← Ünite 9

Ünite 9: Mesleki Bulaşıcı Hastalıklar — Konu Anlatımı

1Giriş ve Mesleki Bulaşıcı Hastalıkların Sınıflandırılması

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünya genelinde her gün yaklaşık 6.300 kişi meslek hastalıkları veya işle ilgili hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Türkiye'de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2015 yılı istatistikleri incelendiğinde, 241 bin 547 iş kazasının meydana geldiği, bunlardan 1252'sinin ölümle sonuçlandığı ve kayıtlara geçen meslek hastalığı vaka sayısının ise 510 olduğu görülmektedir. Ancak uzmanlar ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB), ülkemizde gerçek meslek hastalığı sayısının bildirilenden çok daha yüksek olduğunu tahmin etmektedir.

Ülkemizde meslek hastalıkları yasal mevzuat çerçevesinde beş ana grupta sınıflandırılmaktadır. Bu gruplar; A Grubu: Kimyasal Maddelerle Olan Meslek Hastalıkları, B Grubu: Mesleki Cilt Hastalıkları, C Grubu: Pnömokonyozlar ve Diğer Mesleki Solunum Sistemi Hastalıkları, D Grubu: Mesleki Bulaşıcı Hastalıklar ve E Grubu: Fiziksel Etmenlerle Olan Meslek Hastalıkları şeklindedir. Mesleki bulaşıcı hastalıklar, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'nde yer alan listenin 'D Grubu' başlığı altında, 4 alt grupta toplam 30 hastalık olarak detaylandırılmıştır.

Çalışma hayatı esnasında ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklarda çalışanlar, hastalık yapıcı biyolojik etkenin bizzat kendisiyle karşılaşabileceği gibi, bu etkene ait hastalandırıcı özelliği olan salgılar veya yapılarla temas ederek de enfekte olabilirler. Bu biyolojik etkenler milimetrenin binde biri ölçülerindeki mikrometre boyutlu bakteriler, milimetrenin bir milyonda biri boyutundaki nanometre ölçütlü virüsler, mantarlar veya gözle görülebilen parazitler olabilir. İş Kanunu'nun 24'üncü maddesinin sağlık sebeplerini düzenleyen 'b' fıkrasında, işçinin yakından görüştüğü işveren veya diğer çalışanlarda bulaşıcı hastalık bulunması durumunda işçiye haklı nedenle fesih ve kıdem tazminatı hakkı tanınması, konunun hukuki boyutuna önemli bir örnektir.

2Temel Terminoloji ve Enfeksiyon Zinciri

Mesleki bulaşıcı hastalıkları anlamak için temel epidemiyolojik kavramların bilinmesi gerekir. Enfeksiyon; doğada çeşitli kaynaklardan taşınarak veya canlının kendisinde bulunan mikroorganizmaların, canlının savunma sistemi ile olan savaşı sonrasında vücutta yayılmasıdır. Enfeksiyon hastalığı ise bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların doğrudan sebep olduğu klinik tablolardır. Eğer bu mikrobiyal etkenlerle karşılaşma ve buna bağlı gelişen hastalık doğrudan işle ilgili bir maruziyet sonucu ortaya çıkıyorsa, bu durum 'Mesleksel Enfeksiyon Hastalığı' olarak tanımlanır.

Enfeksiyon etkeninin yaşadığı, çoğaldığı ve yaşamını sürdürmek için bağımlı olduğu insan, hayvan, bitki, toprak veya cansız nesnelerden oluşan ortama 'Enfeksiyon Kaynağı' denir. Cansız nesneler arasında kapı kolları, ATM tuşları, toplu taşıma tutacakları veya hastane ortamındaki tıbbi araç-gereçler yer alabilir. Bir etkenin sağlam kişiye ulaşabilme ve dokulara yerleşip üreyebilme yeteneğine 'İnfektivite', mikroorganizmanın hastalandırıcılık gücüne ve patojenitesinin derecesine ise 'Virulans' adı verilir. Hastalık yapıcı mikroorganizmanın vücuda girmesiyle ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkması arasında geçen süreye 'İnkübasyon (Kuluçka) Süresi' denir.

