← Ünite 6

Ünite 6: İş Kazalarının Hukuksal Boyutu — Konu Anlatımı

1Giriş ve İş Sağlığı ve Güvenliğinin Disiplinler Arası Yapısı

İş sağlığı ve güvenliği (İSG); tıp, mühendislik, hukuk, iktisat, sosyoloji ve psikoloji gibi çok çeşitli bilim dallarını ilgilendiren, bu alanlardan beslenen ve onlara katkı sağlayan disiplinler arası bir daldır. Temel amacı, çalışanların iş yerindeki sağlık ve güvenlik bütünlüğünü her türlü olumsuz etkiden korumaktır. Çalışma ortamından, işin yürütüm koşullarından, kullanılan araç-gereçlerden ve maruz kalınan fiziksel, kimyasal ya da biyolojik etmenlerden kaynaklanabilecek olumsuzlukları en aza indirmek veya tamamen ortadan kaldırmak bu disiplinin ana hedefini oluşturur.

İş sağlığı ve güvenliği sadece çalışanların bireysel sağlığını korumakla kalmaz, aynı zamanda üretim güvenliğini ve işletme güvenliğini de tesis eder. Günümüzde yeni üretim tekniklerinin hızla çeşitlenmesi, kimyasal maddelerin kullanımındaki artış ve radyasyon gibi modern tehlike kaynaklarının yaygınlaşması, bu disipline duyulan ihtiyacı ve önemi her geçen gün daha da artırmaktadır. İSG bilincinin toplumsal ve kurumsal düzeyde kültürel bir algı olarak yerleşmediği senaryolarda, iş kazaları ve meslek hastalıkları gibi yıkıcı sonuçların önüne geçilmesi mümkün değildir.

İş sağlığı ve güvenliği hukuku ise sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının kurulması, işletilmesi ve sürdürülebilir kılınması için gereken yasal düzenlemeler bütününü ifade eder. Bu hukuksal çerçeve; devlet, işveren, çalışan ve sivil toplum kuruluşları gibi tüm paydaşlara belirli haklar ve emredici yükümlülükler yükler. Bu ünitede, özellikle iş kazalarının önlenmesi bağlamında işverene yüklenen yasal sorumluluklar ve bu sorumlulukların ihlal edilmesi durumunda ortaya çıkacak hukuki, cezai ve idari yaptırımlar detaylı şekilde ele alınmaktadır.

2İş Kazalarının Önlenmesinde İşveren Yükümlülükleri ve AB Modeli

Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı oluşturulurken Avrupa Birliği (AB) modeli esas alınmıştır. AB'nin ilk dönem düzenlemelerinde, iş yerinin özellikleri, çalışma koşulları ve kullanılan ekipmanlar gibi her detayı ayrı ayrı belirleyen aşırı detaycı ve kısıtlayıcı bir yaklaşım sergilenmiştir. Ancak bu yöntemin her iş yerine tam olarak uygulanamaması ve dinamik çalışma hayatındaki riskleri önlemede yetersiz kalması nedeniyle zamanla köklü bir anlayış değişikliğine gidilmiştir.

Bu anlayış değişikliği sonucunda, katı kurallar koymak yerine temel gerekleri belirleyen ve "kendi kendini yönetme" (self-regulation) esasına dayanan modern bir yapı benimsenmiştir. Bu yeni modelde işverenler, sağlıklı ve güvenli bir iş yeri düzeni kurma ve bunu sürdürme konusunda tam sorumlu tutulmuş, ancak bu sorumluluğu hangi yöntemlerle yerine getirecekleri konusunda onlara daha esnek bir hareket alanı tanınmıştır. Bu yaklaşımın en somut örneği, AB İSG hukukunun temelini oluşturan 89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktif'tir.

89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktif, İSG alanına "önleyicilik" prensibinin yanı sıra "ortak sorumluluk" ilkesini de kazandırmıştır. Bu ilke uyarınca işveren en yüksek düzeyde önleyici tedbirleri almakla yükümlüyken, çalışanlar da kendilerine düşen kurallara uymakla mükelleftir. Ülkemizde yürürlükte olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu da bu modern felsefeyi ve ortak sorumluluk ilkesini tam anlamıyla benimseyerek inşa edilmiştir.

3İşverenin Önleme Yükümlülüğü ve İSG Organizasyonu

Önleme; iş yerinde yürütülen işlerin tüm aşamalarında iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili riskleri ortadan kaldırmak ya da azaltmak amacıyla planlanan ve alınan tedbirlerin tümünü ifade eder. 6331 sayılı Kanun ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca işveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri eksiksiz bulundurmak zorundadır. İşverenin bu yükümlülüğü; ekonomik durumunun yetersizliği, tecrübesizlik veya iş yerinin yeni kurulmuş olması gibi gerekçelerle asla hafifletilemez veya ortadan kaldırılamaz.

