM gibi), hukuku tanımaya yarayan bilgi kaynaklarını ve hukukun büründüğü biçimsel şekilleri (yürürlük kaynaklarını) ifade eder. Türk Medeni Kanunu m.1 uyarınca hukukun yürürlük kaynakları derecelendirilmiştir. Hakem veya hâkim, öncelikle yazılı asli kaynak olan kanuna bakar; kanunda hüküm yoksa yazısız tali kaynak olan örf ve adet hukukuna başvurur; orada da kural bulamazsa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse öylece hukuk yaratır.
Yazılı asli kaynaklar (mevzuat) kendi arasında altlık-üstlük ilişkisine tabidir. Buna 'normlar hiyerarşisi' veya 'hukuk düzeni piramidi' denir. Hiyerarşinin en üstünde Anayasa (1982 tarihli 2709 sayılı Kanun) yer alır. Alt basamaktaki norm üst basamaktaki norma aykırı olamaz. İkinci sırada usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmalar ve Kanunlar yer alır. Anayasa m.90 uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile kanunlar çatışırsa antlaşma hükümleri esas alınır. Kanun teklif etmeye milletvekilleri yetkilidir. TBMM Genel Kurulu'nda kanun görüşülmesi için en az 200 milletvekili (üye tam sayısının 1/3'ü) bulunmalı, kabul için katılanların salt çoğunluğu sağlanmalıdır; ancak kabul oyu hiçbir şekilde 151'den (üye tam sayısının 1/4+1'i) az olamaz. Cumhurbaşkanı 15 gün içinde kanunu yayımlar veya meclise geri gönderir. TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğuyla (301 oy) aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı yayımlamak zorundadır.
2017 Anayasa değişikliği (6771 sayılı Kanun) ile yürütme yapısında önemli değişiklikler olmuştur. Bakanlar Kurulu ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) müessesesi kaldırılmış, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri (CBK) getirilmiştir. CBK ile temel haklar, kişisel haklar ve siyasi haklar düzenlenemez; kanunda açıkça düzenlenen veya münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda CBK çıkarılamaz. Çatışma halinde kanun üstündür; TBMM aynı konuda kanun çıkarırsa CBK hükümsüz kalır. Yine 6771 sayılı Kanun ile Tüzük çıkarma yetkisi (AY m.115) kaldırılmış olup 9.7.2018'den sonra yeni tüzük çıkarılamamaktadır; ancak eski tüzükler yürürlüktedir. Yönetmelikler ise Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri tarafından kanun ve CBK'lerin uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları da kanun boşluğunu dolduran ve mahkemeleri bağlayan yazılı kaynak niteliğindedir.
Yazılı kaynaklarda somut olaya uygulanacak hüküm bulunmadığında hâkim tali (yazılı olmayan) kaynak olan örf ve adet hukukuna başvurur. Bir geleneğin örf ve adet hukuku sayılması için süreklilik (maddi unsur), genel inanç (manevi unsur) ve devlet desteği/hukuki kabul (hukuki unsur) şarttır. HMK m.33 uyarınca hâkim Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olduğundan örf ve adeti kendisi araştırır; bu hususta bilirkişi veya odalardan görüş alabilir. Örf ve adet hukukunun tamamlayıcı, belirtici (örneğin TBK m.357 yarıcılık), yorumlayıcı (TMK m.129 amca/dayı/hala/teyze evlenme yasağının yarım kan hısımları da kapsaması) ve zorlayıcı (TMK m.124/1 evlenme yaşının 17'ye indirilmesi) işlevleri bulunur.
Yazılı ve yazısız hiçbir kaynakta hüküm bulunmadığında (kanun boşluğu durumunda) hâkim TMK m.1 uyarınca 'kanun koyucu olsaydı nasıl kural koyacak idiyse' öylece genel ve soyut bir hukuk kuralı koyar. Buna hâkimin hukuk yaratması denir. Hâkim kıyas, genel ilkeler ve mukayeseli hukuktan yararlanabilir. Hâkimin yarattığı kural diğer mahkemeleri ve gelecekte kendisini bağlamaz. Ancak Ceza Hukukunda ('kanunsuz suç ve ceza olmaz' ilkesi TCK m.2, AY m.38), Mali Hukukta (verginin kanuniliği ilkesi AY m.73/3) ve Anayasa Hukukunda (AY m.153/2 uyarınca Anayasa Mahkemesi'nin kanun koyucu gibi hareket edememesi) hâkimin hukuk yaratması KESİNLİKLE YASAKTIR.
Hukukun yardımcı kaynakları ise bilimsel görüşler (doktrin) ve yargı kararlarıdır (içtihatlar). Bunlar bağlayıcı değildir; hâkime yol gösterici ve aydınlatıcı nitelik taşırlar. Yargıtay dairelerinin prensip kararları emsal oluşturur. Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, diğer yargı kararlarından farklı olarak bağlayıcı niteliğe sahiptir ve yazılı asli kaynak grupları arasında değerlendirilir.
Kanunlar, milletlerarası antlaşmalar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi için Resmî Gazete'de yayımlanmaları şarttır. Yürürlük tarihi kural olarak metnin son maddelerinde (yürürlük maddesi) açıkça belirtilir (Örneğin TMK m.1029: 'Bu Kanun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girer'). Eğer metinde özel bir yürürlük tarihi öngörülmemişse, ilgili düzenleme Resmî Gazete'de yayımlandığı gün yürürlüğe girer.
Resmî Gazete'de yayımlanacak yönetmelikler 3011 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Resmî Gazete'de yayımlanmayan yönetmelikler ise uygun vasıtalarla (gazete, web sitesi vs.) ilgililere duyurulduğu tarihte yürürlük kazanır.
Kanunların yürürlükten kalkması üç yolla olur: 1) Yeni bir kanun hükmü ile açık ilga (eski kanunun mülga edildiğinin açıkça yazılması) veya zımni ilga (aynı konuyu düzenleyen yeni kanunun eski kanunla çelişmesi ve birlikte uygulanmasının imkânsız olması). 2) Süreli kanunlarda sürenin dolması (örneğin 3716 sayılı evlenme ve çocukların tesciline dair kanunun 5 yıllık süresinin bitmesi). 3) Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı verilmesi. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yeni kararnameyle veya TBMM'nin aynı konuda kanun çıkarmasıyla hükümsüz kalır. Tüzük ve yönetmelikler ise yeni düzenlemeyle veya Danıştay/idare mahkemelerinin iptal kararları ile yürürlükten kalkar.