Kamu giderlerini karşılamak amacıyla devletin, tek taraflı olarak ve vergilendirme yetkisine dayanarak kişilerin gelirleri, giderleri ve malları üzerinden aldığı ekonomik değerlerdir.
Vergi ödevinin mahiyetine, vergi borcunun doğmasına ve ortadan kalkmasına ilişkin maddi ve şekli kuralları ifade eden hukuk dalıdır.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin ancak kanunla konulup, değiştirilebileceğini veya kaldırılabileceğini öngören anayasal ilkedir.
Vergi hukuku konularının tamamına ilişkin ve bütün vergilerde uygulanacak ortak ilke, kural, vergi borcunun doğuşu ve uyuşmazlık çözümü gibi konuları kapsayan üst daldır.
Tek tek vergileri ve bunları düzenleyen kanunları (örneğin Gelir Vergisi Kanunu) ayrıntılı olarak inceleyen vergi hukuku bölümüdür.
Vergi borcu konusundaki hak ve ödevlerin doğumunu, ortadan kalkmasını ve bunların muhtevasını belirleyen kurallar bütünüdür.
Maddi vergi hukuku ile belirlenen hak ve yükümlülüklerin gerçekleştirilmesine ilişkin usul, beyan, defter tutma ve tahsilat kurallarını düzenleyen daldır.
Vergilendirme ilkelerini, vergi ilişkisinden doğan hak, yetki ve ödevlerin yapılma ve kullanılma şekillerini gösteren kurallardan oluşan genel vergi hukuku alt dalıdır.
Vergilemeye ilişkin suçları, kabahatleri ve bunlara uygulanacak idari veya cezai yaptırımları düzenleyen hukuk dalıdır.
İdare ile mükellef arasında ortaya çıkan ve idari aşamada çözülemeyen vergi uyuşmazlıklarının yargı organları önünde çözümlenmesini düzenleyen kurallardır.
Kamu alacaklarının süresinde ödenmemesi halinde, devletin bu alacakları cebren tahsil etmesine ilişkin usul ve esasları düzenleyen hukuk dalıdır.
Birden fazla devleti ilgilendiren vergilendirme ilişkilerini ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarını inceleyen hukuk dalıdır.
Vergilendirmede, özel hukuk işlemlerinin biçimsel görünüşünün ötesinde, vergiyi doğuran olayın ve muamelelerin gerçek ekonomik mahiyetinin esas alınmasını öngören ilkedir.
Mükelleflerin vergi borcunu azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla, özel hukuk sözleşmelerini ve şekillerini kötüye kullanarak gerçek ekonomik durumu gizlemeleridir.
Mükelleflerin vergi durumları ve vergi kanunlarının uygulanması hususunda tereddüt ettikleri konular hakkında Hazine ve Maliye Bakanlığından istedikleri yazılı açıklamadır.
Devletin ülkesi üzerindeki egemenliğine dayanarak, kamu giderlerini karşılamak amacıyla tek taraflı ve hukuki zor kullanma gücüyle vergi alma konusunda sahip olduğu anayasal kudrettir.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin ancak yasama organı tarafından çıkarılan kanunlarla konulabilmesini, değiştirilebilmesini veya kaldırılabilmesini öngören anayasal ilkedir.
Halkın seçtiği temsilcilerden oluşan parlamentonun, devletin toplayacağı vergileri ve yapacağı harcamaları bütçe kanunları aracılığıyla önceden onaylama ve denetleme yetkisidir.
Vergi idaresinin tüm eylem, işlem ve vergilendirme süreçlerini kanunlara, anayasaya ve hukukun genel ilkelerine tam bir bağlılık içinde yürütmek zorunda olmasını ifade eden ilkedir.
Bir toplumda yaşayan, vergi doğuran olayı gerçekleştiren ve mali gücü bulunan herkesin ayrım yapılmaksızın vergi yükümlüsü olmasını öngören adalet ilkesidir.
Ekonomik güçleri, gelirleri ve ailevi durumları birbirinden farklı olan kişilerin, ödeme kapasitelerine uygun olarak farklı oranlarda vergilendirilmesini savunan adalet anlayışıdır.
Aynı ekonomik ve mali şartlara sahip, eşit miktarda gelir elde eden kişilerin aynı miktarda vergi ödemesi gerektiğini savunan kanun önünde eşitlik ilkesidir.
Mükelleflerin kişisel, ailevi ve ekonomik durumları ile ödeme kapasiteleri göz önünde bulundurularak, kazancı çok olandan çok, az olandan az vergi alınmasını öngören anayasal ilkedir.
Mükellefin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin fiziki varlıklarını ve asgari yaşam seviyelerini sürdürebilmeleri için gerekli olan kazanç tutarının vergi dışı bırakılmasıdır.
Gelirin elde ediliş biçimine göre emekten elde edilen gelirlerin (ücretler gibi), sermayeden elde edilen gelirlere (faiz, kar payı gibi) oranla daha düşük vergilendirilmesini öngören yöntemdir.
Vergiye tabi matrah miktarı yükseldikçe, bu matraha uygulanacak vergi oranının da kademeli olarak artmasını sağlayan, vergi adaletini güçlendirici tarife yapısıdır.
Vergi kanunlarına göre vergilendirilmesi gereken mükelleflerin (gerçek veya tüzel kişilerin), sosyal veya ekonomik nedenlerle vergi dışı tutulmasıdır.
Verginin konusuna giren bazı gelir, servet veya harcama unsurlarının, kanuni düzenlemelerle kısmen veya tamamen vergi dışında bırakılması işlemidir.
Temel hak ve hürriyetlere vergilendirme yoluyla getirilen sınırlamaların, ulaşılmak istenen amaç ile kullanılan araç arasında makul ve adil bir dengede olmasını gerektiren hukuk ilkesidir.
Bir devletin kendi ülkesi sınırları içinde gerçekleşen vergi konularını ve vergi doğurucu olayları vergilendirme yetkisine sahip olmasıdır. Bu ilke vergilendirmede kaynak ilkesinin esas alınmasını öngörür ve yükümlünün tabiiyeti önem taşımaz.
Vergilendirmede kaynak yerine kişinin tabiiyeti (vatandaşlığı) veya ikametgâhının esas alınmasıdır. Bu ilkeye göre kişi dünyanın neresinde olursa olsun vatandaşı veya mukimi olduğu devlete vergi ödemekle yükümlüdür.
