1550-1750 yılları arasında Avrupa'da egemen olan, bir ülkenin zenginliğini sahip olduğu altın ve gümüş gibi değerli maden stokuyla ölçen ve sürekli dış ticaret fazlası vermeyi hedefleyen korumacı ekonomik düşünce akımıdır. Bu sistemde devlet, ithalatı sınırlandırıp ihracatı teşvik ederek ulusal sanayiyi korur.
Fransa'da ortaya çıkan, zenginliğin ve ekonomik büyümenin yegane kaynağının tarımsal üretim olduğunu savunan ve devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini belirten düşünce akımıdır. En önemli temsilcileri Quesnay ve Turgot olan bu akım, sanayi ve ticareti kısır (verimsiz) sektörler olarak kabul eder.
Küreselleşme süreciyle birlikte ortaya çıkan, küresel ekonomiyle sıkı ilişkileri bulunan, sık seyahat eden siyasetçi, iş insanı, akademisyen ve diplomatlardan oluşan yeni bir küresel elit sınıftır. Bu sınıf, dünya ekonomisinin gidişatına ve uluslararası kararlara yön verme gücüne sahiptir.
Feodal dönemde ve özellikle Kuzey Avrupa'da yaygın olarak kullanılan, bir malın başka bir malla doğrudan değiştirilmesi esasına dayanan ticaret yöntemidir. Takastan farkı, malların değerleri arasında büyük farklar olduğunda aradaki farkın para ile ödenebilmesine olanak tanımasıdır.
1947 yılında kurulan ve dünya genelinde ülkelerin gümrük tarifelerini, kotalarını ve ticari engellerini azaltarak serbest ticareti yaygınlaştırmayı amaçlayan uluslararası anlaşmadır. Bu anlaşma, ilerleyen yıllarda kurumsal bir yapıya bürünerek Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) dönüşmüştür.
David Hume tarafından Merkantilizmi eleştirmek amacıyla kullanılan ve para arzındaki artışın üretim miktarını etkilemeyip sadece fiyatlar genel düzeyini (enflasyonu) artıracağını savunan teoridir. Bu teoriye göre, bir ülkenin sürekli dış ticaret fazlası vererek altın biriktirmesi fiyatları artıracağı için sürdürülemez.
Bireylerin veya toplulukların, daha iyi ekonomik imkanlar, yüksek ücret düzeyleri veya sosyal/siyasi nedenlerle kendi ülkelerinden başka bir ülkeye çalışmak ve yaşamak amacıyla taşınması sürecidir. Günümüzde göçmen nüfusun büyük kısmı gelişmiş batı ülkelerinde yoğunlaşmıştır.
Orta Çağ Avrupa'sında kilise dogmalarına dayanan, özgür düşünceyi ve bilimsel gelişmeyi engelleyen felsefi yaklaşımdır. Bu düşünce yapısı, ticareti, zenginleşmeyi ve tefeciliği günah veya hor görülecek faaliyetler olarak kabul ederek ekonomik gelişimi sınırlandırmıştır.
Merkantilist ekonomik sistemin temelini oluşturan, bir devletin gücünün ve zenginliğinin doğrudan hazinesinde bulundurduğu altın ve gümüş külçelerinin miktarına bağlı olduğunu savunan yaklaşımdır. Bu doğrultuda değerli madenlerin ülke dışına çıkışı kesinlikle yasaklanmıştır.
Fizyokratlar tarafından ortaya atılan ve sadece tarım sektörünün net katma değer (hasıla) ürettiği varsayımına dayanarak, devletin yalnızca tarımdan tek bir vergi alması gerektiğini savunan teoridir. Onlara göre sanayi ve ticaret yeni bir değer yaratmadığı için vergilendirilmemelidir.
1760-1840 yılları arasında İngiltere'de başlayan, buhar gücüyle çalışan makinelerin üretimde kullanılması ve demiryolu ağlarının kurulmasıyla karakterize edilen dönemdir. Bu süreç, insan gücüne dayalı üretimi mekanik güce dayalı kitlesel üretime dönüştürmüştür.
1860-1914 yılları arasında çelik üretim tekniklerinin gelişmesi, elektrik enerjisinin fabrikalara girmesi, petrolün kullanımı ve otomotiv sanayisinin doğuşu ile şekillenen dönemdir. Bu dönemde seri üretim bantları ve kimya sanayisi büyük gelişim göstermiştir.
Üretim ve pazarlama faaliyetlerini birden fazla ülkede kendilerine ait şubeler, ortaklıklar veya fabrikalar aracılığıyla yürüten devasa küresel firmalardır. Bu şirketler, üretim süreçlerini maliyetleri en aza indirecek şekilde dünya geneline yayarak küreselleşmeyi hızlandırırlar.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan, ülke para birimlerinin ABD dolarına, doların ise altına endekslendiği sabit kur sistemidir. Sistem, Ağustos 1971'de ABD'nin tek taraflı kararıyla çökmüş ve dünya genelinde dalgalı kur rejimine geçilmiştir.
Bir ülkenin ihraç ettiği malların fiyat endeksinin, ithal ettiği malların fiyat endeksine oranıdır. Kısaca ihraç mallarının ithal mallarıyla değişim oranını ifade eder ve ticaretin ülkeler arasındaki kazanç dağılımını gösterir.
16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa'da hâkim olan, dünya servetinin sabit olduğunu ve gücün altın/gümüş stokuna dayandığını savunan, yoğun devlet müdahalesini ve ihracat artışını hedefleyen iktisadi doktrindir.
Adam Smith tarafından ortaya atılan, bireylerin kendi kişisel çıkarlarını maksimize etmeye çalışırken piyasa mekanizması vasıtasıyla toplumsal refahı da kendiliğinden artıracağını savunan teorik kavramdır.
Bir malın değerinin veya fiyatının, o malın üretimi için harcanan doğrudan ve dolaylı emek miktarı tarafından belirlendiğini savunan, Klasik iktisatçıların temel aldığı teoridir.
Bir ülkenin belirli bir malı, diğer ülkeye kıyasla daha az kaynak (emek) kullanarak, yani mutlak olarak daha ucuza üretebilmesi durumudur. Adam Smith'in dış ticaret teorisinin temelini oluşturur.
David Ricardo tarafından geliştirilen, bir ülke her iki malda da mutlak dezavantaja sahip olsa bile, dezavantajının en az olduğu (göreceli olarak en verimli olduğu) malda uzmanlaşarak dış ticaretten kazanç sağlayabileceğini açıklayan yasadır.
Bir kararın alınmasıyla vazgeçilmek zorunda kalınan en iyi alternatif seçeneğin değeridir. Dış ticarette bir maldan bir birim daha fazla üretmek için diğer maldan vazgeçilen miktarı ifade eder.
Bir ekonomideki mevcut üretim faktörleri ve teknoloji düzeyiyle üretilebilecek iki malın maksimum farklı bileşimlerini gösteren, fırsat maliyetlerini geometrik olarak açıklayan eğridir.
Bir malın üretimi her birim artırılırken diğer maldan vazgeçilmesi gereken miktarın sürekli aynı kalması durumudur. Bu durumda dönüşüm eğrisi düz bir doğru şeklini alır.