Önleme yükümlülüğünün hayata geçirilmesindeki en kritik adım, iş yerinde etkin bir İSG organizasyonunun kurulmasıdır. İSG organizasyonu; iş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi ve diğer sağlık personelinin görevlendirilmesini, çalışan temsilcilerinin seçilmesini, destek elemanlarının belirlenmesini ve gerekli hallerde İş Yeri Sağlık ve Güvenlik Birimi (İSGB) ile İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu'nun (İSGK) oluşturulmasını kapsayan çok boyutlu bir süreç yönetim sistemidir.

İşverenler, çalışanları arasından gerekli sertifikalara sahip iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi görevlendirmekle yükümlüdür. İş yerinde bu niteliklere sahip personel bulunmaması durumunda, bu hizmetler Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerinden (OSGB) veya Çalışan Sağlığı Merkezlerinden (ÇASMER) hizmet satın alma yoluyla karşılanabilir. Ancak dışarıdan hizmet alınması, işverenin bu konudaki asli hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve hafifletmez.

4İş Güvenliği Uzmanı ve İş Yeri Hekimi Görevlendirme Kriterleri

İş güvenliği uzmanları; müfettişler, mühendisler, mimarlar ve teknik elemanlardan (teknik öğretmen, fizikçi, kimyager, biyolog ve İSG mezunları) oluşur ve A, B, C sınıfı belgelere sahiptirler. A sınıfı uzmanlar tüm tehlike sınıflarında, B sınıfı uzmanlar tehlikeli ve az tehlikeli sınıflarda, C sınıfı uzmanlar ise sadece az tehlikeli sınıflarda görev yapabilirler. İş yeri hekimleri ise Bakanlıkça yetkilendirilmiş ve iş yeri hekimliği belgesine sahip tıp doktorlarıdır. Bu profesyonellerin istihdamı, iş yerinin tehlike sınıfına ve çalışan sayısına göre belirlenen yasal süreler ve kişi sayıları üzerinden gerçekleştirilir.

Az tehlikeli sınıfta yer alan iş yerlerinde her 1000 çalışan için en az bir tam zamanlı iş güvenliği uzmanı ve her 2000 çalışan için en az bir tam zamanlı iş yeri hekimi görevlendirilmelidir. Tehlikeli sınıfta bu sayılar her 500 çalışan için bir iş güvenliği uzmanı ve her 1000 çalışan için bir iş yeri hekimi şeklinde düzenlenmiştir. Çok tehlikeli sınıfta ise standartlar daha da sıkılaştırılarak her 250 çalışan için bir iş güvenliği uzmanı ve her 750 çalışan için bir iş yeri hekimi görevlendirilmesi zorunlu kılınmıştır.

Çalışan sayısının bu sınırların tam katlarından fazla olması durumunda, geriye kalan çalışan sayısı da dikkate alınarak ek görevlendirmeler yapılır. Ayrıca, 10 ve daha fazla çalışanı olan çok tehlikeli sınıftaki iş yerlerinde iş yeri hekiminin yanı sıra diğer sağlık personeli (hemşire, sağlık memuru, acil tıp teknisyeni, çevre sağlığı teknisyeni) görevlendirilmesi de zorunludur. Ancak iş yerinde tam süreli iş yeri hekimi istihdam ediliyorsa, diğer sağlık personeli görevlendirme zorunluluğu ortadan kalkar.

5Risk Değerlendirmesi, Eğitim ve Sağlık Gözetimi Süreçleri

Risk değerlendirmesi; iş yerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin riske dönüşmesine yol açan faktörler ile tehlikelerden kaynaklanan risklerin analiz edilerek derecelendirilmesi ve kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması amacıyla yapılması gereken çalışmaları ifade eder. Risk değerlendirmesi işverenin başkanlığında; iş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi, çalışan temsilcileri ve destek elemanlarından oluşan bir ekip tarafından yürütülür. Bu süreç; tehlikelerin tanımlanması, risklerin belirlenmesi ve analizi, risk kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması, dokümantasyon ve risk değerlendirmesinin yenilenmesi olmak üzere beş temel aşamadan oluşur.

İşveren, çalışanların işe başlamadan önce, iş değişikliğinde veya ekipman değişikliğinde İSG eğitimi almalarını sağlamakla yükümlüdür. Bu eğitimler az tehlikeli sınıfta 3 yılda en az bir kez ve 8 saat, tehlikeli sınıfta 2 yılda en az bir kez ve 12 saat, çok tehlikeli sınıfta ise yılda en az bir kez ve 16 saat olarak düzenlenmelidir. Eğitimlerin genel, sağlık ve teknik konuları uzaktan veya hibrit yöntemle verilebilirken; tehlikeli ve çok tehlikeli sınıflardaki işe ve iş yerine özgü riskleri içeren eğitimlerin mutlaka yüz yüze verilmesi yasal bir zorunluluktur.

