İş sağlığı ve güvenliği alanında proaktif yaklaşımın en temel aracı risk değerlendirmesidir. Risk değerlendirmesi, iş yerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin analizi, derecelendirilmesi ve gerekli kontrol tedbirlerinin alınması amacıyla yapılan sistematik çalışmalar bütünüdür. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) riski, 'belli bir dönemde veya koşullar altında istenmeyen bir olayın ortaya çıkma olasılığı' olarak tanımlarken, ülkemizde yürürlükte olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu bu süreci yasal bir zorunluluk haline getirmiştir.
Sektör kavramı, en genel anlamıyla aynı iş kolunda veya benzer üretim süreçlerinde faaliyet gösteren iş yerlerini ifade eder. Sektörel risk değerlendirmesi ise aynı iş kolunda faaliyet gösteren iş yerlerindeki ortak tehlikelerin, çalışanlara ve çevreye verebileceği zararların önceden tespit edilerek ortak önleme stratejilerinin geliştirilmesidir. Örneğin, boya veya kimya sektöründe kimyasal maruziyetler ve yangın riskleri ön plana çıkarken, inşaat sektöründe yüksekten düşme ve malzeme düşmesi gibi fiziksel riskler önceliklidir. Sektörel yaklaşım, benzer tehlikelere maruz kalan işletmeleri bir araya getirerek gayret ve kaynak tasarrufu sağlar.
6331 sayılı İSG Kanunu kapsamında iş yerleri, yapılan işin özelliğine, kullanılan maddelere, ekipmanlara ve çalışma ortamına göre üç ana tehlike sınıfına ayrılmıştır: Az Tehlikeli, Tehlikeli ve Çok Tehlikeli. Büro faaliyetleri, oteller ve müzeler az tehlikeli sınıfta yer alırken; imalat, dokuma ve enerji üretimi tehlikeli sınıfta; maden, inşaat, tersane ve rafineri gibi yüksek risk barındıran ağır sanayi kolları ise çok tehlikeli sınıfta sınıflandırılmıştır. Doğru risk değerlendirme metodunun seçimi, doğrudan bu tehlike sınıfları ve iş yerinin yapısal karmaşıklığı ile ilişkilidir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sisteminin yasal çerçevesini devlet, işveren ve çalışan üçlüsünün sorumlulukları oluşturur. Devlet mevzuatı hazırlamak ve denetlemekle yükümlüyken, işveren bu kuralları uygulamakla, çalışan ise kurallara uymakla yükümlüdür. Bu kapsamda, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 29.12.2012 tarihli ve 28512 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 'İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği' yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmelik, 6331 sayılı Kanun kapsamındaki tüm iş yerlerini bağlayıcı niteliktedir.
İSG Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği, risk değerlendirme sürecini altı ana adımda kurgulamıştır. Bu adımlar sırasıyla; risk değerlendirmesi ekibinin kurulması, tehlikelerin tanımlanması, risklerin belirlenmesi ve analizi, risk kontrol adımlarının planlanması, tüm sürecin dokümantasyonu ve risk değerlendirmesinin belirli periyotlarla yenilenmesidir. Yönetmelik, iş yerlerine spesifik olarak hangi risk değerlendirme metodunu (FMEA, HAZOP vb.) kullanmaları gerektiğini doğrudan dikte etmez, yöntemsel bir serbestlik tanır.
Yönetmeliğin 9'uncu maddesinin 2'nci bendinde, risklerin analiz edilirken işletmenin faaliyet özelliklerinin, tehlikelerin niteliğinin, iş yerinin kısıtlarının ve ulusal/uluslararası standartların esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu hüküm, işverenlerin ve İSG profesyonellerinin rastgele bir yöntem seçmek yerine, kendi sektörlerine ve iş yerlerinin karmaşıklık düzeyine en uygun, uluslararası kabul görmüş bilimsel yöntemleri tercih etmelerini yasal olarak zorunlu kılmaktadır.
Risk değerlendirme yöntemleri literatürde temel olarak üç grupta incelenmektedir: Kantitatif (Nicel), Kalitatif (Nitel) ve Karma yöntemler. Kantitatif yöntemler, riski hesaplarken matematiksel ve istatistiksel teoremleri, olasılık hesaplarını ve simülasyon modellerini kullanır. Monte Carlo Simülasyonu, Bayes Ağları, Karar Ağacı ve Markov Analizi bu grubun en bilinen örnekleridir. Bu yöntemler yüksek düzeyde uzmanlık ve sayısal veri altyapısı gerektirir.
Kalitatif yöntemler ise tehlikenin gerçekleşme olasılığı ve şiddeti gibi parametreleri sözel veya basit puanlama sistemleriyle analiz eder. Ön Tehlike Analizi (PHA), İş Güvenlik Analizi (JSA), Olursa Ne Olur? (What If...?), Risk Değerlendirme Karar Matrisi (L Tipi ve X Tipi Matris), Tehlike ve İşletebilme Analizi (HAZOP) ile Hata Türleri ve Etki Analizi (FMEA) kalitatif sınıfta yer alır. Karma yöntemler ise hem nitel hem nicel verileri harmanlayan Olay Ağacı Analizi (ETA), Hata Ağacı Analizi (FTA) ve Neden-Sonuç Analizi gibi metotlardır.