Enfeksiyon zinciri; etken, kaynak, kaynaktan çıkış kapısı, bulaşma yolu, yeni konağa giriş kapısı ve duyarlı konak elemanlarından oluşan bir silsiledir. Bulaşma yolları doğrudan ve dolaylı olmak üzere ikiye ayrılır. Doğrudan bulaşmada etken, aracı olmadan kaynaktan duyarlı kişiye geçer (tokalaşma, öpüşme, doğrudan temas). Dolaylı bulaşmada ise etken havada asılı damlacıklar, kontamine eşyalar veya vektörler (kene, sivrisinek, bit, pire) aracılığıyla taşınır. Bulaşma yolları arasında en sık karşılaşılan ve en kolay önlenebilir olanı el temasıdır. Klinik belirti göstermediği halde etkeni vücudunda barındıran ve yayan kişilere ise 'Taşıyıcı (Portör)' denir.

3Türkiye'de Sık Görülen Mesleki Bulaşıcı Hastalıklar ve Risk Grupları

Bir enfeksiyon hastalığının yasal olarak 'Mesleki Bulaşıcı Hastalık' sayılabilmesi için üç temel şart aranır: Görülen işin gereği olarak ortaya çıkması, işyerinin özel koşullarının etkisiyle oluşması ve enfeksiyonun laboratuvar bulguları ile kanıtlanmasıdır. Türkiye'de mesleki bulaşıcı hastalıklar D Grubu altında dört alt grupta incelenir. D-1 grubunda Helminthiasis (Ankilostomiasis, Necatoriasis); D-2 grubunda Tropik Hastalıklar (Malarya, Amobiasis, Dank, Lepra); D-3 grubunda Zoonotik Hastalıklar (Bruselloz, Tetanoz, Şarbon, Salmonelloz, Kuduz, Tüberküloz, Ekinekokkozis) ve D-4 grubunda Meslek Gereği Enfeksiyona Maruziyetler (Viral Hepatit, Tüberküloz) yer alır.

Ülkemizde mesleki bulaşıcı hastalıklar açısından en yüksek risk altında olan grupların başında sağlık çalışanları ve tarım-hayvancılık sektörü çalışanları gelmektedir. Sağlık çalışanlarında yakın temas, damlacık ve kan yoluyla bulaşan viral hepatitler (HBV, HCV), HIV ve tüberküloz ön plandadır. Özellikle hasta ile doğrudan temas eden hekimler, hemşireler, ebeler ve laboratuvar çalışanlarının yanı sıra, enfekte atıklarla temas eden temizlik personeli, güvenlik görevlileri ve yemek servisi çalışanları da risk altındadır. Tarım ve hayvancılık sektöründe ise zoonotik hastalıklar (hayvanlardan insanlara geçen enfeksiyonlar) büyük ekonomik ve tıbbi kayıplara yol açmaktadır.

Zoonotik grupta yer alan Bruselloz (peynir hastalığı), Şarbon, Kuduz, Salmonelloz ve Ekinekokkozis (kist hidatik) Türkiye'de endemik olarak görülmeye devam etmektedir. Çiftçiler, besiciler, kasaplar, veteriner hekimler ve mezbaha çalışanları bu etkenlerle doğrudan temas halindedir. Örneğin, yün ve deri işleriyle uğraşanlarda Şarbon; süt ve süt ürünleri imalatında çalışanlarda Bruselloz; ot, saman ve tarla işleriyle uğraşanlarda Tularemi; çobanlarda ve köpeklerle temas edenlerde ise Ekinekokkozis riski belirgin şekilde yüksektir. Ayrıca açık alanda çalışan inşaat, ormancılık ve tarım işçilerinde kene ısırığı ile bulaşan Lyme hastalığı ve Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ciddi birer mesleki risk faktörüdür.

4Teşhis, Yükümlülük Süreleri ve Yasal Mevzuat

Meslek hastalıklarının tespitinde ve tazminat süreçlerinde 'Yükümlülük Süresi' kavramı kritik bir öneme sahiptir. Yükümlülük süresi, sigortalının meslek hastalığına sebep olan işinden fiilen ayrıldığı tarih ile hastalığın ortaya çıktığı tarih arasında geçebilecek en uzun süreyi ifade eder. Diğer bir deyişle, işten ayrıldıktan sonra bu süre içinde ortaya çıkan hastalıklar meslek hastalığı olarak kabul edilir. Yönetmeliğe göre, eğer bir enfeksiyon hastalığının teşhisi yükümlülük süresinden sonra konulmuş olsa dahi, hastalığın işin yürütüm şartlarından kaynaklandığı tıbbi ve yasal olarak kanıtlanırsa yine meslek hastalığı sayılabilir.