Birden fazla devletin vergilendirmede farklı ilkeleri benimsemesi nedeniyle, aynı vergi yükümlüsünün aynı vergi konusu üzerinden birden fazla devlet tarafından vergilendirilmesidir. Örneğin, ikamet ilkesini uygulayan bir devlet ile kaynak ilkesini uygulayan bir devletin aynı geliri vergilendirmesi bu duruma örnektir.
Aynı vergi konusu üzerinde birden fazla kişinin vergi yükümlüsü sayılması veya vergi matrahının farklı devletler tarafından farklı şekillerde hesaplanması durumudur. Bazı giderlerin veya indirimlerin kabul edilmemesi bu duruma yol açabilir.
Mükellefin yurt dışında elde ettiği kazançlar üzerinden o ülkede ödediği vergilerin, Türkiye'de aynı kazançlar üzerinden hesaplanan vergiden indirilmesini sağlayan çifte vergilendirmeyi önleme yöntemidir. GVK ve KVK tam mükellefler için bu usulü benimsemiştir.
Verginin sadece yükümlünün ülke içindeki kaynakları üzerinden hesaplanması ve yabancı ülkelerde elde edilen gelir veya servet unsurlarının vergi dışı bırakılması yöntemidir. GVK m.3/2 kapsamında yurt dışında çalışan bazı Türk vatandaşlarının kazançları bu usulle Türkiye'de vergilendirilmez.
Vergiyi doğuran olay tamamen meydana gelip tamamlandıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmünün, geçmişteki bu olaya uygulanarak mükellefin vergi yükünün artırılmasıdır. Bu durum hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırıdır.
Vergiyi doğuran olayın henüz tamamlanmasından önce yürürlüğe giren ve vergi yükünü artıran kanun hükümlerinin mevcut döneme uygulanmasıdır. Getirilen ek yükün ölçülü olması ve hukuki güvenliği ihlal etmemesi şartıyla kabul edilebilir.
Kanun koyucu olan yasama organı tarafından yapılan ve yürürlükteki bir kanun hükmünün nasıl uygulanması gerektiğini açıklayan yorumdur. Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle 1961 ve 1982 Anayasalarında yer verilmemiştir.
Vergi idaresinin vergi kanunlarını uygularken sirküler, mukteza (özelge) veya genel tebliğler aracılığıyla ortaya koyduğu görüşlerdir. Bu yorumlar yargı organlarını bağlamaz ve yargısal denetime tabidir.
Bir kanun hükmünün anlamını belirlemede ilk başvurulan, kelimelerin ve ifadelerin dilbilgisi kuralları ile cümle yapısı içindeki yerini esas alan yorum yöntemidir. Tek başına kullanılması eksik veya hatalı sonuçlar doğurabilir.
Kanun hükümlerinin kanun koyucunun geçmişteki subjektif iradesinden ziyade, kanunun yürürlükte olduğu dönemin ihtiyaçlarına ve objektif amacına göre yorumlanmasıdır. Vergi hukukunda bu yorum yapılırken ekonomik verilere dikkat edilir.
Vergilendirmede ve vergi kanunlarının yorumlanmasında, hukuki biçimlerin ve isimlerin ötesine geçilerek olayların gerçek ekonomik nitelik ve içeriklerinin esas alınması ilkesidir. VUK m.3/B maddesinde düzenlenen gerçek mahiyet esası bu ilkeye dayanır.
Vergi mükelleflerinin özel hukuk sözleşmelerini ve kurumlarını kötüye kullanarak, vergi doğuran olayı gizlemek veya daha az vergi ödemek amacıyla yaptıkları dolambaçlı işlemlerdir. İdare bu durumda görünüşteki işlemi değil, gerçek ekonomik durumu esas alır.
Kurumların ortaklarından veya ilişkili kişilerden doğrudan ya da dolaylı olarak temin edip işletmede kullandıkları borçların, kurum öz sermayesinin üç katını aşan kısmıdır. Bu kısma isabet eden faizler vergi matrahından indirilemez.
İlişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişki bulunmayan bağımsız kişilerin uygulayacağı piyasa fiyatına uygun olmasını ifade eden temel transfer fiyatlandırması kuralıdır.
Kanunda boşluk bulunan hallerde, kanunun bir olaya ilişkin hükmünün nitelikleri benzer olan başka bir olaya uygulanmasının yasak olmasıdır. Vergi hukukunda vergilerin kanuniliği ve hukuki güvenlik ilkelerinin bir sonucu olarak kıyas kesinlikle yasaktır.
Kişilerin vergi yükümlüsü veya vergi sorumlusu olabilme yetenek ve şartlarına sahip olmasını ifade eden, medeni fiil ehliyetinden bağımsız hukuki statüdür.
Vergi kanunlarına göre hesaplanan vergi borcunu kamu alacaklısı olan devlete nakden ödeme mecburiyetidir.
Mükelleflerin beyanname vermek, defter tutmak, belge saklamak ve ibraz etmek gibi usule ilişkin yerine getirmek zorunda oldukları ödevlerdir.
Vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile vergi borcunu başlatan hukuki veya fiili durumdur.
Vergi kanunları uyarınca verginin ödenmesinden doğrudan doğruya vergi dairesine karşı muhatap ve borçlu olan kişidir.
Verginin ekonomik yükünü nihai olarak kendi mal varlığından çeken, genellikle dolaylı vergilerde tüketici konumunda olan kişidir.
Vergiyi doğuran olayla ilişkisi olmadığı halde, başkasının vergi borcuna ilişkin maddi ve şeklî ödevleri yerine getirmekle yükümlü kılınan üçüncü kişidir.
Tüzel kişilerin veya fiil ehliyeti olmayan küçük ve kısıtlıların vergi ödevlerini onlar adına yerine getirmekle görevli müdür, veli, vasi gibi kişilerdir.
Verginin kaynakta kesilmesi yöntemi olup, ödemeyi yapan sorumlunun hak sahibine ödeme yaparken vergiyi kesip vergi dairesine yatırmasıdır.
Ölüm halinde murisin tüm hak ve borçlarının bir bütün olarak mirasçılarına geçmesini ifade eden medeni hukuk ve vergi hukuku ilkesidir.
