Kamu yönetimi, günlük yaşamın her alanında vatandaşların karşısına çıkan, devletin soyut varlığını somutlaştıran en temel mekanizmadır. Devlet; egemenlik, meşru otorite ve soyut bir hukuki kişiliği temsil ederken, kamu yönetimi bu otoritenin halka hizmet olarak ulaştırılmasını sağlayan yürütme aracıdır. Kavramsal karmaşıklığı nedeniyle çoğu zaman devlet ve hükümet terimleriyle karıştırılsa da, kamu yönetimi özü itibarıyla hükümetin aldığı kararları ve belirlediği politikaları uygulayan günlük işleyiş çarkıdır.
İşlevsel açıdan kamu yönetimi, yürütülen faaliyetlere, süreçlere ve yapılan işlere odaklanarak tanımlanır. Bu boyutuyla kamu yönetimi, halkın ortak ve temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik mal ve hizmetlerin üretilmesi, kanunların somut olaylara uygulanması ve kamu politikalarının hayata geçirilmesi süreçlerinin tamamını kapsar. Süreç odaklı bu yaklaşım, bireysel ve grupsal çabaların organize edilerek toplumsal faydaya dönüştürülmesini esas alır.
Yapısal açıdan kamu yönetimi ise devletin örgütlenme şemasına ve kurumsal mimarisine odaklanır. Dar anlamda kamu yönetimi, devletin yürütme organının siyasi karar alıcıları (cumhurbaşkanı, bakanlar vb.) dışındaki bürokratik ve idari yapılanmasını ifade eder. Bu yapısal görünüm ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde teşkilatlanmış kamu kurumlarından oluşur. Geniş anlamda ise yasama ve yargı organlarının idari ve destekleyici yapılarını da kapsayacak şekilde ele alınmaktadır.
Kamu yönetiminin varlığını sürdürebilmesi ve işlevlerini yerine getirebilmesi için bir araya gelmesi gereken sekiz temel unsur bulunmaktadır. Bunlar; kamu hizmeti, kolluk hizmeti, kamu kurumları, kamu görevlileri, norm düzeni, mali yönetim, kamu politikası ve kamu bürokrasisidir. Bu unsurlardan ilki olan kamu hizmeti, toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kamu tüzel kişileri tarafından ya da onların gözetiminde sunulan, kesintisiz ve kamu yararı odaklı faaliyetlerdir.
Kolluk hizmeti, kamu düzenini ve bireylerin güvenliğini sağlamak amacıyla yürütülen, önleyici (idari kolluk) ve suç sonrası takibi içeren (adli kolluk) sınırlayıcı faaliyetleri kapsar. Kamu kurumları bu hizmetlerin yürütüldüğü bakanlık, belediye gibi teşkilatları; kamu görevlileri ise bu kurumlarda çalışan memur, işçi ve sözleşmeli personeli ifade eder. Norm düzeni, anayasadan yönetmeliklere uzanan hiyerarşik kurallar bütününü oluşturarak idarenin kanuniliğini sağlar.
Mali yönetim, kamu hizmetlerinin sınırını belirleyen bütçe ve kaynak kullanım süreçlerini yönetir. Kamu politikası, hükümetlerin toplumsal sorunları çözmek amacıyla yapmayı veya yapmamayı tercih ettiği eylemlerdir. Son olarak kamu bürokrasisi, iş bölümü, hiyerarşi ve kurallara dayalı rasyonel örgüt yapısını veya halk dilindeki hantal işleyişi temsil eden yönetsel mekanizmadır.
Yönetim eylemi evrensel bir süreç olup hem kamu sektöründe hem de özel sektörde karşımıza çıkar. İki alan arasındaki benzerliklerin başında fiziki ve beşerî kaynakların ortak kullanımı gelir. Her iki yönetim de amaçlarına ulaşmak için insan gücünü, binaları, bütçeyi ve teknolojik araçları organize etmek zorundadır. Ayrıca planlama, örgütleme, yönlendirme, koordine etme ve denetleme gibi temel yönetim süreçleri her iki sektörde de aynı şekilde yürütülür.