D Grubu mesleki bulaşıcı hastalıkların teşhis yükümlülük süreleri hastalıktan hastalığa büyük değişkenlik gösterir. Örneğin, akut seyirli hastalıklardan Sarı Humma, Dank ve Veba için bu süre 10 gün; Tetanoz, Şarbon, Salmonella, Psittakoz ve Bruselloz için 30 gün ila 6 ay arasında değişmektedir. Buna karşın, kuluçka süresi son derece uzun olan kronik hastalıklardan Ekinekokkoz (kist hidatik) için yükümlülük süresi 1 yıl, Kuduz için 2 yıl ve cüzzam olarak bilinen Lepra için tam 25 yıl olarak belirlenmiştir. Bu sürelerin belirlenmesinde hastalıkların patogenezi ve kuluçka süreleri esas alınmıştır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 14'üncü maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun ilgili maddeleri meslek hastalıklarını yasal güvenceye kavuşturur. Mevzuata göre, meslek hastalıkları listesinde açıkça yer almayan ancak yapılan işin gereği olarak bulaştığı kesin laboratuvar kanıtlarıyla ortaya konan diğer enfeksiyon hastalıkları da meslek hastalığı statüsünde değerlendirilir. Bu durumlarda hastalığın bilinen en uzun kuluçka süresi, yasal yükümlülük süresi olarak kabul edilerek çalışanın hak kaybına uğraması engellenir.

5Enfeksiyonlardan Korunma Yöntemleri ve Kontrol Stratejileri

Mesleki bulaşıcı hastalıklardan korunma stratejileri, enfeksiyon zincirinin herhangi bir halkasının kırılması esasına dayanır ve genel olarak bireysel ve çevresel önlemler olmak üzere ikiye ayrılır. Bireysel önlemler kapsamında çalışanların sağlık eğitimleri, kişisel hijyen alışkanlıkları (özellikle el yıkama), yeterli beslenme ve bağışıklama (aşılama) çalışmaları yer alır. Çevresel önlemler ise çalışma ortamının sanitasyonu, temiz su temini, atıkların güvenli bertarafı, havalandırma sistemlerinin iyileştirilmesi ve vektörlerle (kene, sivrisinek vb.) mücadeleyi kapsar. Korunmada en etkin ve ekonomik yöntem, riskler henüz ortaya çıkmadan önce alınan proaktif önlemlerdir.

Kan ve vücut sıvılarıyla bulaşan hastalıklara (HBV, HCV, HIV) karşı sağlık kuruluşlarında 'evrensel korunma önlemleri' uygulanmalıdır. Türkiye'de 1987 yılından beri tüm kan ve kan ürünleri ELISA yöntemiyle taranmaktadır. Sağlık çalışanlarında kazara iğne batması durumunda ilk yardım olarak bölge bol sabunlu suyla yıkanmalı, olay rapor edilmeli ve profilaksi süreci başlatılmalıdır. Solunum yoluyla bulaşan hastalıklara karşı ise kalabalık çalışma ortamlarının havalandırılması, maske kullanımı ve öksürme/hapşırma hijyenine dikkat edilmesi gerekir. Sindirim yoluyla bulaşan hastalıklardan korunmak için gıda sektöründe portör taramaları yapılmalı, sular klorlanmalı ve süt ürünleri pastörize edilmelidir.

Vektörlerle bulaşan hastalıklardan, özellikle tarım ve hayvancılık çalışanlarını tehdit eden Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ve Lyme hastalığına karşı kene mücadelesi hayati önem taşır. Riskli alanlarda çalışanlar açık renkli ve vücudu örten giysiler giymeli, çalışma sonrası vücut kene yönünden kontrol edilmelidir. Vücuda tutunan keneler asla ezilmemeli, üzerine sigara basılmamalı veya kimyasal dökülmemeli; cımbız yardımıyla veya en yakın sağlık kuruluşunda uzmanlarca çıkarılmalıdır. İşverenler, risk analizlerine dayanarak çalışanlara uygun kişisel koruyucu donanımları (eldiven, maske, çizme, koruyucu gözlük) sağlamakla ve periyodik sağlık taramalarını organize etmekle yükümlüdür.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250