Murisin kendi özgür iradesiyle vasiyetname düzenleyerek mirasçı olarak atadığı ve saklı payı aşmamak üzere borçlardan sorumlu olan kişidir.
Birden fazla borçlunun aynı vergi borcunun tamamından vergi dairesine karşı zincirleme ve ortaklaşa sorumlu olması durumudur.
Mükellef veya sorumluların vergi borçlarını veya ödevlerini üçüncü kişilere devretmek amacıyla yaptıkları, vergi dairesini bağlamayan özel hukuk sözleşmeleridir.
Hukuk düzeni ve ceza kanunları tarafından yasaklanmış olmasına rağmen vergi hukuku açısından vergilendirilebilir kazanç doğuran illegal eylemlerdir.
Vergi mükelleflerinin ve sorumlularının takibini kolaylaştırmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetindeki her gerçek ve tüzel kişiye verilen benzersiz numaradır.
Başkasının borcunu veya cezasını ödemek zorunda kalan kanuni temsilci veya sorumlunun, ödediği tutarı asıl borçludan geri isteme hakkıdır.
Vergi konusunun, verginin hesaplanmasında esas alınan değer ya da miktar cinsinden ifadesidir. Örneğin, gelir vergisinde matrah gelirin safi tutarı iken, emlak vergisinde gayrimenkulün rayiç değeridir.
Vergi matrahının sayı, adet, metre, metreküp, litre, kilo gibi fiziksel, hacimsel veya yüzölçümü birimleriyle belirlenmesi yöntemidir. Türk Vergi Sistemi'nde Motorlu Taşıtlar Vergisi bu usule göre vergilendirilir.
Vergi matrahının fiyat, gelir, irat veya bedel gibi doğrudan parasal değerler üzerinden tespit edilmesi yöntemidir. Gelir vergisi ve kurumlar vergisi bu usulün en yaygın örnekleridir.
Mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili maddi olayları, kayıtları, ödeme kaydedici cihaz kullanımını ve defter düzenini yerinde tespit etmeye yönelik ani araştırma işlemidir. Yoklama her zaman yapılabilir ve zamanı mükellefe önceden bildirilmez.
Mükelleflerin beyanlarının ve ödemeleri gereken vergilerin doğruluğunu sağlamak amacıyla, defter kayıtları, belgeleri ve envanterleri üzerinden yapılan derinlemesine araştırma çalışmasıdır. Tahakkuk zamanaşımı süresinin sonuna kadar her zaman yapılabilir.
Vergi kaçırıldığına dair kuvvetli emareler bulunan mükelleflerin nezdinde, sulh ceza hakiminin kararı ile yapılan ve vergi suçuna ilişkin delillerin toplanmasını amaçlayan cebri araştırma işlemidir.
Yetkili makamlarca istenen matrah ve servet takdirlerini yapmakla görevli, idare ve mükellef temsilcilerinden oluşan, hiyerarşik yapının dışındaki bağımsız komisyonlardır.
Vergi alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak miktar itibarıyla tespit edilmesini sağlayan idari işlemdir.
Mükellefin kendi hesapladığı matrahı vergi dairesine beyanname ile bildirmesi ve vergi dairesinin bu beyan üzerinden vergiyi tarh etmesi usulüdür. Türk vergi hukukunda esas kabul edilen tarh yöntemidir.
Daha önce bir vergi tarh edildikten sonra, ortaya çıkan ve defter, kayıt, belge veya kanuni ölçülere dayanılarak miktarı belirlenen bir matrah farkı üzerinden ek vergi tarh edilmesidir.
Vergi matrahının defter, kayıt ve belgelere dayanılarak tespit edilmesinin mümkün olmadığı kanuni hallerde, takdir komisyonu kararı veya inceleme raporundaki tutar üzerinden vergi dairesince yapılan tarhiyattır.
Mükelleflerin kanuni sürelerde beyanname vermemesi gibi durumlarda, kanunen belirlenmiş maktu veya belirli matrahlar üzerinden idarenin kendiliğinden yaptığı tarh işlemidir.
Vergilendirmeyi ilgilendiren ve hukuki sonuç doğuran idari işlemlerin yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi işlemidir.
Tarh ve tebliğ edilen bir verginin, dava açma süresinin geçmesi veya yargı yollarının tükenmesiyle ödenmesi gereken aşamaya gelmesini ifade eden hukuki tespittir.
Vergilendirme işlemine karşı başvurulacak hiçbir olağan idari veya yargısal kanun yolunun kalmaması durumunu ifade eden nihai hukuki aşamadır.
Tahakkuk aşamasına gelmiş olan vergi borcunun, mükellef tarafından rızaen ödenmesi veya idarece cebren tahsil edilmesi yoluyla borcun hukuken sona erdirilmesidir.
Mükellefin beyanname verirken belirli hukuki gerekçelerle beyanına şerh koyması ve bu sayede kendi beyan ettiği vergiye karşı dava açabilme hakkını saklı tutmasıdır.
Kanunun açıkça başlangıcını ve bitişini gösterdiği, doğrudan doğruya işlemeye başlayan, kesin ve resen göz önünde tutulması gereken sürelerdir. VUK'un 92. ve 168. maddelerindeki süreler buna örnektir.
Kanunda açıkça yazılı olmayan durumlarda, idare tarafından on beş günden aşağı olmamak üzere belirlenen ve ilgiliye tebliğ edilen sürelerdir. Bu süreler sona ermeden önce idare tarafından uzatılabilir.
Kanunların izin verdiği durumlarda vergi yargısı organları tarafından tespit edilen ve ilgililere tebliğ edilmesi zorunlu olan sürelerdir. İYUK'un 16/2 maddesindeki süreler buna örnek gösterilebilir.
Kişilerin iradesi dışında meydana gelen, vergi ödevlerinin yerine getirilmesini engelleyen kaçınılmaz ve karşı konulamaz olaylardır. Deprem, sel gibi doğal afetler veya ağır hastalık ve tutukluluk bu kapsamdadır.
Vergi yükümlülerinin kendi iradeleri dışında, zorunlu sebeplerle belli bir yerde bulunamamaları durumudur. Bir yükümlünün askere alınması veya doğal afet nedeniyle bir yerde mahsur kalması buna örnektir.