Sağlık gözetimi yükümlülüğü kapsamında işveren, çalışanların işe girişlerinde, iş değişikliklerinde ve işin devamı süresince düzenli sağlık raporu almalarını sağlamalıdır. Özellikle tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki iş yerlerinde çalışacak kişiler, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu olmadan kesinlikle işe başlatılamazlar. Sağlık gözetiminden doğan tüm muayene, tetkik ve ek maliyetler tamamen işveren tarafından karşılanmak zorunda olup, hiçbir şekilde çalışanlara yansıtılamaz.

6İşverenin Denetleme ve Uyarlama Yükümlülükleri

İşverenin denetleme yükümlülüğü, sadece İSG önlemlerini almakla yetinmeyip, bu önlemlere çalışanlar tarafından uyulup uyulmadığını sürekli olarak izlemesini ve kontrol etmesini gerektirir. İşveren, kişisel koruyucu donanımları dağıtıp kenara çekilemez; bunların sahada aktif olarak kullanılıp kullanılmadığını denetlemek, iş yeri iç talimatları hazırlamak ve kurallara uyulmasını sağlamak zorundadır. Bu denetimler bizzat yapılabileceği gibi işveren vekilleri, iş güvenliği uzmanları veya siber gözetim (elektronik takip) teknolojileri vasıtasıyla da gerçekleştirilebilir.

Saha denetimlerinde tespit edilen güvensiz davranışlar ve uygunsuzluklar, çalışanlarla diyalog kurularak ve katılım odaklı bir yaklaşımla giderilmelidir. Böylece çalışanlarda İSG kurallarına uymanın kendi yaşamları ve sağlıkları için kritik önemde olduğu bilinci sürekli canlı tutulur. Devletin yaptığı dış denetimler ise işverenin bu iç denetim mekanizmasının ne derece etkin çalıştığını kontrol eden ve sistemi tamamlayan bir unsurdur.

Uyarlama yükümlülüğü ise bilim, teknik ve tecrübenin ulaştığı en son düzey dikkate alınarak, iş yerindeki İSG önlemlerinin değişen koşullara, yeni teknolojilere ve ortaya çıkan yeni risklere göre sürekli olarak güncellenmesini ve modernize edilmesini ifade eder. İşveren, mevcut önlemlerin yetersiz kaldığı veya iş yerindeki koşulların değiştiği durumlarda, koruyucu tedbirleri yeni duruma adapte etmekle yükümlüdür. Bu yönüyle uyarlama, İSG yönetim döngüsünün sürekliliğini sağlayan en dinamik halkadır.

7İSG Yükümlülüklerine Aykırılığın Tazminat, Cezai ve İdari Sonuçları

İşverenin İSG yükümlülüklerine aykırı davranması ve bunun sonucunda bir iş kazasının meydana gelmesi, üç farklı sorumluluk alanında ağır yaptırımları beraberinde getirir. Bunlar; tazminat sorumluluğu (hukuki), cezai sorumluluk ve idari sorumluluktur. Tazminat sorumluluğu kapsamında, iş kazasına uğrayan çalışan veya ölümü halinde yakınları maddi, manevi ve destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilirler. İşçi statüsündeki çalışanların davaları iş mahkemelerinde Borçlar Kanunu hükümlerine göre görülürken, memur ve sözleşmeli personelin davaları idare mahkemelerinde "hizmet kusuru" esasına göre tam yargı davası olarak açılır.

Cezai sorumluluk, işverenin İSG yükümlülüklerini ihlal ederek çalışanın vücut bütünlüğüne veya yaşam hakkına zarar vermesi durumunda tetiklenir. Türk Ceza Kanunu kapsamında taksirle yaralama, taksirle öldürme, ihmali davranışla kasten yaralama veya ihmali davranışla kasten öldürme suçlarından işveren veya işveren vekilleri hakkında hapis ve adli para cezaları uygulanabilir. Ceza yargılamasında işverenin kusur oranı ve ihmal derecesi cezayı doğrudan etkileyen unsurlardır.

İdari sorumluluk ise iş yerinde herhangi bir iş kazası veya zarar meydana gelmemiş olsa bile, sadece İSG kurallarının ve yasal yükümlülüklerin ihlal edilmesiyle doğar. Bu kapsamda uygulanan yaptırımlar idari para cezaları ve işin durdurulmasıdır. İş yerindeki bina, eklenti, ekipman veya çalışma yöntemlerinde çalışanlar için hayati bir tehlike tespit edildiğinde ya da çok tehlikeli sınıftaki belirli iş yerlerinde risk değerlendirmesi yapılmadığında, tehlike giderilinceye kadar iş kısmen veya tamamen durdurulur.