Alacaklının borçludan edim adı verilen belirli bir davranışı yerine getirmesini isteme hakkını, borçlunun da bu davranışı serbest iradesiyle veya hukuki yükümlülük altında ifa etme mecburiyetini ifade eden tekil hukuki ilişkidir.
İçerisinde birden fazla dar anlamda borcu, yan edimleri, koruma yükümlülüklerini, yenilik doğurucu hakları ve def'ileri barındıran, taraflar arasında kurulan hukuki bağın tamamıdır. Örneğin, kira sözleşmesi kiracı ve kiraya veren arasındaki geniş anlamda borç ilişkisini oluşturur.
Borcun konusunu oluşturan, borçlunun yerine getirmekle yükümlü olduğu ve alacaklının talep edebileceği bir şeyi verme, yapma veya yapmaktan kaçınma şeklindeki insan davranışıdır.
Borç ilişkisinden doğan alacak haklarının sadece o ilişkinin tarafları (alacaklı ve borçlu) arasında ileri sürülebileceğini, üçüncü kişilere karşı kural olarak iddia edilemeyeceğini belirten ilkedir.
Kişilerin kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmamak kaydıyla diledikleri konuda, diledikleri kişiyle ve diledikleri içerikte sözleşme kurabilme serbestisidir.
Edimin konusunun ferdi özellikleriyle değil, ait olduğu türün genel nitelikleri, miktarı ve kalitesiyle belirlendiği borçlardır. Örneğin, fırıncının alıcıya '5 kilo Erzincan tulum peyniri' teslim etme borcu bu niteliktedir.
Edimin konusunun sözleşme anında taraflarca somut, benzersiz ve ferdi özellikleriyle belirlendiği borçlardır. Örneğin, '34 ABC 123 plakalı mavi renkli binek otomobilin' satışı parça borcudur.
Sözleşmenin tipik niteliğini ve ekonomik amacını belirleyen, tarafların sözleşmeyi yaparken birincil olarak hedefledikleri ana borçlardır. Satış sözleşmesinde malın teslimi ve bedelin ödenmesi asli edimlerdir.
Asli edimin dürüstlük kuralına uygun, tam ve gereği gibi ifa edilmesine yardımcı olan, onu tamamlayan ikincil edim borçlarıdır. Örneğin, hassas bir elektronik cihazın taşıma esnasında zarar görmemesi için ambalajlanması yan edimdir.
Hak sahibinin tek taraflı irade beyanıyla yeni bir hukuki ilişki kurması, mevcut ilişkiyi değiştirmesi veya tamamen sona erdirmesi yetkisini veren ikincil (tali) haklardır.
Borçlunun, alacaklının talep ettiği edimi ifa etmekten kaçınmasına imkan veren, borcun varlığını inkar etmeyip sadece ifasını geciktiren veya engelleyen savunma hakkıdır. Zamanaşımı def'i bunun en tipik örneğidir.
Kişinin bir hakka sahip olabilmesi veya mevcut hakkını koruyabilmesi için dürüstlük kuralı gereği uyması gereken, ancak karşı tarafça ifası zorlanamayan davranış yükümlülüğüdür. Alıcının teslim aldığı malı gözden geçirme yükümlülüğü külfettir.
Borçlunun borcundan dolayı tüm malvarlığıyla değil, sadece belirli bir miktar (kefalette olduğu gibi) veya belirli bir malvarlığı unsuruyla (ipotekli taşınmaz gibi) sorumlu olması durumudur.
Hukuken mevcut ve geçerli olan, ancak alacaklı tarafından dava ve icra yoluyla devlet gücü kullanılarak zorla ifa ettirilemeyen borçlardır. Kumar borçları ve zamanaşımına uğramış borçlar eksik borçtur.
Bir kişinin malvarlığının, haklı bir hukuki sebep olmaksızın diğer bir kişinin malvarlığı veya emeği zararına çoğalması ve bu durumun kanunen iade borcu doğurmasıdır.
Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla başka bir kişiye zarar verilmesi ve bu zarar sonucunda kanun gereği tazminat ödeme borcunun doğmasıdır.
Belirli bir hukuki sonuç doğurmaya yönelik olan ve bu sonucu doğurması hukuk düzeni tarafından tanınan irade açıklamasıdır. Örneğin, bir kişinin arabasını satmak amacıyla yaptığı sözleşme bir hukuki işlemdir.
Kişinin iç dünyasındaki hukuki sonucu doğurma isteğini dış dünyaya yansıtmasıdır. Hukuki işlemin en temel kurucu unsurudur ve açık veya örtülü (zımni) şekilde yapılabilir.
Kişinin açıkça konuşarak veya yazarak değil, davranışlarıyla iradesini ortaya koymasıdır. Kendisine gönderilen sütü açıp içen kişinin davranışı bu duruma örnektir.
Sözleşmenin kurulması için zamansal olarak önce yapılan, sözleşmenin tüm esaslı unsurlarını içeren ve bağlanma iradesi taşıyan yöneltilmesi gerekli irade beyanıdır.