Mücbir sebep derecesinde olmamakla birlikte, yükümlünün vergi ödevlerini süresinde yapmasını engelleyen ve Hazine ve Maliye Bakanlığınca ek süre verilmesini haklı kılan mazeret hâlleridir. Eşin veya çocuğun ağır hastalığı buna örnek verilebilir.
Kanunla belirlenen süreler içinde vergi alacağının tarh veya tahsil edilmemesi durumunda, idarenin işlem yapma ve talep etme yetkisini sona erdiren hukuki müessesedir. Zaman aşımı vergi borcunu tamamen ortadan kaldırır.
Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından itibaren beş yıl içinde tarh edilip yükümlüye tebliğ edilmemesi durumunda vergi alacağının ortadan kalkmasıdır. VUK'un 114. maddesinde düzenlenmiştir.
Kamu alacağının, vadesinin rastladığı yılı takip eden takvim yılı başından itibaren beş yıl içinde tahsil edilmemesi durumunda alacaklı idarenin tahsil yetkisini sona erdiren süredir. AATUHK'un 102. maddesinde yer alır.
Kanunda öngörülen bir engelin ortaya çıkmasıyla zaman aşımı süresinin işlemesinin durması, engelin kalkmasıyla sürenin kaldığı yerden devam etmesidir. Takdir komisyonuna başvurulması tahakkuk zaman aşımını durdurur.
Kanunda belirtilen kesme nedenlerinin gerçekleşmesiyle o ana kadar işlemiş olan sürenin tamamen sıfırlanması ve engelin kalkmasıyla sürenin baştan başlamasıdır. Borçluya ödeme emri tebliğ edilmesi tahsil zaman aşımını keser.
Vergi kanunlarının verginin ödenmesini bağladıkları hukuki durumun tamamlanması veya olayın meydana gelmesidir. Gelir vergisinde gelirin elde edilmesi vergiyi doğuran olaydır.
Kamu alacağının ödeme süresinin son gününü ifade eden tarihtir. Tahsil zaman aşımının hesaplanmasında vadenin rastladığı yılı takip eden yılın başı esas alınır.
Vergi hukukunda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla vergi dairesi ve yargı organlarının iddialarla bağlı kalmaksızın her türlü inceleme ve araştırmayı kendiliğinden yapması ilkesidir. Zaman aşımının resen dikkate alınması bu ilkenin sonucudur.
Borçlar hukukunda zaman aşımına uğramış, dava ve takip edilemeyen ancak borçlu tarafından rızaen ödenirse geçerli sayılan ve geri istenemeyen borç türüdür. Vergi borcu zaman aşımına uğradığında eksik borç niteliği taşımaz, ödenirse geri istenebilir.
Tahakkuk etmiş veya tahsil edilmiş bir verginin tahakkuk kaydının silinmesi ya da mükellefe geri verilmesi yoluyla vergi borcunu ortadan kaldıran tek taraflı idari işlemdir.
Aynı cinsten olan karşılıklı, muaccel ve kesinleşmiş iki borcun daha küçük olan borç oranında karşılıklı olarak sona erdirilmesini sağlayan hukuki müessesedir.
Belli bir alacaktan veya borçtan bazı yasal kalemlerin indirilmesi suretiyle o alacağın veya borcun miktar olarak azaltılması işlemidir.
Tarh edilen vergi ve cezaların toplamının kanunda belirlenen limiti (33 TL) aşmaması ve tahakkuk giderlerinin bu miktardan fazla olması durumunda idarenin bu alacaktan vazgeçmesidir.
Vergi hukukunda vergiyi doğuran olayın ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek, ekonomik ve maddi mahiyetinin delillerle ortaya konulması sürecidir.
Vergi hukukunda vergiyi doğuran olayın ve muamelelerin gerçek mahiyetinin, yemin dışındaki her türlü yasal delille ispatlanabilmesini öngören ilkedir.
Vergilendirmede ve vergi hukukundaki olayların değerlendirilmesinde, hukuki biçimlerin ötesine geçilerek olayların gerçek ekonomik özünün ve mahiyetinin esas alınması ilkesidir.
Vergi hâkiminin veya vergi idaresinin, tarafların iddia ve sundukları delillerle bağlı kalmaksızın maddi gerçeğe ulaşmak için kendiliğinden her türlü bilgi ve belgeyi araştırıp toplayabilmesi ilkesidir.
Bir borcun ödeme zamanının veya vadesinin gelmiş olması durumunu ifade eden hukuki kavramdır.
Vergi mükelleflerinin özel hukuk sözleşmelerini ve biçimlerini kötüye kullanarak, vergi kaçırmak amacıyla ekonomik gerçekliğe uymayan yapay hukuki işlemler tesis etmesidir.
Aksi ispat edilebilen, hayatın olağan akışına ve genel tecrübe kurallarına dayanan yasal veya fiili varsayımlardır.
Üretim sürecinde hammaddeden nihai ürüne geçilirken teknik ve doğal nedenlerle meydana gelen, sanayi odalarınca oranları belirlenen kaçınılmaz malzeme kaybıdır.
Mükellefin vergi idaresinin iddialarını, yaptığı işlemleri veya uyuşmazlık konusu maddi vakıaları kabul ettiğini beyan etmesidir.
Vergi hukukunun kamusal niteliği gereği, özel hukuktaki yemin müessesesinin vergi uyuşmazlıklarında bir ispat vasıtası veya delil olarak kullanılamayacağını öngören kuraldır.
Devlete, il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza, mahkeme masrafları gibi asli ve gecikme zammı, faiz gibi fer'i alacaklar ile kamu hizmetlerinin yürütülmesinden doğan diğer alacaklardır. Örneğin, bir mükellefin ödemediği gelir vergisi borcu ve buna bağlı gecikme zammı kamu alacağı niteliğindedir.
Kamu kudretine dayanarak vergi ve benzeri kamusal gelirleri toplama yetkisine sahip olan devlet, il özel idareleri ve belediyeler gibi kamu tüzel kişileridir. Örneğin, belediyelerin tahsil ettiği emlak vergisi alacaklarında alacaklı belediye tüzel kişiliğidir.
Kamu alacaklarının ödenmesinden sorumlu olan vergi mükellefi, vergi sorumlusu, kefil veya cezaya muhatap olan gerçek ve tüzel kişilerdir. Örneğin, şirket adına kesilen kurumlar vergisinden sorumlu olan şirket tüzel kişiliği bir kamu borçlusudur.