Bir malın üretimi artırıldıkça, üretim faktörlerinin homojen olmaması nedeniyle diğer maldan vazgeçilmesi gereken miktarın giderek artması durumudur. Dönüşüm eğrisi orijine göre içbükeydir.
Bir malın üretimi artırılırken diğer maldan vazgeçilmesi gereken miktarın giderek azalması durumudur. Genellikle pozitif ölçek ekonomilerinin varlığında ortaya çıkar ve dönüşüm eğrisi orijine göre dışbükeydir.
John Stuart Mill tarafından ortaya atılan, dış ticaret hadlerinin iki ülkenin birbirlerinin mallarına olan taleplerinin karşılıklı şiddeti tarafından belirleneceğini savunan kanundur.
Alfred Marshall tarafından geliştirilen, bir ülkenin ithal etmek istediği her birim mal karşılığında kendi ihraç malından önermeye hazır olduğu maksimum miktarları gösteren eğridir.
Dış ticarete taraf olan çok büyük bir ülke ile çok küçük bir ülke arasındaki ticarette, denge fiyatlarının büyük ülkenin iç maliyet oranına yakın oluşması sonucu ticaret kazançlarının neredeyse tamamının küçük ülkeye gitmesi durumudur.
Artan maliyet koşulları altında, dış ticarete açılan bir ülkenin ithal ettiği malın yerli üretimini tamamen durdurmayıp, bir miktar üretmeye devam etmesi durumudur.
Sabit maliyet koşulları altında, dış ticarete açılan bir ülkenin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu malın üretimine tüm kaynaklarını aktararak diğer malın üretimini tamamen sıfırlaması durumudur.
Dönüşüm eğrisi üzerindeki bir noktaya çizilen teğetin eğimi olup, bir maldan bir birim daha fazla üretmek için diğer maldan vazgeçilmesi gereken marjinal miktarı gösterir.
Klasik ve liberal iktisadın temel varsayımlarından biri olan, tüm insanların iktisadi kararlar alırken kendi kişisel çıkarlarını en üst düzeye çıkarmak amacıyla rasyonel hareket ettiğini savunan 'ekonomik insan' modelidir.
Liberalizmin temel sloganı olan, devletin ekonomik hayata, bireysel girişimlere ve dış ticarete hiçbir şekilde müdahale etmemesi gerektiğini savunan 'bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' ilkesidir.
İki ülkenin teklif eğrilerinin kesiştiği noktada oluşan, her iki ülkenin de ihraç etmek istediği miktarlar ile ithal etmek istediği miktarları birbirine eşitleyen uluslararası fiyat oranıdır.
İnsanların mal ve hizmet üretmek için harcadıkları bedensel ve zihinsel çabaya verilen isimdir. Üretim sürecindeki en temel girdilerden biri olup kullanım bedeli olarak ücret geliri elde eder.
Üretim süreci içinde harcanmayarak biriktirilen ve daha sonra başka mal ve hizmetlerin üretimi için kullanılan fiziki mallardır. Makine, teçhizat, taşıt, mal stokları ve binalar sermaye mallarına örnek teşkil eder ve kullanım bedeli faizdir.
Hava, su, toprak ve madenler gibi tabiatta bulunan ve insanlar tarafından çeşitli mal ve hizmetleri üretmek için kullanılan varlıklardır. Üretim faktörü olarak kullanım bedeli ranttır.
Emeği, sermayeyi ve doğal kaynakları organize bir şekilde bir araya getirerek çeşitli mal ve hizmetlerin üretimini sağlayan ve risk üstlenen kişidir. Girişimcilik faaliyetinin kullanım bedeli kârdır.
Bir ülkenin eldeki sınırlı kaynakları ve mevcut teknoloji düzeyi ile üretebileceği maksimum mal ve hizmet bileşimlerini gösteren geometrik eğridir. Bu eğri üzerindeki noktalar kaynakların tam ve etkin kullanıldığını gösterir.
Ülkelerin sahip oldukları üretim faktörlerinden hangisine daha fazla sahipse, o faktörü yoğun olarak kullanan malların üretiminde karşılaştırmalı üstünlük elde edeceğini ve bu malları ihraç edeceğini savunan teoridir. Eli Heckscher ve Bertil Ohlin tarafından geliştirilmiştir.
Wassily Leontief'in ABD verileriyle yaptığı testte, sermaye zengini olan ABD'nin beklenenin aksine emek yoğun mallar ihraç edip sermaye yoğun mallar ithal ettiğini ortaya koyan ve Heckscher-Ohlin teorisiyle çelişen bulgudur.
Serbest dış ticaret sonucunda ülkeler arasında mal fiyatlarının eşitlenmesiyle birlikte, üretim faktörlerinin (emek ve sermaye) fiyatlarının da uluslararası düzeyde birbirine eşitleneceğini ileri süren teoremdir.
Serbest dış ticarete açılmanın veya gümrük tarifelerinin ülkedeki gelir dağılımını nasıl etkilediğini açıklayan, dış ticarete açılma durumunda ülkenin bol olan faktörünün reel gelirinin artacağını, kıt olan faktörünün reel gelirinin ise düşeceğini savunan teoridir.
İki ülkeli ve iki mallı bir modelde, mal fiyatları sabitken üretim faktörlerinden birinin arzı arttığında, o faktörü yoğun kullanan malın üretiminin artacağını, diğer malın üretiminin ise mutlak olarak azalacağını belirten teoremdir.
Eğitim, beceri ve teknik donanım açısından yüksek kapasiteye sahip, Ar-Ge ve yüksek teknoloji gerektiren işlerde çalışan iş gücüdür. Gelişmiş ülkelerde bu emeğin oranı oldukça yüksektir.
Herhangi bir özel eğitim veya teknik uzmanlık gerektirmeyen, daha çok bedensel güce dayalı işlerde çalışan iş gücüdür. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bu iş gücünün oranı yüksektir.
Yabancı ülkelerden ithal edilen malların yurt içinde yerli üretimle karşılanmasını amaçlayan, genellikle ülkenin kıt üretim faktörünü yoğun olarak kullanan sektördür.
Üretim, tüketim veya her ikisinde de yakın ikamesi bulunan ve aynı endüstriye ait benzer faktör yoğunluğuna sahip malların ülkeler arasında karşılıklı olarak hem ithal hem de ihraç edilmesidir. Örneğin, Türkiye'nin İtalya'ya tekstil ürünü satarken aynı zamanda İtalya'dan tekstil ürünü satın alması bu ticaret türüne girer.
Birbirine benzer olmayan veya tamamen farklı endüstriler tarafından üretilen homojen malların karşılıklı ticaretidir. Klasik dış ticaret teorileriyle açıklanan bu ticarete, bir ülkenin sanayi makinesi ithal edip karşılığında fındık ihraç etmesi örnek gösterilebilir.
Bir firmanın kendi üretim miktarını ve ölçeğini artırması sonucunda birim başına düşen ortalama maliyetlerinin azalması durumudur. Otomobil endüstrisinde dev üreticilerin kitlesel üretim teknolojileri sayesinde küçük üreticilere kıyasla çok daha düşük birim maliyetle üretim yapabilmesi bu kavramın tipik bir örneğidir.
