İletişim, insan yaşamının en temel gereksinimlerinden biri olup, tarihsel süreçte sözlü dilden çok daha önce sözel olmayan unsurlarla başlamıştır. Sözsüz iletişim, sadece kelimelerin dışarıda bırakıldığı bir süreç değil; bedenin, zamanın, mekânın ve çeşitli nesnelerin kullanımını içeren, kültürel kodlarla şekillenmiş çok boyutlu bir iletişim biçimidir. Temel düzeyde iletişim, bir kaynağın ortak kodlar çerçevesinde ürettiği mesajı alıcıya iletmesi ve geri bildirim alması süreciyken; sözsüz iletişim bu sürecin duygusal, sosyal ve kültürel arka planını oluşturur. Türk Dil Kurumu iletişimi 'Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması' şeklinde tanımlayarak sözsüz yolların da bu süreçteki önemini vurgulamaktadır.
Sözlü iletişim genellikle yüz yüze görüşmeler, sunumlar ve telefon konuşmaları gibi dilsel kodlarla gerçekleşirken, Dökmen'in belirttiği gibi 'dil' ve 'dil ötesi' olmak üzere ikiye ayrılır. Dil ötesi iletişim (paraverbal ögeler), sesin tonu, hızı, şiddeti, vurguları ve duraklamaları gibi sesin niteliğiyle ilgili unsurları kapsar ve mesajın anlamını doğrudan etkiler. Sözsüz iletişim ise kelimelerin tamamen dışında kalan insan tepkilerini, el sıkışmayı, beden duruşunu, mimikleri, giyim kuşamı ve hatta bulunulan ortamın dekorasyonunu içerir. Bu bağlamda sözsüz iletişim, ne söylediğimizden ziyade mesajımızı 'nasıl söylediğimizi' belirleyen en güçlü unsurdur.
Kişilerarası iletişim süreçlerinde sözlü ve sözsüz unsurlar bir bütün olarak işler. Ancak ilk izlenim ile sonraki süreçler arasında bir tutarsızlık yaşandığında, insanlar genellikle sözlü beyanlardan ziyade sözsüz ipuçlarına ve beden diline güvenme eğilimindedirler. Bu durum bir güven krizinin önüne geçmek için iletişimde tutarlılığı zorunlu kılar. İletişimde tutarlılığı sağlamak adına bireylerin duygularına kulak vermesi, onlarla uyum içinde olması, kendisi olmaya çalışması ve oluşturacağı ilk izlenime azami dikkat göstermesi gerekmektedir.
Sözsüz iletişimin kökenleri ilk çağlardaki mağara resimlerine, simgelere ve desenlere kadar uzanmaktadır. Antik Yunan felsefesinde Aristo'nun hitabet ve güzel söz söyleme sanatı olarak tanımladığı 'retorik', sözsüz iletişimin önemine işaret eden ilk düşünsel zeminlerden biridir. Tarihsel süreçte sözsüz iletişime dair ilk sistemli çalışmaları antropologlar ve psikologlar yürütmüştür. İngiliz düşünür John Bulwer, kaleme aldığı 'Elin Doğal Dili' adlı eserinde ellerin incelenmesiyle kişilik analizi yapan 'kiroloji' ve el hareketleriyle konuşmanın etkisini artırma sanatı olan 'kironomi' kavramlarına dikkat çekmiştir. El bilimi olan kiroloji, İslam dünyasında da 'İlm-i Kifaye' adıyla incelenmiş, ancak Orta Çağ Avrupa'sında bir dönem yasaklanmıştır.
Yüz okuma sanatı olarak bilinen 'fizyonomi' (fizyonomi) ise tarih boyunca karakter özelliklerinin belirlenmesinde kullanılmıştır. Bu alanda 1800'lü yıllarda İsviçreli yazar Caspar Lavater'in çalışmaları öne çıkmaktadır. İslam dünyasında 'ilm-i sima' adıyla bilinen bu disipline, Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın 1766 tarihli ünlü eseri 'Marifetname'de de geniş yer verilmiştir. Fizyonomi, günümüzde güvenilirliği tartışılsa da emniyet teşkilatlarından iş dünyasına ve siyasi arenaya kadar geniş bir yelpazede insan tanıma yöntemi olarak kullanılmaktadır.
Fizyonominin yanı sıra, Alman doktor ve fizyolog Franz Joseph Gall tarafından geliştirilen 'cranioscopy' (kafatası incelemesi) ve daha sonraki adıyla 'frenoloji', bireylerin kafatası yapısı ile kişilik özellikleri, etik ilkeleri ve zihinsel gelişimleri arasındaki bağı açıklamaya çalışmıştır. Bu yaklaşımlar her ne kadar bilim dünyası tarafından ciddi eleştiriler alsa ve kehanet ya da falcılıkla ilişkilendirilse de, sözsüz iletişimin ve beden yapısının insan karakterini anlama noktasındaki tarihsel arayışının önemli kilometre taşlarını oluşturmuşlardır.