Kanunlarda veya idari işlemlerde belirlenen ve kamu borcunun ödenmesi gereken sürenin son gününü ifade eden tarihtir. Örneğin, beyanname üzerinden hesaplanan verginin ödeme süresinin son günü o borcun vadesidir.
Vadesinde ödenmeyen kamu alacaklarına, vadenin bitiminden itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar her ay için ayrı ayrı uygulanan fer'i alacaktır. Örneğin, vadesi geçen bir vergi borcuna aylık %4 oranında gecikme zammı uygulanır.
İkmalen, resen veya idarece yapılan tarhiyatlarda, verginin kendi kanuni vadesinden tarhiyatın tahakkuk ettiği tarihe kadar geçen süre için hesaplanan fer'i alacaktır. Örneğin, resen yapılan bir gelir vergisi tarhiyatında geçmiş dönemler için gecikme faizi hesaplanır.
Vadesinde ödenmeyen kamu alacaklarının tahsili için borçluya gönderilen, borcun 7 gün içinde ödenmesini veya mal bildiriminde bulunulmasını ihtar eden idari belgedir. Örneğin, vergi dairesi borcunu ödemeyen mükellefe takip işlemlerini başlatmak için ödeme emri tebliğ eder.
Borçlunun, borcuna yetecek miktardaki her türlü mal, alacak, hak ve gelirlerini veya haczi kabil malı olmadığını tahsil dairesine yazılı olarak beyan etmesidir. Örneğin, kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu, sahip olduğu araç ve gayrimenkulleri listeyle idareye bildirir.
Kamu alacağının, üçüncü şahıslar tarafından haczedilen malların paraya çevrilmesi sırasında diğer alacaklara karşı sahip olduğu öncelik ve hacze iştirak etme hakkıdır. Örneğin, bir malın satış bedeli paylaşılırken kamu alacağı belirli kurallar çerçevesinde öncelikli ödenir.
Kamu alacağının tahsilinin tehlikeye girmesi durumunda, ileride yapılacak kesin hacze zemin hazırlamak üzere borçlunun mallarına geçici olarak el konulması tedbiridir. Örneğin, mükellefin mal kaçırma ihtimali belirdiğinde mülki amirin kararıyla ihtiyati haciz uygulanır.
Henüz tahakkuk etmemiş vergi borçlarının, mükellefin mal kaçırması veya kaçması gibi riskli durumlarda derhal tahakkuk ettirilmesini sağlayan güvenlik tedbiridir. Örneğin, mükellefin hileli işlemler yaptığı tespit edildiğinde defterdar kararıyla ihtiyati tahakkuk yapılır.
Borcun vadesinde ödenmesinin borçluyu çok zor duruma düşüreceği hallerde, borcun belirli bir faiz karşılığında ve taksitler halinde ertelenmesi işlemidir. Örneğin, ekonomik sıkıntı yaşayan mükellefin borcu 36 aya kadar tecil edilebilir.
Kamu alacağının tecil edilmesi (ertelenmesi) durumunda, ertelenen süre boyunca ertelenen borç tutarı üzerinden hesaplanan faizdir. Örneğin, borcu 12 ay ertelenen mükellef bu süre için belirlenen oranda tecil faizi öder.
Kamu borçlusunun alacaklı idareden mal kaçırmak amacıyla yaptığı bağışlama ve muvazaalı tasarrufların hükümsüz kılınması için genel mahkemelerde açılan davadır. Örneğin, borçlunun borçluyken eşine yaptığı taşınmaz devrinin iptali için bu dava açılır.
Teminat gösteremeyen borçlunun yerine borcun ödenmesini garanti eden muteber bir üçüncü şahsın sorumluluk üstlenmesidir. Örneğin, vergi dairesinin kabul ettiği bir kişinin borçluya kefil olması bu kapsamdadır.
Borcunu kendi rızasıyla ödemeyen borçlunun, devlet gücü kullanılarak mallarına el konulması ve paraya çevrilmesi yoluyla borcun tahsil edilmesidir. Örneğin, ödeme emrine uymayan mükellefin banka hesaplarına haciz uygulanması cebri icradır.
Birden fazla alacaklının bulunduğu durumlarda, tahsil edilen paranın alacaklılar arasında alacak tutarları oranında paylaştırılması yöntemidir. Örneğin, satıştan elde edilen 100 TL'nin iki alacaklıya borçları oranında dağıtılmasıdır.
Vergi hukukunun, vergi kanunlarına aykırı hareket edilmesi sonucu ortaya çıkan suçları ve bu suçlara uygulanacak cezaları inceleyen alt dalıdır. Amacı, kamu harcamalarının finansmanını sağlayan vergilerin eksiksiz toplanmasını güvenceye almaktır.
İşlenen fiil neticesinde doğrudan doğruya bir vergi kaybının (vergi ziyaının) gerçekleştiği suç tipidir. Vergi ziyaı suçu, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle bu kategoriye girer.
Doğrudan bir vergi kaybına yol açmasa da, vergi kaybı doğma ihtimalini artıran ve usul kurallarına aykırılık teşkil eden suç tipidir. Usulsüzlük suçları tehlike suçu niteliğindedir.
Mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında veya eksik yerine getirmemesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilememesi veya eksik tahakkuk ettirilmesidir. Örneğin, beyannamenin süresinde verilmemesi vergi ziyaına yol açar.
Vergi kanunlarının şekle ve usule ilişkin hükümlerine uyulmaması durumudur. Vergi kaybı şartı aranmaksızın, sadece kanuna aykırı şekli davranışın varlığı ceza kesilmesi için yeterlidir.
Fatura, makbuz gibi belgelerin düzenlenmemesi, alınmaması veya bu belgelerde gerçek dışı tutarlara yer verilmesi gibi spesifik şekli yükümlülük ihlallerine uygulanan idari yaptırımdır.
Vergi kanunlarına göre tutulan defter ve belgelerde hile yapmak, sahte veya yanıltıcı belge düzenlemek veya kullanmak gibi ağır fiillerle işlenen ve hapis cezası gerektiren adli suçtur.