Bir firmanın ortalama maliyetlerinin, kendi üretiminden bağımsız olarak, içinde bulunduğu endüstrinin toplam üretim hacminin genişlemesiyle düşmesidir. Bilgisayar ve yarı iletken çip endüstrisinin büyümesiyle birlikte nitelikli iş gücünün artması ve girdi maliyetlerinin düşmesi buna örnektir.
Aynı veya benzer iş kollarında faaliyet gösteren firmaların belirli bir coğrafi bölgede toplanması, kümelenmesi ve yoğunlaşması sonucu ortaya çıkan maliyet avantajlarıdır. Metinde Denizli ilinin Türk tekstil endüstrisinin yoğunlaştığı bir bölge olarak bu duruma örnek teşkil ettiği belirtilmiştir.
Aynı temel ihtiyacı karşılayan ürünlerin ambalaj, marka, tasarım veya reklamlar yoluyla farklılaştırılarak tüketicinin zihninde özgün bir yer edinmesinin sağlanmasıdır. Ürünler fiziksel olarak aynı olsa bile, marka imajı nedeniyle tüketicinin ürünü farklı algılaması mal farklılaştırması için yeterlidir.
Çok sayıda üretici veya satıcının, birbirinin yerine rahatça ikame edilebilen ancak farklılaştırılmış malları sattığı piyasa yapısıdır. Sanayi sektöründe faaliyet gösteren firmalar, ölçek ekonomilerinden yararlanarak azalan maliyetlerle bu piyasa koşullarında rekabet ederler.
Irving B. Kravis tarafından ortaya atılan ve dış ticaretin nedenini bir malın ülkede bulunup bulunmaması esasına dayandıran modeldir. Ülkeler, doğal kaynak yetersizliği veya yüksek maliyetler nedeniyle üretemedikleri malları dış ticarete konu ederek ithal ederler.
Ülkeler arasındaki dış ticaret hacminin, ülkelerin ekonomik büyüklükleri (GSYİH) ile doğru orantılı, aralarındaki coğrafi mesafe ile ters orantılı olduğunu savunan modeldir. Fizikteki Newton'un çekim kanununun iktisada uyarlanmış şeklidir.
Steffan Burenstain Linder tarafından geliştirilen ve sanayi ürünleri ticaretinin ülkelerin zevk, tercih ve talep benzerliklerine göre şekillendiğini savunan modeldir. Modelde, talep koşullarını ve zevkleri belirleyen temel değişkenin ülkelerin kişi başına düşen gelir düzeyi olduğu vurgulanır.
Posner tarafından ortaya atılan ve sanayileşmiş ülkeler arasındaki ticaretin temel nedenini yeni ürün veya üretim süreci buluşlarına dayandıran teoridir. Teknolojik yeniliği gerçekleştiren ülke, patent koruması altında geçici monopol gücü elde ederek ürünün ilk ihracatçısı olur.
Yeni bir malı icat eden gelişmiş ülkenin üretime başladığı an ile taklitçi konumundaki gelişmekte olan ülkenin bu malı kendi ülkesinde üretmeye başladığı an arasında geçen süredir. Bu süre içinde girdilerin temini ve üretim tesislerinin kurulması gibi aşamalar yer alır.
Gelişmiş ülkede yeni icat edilen bir malın, gelişmekte olan ülkelerdeki tüketiciler tarafından fark edilip mevcut tüketim kalıplarına dahil edilerek talep edilmeye başlanmasına kadar geçen süredir.
H. Myint tarafından ortaya atılan ve eksik istihdamdaki az gelişmiş ülkelerin dış ticarete açılmasıyla, atıl durumdaki iş gücü ve doğal kaynaklarının üretime dahil edilmesini açıklayan teoridir. Dış ticaret, bu atıl kaynakların dünya piyasalarına kanalize edilmesini sağlar.
Michael Porter tarafından geliştirilen ve ülkelerin sektörel düzeydeki uluslararası rekabet gücünü açıklayan modeldir. Model; faktör şartları, talep şartları, ilgili ve destekleyici endüstriler ile firma stratejisi/rekabet yapısı olmak üzere dört ana köşeden oluşur.
İthal veya ihraç edilen malların ülke sınırlarından geçişi sırasında devlet tarafından tahsil edilen vergilerdir. Genellikle yerli üreticiyi korumak ve hazineye gelir sağlamak amacıyla ithalat aşamasında uygulanır.
Ülkede hiç üretilmeyen tropik meyveler, kakao gibi malların ithalatından alınan vergilerdir. Bu tarifelerin amacı yerli üreticiyi korumak değil, doğrudan devlet hazinesine gelir sağlamaktır.
İthal edilen ürünün adet, ağırlık, uzunluk gibi fiziki ölçü birimleri üzerinden sabit bir tutar olarak alınan vergidir. Canlı hayvan ithalatında kafa başına alınan sabit vergi buna örnektir.
İthal edilen ürünün gümrükçe belirlenen parasal değeri üzerinden belirli bir yüzde oranında alınan vergidir. Örneğin, ithal edilen bir makine değerinin %15'i oranında vergi alınması bu yönteme girer.
İthal edilen bir üründen hem fiziki miktarı üzerinden spesifik bir vergi hem de ürünün değeri üzerinden ad valorem bir verginin birlikte alınması uygulamasıdır.
Malın ihracatçı tarafından en yakın limandaki ithalatçı gemisinin güvertesine teslim edildiği andaki bedelini içeren, taşıma ve sigorta giderlerinin ithalatçıya ait olduğu teslim şeklidir.
Malın ithalatçı ülkenin limanına ulaşıncaya kadar olan maliyetine, taşıma sigortası ve navlun (nakliye) giderlerinin de dâhil edildiği teslim şeklidir.
Büyük bir ithalatçı ülkenin koyduğu gümrük tarifesi sonucunda, dış dünyadaki arz ve talep esnekliklerine bağlı olarak, ithal edilen ürünün yurt içi fiyatının tarife öncesi seviyenin bile altına düşmesi durumudur.
Nihai mal ve bu malın üretiminde kullanılan ithal girdiler üzerindeki gümrük tarifeleri dikkate alınarak, yurt içinde yaratılan katma değere sağlanan gerçek koruma oranını gösteren ölçüttür.
Kota uygulaması nedeniyle ithalat miktarının sınırlandırılması sonucu, malın yurt içi fiyatının yükselmesiyle ithalat lisansına sahip firmaların elde ettiği aşırı kârdır.
İthalatçı gelişmiş ülkenin siyasi ve ekonomik baskıları sonucunda, ihracatçı gelişmekte olan ülkenin kendi yaptığı ihracatı anlaşma yoluyla sınırlandırmasıdır.
İhracatçı bir firmanın, dış pazarı ele geçirmek veya stoklardan kurtulmak amacıyla ürettiği malı dış piyasada yurt içi piyasaya göre daha ucuz bir fiyattan satmasıdır.
Bir firmanın dış piyasadaki rakiplerini iflas ettirip pazardan silmek amacıyla fiyatları aşırı derecede düşürmesi, rakipler çekildikten sonra ise fiyatları tekel konumuna gelerek yükseltmesidir.
