Hızla gelişen sanayileşme ve teknolojik ilerlemeler, insan hayatını kolaylaştırırken aynı zamanda çalışma ortamlarında yeni tehlike ve riskleri de beraberinde getirmektedir. Sürekli değişen bu risk faktörleri, çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehdit ederek iş kazalarına ve meslek hastalıklarına yol açmaktadır. Bu sorunların saptanması, düzeylerinin ölçülmesi ve kontrol altına alınması amacıyla proaktif yaklaşımlar sergilenmeli, düzeltici ve önleyici faaliyetler titizlikle uygulanmalıdır.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayımlanan 2007 yılı verilerine göre, dünyada her saniyede üç işçi iş kazası sonucu yaralanmakta, her üç dakikada ise bir işçi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Bu istatistikler, iş kazalarının hem küresel ölçekte hem de ulusal düzeyde sosyoekonomik açıdan ne denli büyük bir problem olduğunu gözler önüne sermektedir. Özellikle büyük felaketler ve toplu ölümlerle sonuçlanan kazalar, konunun kamuoyunda sürekli gündemde kalmasına neden olmaktadır.
İş kazalarının önlenmesinde ve azaltılmasında en kritik adımlardan biri, geçmiş kaza kayıtlarının ve istatistiklerinin doğru tutulmasıdır. İş yerlerinde etkili bir iş sağlığı ve güvenliği (İSG) yönetim sisteminin kurulması, bu istatistiklerin düzenli takibi ve analiz edilmesiyle mümkündür. Ülkemizde bu alanda atılan en önemli yasal adım, 2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu olmuştur. Ancak kanunun yürürlüğe girmesinden sonra da iş kazası sayılarında istenen düzeyde bir azalma sağlanamamıştır.
İş sağlığı ve güvenliği istatistikleri; iş kazaları, işle ilgili sağlık sorunları ve risk faktörlerine maruz kalma durumlarına ilişkin verileri derleyen sistemlerdir. Bu veriler ulusal düzeyde sosyal güvenlik kurumları, çalışma bakanlıkları ve ulusal istatistik büroları tarafından toplanırken, uluslararası düzeyde ise ILO ve Eurostat gibi kuruluşlar tarafından organize edilmektedir. 155 no.lu İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi uyarınca, üye devletler iş kazalarını önlemeye yönelik tutarlı bir ulusal politika izlemek ve yıllık istatistikleri geliştirmekle yükümlüdür.
Türkiye'de iş kazası ve meslek hastalıklarının resmî kayıtlarını tutan ve yıllık istatistikleri yayımlayan yetkili merci Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)'dur. Dünya genelinde ise uluslararası düzeyde üye ülkelerden veri toplayan ILO İşgücü İstatistikleri Veri Tabanı (ILOSTAT) ile Avrupa Birliği düzeyinde veri toplayan Avrupa İş Kazaları İstatistikleri (ESAW) - Eurostat veri tabanları en önemli bilgi kaynaklarıdır. Ayrıca ABD ve İngiltere gibi ülkeler kendi ulusal istatistik büroları aracılığıyla detaylı raporlar yayımlamaktadır.
Mevcut veri kaynaklarının yayımladığı raporlar, veri toplama sistemlerinin çalışan kapsamı açısından bazı sınırlılıklara sahip olduğunu göstermektedir. Verilerin kalitesi ve güvenilirliği iki temel boyuta dayanır: Birincisi, verilerin ülkedeki tüm çalışanları, işverenleri ve kendi namına çalışanları kapsaması; ikincisi ise sistemin meydana gelen olayları yakalama konusundaki bütünlüğüdür. Örneğin, Türkiye'de SGK verileri 2017 yılına kadar sadece işçi sınıfını (4-1/a) kapsarken, kamu çalışanlarını kapsam dışı tutmuştur. Bu durum istatistiklerin tam resmi yansıtmasını zorlaştırmaktadır.