Gerçek bir muameleye dayanmakla birlikte, bu muameleyi mahiyet veya miktar itibarıyla gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir. Örneğin, 10.000 TL'lik bir alışveriş için 50.000 TL'lik fatura düzenlenmesi.
Gerçekte hiçbir muamele veya durum olmadığı halde, varmış gibi düzenlenen belgedir. Piyasada 'naylon fatura' olarak da adlandırılan bu belgelerin kullanımı kaçakçılık suçunu oluşturur.
Vergi işlemleriyle uğraşan memurların ve komisyon üyelerinin, görevleri esnasında mükellefler hakkında öğrendikleri ticari ve şahsi sırları ifşa etmelerini yasaklayan hukuki ilkedir.
Vergi memurlarının veya vergi mahkemesi çalışanlarının, mükelleflerin vergi kanunlarıyla ilgili özel hesap ve yazı işlerini ücretsiz de olsa yapmalarını yasaklayan suç tipidir.
Bir kişinin tek başına işleyebileceği bir vergi suçunun, birden fazla kişi tarafından önceden anlaşarak ve iş birliği içinde işlenmesi durumudur. Kaçakçılık suçlarında iştirak hükümleri uygulanır.
Cezası kesinleşen bir vergi suçlusunun, kanunda belirlenen süreler içinde aynı türden yeni bir suç işlemesi durumunda cezasının artırılarak uygulanmasıdır.
Bir mükellefin tek bir fiille birden fazla vergi suçunu işlemesi veya ayrı fiillerle çok sayıda suç işlemesi durumunda cezaların birleştirilmesi veya en ağırının uygulanması kurallarıdır.
Yetkili makamların mükellefe yazılı olarak yanlış izahat vermesi veya genel tebliğ/sirküler ile görüş değiştirmesi durumunda mükellefe ceza kesilmesini engelleyen durumdur.
Beyana dayanan vergilerde, kanuna aykırı fiillerini idareye kendiliğinden dilekçe ile haber veren mükelleflere belirli şartlarla vergi ziyaı cezası kesilmemesini sağlayan müessesedir.
Kanunda öngörülen sürelerin geçmesiyle devletin ceza kesme veya tahsil etme yetkisinin ortadan kalkmasıdır. Vergi ziyaı cezalarında ceza kesme zaman aşımı süresi 5 yıldır.
Vergi idaresi ile mükellefin, tarh edilen vergi ve kesilen cezalar konusunda karşılıklı anlaşarak uyuşmazlığı mahkemeye gitmeden çözmelerini sağlayan idari yoldur.
Mükellefin, adına kesilen cezaları ihbarnamenin tebliğinden itibaren 30 gün içinde başvurup vadesinde ödeyeceğini taahhüt etmesi halinde cezalarda yapılan yasal indirimdir.
Vergiye ilişkin hesaplarda veya vergilendirmede yapılan yanlışlıklar nedeniyle haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır. VUK 116. maddede tanımlanmıştır.
Beyanname veya tahakkuk belgelerinde matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik ya da fazla gösterilmesidir. Örneğin, aile reisi beyanına girmemesi gereken bir gelirin dahil edilmesi.
Vergi oran ve tarifelerinin yanlış uygulanması veya mahsupların yapılmamış olmasıdır. Matrah doğru olsa dahi ödenecek rakamın yanlış hesaplanmasıdır.
Aynı vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden birden fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır. Çifte vergilendirmeden farklı bir iç hukuk hatasıdır.
Verginin asıl borçlusu yerine, vergiyi doğuran olayla hiçbir ilgisi olmayan başka bir kişiden istenmesidir. Malik yerine kiracıdan emlak vergisi istenmesi gibi.
Vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf olan bir kimseden vergi istenmesidir. Diplomatlardan gelir vergisi istenmesi bu hataya örnektir.
Vergiden müstesna olan veya vergi kapsamına girmeyen gelir, servet veya işlemler üzerinden vergi alınmasıdır. Emekli maaşlarından gelir vergisi kesilmesi gibi.
Vergilendirme veya muafiyet döneminin yanlış gösterilmesi veya süre itibarıyla eksik/fazla hesaplanmasıdır. 8 aylık faaliyetin 12 ay sayılması gibi.
Yoruma dayalı, içtihat konusu olmaya elverişli ve mahiyeti tam anlaşılamayan meselelerdir. Bunlar düzeltme yoluyla değil, sadece yargı yoluyla çözülebilir.
İdarenin, mükellefin başvurusuna gerek duymadan hatayı kendiliğinden fark ederek düzeltme işlemini gerçekleştirmesidir.
Düzeltme talebi reddedilen mükellefin, dava açma süresini geçirmesi halinde üst mercilere (Bakanlık vb.) başvurmasıdır.
Vergi uyuşmazlıklarının idare ve yükümlü arasında anlaşma yoluyla, yargıya gitmeden çözümlenmesidir. Türk hukukuna 1963'te girmiştir.
Vergi incelemesine dayalı tarhiyatlar için henüz vergi tarh edilmeden önce idare ile mükellef arasında yapılan anlaşmadır.
Vergi hatalarının düzeltilebileceği süredir; kural olarak tahakkuk zaman aşımı olan 5 yıla eşittir.
Uzlaşma görüşmelerinde tarafların anlaşmaya varamaması durumunu ifade eden teknik terimdir.
Vergi idaresi ile mükellef veya vergi sorumluları arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların, bağımsız yargı organları tarafından yargısal usullere göre çözümlenmesini sağlayan idari yargı içindeki yargı yoludur.
Vergi mahkemelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararlara karşı, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde bölge idare mahkemesine başvurularak kararın hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesini sağlayan kanun yoludur.
Bölge idare mahkemelerinin belirli bir parasal sınırı aşan istinaf kararlarına karşı, hukuka uygunluk denetimi yapılması amacıyla Danıştay'a başvurulmasını sağlayan üst kanun yoludur.
Mükellefin beyanname verirken, beyan ettiği matrah veya vergiye ilişkin yasal tereddütlerini belirterek dava açma hakkını saklı tuttuğunu beyan etmesidir. Bu kayıtla beyan edilen vergilere karşı dava açılabilir.
Kanunun belirlediği ve geçmesiyle bir hakkın veya dava açma yetkisinin tamamen ortadan kalktığı, mahkemelerce resen dikkate alınması zorunlu olan süredir; vergi mahkemelerinde bu süre otuz gündür.