Ülkenin kalkınmasında kritik öneme sahip yeni kurulan sektörlerin, ölçek ekonomilerine ulaşıp rekabet gücü kazanana kadar gümrük tarifeleriyle dış rekabetten korunması gerektiğini savunan tezdir.
Belirli bir dönemde bir ülkenin millî gelirindeki artış veya mal ve hizmet üretim kapasitesinin genişlemesidir. Üretim faktörlerinin miktarının artması ve teknolojinin ilerlemesiyle ortaya çıkar.
Milli gelirdeki artışla birlikte sosyo-ekonomik, kurumsal ve kültürel yapıda meydana gelen büyük çaplı ve niteliksel değişiklikleri ifade eden geniş kapsamlı bir süreçtir.
Bir ekonomik olayın farklı zaman aralıklarındaki durumlarını belirleyip karşılaştırarak, geçen zaman içindeki değişimlerin niteliğini anlamaya çalışan yarı dinamik bir yaklaşımdır.
Üretim faktörlerinin aynı oranda artması sonucu genel sermaye/emek oranının değişmediği ve dönüşüm eğrisinin dışa doğru paralel olarak genişlediği büyüme tipidir.
İhraç malı sektöründe yoğun kullanılan faktörün daha hızlı artması sonucu, ihraç malı üretiminin ve dış ticaret hacminin milli gelir artışından daha yüksek oranda genişlemesidir.
İthal ikamesi malı sektöründe yoğun kullanılan faktörün daha hızlı artmasıyla, ithal edilebilir malların yerli üretiminin artması ve dış ticaret hacminin daralmasıdır.
Tam istihdamda tek bir faktörün arzı artarken diğerinin arzı sabit kalırsa, artan faktörü yoğun kullanan malın üretiminin mutlak artacağını, diğer malın üretiminin ise azalacağını savunan teoremdir.
Üretim faktörlerinin verimliliklerinin aynı oranda artmasıyla, bir birim mal üretmek için gereken emek ve sermaye miktarlarının aynı oranda azaldığı teknolojik yeniliktir.
Sermayenin marjinal verimliliğini emeğe göre daha fazla artırarak üretimde sermaye/emek oranını yükselten ve üretimi daha sermaye-yoğun hale getiren yeniliktir.
Emeğin marjinal verimliliğini sermayeye göre daha fazla artırarak üretimde sermaye/emek oranını düşüren ve daha fazla emek kullanılmasını sağlayan yeniliktir.
Teknolojik gelişmelerin dışsal ve bağımsız olmayıp, ekonomideki faktör fiyatları ve maliyet minimizasyonu gibi ekonomik şartların bir sonucu olarak ortaya çıktığını savunan hipotezdir.
Büyük bir ülkenin büyüme sonucu ihracatını artırmasının dünya fiyatlarını düşürerek dış ticaret hadlerini, büyümenin getirdiği refah artışından daha fazla kötüleştirmesi ve ülkeyi net olarak daha yoksul hale getirmesidir.
Daha önce ithal edilen tüketim, ara ve yatırım mallarının koruyucu önlemler ve teşviklerle yurt içinde üretilmesini amaçlayan içe dönük sanayileşme stratejisidir.
Uluslararası uzmanlaşma çerçevesinde, ülkenin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörlerde dünya piyasaları için üretim yaparak sanayi ürünleri ihracatını artırmayı amaçlayan stratejidir.
İthal ikamesi stratejisinin ilk adımı olup, yoğun sermaye ve ileri teknoloji gerektirmeyen nihai tüketim mallarının yerli üretimine odaklanılan aşamadır.
Tüketim mallarının ardından, petrokimya ve çelik gibi sermaye-yoğun ve yüksek teknoloji gerektiren ara malları ile yatırım mallarının yerli üretimine geçilen aşamadır.
İhracata yönelik sanayileşmede, başlangıçtaki vasıfsız emeğe dayalı üretimden zamanla vasıflı emeğe, fiziki sermayeye ve nihayetinde teknolojiye dayalı malların ihracatına geçilmesi sürecidir.
Gelişmiş ülkelerdeki çok uluslu şirketlerin, düşük iş gücü maliyetlerinden yararlanmak amacıyla üretim tesislerini az gelişmiş ülkelere kaydırarak buralardan ihracat yapmaları sürecidir.
Bir ülkenin ihraç malları fiyat endeksinin, ithal malları fiyat endeksine oranıdır. Bu oranın yükselmesi ülke lehine, düşmesi ise ülke aleyhine bir durumu gösterir.
Bir ülkenin çeşitli dış ticaret hadlerinde ihraç etmek istediği mal miktarı karşılığında ithal etmek istediği diğer mal miktarlarını gösteren eğridir.
15. ve 17. yüzyıllar arasında Avrupa'da egemen olan, dünya servetinin sabit olduğunu ve bir ülkenin zenginliğinin sahip olduğu değerli maden (altın ve gümüş) stokuna bağlı olduğunu savunan, ihracatı teşvik edip ithalatı kısıtlayan iktisadi düşünce sistemidir.
Devlet müdahalesinin sınırlandırılmasını, uluslararası iş bölümü ve uzmanlaşmaya dayalı serbest dış ticareti savunan, ticaretin tüm katılımcı ülkelere karşılıklı kazanç sağlayacağını öngören iktisadi yaklaşımdır.
David Ricardo tarafından ortaya atılan, bir ülkenin diğer ülkelere kıyasla hangi malı daha düşük fırsat maliyetiyle üretebiliyorsa o malın üretiminde uzmanlaşması ve ticaret yapması durumunda dünya refahının artacağını savunan teoridir.
Aynı sanayi koluna ait benzer veya farklılaştırılmış ürünlerin ve bunların ara bileşenlerinin ülkeler arasında karşılıklı olarak ithal ve ihraç edilmesi durumunu ifade eden modern ticaret türüdür.
Paul Krugman tarafından geliştirilen, uluslararası ticaret akımlarının karşılaştırmalı üstünlükler veya faktör donatımından ziyade ölçek ekonomileri ve monopolcü rekabet koşullarıyla açıklanabileceğini savunan teoridir.
Üretim ölçeği arttıkça birim başına düşen ortalama üretim maliyetlerinin azalması durumudur; modern dış ticarette uzmanlaşmanın ve rekabet gücünün temel belirleyicilerinden biridir.
Brander ve Spencer tarafından geliştirilen, devletin ihracat teşvikleri, Ar-Ge sübvansiyonları ve stratejik koruma önlemleriyle yerli firmaların uluslararası oligopolistik piyasalarda pazar payı ve yüksek kâr elde etmesini amaçlayan politikadır.
Gelişme potansiyeli ve karşılaştırmalı üstünlüğü olan ancak henüz başlangıç aşamasında olduğu için yabancı rakiplerle rekabet edemeyen yerli sektörlerin, belirli bir üretim ölçeğine ulaşana kadar geçici olarak gümrük tarifeleri ve kotalarla korunmasını savunan tezdir.
Alman iktisatçı Frederick List tarafından ortaya atılan, gelişmiş ülkelerin sanayileşme aşamasında korumacı politikaları kullanıp güçlendikten sonra serbest ticareti savunarak diğer ülkelerin kalkınma araçlarını ellerinden almasını ifade eden kavramdır.