Sözleşmenin kurulması için gerekli esaslı unsurları içermeyen veya kesin bağlanma iradesi taşımayan, karşı tarafı öneride bulunmaya teşvik eden irade açıklamasıdır.
Önerinin muhatabı tarafından öneriyi yapana yöneltilen, sözleşmeyi öneriye tamamen uygun şekilde kurma arzusunu kesin ve şartsız olarak bildiren irade beyanıdır.
Bir kimsenin malvarlığını borç altına sokan ancak doğrudan bir hakkı azaltmayan işlemdir. Satış sözleşmesi yapılması borçlandırıcı işleme örnektir.
Bir hakkı doğrudan doğruya başkasına devreden, sınırlayan veya tamamen ortadan kaldıran ve tasarrufta bulunanın malvarlığının aktifini azaltan işlemdir. Satılan malın mülkiyetinin devredilmesi tasarruf işlemidir.
Bir kişinin malvarlığının aktifini artıran, ona yeni bir hak veya alacak kazandıran hukuki işlemdir. Alacak hakkı elde etmek bu işleme örnektir.
Borcun sebebini içermemiş olsa bile borçlunun tek taraflı olarak borçlu olduğunu beyan etmesidir. TBK m. 18 uyarınca bu tür borç tanımaları geçerlidir.
Sözleşme görüşmeleri aşamasında tarafların dürüstlük kuralına aykırı ve kusurlu davranışları nedeniyle karşı tarafa verdikleri zararlardan doğan sorumluluktur.
Sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra dahi dürüstlük kuralı gereğince tarafların sır saklama ve özen gösterme gibi yükümlülüklerinin devam etmesidir.
Sözleşmenin tarafı olmayan ancak sözleşmenin koruma alanında bulunan üçüncü kişilerin, borca aykırılık halinde sözleşmesel sorumluluk hükümlerine dayanarak tazminat talep edebilmesidir.
Taraflar arasında açık bir sözleşme iradesi olmasa bile, sunulan bir hizmetten fiilen yararlanılmasıyla dürüstlük kuralı gereği borç ilişkisinin kurulmuş sayılmasıdır.
Kanunun belirlediği istisnai durumlarda (örneğin mesleği gereği iş kabul eden vekilin anında reddetmemesi), muhatabın susmasının kabul anlamına gelmesidir.
Bir hukuki işlemin kurucu unsurlarından birinin veya birkaçının eksik olması nedeniyle işlemin hukuk aleminde hiç doğmamış sayılması durumudur. Örneğin, tarafların karşılıklı irade açıklamalarının hiç örtüşmemesi durumunda sözleşme yok hükmündedir.
Hukuki işlemin kurucu unsurları tam olmakla birlikte, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı olması ya da konusunun imkânsız olması nedeniyle baştan itibaren geçersiz sayılmasıdır. Hâkim bu durumu re'sen göz önünde bulundurur.
Bir hukuki işlemin geçerli olabilmesi için eksik olan bir unsurun tamamlanmasına kadar işlemin askıda kalması ve etki doğurmaması durumudur. Sınırlı ehliyetsizin yasal temsilcisinin onayı gelene kadar yaptığı sözleşmeler bu durumdadır.
Hukuki işlemin taraflar arasında geçerli ve sonuç doğurucu olmasına rağmen, kanunun koruduğu belirli üçüncü kişiler açısından hüküm ifade etmemesidir. Taşınır rehninde teslim şartını dolanmak için yapılan muvazaalı satışlar buna örnektir.
Sözleşmenin sadece bazı hükümlerinin geçersiz olması, geri kalan kısımlarının ise geçerliliğini koruması durumudur. Ancak geçersiz hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı anlaşılıyorsa sözleşmenin tamamı geçersiz olur.
Kişinin kendi fiilleri ve işlemleriyle hak edinebilme ve borç altına girebilme yeteneğidir. Hukuki işlem ehliyeti, fiil ehliyetinin hukuki işlemlere özgülenmiş görünüş biçimidir ve en temel şartı ayırt etme gücüdür.
Sözleşmenin kurulduğu anda, sözleşmeye konu olan edimin sadece borçlu için değil, herkes için yerine getirilmesinin fiilen veya hukuken imkânsız olmasıdır. Başlangıçtaki objektif imkânsızlık sözleşmeyi kesin hükümsüz kılar.
Beyanda bulunanın, karşı tarafın beyanı ciddiye almayacağını düşünerek şaka yollu yaptığı irade açıklamasıdır. Karşı taraf güven teorisi uyarınca beyanı ciddi saymakta haklıysa sözleşme kurulmuş olur.
Kişinin iç dünyasında beyan ettiği hususu istemediği hâlde, dışarıya karşı bilerek ve isteyerek o yönde irade açıklaması yapmasıdır. Karşı taraf durumu bilmiyorsa işlem beyan sahibi için bağlayıcıdır.
Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine uymayan ve aralarında sonuç doğurmasını istemedikleri görünürde bir hukuki işlem yapmaları konusunda anlaşmalarıdır. Görünürdeki işlem kesin hükümsüzdür.
Kişinin iradesini dışa vururken farkında olmadan gerçek iradesinden farklı bir beyanda bulunmasıdır. Sözleşmenin niteliğinde, konusunda, miktarında veya tarafında yapılan hatalar bu gruba girer ve esaslı yanılmadır.
Kişinin iradesini oluştururken dayandığı temel gerekçelerde veya sebeplerde yanılmasıdır. Saikte yanılma kural olarak esaslı değildir, ancak dürüstlük kuralına göre sözleşmenin temeli sayılan durumlarda esaslı kabul edilebilir.
Bir kimsenin kasten gerçeğe aykırı beyanlarla veya gerçeği saklayarak hataya düşürülmesi ve bu yolla sözleşme yapmaya ikna edilmesidir. Aldatılan taraf, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyi iptal edebilir.
Kişinin kendisinin veya yakınlarının kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır, ciddi ve yakın bir zarar tehlikesiyle tehdit edilerek iradesinin sakatlanmasıdır. Korkutulan taraf sözleşmeyle bağlı değildir.
Karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunması ve bu durumun, zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden sömürme kastıyla yararlanılarak gerçekleştirilmesidir.
Bir hukuki işlemin geçerli olarak kurulabilmesi ve hukuki sonuç doğurabilmesi için kanun veya tarafların iradesiyle öngörülen biçimsel kalıptır. Bu şekle uyulmaması durumunda işlem kural olarak kesin hükümsüzlük yaptırımıyla karşılaşır.
Bir hukuki işlemin geçerliliğini etkilemeyen, ancak bir uyuşmazlık durumunda o işlemin varlığının mahkeme önünde hangi araçlarla (örneğin yazılı senetle) kanıtlanacağını belirleyen usul kurallarıdır.
Hukuki işlemi resmi olarak gerçekleştiren makamların uyması gereken idari usul kurallarıdır. Bu kurallara aykırılık işlemi geçersiz kılmaz, sadece işlemi yapan memurun sorumluluğuna yol açar.
Sözleşmelerin geçerliliğinin, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça hiçbir şekil şartına bağlı olmamasını ifade eden temel borçlar hukuku ilkesidir (TBK m. 12).
Kanunen herhangi bir şekle tabi olmayan veya daha hafif bir şekle tabi olan bir sözleşmenin geçerliliğinin, tarafların kendi aralarındaki anlaşmayla belirli bir şekle (örneğin yazılı şekle) bağlanmasıdır.
Sözleşme metninin herhangi bir resmi makamın katılımı olmaksızın hazırlanıp, sadece borç altına giren taraflarca imzalanmasıyla gerçekleşen yazılı şekil türüdür.
Sözleşmenin geçerli olması için sadece yazılı ve imzalı olmasının yetmeyip, kanunun öngördüğü belirli unsurların (örneğin kefalette azami miktar ve tarihin) borçlu tarafından bizzat kendi el yazısıyla yazılmasını gerektiren şekildir.
Hukuki işlemin kanunun yetkilendirdiği resmi bir memur (noter veya tapu memuru) önünde, onun katılımıyla ve usulüne uygun resmi senet düzenlenerek yapılmasıdır.
Geçerlilik şekline veya emredici hukuk kurallarına aykırı olarak yapılan bir hukuki işlemin baştan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmaması, hakim tarafından re'sen dikkate alınması durumudur.
Bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu standart sözleşme hükümleridir.
Karşı tarafın menfaatine aykırı olan genel işlem koşullarının, yürürlük denetimini geçememesi (bilgilendirme ve kabul şartının sağlanamaması) durumunda sözleşmede hiç yer almamış gibi kabul edilmesi yaptırımıdır.
Sözleşmenin niteliğine, işin özelliğine ve dürüstlük kuralına yabancı olan, karşı tarafın haklı olarak beklemeyeceği, onu hazırlıksız yakalayan geçersiz genel işlem koşullarıdır.
Genel işlem koşullarının sözleşmenin bir parçası haline gelip gelmediğini tespit etmek amacıyla, karşı tarafa açıkça bilgi verilip verilmediğini ve kabul edilip edilmediğini inceleyen ilk denetim aşamasıdır.
Sözleşme kapsamına giren genel işlem koşullarının, dürüstlük kuralına aykırı olarak karşı tarafın aleyhine veya durumunu ağırlaştırıcı hükümler içerip içermediğini denetleyen aşamadır.
Genel işlem koşullarında yer alan belirsiz, açık olmayan veya birden çok anlama gelen hükümlerin, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın (müşterinin/tüketicinin) lehine yorumlanması kuralıdır.
Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden, mal veya hizmeti kendi kişisel kullanımı için edinen gerçek veya tüzel kişiyi ifade eden yasal tanımdır.
Alacaklının borçluyla yapacağı bir anlaşmayla alacağından vazgeçerek borcu sona erdirmesidir. TBK m. 132 uyarınca kural olarak herhangi bir şekil şartına bağlı değildir.