Belirli bir parasal tutara kadar olan vergi davalarının kurul halinde değil, vergi mahkemesindeki tek bir hâkim tarafından incelenip karara bağlanmasını öngören yasal parasal limittir.
İlk derece vergi mahkemesinin, Danıştay'ın bozma kararına uymayarak kendi verdiği ilk kararda direnmesi durumudur. Bu durumda uyuşmazlık Vergi Dava Daireleri Kurulu'na taşınır.
Danıştay daireleri veya kurulları arasındaki kararlarda ortaya çıkan aykırılıkları gidermek ve içtihat birliğini sağlamak amacıyla kesin ve bağlayıcı kararlar alan yüksek kuruldur.
Dava konusu idari işlemin uygulanmasını dava sonuna kadar erteleyen, telafisi güç zararların doğması ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi halinde mahkemece verilen karardır.
Vergi hatalarının düzeltilmesi amacıyla mükelleflerin önce vergi dairesine, talebin reddi halinde ise Hazine ve Maliye Bakanlığına şikayet yoluyla başvurarak idari süreci tüketip dava açabilmelerini sağlayan yoldur.
Danıştay bünyesinde yer alan, vergi mahkemelerinin ısrar kararları ile Danıştay vergi dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdikleri kararları temyizen inceleyen kuruldur.
Vergi dairesi başkanlıkları ile vergi dairelerinin, belirlenen tutarları aşan davalarda üst mercilerin (Gelir İdaresi Başkanlığı veya valilikler) iznini almadan temyiz yoluna gidememelerini ifade eden onay mekanizmasıdır.
Hukuka aykırı olduğu iddia edilen bir idari işlemin (tarh, ceza kesme vb.) geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılması amacıyla menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava türüdür.
İdari bir işlem veya eylem nedeniyle kişisel hakları doğrudan muhtel olanların, uğradıkları zararların tazmin edilmesi veya haklarının geri verilmesi amacıyla açtıkları tazminat nitelikli davadır.
Bir vergi mahkemesinin veya bölge idare mahkemesinin coğrafi olarak yetkili olduğu ve hukuki uyuşmazlıklara bakabileceği sınırları belirlenmiş coğrafi bölgedir.
Dava dilekçesinin esasa girilmeden önce görev, yetki, süre, ehliyet, husumet ve şekil şartları yönünden mahkemece tabi tutulduğu zorunlu ilk denetim aşamasıdır.
İdari davaya konu edilecek işlemden önce kanunen başvurulması zorunlu olan idari makamlara başvurulmadan doğrudan dava açılması durumudur.
Vergi mahkemelerinin tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı kalmaksızın, maddi gerçeğe ulaşmak için her türlü bilgi ve belgeyi kendiliğinden toplama yetkisidir.
Vergi yargılamasında iddia, savunma ve delillerin kural olarak dosya üzerinden ve yazılı belgelerle incelenmesini öngören temel yargılama usulüdür.
Belirli parasal sınırları aşan uyuşmazlıklarda tarafların iddia ve savunmalarını mahkeme heyeti önünde sözlü olarak sunmalarını sağlayan açık oturumdur.
Vergi mahkemesi kararlarına karşı Bölge İdare Mahkemesi nezdinde fiili ve hukuki denetim yapılması amacıyla başvurulan olağan kanun yoludur.
Bölge İdare Mahkemelerinin kesin olmayan kararlarına karşı hukuka uygunluk denetimi yapılması amacıyla Danıştay nezdinde başvurulan kanun yoludur.
Kesinleşen ancak yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar içeren kararların, hukuki sonuçlarını etkilememek üzere Başsavcı tarafından Danıştaya taşınmasıdır.
Kanunda sınırlı olarak sayılan ağır hata veya hile gibi olağanüstü sebeplerin varlığı halinde, kesinleşmiş kararların kaldırılarak davanın yeniden görülmesini sağlayan yoldur.
Mahkeme kararının yeterince açık olmaması veya çelişkili hükümler içermesi durumunda, tarafların talebiyle kararın anlamının netleştirilmesi işlemidir.
Mahkeme kararlarında yer alan isim, unvan, hesap hataları gibi maddi yanlışlıkların hükmün esasını değiştirmeden düzeltilmesi talebidir.
Dava konusu idari işlemin uygulanmasının, telafisi güç veya imkansız zararlar doğurmasını önlemek amacıyla mahkemece geçici olarak askıya alınmasıdır.
Açtığı vergi davasını kaybeden mükellefin, dava açılması nedeniyle tahsili duran vergi tutarı üzerinden dava süresince ödemek zorunda olduğu faizdir.
Davanın görülmekte olduğu mahkemenin, başka bir yerdeki mahkemeden kendi adına delil toplama veya keşif gibi bazı yargısal işlemleri yapmasını istemesidir.
Temyiz veya istinaf merciinin, ilk derece mahkemesi veya Bölge İdare Mahkemesi kararını hukuka ve usule uygun bularak geçerliliğini onaylamasıdır.
Danıştayın, temyiz incelemesi yaptığı alt mahkeme kararını görev, yetki, usul veya esas yönünden hukuka aykırı bularak iptal etmesi durumudur.
Gayrisafi hasılattan, gelirin elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılmasına kanunen izin verilen giderlerin düşülmesiyle elde edilen net tutardır. Gelir vergisinde verginin matrahını bu safi tutar oluşturur.
Birinci sınıf tacirlerin tabi olduğu, ticari kazancın işletmedeki öz sermayenin dönem sonu ve dönem başı değerleri arasındaki farka göre hesaplandığı çift taraflı kayıt sistemine dayalı hesap dönemidir.
İkinci sınıf tacirlerin tabi olduğu, ticari kazancın bir hesap dönemi içindeki tahsil edilen hasılat ile ödenen giderler arasındaki müspet farka göre tespit edildiği basit defter tutma usulüdür.
GVK'da belirtilen genel ve özel şartları taşıyan küçük esnafın ticari kazançlarının, defter tutulmaksızın sadece hasılat ve gider belgeleri üzerinden pratik şekilde tespit edilmesi yöntemidir.
Arazide, deniz, göl ve nehirlerde ekim, dikim, bakım, üretme ve yetiştirme yollarıyla doğrudan doğadan yararlanarak bitki, orman, hayvan ve balık ürünlerinin elde edilmesi faaliyetidir.