İş kazalarının yol açtığı zararlar toplumsal ve ekonomik olmak üzere iki ana boyutta incelenmektedir. Toplumsal boyutta, kaza geçiren çalışan geçici veya sürekli iş göremez hale gelmekte ya da hayatını kaybetmektedir. Bu durum çalışanın ailesinde manevi yıkımlara, gelir kayıplarına ve aile içi huzursuzluklara yol açmaktadır. Ekonomik boyutta ise iş kazaları, işletmelerin kârlılık oranlarını ve ülkelerin genel ekonomik büyümesini doğrudan ve olumsuz yönde etkilemektedir.
İş kazalarının maliyetleri direkt (doğrudan) ve indirekt (dolaylı) maliyetler olarak ikiye ayrılır. Direkt maliyetler tedavi giderleri, tazminatlar ve ilk yardım masrafları gibi kolayca hesaplanabilen kalemleri içerirken; indirekt maliyetler iş gücü kaybı, üretim durması, makine hasarları, iş yerinin prestij kaybı ve yeni işçi yetiştirme maliyetleri gibi hesaplanması oldukça zor olan kalemlerden oluşur. ILO verilerine göre, endüstrileşmiş ülkelerde iş kazası ve meslek hastalıklarının toplam maliyeti GSYİH'nın %1'i ile %3'ü arasındayken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran %4'e kadar yükselmektedir.
Ülkeler arasında sağlıklı bir karşılaştırma yapabilmek için sadece mutlak iş kazası sayılarına bakmak yanıltıcıdır. Çünkü her ülkenin çalışan nüfusu, sektörel dağılımı ve ekonomik büyüklüğü farklıdır. Bu nedenle, karşılaştırmalarda kaza sıklık oranı, iş kazası insidans oranı, iş kazası ciddiyet oranı ve ölüm hızı oranı gibi standartlaştırılmış ölçütler kullanılmaktadır. Bu ölçütler, genellikle 100.000 çalışan başına düşen kaza veya ölüm sayısını esas alarak verileri karşılaştırılabilir hale getirmektedir.
Dünya genelinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında İSG uygulamaları açısından belirgin farklar bulunmaktadır. Gelişmiş ülkeler (Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya) stratejik planlarında İSG'yi önceliklendirirken, gelişmekte olan ülkelerde bu konu ulusal öncelikler listesinde alt sıralarda yer almaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde işle ilgili yaralanma riski, gelişmiş ülkelere kıyasla 10 ila 20 kat daha fazladır. Bunun temel nedeni, bu ülkelerde iş gücünün büyük kısmının standart dışı, küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalışması ve İSG düzenlemelerinin toplam nüfusun sadece %10'unu kapsamasıdır.
Avrupa Birliği ülkelerinde iş kazası sonucu ölüm hızı oranı 100.000 çalışan başına 2 ile 6 arasında değişmektedir. İngiltere, risk değerlendirmesi uygulamalarına verdiği önem (%92 uygulama oranı) sayesinde Avrupa'da en düşük ölümcül yaralanma oranlarına sahip ülkelerden biridir. Türkiye ise ILOSTAT ve Eurostat verilerine göre ölümcül iş kazalarında maalesef Avrupa ülkelerinin ve birçok dünya ülkesinin oldukça üzerinde yer almaktadır. Türkiye'deki kaza sıklığı, Avrupa Birliği ortalamasının 7 katından daha fazladır.
Türkiye'de SGK verileri incelendiğinde, 2012-2016 yılları arasında iş kazası sayılarının (74.871'den 286.068'e) ve ölümlü iş kazalarının sürekli bir artış eğiliminde olduğu görülmektedir. En çok iş kazası ve ölümün yaşandığı faaliyet alanı 'bina inşaatı' sektörüdür. İller bazında ise sanayinin ve çalışan nüfusun yoğun olduğu İstanbul, Ankara ve İzmir ilk üç sırada yer almaktadır. Ancak yüz bin işçideki ölüm hızı oranına bakıldığında Mersin, Adana, Balıkesir ve Kayseri gibi iller en yüksek ölüm hızına sahipken, İstanbul ve Ankara daha düşük ölüm hızlarına sahiptir.