Daha önce ithal edilen tüketim ve sanayi mallarının yurt içinde üretilmesini teşvik ederek dışa bağımlılığı azaltmayı ve yerli sanayiyi korumacı önlemlerle geliştirmeyi amaçlayan stratejidir.
Ekonomik değer yaratacak şekilde yeni veya önemli ölçüde iyileştirilmiş ürün, hizmet, süreç ya da pazarlama yöntemlerinin geliştirilmesi ve ticari alana uygulanması sürecidir.
Bir ekonominin belirli bir kişi başına gelir düzeyine ulaştıktan sonra, teknolojik atılım yapamaması ve düşük katma değerli üretim yapısı nedeniyle daha yüksek gelir gruplarına yükselemeyip bu seviyede takılı kalması durumudur.
Bir ekonomik birimin üretim veya tüketim faaliyetinin, diğer birimlere herhangi bir bedel ödetmeden sağladığı dolaylı fayda veya olumlu etkilerdir; stratejik sektörlerin desteklenmesinde önemli bir gerekçedir.
Bir ülkenin ihraç ettiği malların fiyat endeksinin, ithal ettiği malların fiyat endeksine oranıdır; bu oranın gerilemesi aynı miktar ithalat için daha fazla ihracat yapılmasını gerektirir.
Devletin yerli üreticilerin maliyetlerini düşürmek ve rekabet güçlerini artırmak amacıyla doğrudan veya dolaylı olarak sağladığı finansal destek ve teşviklerdir.
Bir ekonomide yerleşik sakinlerin, yabancı ülkelerde yerleşik sakinlerle belirli bir zaman dönemi içinde gerçekleştirdikleri her türlü ekonomik işlemin sistematik ve çift kayıtlı muhasebe sistemine göre tutulan kaydıdır.
Yurttaşlık bağına bakılmaksızın, bir ülkede ekonomik ve yaşamsal faaliyetlerini sürdüren, o ülkenin sınırları içinde yerleşik olan gerçek veya tüzel kişilerdir. Örneğin, yurt dışındaki Türk işçileri bulundukları ülkenin yerleşik sakini kabul edilir.
Ekonominin doğal işleyişi, kâr amacı ve tüketim tercihleri doğrultusunda kendiliğinden gerçekleşen mal, hizmet ticareti ve sermaye hareketleridir. Çizgi üstü işlemler olarak da adlandırılırlar.
Otonom işlemler sonucunda ortaya çıkan döviz açık veya fazlasını kapatmak amacıyla Merkez Bankası rezervlerinde veya IMF kredilerinde meydana gelen değişimleri gösteren çizgi altı işlemlerdir.
İhraç ve ithal edilen tüm mal ve hizmetlerin, birincil yatırım gelir/giderlerinin ve karşılıksız tek yanlı transferlerin kaydedildiği, ülkenin rekabet gücünü gösteren ana hesap grubudur.
Cari işlemler hesabının en önemli alt kalemi olup, bir ülkenin belirli bir dönemdeki fiziki mal ihracatı ile mal ithalatı arasındaki farkı gösteren bilançodur.
Uluslararası hizmet ticaretinden kaynaklanan döviz gelir ve giderlerinin kaydedildiği hesaptır; turizm, taşımacılık, bankacılık ve sigortacılık gibi hizmet akışlarını içerir.
Ülkedeki yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan veya portföy yatırımlarından elde ettikleri faiz, kâr payı ve temettü gelirleri ile yabancıların ülkeden dışarıya transfer ettikleri faktör gelirleridir.
Karşılığında herhangi bir mal, hizmet veya finansal varlık ödemesi gerektirmeyen, ülkeler arasında yapılan hibe, bağış, insani yardım ve kişisel hediye gönderimleridir.
Uluslararası sermaye hareketlerinin asıl büyük kısmının izlendiği; doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardan oluşan hesap grubudur.
Yatırımcının yerleşik olduğu ülke dışındaki bir işletmede en az %10 veya daha fazla paya sahip olarak yönetiminde söz sahibi olduğu uzun vadeli fiziki yatırımlardır.
Yerleşiklerin yabancı ülkelerdeki, yabancıların ise yerli piyasadaki hisse senedi, hazine bonosu ve tahvil gibi kısa vadeli ve yüksek likiditeye sahip mali araçlara yaptıkları yatırımlardır.
Merkez Bankası'nın döviz piyasasındaki arz ve talep dengesizliklerini gidermek amacıyla yaptığı döviz alım-satım işlemleri sonucunda rezervlerinde meydana gelen değişimi gösteren hesaptır.
Ödemeler bilançosundaki tahmin hataları, eksik beyanlar, kaçakçılık veya zamanlama farkları nedeniyle otonom işlemler ile denkleştirici işlemler arasında ortaya çıkan istatistiki farkları kapatmak için kullanılan denkleştirici hesaptır.
Yüksek faiz veya kur artışı kazancı elde etmek amacıyla ülkeler arasında çok hızlı hareket edebilen, kırılganlık anlarında ülkeyi aniden terk eden kısa vadeli spekülatif sermaye akımlarıdır.
Sabit kur sisteminde hükümet veya Merkez Bankası kararıyla ulusal paranın dış değerinin (yabancı paralar karşısındaki değerinin) resmi olarak düşürülmesidir.
Ulusal paranın değerinin yabancı bir para birimine veya altın gibi bir değere eşitlendiği ve bu değerin Merkez Bankası müdahaleleriyle korunduğu kur rejimidir.
Döviz kurlarının Merkez Bankası müdahalesi olmaksızın, piyasadaki döviz arz ve talebi koşullarına göre tamamen serbestçe belirlendiği kur rejimidir.
Bir ülkenin ihraç ettiği malların fiyat endeksinin, ithal ettiği malların fiyat endeksine olan oranıdır; bu oranın gerilemesi ülke aleyhine bir durum yaratır.
Ödemeler dengesi metodolojisinde, karşılıksız olarak yapılan kişisel transferler, işçi dövizleri ve uluslararası yardımların kaydedildiği tek yanlı transferler kalemidir.
En basit ifadeyle yabancı ülke paraları ve bu paralar cinsinden ödeme sağlayan her türlü finansal araçtır. Örneğin, Türkiye'de yaşayan bir kişi için ABD doları veya avro birer dövizdir.
Yabancı paraların ulusal para cinsinden ifade edilen fiyatıdır. Örneğin, 1 ABD dolarının 5,25 Türk lirasına eşit olması bir döviz kurudur.
Kişi ya da kurumların yerli para karşılığında belirli miktarda yabancı para satın alma isteğidir. İthalatçıların yurt dışından mal almak için bankalardan döviz talep etmesi buna örnektir.
Kişi ya da kurumların yerli para karşılığında belirli miktarda yabancı para satma isteğidir. İhracatçıların yurt dışına sattıkları malların karşılığında elde ettikleri dövizleri piyasada satması döviz arzını oluşturur.
Eş anlı olarak bir dövizin ucuz olduğu piyasadan satın alınıp, pahalı olduğu piyasada satılarak hiçbir riske katlanmadan aradaki fiyat farkından kâr elde edilmesi işlemidir.
