Devletin anayasal ve yasal sınırlar çerçevesinde egemenlik gücüne dayanarak kişilerden cebren ve karşılıksız olarak topladığı parasal değerler olan vergiler, doğası gereği mükellefler ile idare arasında uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Bu uyuşmazlıkların tarafsız, bağımsız ve adil bir şekilde çözümlenmesi ancak etkin bir yargısal denetim mekanizması ile mümkündür. Hukuk sistemimizde bu amaca hizmet eden yargı koluna genel olarak vergi yargısı adı verilmektedir. Ancak vergi yargısı, adli yargıdan tamamen bağımsız müstakil bir yargı kolu olmayıp, idari yargı düzeni içerisinde teşkilatlandırılmış özel bir uzmanlık alanıdır.
Uygulamada ve doktrinde sıklıkla birbirinin yerine kullanılan mali yargı ve vergi yargısı kavramları esasen tam olarak eş değer anlamlara sahip değildir. Bu iki kavram arasındaki temel ayrım, mali hukuk ile vergi hukuku arasındaki kapsam farkından kaynaklanmaktadır. Mali hukuk, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin gelir toplama, gider yapma, borçlanma ve devlet mallarını yönetme gibi tüm mali faaliyetlerini kapsayan geniş bir hukuk dalıdır. Vergi hukuku ise mali hukukun sadece kamu gelirlerine, dolayısıyla vergilere ilişkin boyutunu ele alan daha dar kapsamlı bir alt dalıdır.
Bu doğrultuda mali yargı, devletin tüm gelir ve gider kanunlarından doğan uyuşmazlıkların çözüm yollarını kapsayan üst şemsiye kavramı ifade ederken; vergi yargısı sadece vergilendirme işlemlerinden ve vergi kanunlarının uygulanmasından doğan uyuşmazlıkları konu edinir. Vergi yargısı, mali yargıya kıyasla daha dar bir alana sahip olmasına rağmen, uyuşmazlıkların yoğunluğu ve ekonomik büyüklüğü açısından mali yargının en önemli ve dinamik bölümünü oluşturmaktadır. Vergi yargısı kavramı, sadece uyuşmazlıkların çözümü sırasında izlenecek usul kurallarını değil, aynı zamanda vergi yargı organlarının kuruluş, işleyiş ve yetki kurallarını da bünyesinde barındırır.
Vergi yargısında uyuşmazlıkların çözümlenmesi sürecinde uygulanacak usul ve esas kuralları dağınık bir mevzuat yapısında yer almaktadır. Bu alandaki en temel kanun, yargılama usulünün ana hatlarını belirleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'dur (İYUK). İYUK, vergi mahkemelerinde açılacak davaların açılma şekli, süreleri, dilekçelerin verilmesi, savunmaların yapılması ve kararlara karşı başvuru yolları gibi temel usul hükümlerini bünyesinde barındırmaktadır.
İYUK'un 31. maddesi uyarınca, bu kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde ve elektronik işlemlerde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) hükümleri uygulanır. Ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasında, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) ilgili hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. Bu çerçevede, VUK'un 'Beşinci Kitap' başlığı altında düzenlenen 'Vergi Davaları' kısmı, vergi yargılamasında öncelikli ve özel nitelikteki hükümleri içermektedir.
Vergi uyuşmazlıklarının niteliği incelendiğinde, idari vergi yargısının alanına giren konuların genel olarak vergi kabahatlerinden ve idari işlemlerden kaynaklandığı görülür. Buna karşılık, vergi kaçakçılığı gibi hapis cezasını gerektiren vergi suçları idari yargının değil, adli yargı kapsamında yer alan Asliye Ceza Mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Dolayısıyla vergi yargısı, idari nitelikteki tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsilat işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetlemekle sınırlıdır.
İdari yargı, idari makamların kamu hukuku alanındaki faaliyetlerinden, yani idare hukuku kapsamındaki işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümüyle uğraşır. Türk hukuk sisteminde idari yargı, genel idari yargı ve askeri idari yargı (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi - AYİM) şeklinde ikili bir yapıya sahipti. AYİM'in görevi dışında kalan tüm idari davalar genel idari yargı organlarının görev alanına girmektedir. Genel idari yargının en üst derece ve temyiz mercii ise Danıştay'dır.