Kişilerin kanunun çizdiği sınırlar içinde diledikleri kişiyle, diledikleri konuda ve diledikleri şekilde sözleşme yapma, yapmama ve içeriğini serbestçe belirleme hakkını ifade eden anayasal güvenceye sahip temel hukuk ilkesidir.
Tarafların ileride asıl sözleşmeyi kurmayı karşılıklı olarak taahhüt ettikleri, asıl sözleşmenin şekil şartına tabi olan ve ifası ancak asıl sözleşmenin yapılmasıyla gerçekleşen hazırlık sözleşmesidir.
Sözleşmenin yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, onların gerçek ve ortak iradelerinin esas alınmasını ifade eden temel yorum ilkesidir.
Sözleşme hükümlerinin yorumlanmasında tarafların gerçek iradeleri tespit edilemediğinde, dürüstlük ilkesi gereğince orta zekalı ve makul bir muhatabın o beyana yükleyeceği objektif anlamın esas alınmasını öngören teoridir.
Sözleşmenin esaslı unsurlarında olmamak kaydıyla, tarafların sözleşmeyi kurarken öngörmedikleri veya düzenlemeyi unuttukları ikincil (yan) hususlarda kural eksikliğinin bulunması durumudur.
Sözleşmeyle üstlenilen borçların, koşullar değişse bile sözleşmeye uygun olarak aynen ve dürüstlükle yerine getirilmesi gerektiğini savunan borçlar hukukunun temel ilkesidir.
Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan olağanüstü gelişmeler nedeniyle, edimler arasındaki dengenin borçludan ifanın istenmesini dürüstlük kuralına aykırı kılacak derecede bozulması durumudur.
Sözleşmelerin, yapıldıkları andaki esaslı koşulların aynen devam etmesi şartıyla geçerli olacağını ve bu koşullar olağanüstü değiştiğinde sözleşmenin yeni şartlara uyarlanması gerektiğini öngören ilkedir.
Temsilcinin, temsil yetkisine dayanarak üçüncü kişiyle işlemi bizzat temsil olunanın ad ve hesabına yapması ve işlemin sonuçlarının doğrudan temsil olunana ait olması durumudur.
Temsilcinin kendi adına fakat temsil edilenin hesabına hareket etmesiyle, hukuki işlemin sonuçlarının önce temsilci üzerinde doğması ve ardından iç ilişkiyle temsil olunana devredilmesi sürecidir.
Bir kimsenin temsil yetkisi olmadığı hâlde kendisini temsilci olarak göstererek üçüncü bir kişiyle hukuki işlem yapması durumudur; bu işlem temsil olunan onamadığı sürece askıda hükümsüzdür.
Temsil olunanın, yetkisiz temsilci tarafından kendi adına yapılmış olan askıda hükümsüz durumdaki hukuki işleme sonradan verdiği ve işlemi baştan itibaren geçerli kılan tek taraflı irade beyanıdır.
Sözleşmenin geçersizliği veya kurulmaması nedeniyle uğranılan, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan ve sözleşme masrafları ile kaçırılan fırsatları kapsayan zarar türüdür.
Sözleşmenin geçerli şekilde kurulup ifa edilmemesi nedeniyle doğan, borç zamanında ve gereği gibi ifa edilseydi alacaklının malvarlığında oluşacak durum ile mevcut durum arasındaki farkı ifade eden zarardır.
Temsil yetkisi geri alınmış veya hiç verilmemiş olsa bile, temsil olunanın yarattığı dış görünüşe güvenerek iyiniyetle işlem yapan üçüncü kişilerin korunmasını ve işlemin temsil olunanı bağlamasını öngören teoridir.
Temsil olunanca temsilciye verilen ve onun üçüncü kişilerle işlem yaparken temsil yetkisine sahip olduğunu kanıtlamasına yarayan yazılı belgedir.
Evlenme, vasiyetname yapma gibi sadece hak sahibinin şahsı tarafından kullanılabilen ve nitelikleri gereği temsilci aracılığıyla kullanılması mümkün olmayan haklardır.
Borçlanılan edimin alacaklıya konu, şahıs, yer ve zaman unsurlarına uygun olarak sunulması ve yerine getirilmesidir. İfa ile alacaklı tatmin edilir ve borç ilişkisi kural olarak sona erer.
Borcu ifa eden üçüncü kişinin veya sınırlı sorumluluğu olan kişinin, kanun gereği alacaklının haklarına sahip olmasıdır. Bu durumda borç sona ermez, sadece alacaklı yönünden şahıs değişir.
Borçlunun borcun ifasını veya borç ilişkisinden doğan bir hakkın kullanılmasını kendi gözetimi altında bıraktığı yardımcı şahıstır. Borçlu, yardımcı şahsın işi yürüttüğü sırada verdiği zararlardan kusursuz olarak sorumludur.
Borçlu tarafından usulüne uygun olarak sunulan edimin, alacaklı tarafından haklı bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi veya ifa için gerekli hazırlık fiillerinin yapılmamasıdır. Alacaklının kusurlu olması şart değildir.