Kişi ya da kurumların dövizin gelecekteki fiyatıyla ilgili beklentilerine göre, risk üstlenerek bugünden döviz alım-satım işlemi yapmasıdır.
Yüksek enflasyon ortamında kişilerin tasarruflarının değerini korumak amacıyla ulusal para yerine yabancı para birimlerine (dolar, avro) yönelmesi durumudur.
Döviz piyasasında anında teslim işlemlerinde uygulanan ve işlemin yapıldığı anda geçerli olan döviz kurudur.
Belirli miktarda dövizin gelecekteki belirli bir tarihte alım-satımının yapılması amacıyla taraflar arasında bugünden bağlayıcı bir sözleşme imzalanması işlemidir.
Döviz miktarı, cinsi ve vadesinin standart olduğu sözleşmelerin, organize borsalarda takas odası güvencesiyle işlem gördüğü dolaylı vadeli işlem türüdür.
Belirli bir miktar dövizi, önceden belirlenmiş bir fiyattan, belirli bir vadede satın alma veya satma hakkını bir prim karşılığında alıcıya veren sözleşmedir.
Daha sonra geri verilmek şartıyla, iki farklı finansal varlığın veya dövizin eş zamanlı olarak farklı vadelerde birbiriyle değiştirilmesi işlemidir.
Bir birim yabancı paraya karşılık gelen ulusal para miktarını gösteren kur ilan yöntemidir. Türkiye'de kullanılan '1$ = 5,25 TL' gösterimi doğrudan kotasyondur.
Nominal döviz kurunun yurt içi ve yurt dışı enflasyon oranlarına (fiyat düzeylerine) göre düzeltilmesiyle elde edilen ve ulusal paranın gerçek satın alma gücünü gösteren kurdur.
Sabit kur sisteminde hükümet veya merkez bankası kararıyla, ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki resmi değerinin düşürülmesidir.
Bir ülkenin döviz gelirleri ile giderleri arasındaki dengesizliğin giderilerek ödemeler bilançosunun dengeye getirilmesi sürecidir. Örneğin, dış açık durumunda rezervlerin tükenmesini önlemek için uygulanan mekanizmalardır.
Ekonomi yönetiminin doğrudan müdahalesi olmaksızın, piyasa dinamikleri (fiyatlar, gelir veya para arzı) aracılığıyla dış dengesizliklerin kendiliğinden giderilmesidir. Döviz kurlarının serbestçe dalgalanması buna bir örnektir.
Sabit kur sisteminde, hükümet kararıyla ulusal paranın dış değerinin düşürülerek döviz fiyatlarının yükseltilmesidir. İhracatı teşvik etmek ve ithalatı pahalılaştırarak dış açığı kapatmak amacıyla yapılır.
Sabit kur sisteminde, ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin hükümet kararıyla yükseltilmesidir. Dış fazla durumunda döviz kurlarının düşürülmesi işlemidir.
Döviz kuru değişimlerinin dış ticaret dengesini iyileştirmesi için ihraç mallarının dış talep esnekliği ile ithal mallarının iç talep esnekliği toplamının 1'den büyük olması gerektiğini ifade eden kuraldır.
Devalüasyon sonrası ödemeler bilançosunun kısa dönemde daha da bozulup, uzun dönemde düzelmeye başlamasını ifade eden J harfi şeklindeki süreçtir. Kısa dönemde esnekliklerin düşük olması nedeniyle oluşur.
Döviz kurundaki değişmenin ihraç ve ithal mallarının fiyatlarına yansıma oranıdır. Tam geçiş, fiyatların kur değişimiyle aynı oranda değişmesi anlamına gelir.
Ulusal gelirdeki bir birimlik değişmenin ithalatı ne kadar değiştirdiğini gösteren orandır. Gelir arttıkça ithalatın ne oranda artacağını belirler.
Dışa açık bir ekonomide, otonom harcamalardaki değişmenin ulusal gelir üzerindeki etkisini gösteren katsayıdır. İthalat bir sızıntı olduğu için kapalı ekonomiye göre daha küçüktür.
Dış dengesizliği toplam üretim ile toplam yurt içi harcamalar arasındaki farkla açıklayan yaklaşımdır. Y < A durumu dış açık, Y > A durumu dış fazla verir.
Dış dengesizliklerin para arzı ve para talebi arasındaki dengesizlikten kaynaklandığını savunan modeldir. Para arzındaki değişimlerin dış dengeyi otomatik etkilediğini öne sürer.
Sabit kur sistemlerinde döviz piyasasının tamamen hükümet kontrolünde olmasıdır. Döviz giriş-çıkışlarının kısıtlanması veya fiyatının belirlenmesi süreçlerini kapsar.
İthal edilen malların yurt içinde üretilerek dışa bağımlılığın azaltılması stratejisidir. Dış açıkla mücadelede yerli üretimi teşvik eder.
Merkez bankasının ticari bankalara uyguladığı kredi faiz oranıdır. Daraltıcı para politikasında bu oranın yükseltilmesi kredi hacmini daraltır.
Merkez bankasının piyasada devlet tahvili veya hazine bonosu alıp satarak para arzını kontrol etmesidir. Dış açıkta tahvil satışı yapılarak para arzı kısılır.
İhracatta malların maliyetinin altında veya iç piyasadan daha düşük fiyatla satılmasıdır. İhracat sübvansiyonlarının bu etkiyi yaratmaması için uluslararası kurallar mevcuttur.
Bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin cari yıl fiyatlarıyla hesaplanan toplam değeridir. Fiyat artışlarından etkilenir.
Nominal GSYİH'nin fiyat artışlarından (enflasyondan) arındırılmış halidir. Üretimdeki gerçek değişmeyi gösterir.
Gelir akımından dışarı çıkan unsurlardır (tasarruf, ithalat, vergiler). Bu unsurlar toplam harcamaları azaltarak çarpan etkisini düşürür.
Gelir akımına dışarıdan giren unsurlardır (yatırım, ihracat, kamu harcamaları). Bu unsurlar toplam harcamaları artırıcı etki yapar.
Ülkeler arasındaki nispi enflasyon farklarını kullanarak döviz kurunun belirlenmesi veya devalüasyon oranının hesaplanmasında kullanılan bir göstergedir.
İthalatçının talebi doğrultusunda bir bankanın, ihracatçıya belirli belgelerin şartlara uygun olarak sunulması karşılığında ödeme yapacağını taahhüt ettiği yazılı ödeme emridir. Uluslararası ticarette güveni sağlayan en yaygın yöntemlerden biridir.
Açıldıktan sonra işlemdeki tüm tarafların (ithalatçı, ihracatçı, amir banka) ortak onayı olmaksızın tek taraflı olarak iptal edilmesi veya değiştirilmesi mümkün olmayan cayılamaz akreditif türüdür.
Alıcı ve satıcı arasındaki sürekli ve yüksek hacimli ticari ilişkilerde, her sevkiyat için ayrı akreditif açma külfetini ortadan kaldıran, belirli bir süre boyunca otomatik olarak yenilenen döner akreditif türüdür.