2577 sayılı İYUK'un 2. maddesine göre idari yargıda açılan davalar üç ana türe ayrılmaktadır: İptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar. İptal davaları; idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı oldukları gerekçesiyle ortadan kaldırılması amacıyla açılan davalardır. Tam yargı davaları ise idari eylem ve işlemler nedeniyle kişisel hakları doğrudan ihlal edilen kişilerin uğradıkları maddi veya manevi zararların tazmin edilmesi talebiyle açtıkları davalardır.
İptal davaları ile tam yargı davaları arasında önemli farklar bulunmaktadır. İptal davası açabilmek için davacının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin ihlal edilmiş olması yeterli görülürken, tam yargı davası açabilmek için doğrudan bir kişisel hakkın ihlal edilmiş olması gerekir. İptal davası objektif nitelikte olup idari işlemin hukuk aleminden silinmesini sağlarken, tam yargı davası sübjektif niteliktedir ve idareye tazminat ödeme veya bir hakkı teslim etme gibi borçlar yükler. İptal davasının sonuçlarından üçüncü kişiler de yararlanabilirken, tam yargı davasının sonuçları sadece davanın taraflarını bağlar.
Vergi mahkemelerinde kimlerin dava açabileceği Vergi Usul Kanunu'nun 377. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Bu hükme göre, mükellefler ve kendilerine ceza kesilenler, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı dava açma ehliyetine sahiptir. Ayrıca vergi dairesi, tadilat ve takdir komisyonlarınca tahmin ve takdir olunan matrahlara karşı dava açabilir. Belediyeler, ticaret odaları, mahalle ve köy muhtarlıkları da kendi görev alanlarına giren matrah, maliyet bedeli ve arsa birim değerlerine karşı dava açma yetkisine sahiptir.
Vergi mahkemelerinde dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı bir süre belirtilmediği hallerde genel olarak 30 gündür. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, sürenin geçirilmesi halinde dava açma hakkı tamamen ortadan kalkar. Ancak bazı özel kanunlarda daha kısa süreler öngörülmüştür. Örneğin, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (AATUHK) kapsamında düzenlenen ödeme emirlerine, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk işlemlerine karşı dava açma süresi sadece 7 gündür.
Davanın açılacağı yetkili mahkeme uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenir. Kural olarak yetkili mahkeme, uyuşmazlık konusu vergi ve benzeri mali yükümlülükleri tarh ve tahakkuk ettiren, gümrük vergisini tahakkuk ettiren veya ödeme emrini düzenleyen dairenin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesidir. Şikayet yoluyla vergi düzeltme taleplerinin reddi işlemlerinde de düzeltme talebini reddeden idari birimin veya tarh işlemini yapan dairenin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.
Vergi mahkemeleri, vergi uyuşmazlıklarında genel yetkili ilk derece mahkemeleridir. Bu mahkemeler, İçişleri ve Maliye Bakanlıklarının görüşleri alınarak, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacimleri dikkate alınarak Adalet Bakanlığı tarafından kurulur. Mahkeme kurulları bir başkan ve iki üyeden oluşur. Ancak, dava konusu vergi, resim, harç ve cezaların toplam tutarı kanunda her yıl belirlenen parasal sınırı aşmayan uyuşmazlıklar, yargılama usulünü hızlandırmak amacıyla tek hakimle çözümlenir.
Vergi mahkemelerinde kural olarak yazılı yargılama usulü uygulanır. Bu usulde taraflar hakim karşısına çıkmaz, yargılama tamamen dosya üzerinden ve karşılıklı dilekçe teatisi yöntemiyle yürütülür. Dava dilekçesinin idareye tebliğiyle başlayan süreçte, idarenin savunması, davacının cevabı ve idarenin ikinci savunması (cevaba cevap) aşamaları yer alır. Her bir dilekçe verme süresi tebliğden itibaren 30 gündür. İstisnai olarak, yasal sınırları aşan davalarda tarafların talep etmesi halinde duruşma yapılmasına karar verilebilir.