Metot seçiminde iş yerinin tehlike sınıfı, üretim hattının karmaşıklığı, veri yapısı ve ekip çalışması ihtiyacı belirleyicidir. İş yerinin tehlike seviyesi arttıkça kullanılan yöntemler karmaşıklaşmakta, yüksek tecrübe ve geniş katılımlı ekip çalışması zorunlu hale gelmektedir. Örneğin, kimya endüstrisinde proses güvenliği için HAZOP tercih edilirken, otomotiv ve makine imalatında FMEA veya FTA, hizmet sektöründe ve az tehlikeli ofis ortamlarında ise L Tipi Matris gibi daha sade ve uygulanabilir yöntemler seçilmektedir.
Risk Yönetim Sistemi (RYS), iş yerindeki tehlikelerin sistematik olarak kontrol altında tutulmasını sağlayan beş temel adımdan oluşur. Birinci adım 'Tehlikenin Belirlenmesi'dir. Bu adım, tüm risk değerlendirme sürecinin en kritik aşamasıdır; çünkü gözden kaçan bir tehlike için risk analizi yapılamaz ve önlem alınamaz. Bu aşamada kimyasal, fiziksel, biyolojik, ergonomik ve psikososyal risk kaynakları saha gözlemleri, ramak kala raporları ve çalışan görüşleri doğrultusunda titizlikle listelenir.
İkinci adım 'Risklerin Değerlendirilmesi'dir. Bu adımda, belirlenen tehlikelerin analiz edilmesi için en uygun risk değerlendirme metodunun seçimi gerçekleştirilir. Üçüncü adım 'Risklerin Derecelendirilmesi' olup, seçilen metot vasıtasıyla her bir riskin olasılık ve şiddet değerleri çarpılarak risk puanı hesaplanır ve aciliyet sırasına göre derecelendirme yapılır. Dördüncü adım 'Kontrol Önlemlerinin Uygulanması'dır; yüksek riskli alanlardan başlanarak tehlikeyi kaynağında yok etme, ikame etme veya kişisel koruyucu donanım sağlama gibi kontrol hiyerarşisine uygun önlemler hayata geçirilir.
Beşinci ve son adım ise 'Denetim, İzleme ve Gözden Geçirme' aşamasıdır. Alınan önlemlerin sahada ne derece etkin olduğu periyodik olarak izlenir, yetersiz kalan veya yeni riskler doğuran durumlar tespit edilirse süreç ilk adıma dönülerek tekrarlanır. RYS, statik bir belge değil, sürekli iyileştirme (PUKÖ döngüsü) prensibine dayanan dinamik ve yaşayan bir sistemdir.
Teorik esasların pratiğe dökülmesi amacıyla, imalat sektöründe faaliyet gösteren ve tehlikeli sınıfta yer alan bir torna atölyesinde risk değerlendirme metot seçimi gerçekleştirilmiştir. Uygulamanın yapıldığı torna atölyesi, 750 metrekarelik kapalı alanda, 36 personelin görev yaptığı, 58 adet torna tezgahında 350 farklı kalem mamul ve yarı mamulün üretildiği karmaşık bir yapıya sahiptir. İş yerinin SGK sicil numarasındaki ilgili hanelerden tespit edilen NACE kodu '256201' (metallerin makinede işlenmesi) olup, tehlikeli sınıfta yer aldığı tescillenmiştir.
Atölyedeki tehlikelerin değerlendirilmesi amacıyla 10 kişiden oluşan çok disiplinli bir risk değerlendirme ekibi kurulmuştur. Ekipte iş güvenliği uzmanları, iş yeri hekimi, atölye şefi, posta başı, çalışan temsilcisi, kalite kontrol sorumlusu ile makine ve kimya mühendisleri yer almıştır. Atölyede sipariş üzerine çok çeşitli üretim yapılması, makine ve malzeme çeşitliliğinin fazla olması nedeniyle analiz sürecinde yüksek düzeyde tecrübe ve çalışan katılımı gerekmiştir.
Metot seçim kriterleri değerlendirildiğinde; tehlike sınıfının 'Tehlikeli', verilerin 'Kalitatif', ekip çalışmasının ve yüksek tecrübenin 'Gerekli' olduğu saptanmıştır. Bu kriterlere uyan iki temel yöntem olan İş Güvenlik Analizi (JSA) ve X Tipi Matris arasından, torna atölyesinde iş adımlarının ve görev tanımlarının son derece net belirlenmiş olması nedeniyle, doğrudan iş görevlerine odaklanan 'İş Güvenlik Analizi (JSA)' metodunun uygulanmasına karar verilmiştir.