Alacaklının temerrüde düşmesi halinde, verme borçlarında borçlunun edim konusunu mahkemece belirlenen güvenli bir yere teslim ederek borçtan kurtulma hakkıdır. Genellikle taşınır mallar için uygulanır.
Borçlu ile alacaklının anlaşarak, asıl edim yerine başka bir edimin sunulmasıyla borcun derhal sona erdirilmesidir. Sunulan yeni edimin değeri asıl edimden bağımsız olarak kabul edilir.
Borçlunun borcunu tasfiye etmek amacıyla alacaklıya bir mal veya alacak devretmesidir. Borç anında sona ermez, devredilen şeyin paraya çevrilip alacaklının tatmin edildiği oranda sona erer.
Borçlanılan edimden tamamen farklı, yabancı bir edimin ifa edilmeye çalışılmasıdır. Aliud durumunda ayıplı ifa değil, hiç ifa etmeme (ifa etmeme) hükümleri uygulanır.
Borçlanılan edimin tek seferde değil, parçalara bölünerek parça parça yerine getirilmesidir. Borcun tamamı belli ve muaccel ise alacaklı kısmi ifayı reddetme hakkına sahiptir.
Tarafların iradesiyle veya işin niteliği gereği edimin baştan taksitler veya dönemler halinde ifa edilmesinin kararlaştırılmasıdır. Taksitlerin ödenmesi kısmi ifa değil, bağımsız birer edimin ifasıdır.
İfa zamanı gelmiş, alacaklı tarafından talep ve dava edilebilir hale gelmiş borçtur. Aksine anlaşma yoksa her borç doğumu anında muaccel olur.
İfa zamanı henüz gelmemiş, bir vadeye bağlanmış ve bu nedenle alacaklı tarafından henüz talep edilemeyen borçtur.
İfa yerinin alacaklının yerleşim yeri olduğu borç türüdür. Para borçları kanun gereği aksi kararlaştırılmadıkça götürülecek borç niteliğindedir.
Alacaklının, borçlunun yerleşim yerine giderek ifayı talep etmesi gereken borç türüdür. Genel borçlar ve cins borçları aranılacak borç niteliğindedir.
Tam iki taraflı sözleşmelerde, kendi borcunu ifa etmeyen veya ifasını önermeyen tarafın ifa talebine karşı, diğer tarafın kendi borcunu ifadan kaçınma hakkıdır.
Belirli bir miktar paranın borçlu tarafından kullanılması karşılığında, tarafların anlaşması veya kanun gereği ödenmesi gereken kullanım bedeli niteliğindeki faizdir.
Para borçlarında borçlunun borcunu vadesinde ödemeyerek temerrüde düşmesi halinde, gecikilen süre için kanun gereği ödemek zorunda olduğu gecikme faizidir.
İşlemiş faizin anaparaya eklenmesiyle oluşan yeni toplam miktar üzerinden yeniden faiz yürütülmesidir. Cari hesaplar ve ticari ödünçler dışında kural olarak yasaktır.
Sözleşmede ifa gününün kesin olarak belirlendiği, ancak bu sürenin aşılması halinde ifanın halen mümkün ve alacaklı için yararlı olduğu vade türüdür. İhtar gerekmeden temerrüt oluşur.
Edimin sadece ve sadece belirlenen sürede ifa edilebileceği, bu süre geçtikten sonra ifanın imkansız hale geldiği veya alacaklı için tüm anlamını yitirdiği vade türüdür.
Borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmesini engelleyen, imkânsızlık, borçlu temerrüdü ve kötü ifa gibi görünümleri olan borca aykırılık durumlarının genel adıdır.
Sözleşmenin kurulduğu anda edimin ifasının herkes için fiilen veya hukuken imkânsız olması durumudur; bu durumda sözleşme kesin olarak hükümsüzdür.
Edimin ifasının sadece borçlunun şahsı veya gücü açısından imkânsız olması, ancak başkaları tarafından yerine getirilebilmesi durumudur; sözleşmeyi geçersiz kılmaz.
Geçerli olarak doğmuş bir borcun, doğum anından sonraki bir aşamada fiili veya hukuki sebeplerle ifa edilemez hâle gelmesi durumudur.
Borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı dışsal sebeplerle imkânsızlaşmasıdır; bu durumda borç sona erer ve alınan edimler iade edilir.
Borcun ifasının borçlunun kusurlu eylemiyle imkânsızlaşmasıdır; borç sona ermez, TBK m. 112 uyarınca tazminat borcuna dönüşür.
İfası mümkün ve muaccel bir borcun, borçlu tarafından haklı bir sebep olmaksızın zamanında yerine getirilmemesiyle ortaya çıkan hukuki gecikme durumudur.
Alacaklının borçluya borcun vadesinin geldiğini hatırlatarak ifada bulunmasını talep ettiği, şekle bağlı olmayan hukuki işlem benzeri açıklamadır.
Borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması nedeniyle, ifanın gecikmesinden dolayı alacaklının uğradığı zararları gidermekle yükümlü olduğu tazminat türüdür.
Para borçlarında borçlunun temerrüde düşmesiyle birlikte, kusur şartı aranmaksızın yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu gecikme faizidir.
Para borçlarında alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizini aşan kısmıdır; borçlu kusursuzluğunu ispat edemezse bunu öder.
Borç hiç veya gereği gibi ifa edilseydi alacaklının mal varlığının ulaşacağı durum ile mevcut durum arasındaki farkı ifade eden zarar türüdür.
Sözleşmenin geçerliliğine güvenilerek yapılan masraflar ile bu güven nedeniyle kaçırılan diğer fırsatlardan doğan güven zararıdır.
Borçlunun edimi yerine getirmek üzere ifada bulunması ancak bu ifanın sözleşmeye, dürüstlük kuralına veya teknik standartlara uygun olmamasıdır.
Birden fazla borçlunun alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğu, birinin ifasıyla diğerlerinin de borçtan kurtulduğu dayanışmalı borç ilişkisidir.
Müteselsil borç ilişkisinde kendi payından fazla ödeme yapan borçlunun, aşan kısım için diğer borçlulara sorumlulukları oranında başvurma hakkıdır.
Bir sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurmasının, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen gelecekteki bir olaya bağlanması durumudur.
Geçerli olarak kurulmuş bir sözleşmenin hükümlerinin, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olayın gerçekleşmesiyle kendiliğinden sona ermesidir.
Borçlunun borca aykırı davranması durumunda alacaklıya ödemeyi taahhüt ettiği, asıl borca bağlı fer'i nitelikteki ceza miktarıdır.
Alacaklının, borçlunun rızasını aramaksızın bir sözleşmeyle alacağını üçüncü bir kişiye devretmesini sağlayan yazılı tasarruf işlemidir.
Borcu ifa eden üçüncü kişinin veya rücu hakkına sahip borçlunun, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına ve güvencelerine sahip olmasıdır.
Alacaklı ile borçlunun, alacaklının alacak hakkından tamamen veya kısmen vazgeçmesi hususunda anlaşmalarıyla borcu sona erdiren sözleşmedir.
Mevcut bir borcun, tarafların anlaşmasıyla yeni bir borç meydana getirilerek ortadan kaldırılması ve sona erdirilmesidir.
Alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının miras veya şirket birleşmesi gibi nedenlerle aynı kişide toplanmasıyla borcun sona ermesidir.
Birbirine karşı aynı cinsten ve muaccel alacağa sahip iki kişiden birinin tek taraflı beyanıyla, borçların az olanı oranında sona erdirilmesidir.
Belirli bir sürenin geçmesiyle borcun sona ermeyip eksik borca dönüşmesi ve borçluya ifadan kaçınma hakkı veren def'i hakkı kazandırmasıdır.
Zamanın geçmesiyle hakkın kendiliğinden tamamen sona ermesine yol açan ve hakim tarafından re'sen dikkate alınan süredir.
Belirli bir sürenin geçmesi ve kanuni şartların gerçekleşmesiyle bir kimsenin mülkiyet veya sınırlı ayni hak kazanmasını sağlayan zamanaşımı türüdür.
Alacaklının dava ve takip hakkını engelleyen, borçluya ise zamanaşımı def'i ileri sürerek borcu ödemekten kaçınma imkanı veren zamanaşımıdır.
Asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlı olan, asıl borç sona erdiğinde kendiliğinden son bulan rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi haklardır.
Bir borcun vadesinin gelmiş olması ve alacaklı tarafından borçludan derhal talep ve dava edilebilir hale gelmesini ifade eden durumdur.
Vadesi henüz gelmemiş, bu nedenle alacaklı tarafından henüz talep ve dava edilemeyen borç türüdür.
İki kişinin alacaklarını ayrı ayrı istemekten vazgeçip bunları hesap kesiminde tek bir bakiye haline getirerek yenilemelerini sağlayan sözleşmedir.
Kanunda sayılan engeller nedeniyle zamanaşımının hiç işlememesi veya başlamışsa durup engel kalkınca kaldığı yerden devam etmesidir.
Borcun ikrarı veya dava açılması gibi nedenlerle işlemiş sürenin sıfırlanıp yeni baştan işlemeye başlaması durumudur.
Borçlunun zamanaşımına uğramış borcunu ödemekten kaçınmak amacıyla mahkemede hakim karşısında ileri sürdüğü savunma hakkıdır.
Hukuken mevcut ve geçerli olmasına rağmen dava ve takip edilemeyen, ancak borçlu tarafından rızasıyla ödenirse geri istenemeyen borçtur.
Borçlunun, alacaklıya karşı borcun varlığını açıkça veya zımnen (faiz ödeyerek, kısmi ifada bulunarak) kabul etmesi durumudur.
Satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği karşılıklı ve rızai sözleşmedir. Örneğin, bir kişinin bilgisayarını başka birine 2.000 TL karşılığında devretmek üzere anlaşması bu sözleşmeyi kurar.
Sözleşmenin kurulması için tarafların sadece karşılıklı iradelerinin uyuşmasının yeterli olduğu, malın tesliminin veya bedelin ödenmesinin sözleşmenin kurulması için şart olmadığı sözleşme türüdür. Satış sözleşmesi bu niteliktedir.
Bir hakkın veya mülkiyetin bir başkasına devredilmesi yükümlülüğünü doğuran borçtur. Satış sözleşmesi, satıcıya satılan malın mülkiyetini alıcıya geçirme borcu yüklediği için temlik borcu doğuran bir sözleşmedir.
Satış sözleşmesinin kurulmasından malın teslim edilmesine kadar geçen süre içinde satılan malda meydana gelen her türlü doğal, hukuki artış ve avantajlardır. Satılan hayvanın bu süreçte doğurduğu yavru yarar kavramına örnek teşkil eder.
Sözleşme konusu malın tesliminden önce, tarafların kusuru olmaksızın beklenmedik bir olay neticesinde yok olması, zarar görmesi veya değer kaybetmesidir. Depoda bekleyen pirinç çuvallarının su baskınıyla ıslanması hasar niteliğindedir.
Alıcının talebi üzerine satılan malın sözleşmede kararlaştırılan ifa yerinden başka bir yere gönderilmesi durumudur. Bu durumda yarar ve hasar, satıcının malı taşıyıcıya teslim ettiği anda alıcıya geçer.
Türk Medeni Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan, taşınabilen maddi eşyalar ile elektrik, su, doğalgaz gibi edinmeye elverişli doğal güçlerin satışıdır. Kitap, laptop veya otomobil satışı taşınır satışının konusunu oluşturur.
Sözleşmenin kurulduğu sırada var olan bir üçüncü kişi hakkı nedeniyle satılan malın alıcının elinden kısmen veya tamamen alınması durumunda satıcının kanunen sorumlu olmasıdır. Çalıntı çıkan bir koltuk takımının polis tarafından alıcıdan alınması durumunda satıcının sorumluluğu buna örnektir.
Satılan malda değerini veya alıcının ondan beklediği faydayı azaltan ya da ortadan kaldıran eksikliklerden satıcının kanunen sorumlu olmasıdır. Satıcının, sattığı malın ayıplı olduğunu bilmese dahi bu sorumluluğu devam eder.
Satılan malın fiziksel yapısında, gövdesinde veya niteliğinde meydana gelen ve değerini düşüren somut eksikliklerdir. Satın alınan porselen tabakların kırık çıkması veya kitabın sayfalarının yırtık olması maddi ayıptır.
Satılan mal üzerinde kamu hukukundan veya özel hukuktan doğan bir sınırlama nedeniyle alıcının maldan dilediğince yararlanamaması durumudur. Satın alınan tişörtün üzerindeki markanın sahte (taklit) çıkması hukuki ayıptır.
Satılan malın verimliliğini, getirisini veya kullanım tasarrufunu olumsuz etkileyen, vadedilen ekonomik standartlara uymayan eksikliklerdir. Satın alınan bir aracın teknik özelliklerinde belirtilenden çok daha fazla yakıt tüketmesi ekonomik ayıptır.
Alıcının, satış sözleşmesinden doğan satılanı devralma veya satış bedelini ödeme borçlarını haklı bir sebep olmaksızın zamanında yerine getirmeyerek direnmesidir. Bedeli vadesinde ödemeyen alıcı temerrüde düşmüş olur.
Sözleşmenin kurulması anında alıcıya satılan maldan bir numune verilmesi ve asıl teslim edilecek malların bu örneğe uygun olmasının kararlaştırıldığı satış türüdür. Kantine teslim edilecek çerezlerin önceden verilen numuneye uygun olması şartı buna örnektir.
Alıcının satılan malı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluna bağlı olarak yapılan satış türüdür. Alıcı malı beğenip kabul edene kadar mülkiyet satıcıda kalmaya devam eder.
Satıcının malın zilyetliğini alıcıya bedel ödenmeden devrettiği, alıcının ise bedeli parça parça (taksitler hâlinde) sonradan ödediği ve geçerliliği yazılı şekle bağlı olan satış türüdür. Öğrencinin buzdolabını belirli aylarda farklı tutarlarda ödemek üzere teslim alması buna örnektir.
Alıcının satılan malın bedelini taksitler hâlinde önceden ödediği, malın mülkiyet ve zilyetliğinin ise ödemeler tamamlandıktan sonra alıcıya devredildiği yazılı şekle tabi satış türüdür.
Satış şartları önceden belirlenerek, hazır bulunanlar arasında en yüksek bedeli teklif eden kişiyle sözleşmenin kurulduğu, konusu hem taşınır hem taşınmaz olabilen satış türüdür. İcra dairesinde hacizli bir aracın satılması buna örnektir.
Kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kira bedelini ödemeyi üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen rızai sözleşmedir.