İhracatçının sevk belgelerini henüz bankaya ibraz etmeden önce, akreditif tutarının bir kısmını veya tamamını avans olarak tahsil etmesine olanak tanıyan özel şartlı akreditif türüdür.
Satıcı (keşideci) tarafından düzenlenen, alıcının (muhatap) belirli bir vadede veya görüldüğünde belirli bir tutarı koşulsuz olarak ödemesini emreden yazılı ve devredilebilir bir ödeme aracıdır.
İhracat işlemlerinin, üretim ve lojistik süreçlerinin finanse edilebilmesi amacıyla, ihracatçının henüz malları göndermeden önce ithalatçıdan aldığı sipariş tutarının belirli bir kısmını oluşturan ön ödemedir.
İhracatçının malları ithalatçıya gönderdiği ancak malların mülkiyetini satılana kadar kendi üzerinde tuttuğu, mallar satıldıkça bedelinin tahsil edildiği güvene dayalı bir satış yöntemidir.
İki ülke arasındaki dış ticaret işlemlerinin döviz transferi yapılmaksızın, Merkez Bankaları bünyesindeki kliring ofisleri aracılığıyla tutulan hesaplar üzerinden mahsuplaşma yoluyla yürütülmesidir.
Kliring anlaşması yürüten iki ülkeden alacaklı olan tarafın, dönem sonunda denkleşmeyen alacak hakkını üçüncü bir ülkeye devretmesi ve bu üçüncü ülkenin borçlu ülkeden ithalat yapması işlemidir.
Özellikle büyük bütçeli kamu veya savunma sanayisi ithalatı yapan ülkelerin, ithalat bedelinin tamamını veya bir kısmını dengelemek amacıyla satıcı firmaya kendi ülkelerinden mal alma veya yatırım yapma zorunluluğu getirmesidir.
Bir yatırım malının mülkiyetinin kiralama şirketinde kalması, kullanım hakkının ise belirli bir kira bedeli karşılığında kiracıya verilmesi ve sözleşme sonunda mülkiyetin kiracıya devredilebildiği finansman yöntemidir.
Firmaların mal veya hizmet satışından doğan kısa vadeli, senetli veya senetsiz ticari alacaklarını bir faktör şirketine devrederek, vadesinden önce nakde dönüştürmelerini sağlayan finansal hizmettir.
Özellikle yatırım malları ihracatından doğan orta ve uzun vadeli alacak senetlerinin, rücu hakkı olmaksızın bir finansal kuruluşa (forfaiter) iskonto ettirilerek peşin paraya çevrilmesi işlemidir.
Ulusal para birimlerinin birbirine çevrilmesini ve dolayısıyla ülkeler arasındaki ticaret, yatırım ve finansal ödemelerin gerçekleştirilmesini sağlayan kurallar, kurumlar ve mekanizmalar bütünüdür.
Hem altın hem de gümüş madenlerinden basılan sikkelerin aynı anda yasal ödeme aracı olarak dolaşımda bulunduğu ve ülke parasının değerinin her iki maden cinsinden tanımlandığı para sistemidir.
Nominal değerleri aynı fakat madeni (içsel) değerleri farklı iki paranın dolaşımda bulunması durumunda, madeni değeri yüksek olan iyi paranın biriktirilerek piyasadan çekilmesi ve kötü paranın dolaşımda kalması durumudur. 'Kötü para iyi parayı kovar' şeklinde özetlenir.
Leon Walras tarafından ortaya atılan, çift maden sisteminde madenlerden birinde yaşanan kıtlık veya bolluğun diğer maden tarafından dengelenerek ekonomideki fiyat dalgalanmalarını ve istikrarsızlıkları yumuşatacağını savunan teoridir.
Bir ülke parasının, döviz piyasalarında diğer ülkelerin ulusal paralarına veya altın gibi kıymetli madenlere hiçbir kısıtlama olmaksızın serbestçe dönüştürülebilmesi özelliğidir.
Bretton Woods Sistemi kapsamında, üye ülkelerin ulusal para birimlerinin doğrudan bağlandığı ve sabitlendiği resmi ABD doları karşılığı değeridir.
Bretton Woods Sistemi'nde ulusal paraların dolar aracılığıyla dolaylı olarak bağlandığı altın karşılığı değerini ifade eden kavramdır.
Belirli bir coğrafi bölgedeki ülkelerin ulusal paralarını sabit kurlarla birbirine bağlayıp, bölge dışındaki para birimlerine karşı serbestçe dalgalanmaya bıraktıkları ortak para veya kur sistemidir.
Fiziksel olmayan, dijital ortamda sayılar halinde mevcut olan ve internet bankacılığı, kredi kartı veya dijital cüzdanlar aracılığıyla fiziksel para birimlerine dönüştürülebilen ödeme araçlarıdır.
Herhangi bir merkezi otorite veya hükümet tarafından ihraç edilmeyen, şifreleme teknolojisi (kriptografi) kullanan, merkeziyetsiz ve bağımsız dijital para birimleridir.
İlk kripto para birimi olan Bitcoin'e alternatif olarak geliştirilen ve Ethereum, Litecoin, Ripple gibi kendi protokollerine sahip olan tüm diğer kripto para birimlerinin genel adıdır.
Kendine ait bağımsız bir blokzinciri bulunmayan, mevcut bir kripto para altyapısı ve platformu (örneğin Ethereum) üzerinde oluşturulmuş belirli bir hizmeti veya varlığı temsil eden dijital değerlerdir.
Bir ekonomide mal piyasası ile para piyasasının aynı anda dengede olduğu ve toplam talebin toplam üretime, para talebinin ise para arzına eşitlendiği durumu ifade eder. Bu denge makroekonomik analizlerde IS ve LM eğrilerinin kesişim noktasıyla gösterilir.
Bir ülkenin ödemeler bilançosunun dengede olması durumunu ifade eder ve BP analiziyle açıklanır. Dış dengenin sağlanması, cari işlemler hesabı ile sermaye hareketleri hesabı arasındaki dengenin kurulmasına bağlıdır.
Mal piyasasında dengeyi sağlayan farklı faiz oranı ve millî gelir düzeyi bileşimlerinin geometrik yeridir. Yatırımların faiz oranına duyarlılığı nedeniyle negatif eğimli bir yapıya sahiptir.
Para piyasasında para talebini reel para arzına eşitleyen farklı faiz oranı ve gelir düzeyi bileşimlerini gösteren geometrik yerdir. Gelir artışının para talebini artırması ve denge için faizlerin yükselmesi gerekliliği nedeniyle pozitif eğimlidir.
Ödemeler bilançosu dengesini sağlayan çeşitli faiz oranı ve millî gelir düzeyi bileşimlerinin geometrik yeridir. Eğri üzerindeki her noktada dış denge tam olarak sağlanmıştır.
Bir ekonomide hedeflenen politika amaçlarına ulaşabilmek için, en az amaç sayısı kadar bağımsız politika aracının kullanılması gerektiğini belirten kuraldır. Örneğin, enflasyon ve cari açık gibi iki ayrı sorunu çözmek için toplam talep ve döviz kuru gibi iki ayrı araç kullanılmalıdır.