Zirai işletmeleri işleten, zirai faaliyetleri kendi nam ve hesabına yürüten, vergiye tabi olsun veya olmasın tüm gerçek kişileri ve adi ortaklıkları ifade eden kanuni unvandır.
İşverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışan hizmet erbabına, sunduğu emeğin karşılığı olarak nakden, ayın olarak veya para ile temsil edilebilen menfaat şeklinde sağlanan ödemelerdir.
Sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye ve uzmanlığa dayanan, bir işverene bağlı olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi adına yürütülen ticari olmayan işlerdir.
Arazi, bina, haklar, gemiler ve motorlu araçlar gibi GVK'nın 70'inci maddesinde sayılan mal ve hakların kiraya verilmesinden elde edilen gayrimenkul kaynaklı sermaye geliridir.
Kiraya verilen mal ve hakların kira bedelinin hiç olmaması veya düşük olması durumunda, vergilendirmeye esas alınacak olan ve kanuni ölçütlere göre hesaplanan asgari kira değeridir.
Mükellefin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında elinde bulundurduğu nakdi sermaye, hisse senedi, mevduat veya alacaklar karşılığında elde ettiği faiz, kar payı ve temettü gelirleridir.
GVK'da limitleri ve süreleri belirtilen mal ve hakların elden çıkarılması, satılması, takas edilmesi veya kamulaştırılması sonucunda elde edilen tek seferlik gayrisafi kazançtır.
Devamlılık unsuru taşımayan, tesadüfi veya geçici olarak yapılan ticari ve mesleki faaliyetlerden ya da bir işin bırakılması veya yapılmaması karşılığında elde edilen düzensiz gelirlerdir.
Türkiye'de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, şahsilik ilkesi gereği hem Türkiye sınırları içinde hem de yurt dışında elde ettikleri tüm kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilmesi esasıdır.
Türkiye'de yerleşmiş olmayan gerçek kişilerin, mülkilik ilkesi gereğince sadece Türkiye sınırları dahilinde elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden vergilendirilmesi usulüdür.
Verginin asıl mükellefe ödenmesi sırasında, ödemeyi yapan vergi sorumluları tarafından kaynakta kesilerek doğrudan vergi dairesine yatırılması yöntemidir.
Ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabının cari yıldaki kazançları üzerinden üçer aylık dönemler halinde %15 oranında ödedikleri ve yıllık vergiden mahsup edilen ön ödemeli vergi türüdür.
Kurumlar vergisi mükelleflerinin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri, Gelir Vergisi Kanunu'nda sayılan yedi gelir unsurunun birleşmesinden oluşan ve tek bir bütün olarak vergilendirilen safi kazançtır.
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ile Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine tabi fonları kapsayan kurumlar vergisi mükellef grubudur.
Devlete, belediyelere veya diğer kamu kurumlarına ait olan, faaliyetleri devamlılık arz eden ve sermaye şirketi ile kooperatif niteliğinde olmayan ticari, sınai ve zirai işletmelerdir.
Kurumlar vergisi mükelleflerinin kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları ile belirli bir işin yapılmasını ortaklaşa üstlenmek ve kazancını paylaşmak üzere kurdukları tüzel kişiliği olmayan ortaklıklardır.
Vergiye tabi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde resmi olarak gösterilen ve hukuki geçerliliği olan merkez adresidir.
Kurumların iş bakımından işlemlerinin fiilen toplandığı, idari kararların alındığı ve yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü fiili merkezdir.
Kanuni veya iş merkezinden en az biri Türkiye'de bulunan kurumların, hem yurt içinde hem de yurt dışında elde ettikleri tüm kazançlar üzerinden Türkiye'de vergilendirilmesini öngören yükümlülük şeklidir.
Hem kanuni merkezi hem de iş merkezi Türkiye dışında bulunan kurumların, yalnızca Türkiye sınırları içinde elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilmesini öngören yükümlülük şeklidir.
Kurumlar vergisi mükelleflerinin cari vergilendirme döneminin kurumlar vergisine mahsup edilmek üzere üçer aylık dönemler itibarıyla ödedikleri peşin vergi uygulamasıdır.
Kurum kazancının tespitinde hasılattan düşülmesine kanunen izin verilmeyen, öz sermaye faizi, örtülü sermaye faizleri ve para cezaları gibi kanunen kabul edilmeyen gider kalemleridir.
Kurumların ortaklarından veya ortaklarla ilişkili kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları, borçlanma limitlerini aşan borç niteliğindeki sermayedir.
Geçmiş yılların beyannamelerinde yer alan mali zararların, beş yıldan fazla nakledilmemek şartıyla cari dönem kurum kazancından indirilmesini sağlayan vergi hukuku müessesesidir.
Verginin hesaplanmasında, verginin konusunu oluşturan mal, hizmet veya kazancın ekonomik değerinin (para cinsinden tutarının) esas alınması yöntemidir.
Verginin hesaplanmasında değer yerine adet, ağırlık, hacim, motor silindir hacmi veya uzunluk gibi fiziki ve maktu ölçülerin esas alınması yöntemidir.
Herhangi bir karşılık ödenmeksizin, hibe, bağış, miras veya çekiliş gibi yollarla bir malın veya hakkın bir kişiden diğerine karşılıksız olarak geçmesidir.
Bir kişinin ölümü üzerine, kendisine ait malvarlığı unsurlarının, haklarının ve borçlarının kanuni veya atanmış mirasçılarına intikal etmesi sürecidir.
Emlak Vergisi Kanunu kapsamında, Türkiye sınırları içinde bulunan ve yapıldığı madde ne olursa olsun karada veya su üzerindeki sabit inşaat niteliğindeki binalar üzerinden alınan servet vergisidir.
Emlak Vergisi Kanunu uyarınca, Türkiye sınırları içinde yer alan ve belediye sınırları içindeki arsaları da kapsayan toprak parçaları üzerinden yıllık olarak alınan servet vergisidir.
Motorlu Taşıtlar Vergisinde olduğu gibi, çevreye zarar veren veya karbon salınımı yapan araçların motor hacmi ve yaşına göre vergilendirilerek çevre korumayı teşvik eden vergi türüdür.