Klasik yönetim kuramcılarının ortaya koyduğu iş bölümü, hiyerarşi, disiplin ve emir-komuta birliği gibi örgütlenme ilkeleri hem kamu kurumlarında hem de özel işletmelerde geçerliliğini korumaktadır. Son yıllarda gelişen 'Yeni Kamu İşletmeciliği' yaklaşımıyla birlikte, özel sektöre özgü stratejik yönetim, performans değerlendirme ve toplam kalite yönetimi gibi teknikler kamuda da yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Buna karşın iki yönetim biçimi arasında çok keskin farklılıklar mevcuttur. Kamu yönetiminin temel amacı kamu yararı iken, özel yönetimin amacı kâr elde etmektir. Kamu yönetimi tek taraflı işlem yapabilmesini sağlayan kamu gücüyle donatılmışken, özel sektör eşitler arası sözleşme ilişkilerine dayanır. Kamuda kuralların yoğunluğu ve denetim mekanizmalarının çeşitliliği (Sayıştay, TBMM, yargı vb.) çok daha fazladır. Ayrıca kamu yönetimi, özel sektörün kârlı bulmadığı savunma, adalet gibi tam kamusal hizmetleri yürütür ve sosyal maliyetlerin azaltılması sorumluluğunu üstlenir.
Kamu yönetiminin niteliği üzerine yapılan tartışmalarda, bu disiplinin hem bir sanat hem de bir bilim olduğu genel kabul görmektedir. Dwight Waldo kamu yönetimini, hükümetin günlük işlerinin yürütülmesinin bilimi ve sanatı olarak tanımlar. Bir sanat olarak kamu yönetimi, yöneticilerin doğuştan getirdikleri liderlik yeteneklerini, sezgilerini ve insan ilişkilerini yönetme becerilerini teorik bilgilerle harmanlayarak uygulamaya aktarması sürecidir.
Bir bilim olarak kamu yönetimi ise, örgütlenme ve yönetim sorunlarını sistematik bir biçimde inceleyen, ampirik verilere dayanan ve evrensel ilkeler geliştirmeye çalışan akademik bir disiplindir. Kamu yönetimi bilimi, kamu kurumlarının yapısını, işleyişini ve çevreyle olan ilişkilerini betimleyici ve tanımlayıcı bir yaklaşımla ele alır.
Aynı zamanda bilimsel yön, kamu yönetiminin daha etkin, verimli, şeffaf, hesap verebilir ve adil çalışmasını sağlayacak teorik yaklaşımlar, yöntemler ve ilkeler üretir. Üniversitelerde kurulan kamu yönetimi kürsüleri ve yürütülen akademik araştırmalar, bu alanın bağımsız ve sistematik bir bilim dalı olarak rüştünü ispat ettiğinin en somut göstergesidir.
Kamu yönetimi doğası gereği disiplinler arası bir niteliğe sahiptir ve toplumsal yaşamı düzenleyen diğer bilim dallarıyla yakın ilişki içerisindedir. Siyaset bilimi ile kamu yönetimi adeta bir paranın iki yüzü gibidir; siyaset bilimi politika belirleme ve iktidar ilişkileriyle ilgilenirken, kamu yönetimi bu politikaların uygulanması ve bürokrasi boyutuyla ilgilenir. Yönetim hukuku ise kamu yönetiminin eylem ve işlemlerinin yasal sınırlarını çizerek hukuk devleti ilkesinin uygulanmasını sağlar.
İşletme bilimi, özellikle örgütsel verimlilik, insan kaynakları yönetimi ve modern yönetim teknikleri konularında kamu yönetimine kaynaklık eder. Toplum bilimi (sosyoloji), kamu yönetiminin içinde faaliyet gösterdiği toplumun kültürünü, değerlerini ve sosyal yapısını anlamasına yardımcı olur. Çünkü toplumsal dinamikler hesaba katılmadan üretilen kamu politikalarının başarıya ulaşması mümkün değildir.
Yönetim psikolojisi, kamu kurumlarında çalışan personelin motivasyonunu, grup davranışlarını ve liderlik ilişkilerini inceleyerek yönetsel verimliliği artırmayı amaçlar. Son olarak tarih bilimi, mevcut yönetim kurumlarının ve sorunlarının tarihsel kökenlerini, gelişim süreçlerini ortaya koyarak geçmişteki deneyimlerden ders çıkarılmasını ve geleceğe yönelik sağlıklı projeksiyonlar yapılmasını sağlar.