Kişilerin finansal varlıklardan getiri elde etmek veya değer kayıplarından korunmak amacıyla ellerinde nakit para tutma eğilimidir. Faiz oranları yükseldiğinde alternatif maliyet arttığı için spekülatif para talebi azalır.
Nominal para arzının fiyatlar genel düzeyine bölünmesiyle (M/P) elde edilen ve paranın gerçek satın alma gücünü gösteren değerdir. LM eğrisinin konumu doğrudan reel para arzına bağlıdır.
Uluslararası sermaye akışlarının önünde hiçbir yasal veya ekonomik engelin bulunmadığı, kısa vadeli fonların ülkeler arasında tamamen serbestçe dolaşabildiği durumdur. Bu durumda BP eğrisi yatay eksene paralel olur.
Ülkenin kambiyo kontrolleri ve döviz kısıtlamaları uygulayarak dış dünya ile finansal ilişkilerini tamamen kesmesi durumudur. Bu durumda faiz oranları ne kadar değişirse değişsin sermaye girişi olamayacağı için BP eğrisi dikey eksene paraleldir.
Hükümetlerin uluslararası sermaye hareketlerini belirli ölçüde kısıtladığı ve yerli-yabancı finansal araçların birbirini sınırlı düzeyde ikame edebildiği durumdur. Bu durumda BP eğrisi pozitif eğimli bir doğru şeklinde olur.
Açık bir ekonomide uluslararası sermaye hareketliliğinin derecesine göre, sabit ve esnek kur sistemleri altında uygulanan para ve maliye politikalarının etkinliğini analiz eden IS-LM-BP modelidir.
Devletin döviz giriş çıkışlarını, döviz alım satımını ve uluslararası sermaye hareketlerini denetim altında tutmak amacıyla uyguladığı kısıtlayıcı politikaların bütünüdür. Bu uygulama tam sermaye hareketsizliğine yol açar.
Belirli bir dönemde ekonomideki hanehalkı, firmalar, devlet ve dış âlem tarafından muhtelif fiyat düzeylerinde satın alınmak istenen toplam mal ve hizmet miktarıdır. Reel GSYH ile ölçülen bu büyüklük, fiyatlar genel düzeyi ile ters yönlü bir ilişki içerisindedir.
Belirli bir dönemde ekonomideki tüm firmalar tarafından çeşitli fiyat düzeylerinde üretilip satılmak istenen toplam mal ve hizmet miktarıdır. Kısa dönemde pozitif eğimli iken, uzun dönemde potansiyel hâsıla düzeyinde dikey bir doğru halini alır.
Fiyatlar genel düzeyindeki bir düşüşün, bireylerin ellerinde tuttukları finansal varlıkların reel değerini ve satın alma gücünü artırarak tüketim harcamalarını yükseltmesi durumudur. Bu etki, toplam talep eğrisinin neden negatif eğimli olduğunu açıklayan temel unsurlardan biridir.
Fiyat düzeyindeki düşüşün reel para arzını artırıp faiz oranlarını düşürmesi ve bu yolla cari dönemdeki tüketim ve yatırım harcamalarını artırmasıdır. Faiz etkisi olarak da bilinen bu durum, harcamaların gelecekten bugüne çekilmesine yol açar.
Yurt içi fiyatlar genel düzeyinin yükselmesi durumunda, yerli malların yabancı mallara göre daha pahalı hale gelerek ihracatın azalması ve ithalatın artmasıdır. Bu durum net ihracatı düşürerek toplam talep edilen reel hâsıla miktarını azaltır.
Ekonomideki tüm üretim faktörlerinin tam olarak istihdam edildiği potansiyel üretim düzeyini gösteren ve fiyat düzeyinden bağımsız olarak dikey çizilen arz eğrisidir. Fiyat düzeyindeki ve nominal ücretlerdeki değişimlerin üretimi etkilemediği dönemi temsil eder.
Fiyat düzeyi ile firmaların üretmek istediği reel çıktı miktarı arasındaki pozitif yönlü ilişkiyi gösteren eğridir. Piyasada var olan bilgi eksiklikleri, sözleşmeler ve fiyat katılıkları nedeniyle pozitif eğimli olarak çizilir.
Milton Friedman tarafından geliştirilen ve işçilerin nominal ücret artışlarını reel ücret artışı gibi algılayarak emek arzlarını artırmalarını açıklayan modeldir. Bu yanılsama kısa dönemde üretimin potansiyel düzeyin üzerine çıkmasına neden olur.
Robert Lucas tarafından geliştirilen ve firmaların genel fiyat düzeyindeki artışları kendi ürettikleri mallara olan özel bir talep artışı gibi yorumlayarak üretimlerini artırmalarını açıklayan modeldir. Mal piyasasındaki bilgi eksikliğine dayanır.
İşçi ve işverenler arasındaki uzun dönemli nominal sözleşmeler nedeniyle ücretlerin fiyat artışlarına hemen uyum sağlayamamasıdır. Fiyatlar arttığında reel ücretler düşer, bu da firmaların istihdamı ve üretimi artırmasına yol açar.
Firmaların menü maliyetleri ve müşteri kaybetme riski gibi nedenlerle fiyatlarını piyasa koşullarına anında uyduramamasıdır. Bu durum mal piyasasında fiyat katılığına yol açarak kısa dönem arz eğrisini pozitif eğimli yapar.
Hükümetin kamu harcamalarını artırması, transfer ödemelerini yükseltmesi veya vergileri azaltması yoluyla toplam talebi artırmayı hedefleyen politikadır. Bu politika toplam talep eğrisini sağa kaydırır.
Merkez bankasının para arzını artırarak faiz oranlarını düşürmesi ve bu yolla tüketim ile yatırım harcamalarını canlandırmasıdır. Bu politika toplam talep eğrisinin sağa doğru konum değiştirmesine yol açar.
Döviz kurunun hükümet veya merkez bankası tarafından belirlenen sabit bir düzeyde tutulduğu ve bu düzeyin korunması için piyasaya sürekli müdahale edildiği kur rejimidir. Bu rejimde para politikası bağımsızlığını kaybeder.
Döviz kurunun piyasadaki arz ve talep koşullarına göre serbestçe belirlendiği, merkez bankasının doğrudan bir kur hedefi gütmediği rejimdir. Bu rejimde para politikası oldukça etkin bir araç haline gelir.
Savaşlar, politik krizler, doğal afetler veya finansal çöküşler gibi aniden ortaya çıkan ve toplam harcamaların bileşenlerinde büyük değişimlere yol açan dışsal olaylardır. Tüketici güvenini sarsarak talebi aniden düşürebilir.
Petrol fiyatlarındaki ani artışlar, kuraklık veya deprem gibi üretim maliyetlerini ve kapasitesini doğrudan etkileyen dışsal olaylardır. Olumsuz arz şokları üretim maliyetlerini artırarak SRAS eğrisini sola kaydırır.
Bir ekonomideki tüm üretim faktörlerinin (emek, sermaye, doğal kaynaklar) tam ve etkin bir şekilde kullanılması durumunda üretilebilecek maksimum reel mal ve hizmet miktarıdır. Uzun dönem toplam arz eğrisinin konumunu belirler.