Soylulaştırma (gentrification) kavramı ilk kez Britanyalı kent sosyoloğu Ruth Glass tarafından Londra'daki işçi sınıfı mahallelerinin orta sınıf aileler tarafından satın alınarak dönüştürülmesini tanımlamak amacıyla literatüre kazandırılmıştır.
Weber'e göre Orta Çağ Avrupa'sında gerçek anlamda bir şehir toplumu olabilmek için yerleşimin bir kaleye, bir pazara, kendine ait özerk bir mahkemeye, yerel bir hukuk sistemine ve sakinlerinin katılımıyla seçilen yöneticilere sahip olması şarttır.
Burgess, Chicago kentini modelleyerek kentsel büyümeyi iç içe geçmiş 5 halkayla açıklar: 1. Merkezi İş Alanı, 2. Geçiş Bölgesi (çöküntü alanı), 3. Bağımsız İşçi Konutları Bölgesi, 4. Seçkin Konut Bölgesi ve 5. Banliyö Bölgesi.
Simmel, metropol yaşamında para ekonomisinin egemen olmasıyla birlikte insan ilişkilerinin tamamen rasyonelleştiğini, her şeyin sayısal ve ölçülebilir değerlere indirgendiğini ve bireylerin duygusal olarak bıkkın (blasé) bir tavır geliştirdiğini savunmuştur.
Lefebvre, yeni liberal dönemde kapitalist aktörlerin (müteahhitler, bankalar vb.) kent mekânını barınma amaçlı bir kullanım değerinden ziyade, alınıp satılabilen ve yüksek kâr getiren bir rant/değişim değeri olarak yapılandırdıklarını belirtir.
Skeldon'a göre göçmenlerin yeni kentlerde yoksulluğa düşmesini engelleyen en önemli mekanizma, bireysel göç yerine ailece göç etmeleri ve geldikleri yerdeki hemşehri/akrabalık ağlarını aktif olarak kullanmalarıdır.
Birleşmiş Milletler raporlarında, dünya nüfusunun yarıdan fazlasının kentlerde yaşaması ve kentsel büyüme hızının katlanarak artması nedeniyle 21. yüzyılın küresel sorunlarının ve çözümlerinin kent üzerinden şekilleneceği belirtilerek bu döneme 'Kent Yüzyılı' adı verilmiştir.