Vergi davasının açılması, tahakkuk aşamasındaki vergiler için tahakkuku kendiliğinden durdurur ve icra işlemlerini erteler. Ancak tahsil aşamasındaki işlemler için davanın açılması tahsilatı durdurmaz; tahsilatın durması için mahkemeden ayrıca yürütmeyi durdurma kararı alınması gerekir. Mahkeme kararı mükellef lehine sonuçlanırsa vergi ve cezalar terkin edilir. Aleyhe sonuçlanması durumunda ise idare mükellefe ihbarname gönderir ve mükellefin tebliğden itibaren 1 ay içinde ödeme yapması gerekir.
Bölge idare mahkemeleri, ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı yapılacak istinaf başvurularını incelemekle görevli ikinci derece mahkemelerdir. Adalet Bakanlığı tarafından kurulan bu mahkemelerin yargı çevreleri HSK tarafından belirlenir. Bölge idare mahkemelerinde en az bir idare ve bir vergi dairesi bulunmak zorundadır. Bu mahkemeler, istinaf başvurularını karara bağlamanın yanı sıra, kendi yargı çevrelerindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını da kesin olarak çözer.
Danıştay ise idari yargının en yüksek mahkemesi ve temyiz merciidir. Temyiz incelemesi yapmanın yanı sıra, Bakanlar Kurulu kararları ile ülke çapında uygulanacak yönetmelik ve düzenleyici işlemlere karşı açılan davalarda ilk derece mahkemesi olarak da görev yapar. Danıştay bünyesindeki üçüncü, dördüncü, yedinci ve dokuzuncu daireler vergi dava dairesi olarak uzmanlaşmıştır. Her bir daire, vergi türlerine ve coğrafi bölgelere göre iş bölümü esasına göre çalışmaktadır.
Örneğin, Üçüncü Daire Gaziantep ve İstanbul Bölge İdare Mahkemelerinin bazı kararlarını incelerken; Yedinci Daire gümrük vergileri, motorlu taşıtlar vergisi ve özel tüketim vergisi uyuşmazlıklarına bakar. Dokuzuncu Daire ise damga vergisi, emlak vergisi, harçlar ve belediye gelirlerine ilişkin uyuşmazlıkları çözümler. Bu iş bölümü, vergi hukukunun karmaşık yapısı içinde uzmanlaşmayı ve kararlarda tutarlılığı sağlamayı amaçlamaktadır.
Vergi yargısında mahkemelerce verilen kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi amacıyla kanun yolları öngörülmüştür. Bunlardan ilki olan istinaf, ilk derece mahkemesi kararlarının hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesini sağlayan olağan bir kanun yoludur. Konusu kanunda belirlenen parasal sınırı aşan davalarda, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde bölge idare mahkemesine istinaf başvurusunda bulunulabilir. Bölge idare mahkemesi kararı yerinde bulursa başvuruyu reddeder, hukuka aykırı bulursa kararı kaldırarak işin esası hakkında yeniden karar verir.
Temyiz ise bölge idare mahkemelerinin belirli kararları ile Danıştay'ın ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararlara karşı başvurulan, sadece hukuki denetim yapan olağan bir kanun yoludur. Temyiz süresi kararın tebliğinden itibaren 30 gündür. Danıştay temyiz incelemesi sonucunda kararı onayabilir, düzelterek onayabilir veya bozabilir. Bozma kararı üzerine bölge idare mahkemesi bozmaya uyabileceği gibi kendi kararında ısrar da edebilir. Israr durumunda nihai karar Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca verilir.
Olağanüstü kanun yolları ise kanun yararına temyiz ve yargılamanın yenilenmesidir. Kanun yararına temyiz, kesinleşen ancak yürürlükteki hukuka aykırı sonuçlar içeren kararlara karşı Başsavcı tarafından istenir ve kararın hukuki sonuçlarını geriye etkili olarak ortadan kaldırmaz. Yargılamanın yenilenmesi ise sahte belge kullanılması, hile yapılması, AİHM ihlal kararı bulunması gibi sınırlı ve ağır sebeplerin varlığı halinde, kararı veren mahkemeden davanın yeniden görülmesinin talep edilmesidir. Bu yola başvuru süreleri sebebe göre 60 gün, 1 yıl veya 10 yıl olarak değişmektedir.