Sözsüz iletişimin iletişim süreçlerinde üstlendiği çok sayıda kritik işlev bulunmaktadır. Bunların başında 'vurgulama' gelir; sözel ifadeleri güçlendirmek adına parmak sallamak veya el hareketleri yapmak buna örnektir. İkinci işlev 'duygular aracılığıyla ifade etme'dir; yüz ifadeleri, el hareketleri ve ses tonu sözel mesajı tamamlayabilir ya da onunla çelişebilir. 'Tutumlar arasındaki iletişimi sağlama' işlevi ise onaylama anlamında başın aşağı yukarı sallanması gibi durumları kapsar. Ayrıca törenlerdeki tokalaşmalar gibi 'ritüeller' ve resmi kıyafet giyen birinin kurumsal kimliğini yansıtan 'kimlik tamamlama' da sözsüz iletişimin temel işlevlerindendir.
Sözsüz iletişimin kendine has temel özellikleri mevcuttur. İlk olarak, sözsüz iletişim bilinçli veya bilinçdışı olarak gerçekleşebilir. Hitabeti güçlendirmek için el hareketlerini isteyerek kullanmak bilinçli bir eylemken, utanma veya kızma anında yüzün kızarması tamamen bilinçdışı ve kontrol edilemeyen bir sözsüz iletişim biçimidir. İkinci olarak, sözsüz iletişim son derece etkilidir; bazen tek bir bakış veya dokunuş, binlerce kelimenin anlatamayacağı derin bir anlamı karşı tarafa aktarabilir.
Sözsüz iletişimin bir diğer önemli özelliği ise 'süreklilik' sağlamasıdır. İnsan sustuğu, hiçbir şey söylemediği anlarda dahi beden duruşu, kıyafetleri ve yüz ifadesiyle çevresine kesintisiz olarak mesaj iletmeye devam eder; bu nedenle iletişim kurmamak imkansızdır. Ayrıca sözsüz iletişim duyguları doğrudan aktarır, farklı iletişimsel anlamlar üretebilir ve zaman zaman bir belirsizlik barındırabilir. Örneğin, bir kişinin beden dilinden üzgün olduğunu anlayabiliriz ancak bu üzüntünün tam nedenini sadece sözsüz kodlarla çözmek zordur.
Beden dili (kinezik), bireyin duygu, düşünce ve niyetlerini fiziksel davranışlarla dışa vurduğu sözsüz iletişimin en temel boyutudur. Kinezik alanı kendi içinde üç kategoriye ayrılır: Kültürel yapılardan bağımsız, fizyolojik temelli incelemeleri kapsayan 'ön kinezik'; beden hareketlerini gruplandırarak kültürel yapılarla birlikte inceleyen 'mikro kinezik'; ve kültürlerarası farklılık gösteren beden hareketlerini çözümleyen 'sosyal kinezik'. Ön kinezik kapsamında, bedenin bilinçsizce yaptığı hareketlerin haritasını çıkaran 'sinergoloji' kavramı da önemli bir yer tutmaktadır.
Jestler; eller, kollar, baş ve bacak hareketlerini kapsayan, sözü destekleyen ve ikna gücünü artıran hareketler bütünüdür. El jestlerinde avuç içinin yukarı ve açık durması dürüstlük, teslimiyet, sadakat ve iyi niyeti simgelerken; avuç içinin aşağı dönük olması otoriteyi, emrivakiyi veya güvensizliği temsil eder. Elin yumruk yapılarak işaret parmağının karşıya uzatılması ise açık bir tehdit ve suçlama mesajıdır. Kolların göğüste kavuşturulması iletişime kapalı olunduğunu, sıkılmayı veya savunma mekanizmasını gösterirken; kolların arkada birleştirilmesi üstünlük, meydan okuma ve dokunulmazlık göstergesidir. Kolların bel hizasında 'V' şeklinde kırılarak başparmakların arkayı göstermesi ise 'akimbo' olarak adlandırılır ve meydan okumayı simgeler.
Vücut duruşu (postür) ve göğüs merkezinin konumu da iletişimde belirleyicidir. Göğüs merkezinin açık olması, dik durulması ve konuşmacıya yönelinmesi iletişime açıklığı gösterirken; ceketin iliklenmesi veya kolyeyle oynanması merkezin kapalı olduğunu gösterir. Göğsün dışa şişirilmesi, omuzların geride ve çenenin ileride olması saldırgan bir tutumu; omuzların aşağı düşmesi ise uysallığı imler. Ayakların yönü de ilgi düzeyini gösterir; konuşulan kişiye dönük ayaklar yakınlaşma isteğini, ters yöne bakan ayaklar ise ortamdan kaçma ve sıkılma isteğini yansıtır.
Mimikler, yüz kaslarının hareketleriyle oluşan ifadelerdir. Paul Ekman'ın çalışmalarına göre yüzdeki kırktan fazla kas, yaklaşık on bin farklı ifade üretebilmektedir. Alın ve kaş bölgesi hareketleri, bireyin bilinçli kontrolü dışında geliştiği için en güvenilir mimik alanlarıdır. Alındaki dikey çizgiler odaklanmayı ve düşünmeyi (düşünce çizgileri) gösterirken, yatay çizgilerle birlikte açılan gözler konunun anlaşılamadığını imler. Kaşların tek taraflı kaldırılması şüphe veya alay anlamı taşır. Göz bebeklerinin büyümesi samimiyet ve ilgi göstergesiyken (flaş gözler), gözlerin kısılması şüphe veya küçümseme anlamına gelebilir.
Göz temasında bakış yönü, iletişimin niteliğini belirler ve dört ana kategoriye ayrılır. 'İş bakışı', karşıdaki kişinin alnı ile kaşları arasındaki bölgeye odaklanır ve duruma ciddiyet katar. 'Sosyal bakış', gözler ile ağız arasındaki üçgene odaklanarak mesafeleri ortadan kaldırır ve arkadaşça bir ortam sunar. 'Mahrem (flörtçü) bakış', boyun, dudak ve vücudun diğer kısımlarına yönelerek ilgiyi gösterir. 'Yan bakış' ise hafif kalkık kaşlar ve gülümsemeyle birleştiğinde ilgiyi; çatık alın ve aşağı eğimli kaşlarla birleştiğinde ise şüphe veya saldırganlığı ifade eder.
İnsan doğasında evrensel olarak kabul edilen yedi temel yüz ifadesi bulunmaktadır. Bunlar; kaşların ortada birleşip dudağın aşağı büzüldüğü 'üzüntü'; dudakların sıkılıp çenenin öne uzandığı 'öfke'; gözbebeklerinin büyüyüp alt çenenin geriye çekildiği 'korku'; ağız kenarlarının yukarı kalkıp göz kenarlarının kırıştığı 'mutluluk'; kaşların hızla yukarı kalkıp ağzın aralandığı 'şaşkınlık'; üst dudağın yukarı kıvrılıp burun derisinin kırıştığı 'tiksinme'; ve dudak kenarının tek taraflı yukarı kalktığı 'kibir ve küçümseme'dir. Bu ifadeler kültürel sınırları aşan evrensel biyolojik reflekslerdir.
Simgesellik (sembolizm), bir kültürün ortak anlamlar yüklediği semboller aracılığıyla iletişim kurmasını sağlar. Semboller, algılama alanı içinde doğrudan bulunmayan soyut kavramları temsil eden somut göstergelerdir. Milli kimliği temsil eden bayraklar, gücü ve otoriteyi temsil eden üniformalar veya profesyonelliği yansıtan takım elbiseler birer semboldür. Sembollerin sözsüz iletişimdeki işlevleri arasında kimlik aktarımı, güç ve statü göstergesi olma, duygusal mesajları renkler ve işaretler aracılığıyla iletme ve ortak evrensel anlamlar sayesinde farklı dilleri konuşan insanlar arasında iletişimi kolaylaştırma yer alır.
Sözsüz iletişimin kültürlerarası boyutu, zaman ve mekân kullanımıyla doğrudan ilişkilidir. Zamanın kullanımı 'kronemik iletişim' olarak adlandırılır ve ikiye ayrılır. 'Tekli (monokronik) zaman' anlayışında zaman çizgisel, planlı ve dakiktir; işler sırayla yapılır (örneğin Kuzey Amerika kültürü). 'Çoklu (polikronik) zaman' anlayışında ise zaman esnektir, insan odaklıdır ve aynı anda birden fazla iş yapılabilir (örneğin Doğu kültürleri). Bu kültürel kodların bilinmemesi, kültürlerarası iletişimde ciddi krizlere ve yanlış anlaşılmalara yol açabilir.
Mekân kullanımı ise 'proksemik iletişim' olarak adlandırılır ve bireyin kendi sınırlarını belirleme ihtiyacından doğar. Proksemik alanlar dört bölgeye ayrılır: 25 cm'ye kadar olan ve sadece aile ile eşe açık olan 'mahrem alan'; 25-100 cm arasındaki 'kişisel alan'; 100-300 cm arasındaki 'sosyal alan'; ve 3 metreden başlayıp 7 metreye kadar uzanan 'genel alan'dır. Bu alanların ihlali bireylerde gerginliğe ve iletişim çatışmalarına neden olur. Ayrıca ofis kapısının açık veya kapalı olması gibi mekânsal düzenlemeler de ulaşılabilirlik veya resmiyet gibi güçlü simgesel mesajlar taşır.