Mülkiyeti veya kullanım hakkı başkasına ait olan bir malı veya hakkı, sahibinin rızasıyla kullanan ve bu kullanım karşılığında kararlaştırılan bedeli ödeyen taraftır.
Mülkiyeti kendisine ait olan veya başkasına ait olup da malikin rızasıyla kiralananı kiracıya kullandıran ve karşılığında bedel talep eden taraftır.
Sözleşmenin kurulması için konusu olan malın tesliminin şart olmadığı, tarafların sadece karşılıklı iradelerinin uyuşmasıyla geçerli olarak kurulan sözleşme türüdür.
Kiralanandaki eksiklik veya bozukluk nedeniyle kiracının kiralanandan faydalanamadığı veya sözleşmedeki amaca uygun kullanımının kısmen veya tamamen engellendiği ağır kusurlardır.
Kiralananın kullanımını ve sözleşmesel amacını ciddi derecede engellemeyen, ufak tefek eksiklik veya bozuklukları ifade eden hafif kusurlardır.
Üçüncü bir kişinin kiralanan mal üzerinde kiracının hakkıyla bağdaşmayan üstün bir hak ileri sürerek kiracının kullanımını engellemesi veya elinden almasıdır.
Taşınmaz kiralarında kiraya verene, ödenmeyen kira alacaklarını güvence altına almak amacıyla kiracının taşınmazdaki haczi kabil eşyalarını alıkoyma yetkisi veren rehin benzeri haktır.
Kiracının, kiraya verenden kiraladığı şeyi asıl sözleşmeye taraf olarak kalmaya devam ederek bir üçüncü kişiye tekrar kiralaması işlemidir.
Mevcut kiracının sözleşmedeki tüm hak ve borçlarını bir üçüncü kişiye devrederek kendisinin sözleşme ilişkisinden tamamen çıkması sürecidir.
Kiracının kiralananı teslim aldıktan sonra, belirli bir tarihte taşınmazı boşaltacağını kiraya verene karşı yazılı olarak üstlendiği tek taraflı irade beyanıdır.
Bir kira yılı veya dönemi içinde kiracının kira bedelini ödememesi üzerine kiraya veren tarafından yazılı olarak gönderilen iki ayrı haklı ödeme uyarısıdır.
Kiralananın kullanımıyla doğrudan ilgili olan, olağan temizlik ve bakım dışındaki ısıtma, aydınlatma, sıcak su gibi işletme ve ortak alan giderleridir.
Birden fazla borçlunun, borcun tamamının ifasından alacaklıya karşı tek başlarına ve hep birlikte zincirleme olarak sorumlu olmaları durumudur.
Belirsiz süreli kira sözleşmelerini sona erdirmek için kanunun taraflara uymayı zorunlu kıldığı, önceden haber verme süreleridir.
Kanunda sayılan tahliye sebeplerinin tahdidi (sınırlı sayıda) olması, bu sebepler dışında yeni bir gerekçeyle tahliye davası açılamaması kuralıdır.
Bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, kendi mal varlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği ve mülkiyeti devretme amacı güden iki taraflı ancak tek tarafa borç yükleyen sözleşmedir.
Bağışlama sözleşmesinde, kendi mal varlığından eksilme meydana getirecek şekilde karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlenen taraftır.
Bağışlama sözleşmesinde, kendisine karşılıksız olarak kazandırma yapılan ve mal varlığında artış meydana gelen taraftır.
Türk Borçlar Kanunu'nda veya diğer özel kanunlarda (örneğin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun) açıkça düzenlenmiş ve kuralları belirlenmiş olan sözleşme türleridir.
Kanunlarda doğrudan düzenlenmemiş olan, kişilerin sözleşme serbestisi çerçevesinde kamu düzenine, genel ahlaka ve emredici kurallara aykırı olmamak kaydıyla kendilerinin oluşturduğu sözleşmelerdir.
Bağışlayanın bağışlayacağı taşınır bir malı, aralarında herhangi bir yazılı şekil şartı aranmaksızın doğrudan bağışlanana teslim etmesiyle kurulan ve tamamlanan bağışlama türüdür.
Gelecekte bir malın bağışlanacağının taahhüt edildiği, geçerliliği taşınırlar için yazılı şekle, taşınmazlar için ise resmi şekle tabi olan ön sözleşme niteliğindeki ilişkidir.
Ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı, ödünç alanın da o şeyi belirli bir süre kullandıktan sonra aynen geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.
Ödünç verenin bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.
Yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği, iş görme borcu doğuran ve tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir.
Eser sözleşmesinde tarafların eserin tamamlanması karşılığında ödeyecekleri bedeli önceden kesin ve değişmez bir miktar olarak belirledikleri ücret kararlaştırma yöntemidir.
Eser sözleşmesinde bedelin önceden kesin olarak belirlenmeyip tahmini olarak öngörüldüğü, kesin bedelin ise işin yapıldığı yer ve zamandaki değerine göre belirlendiği yöntemdir.
Vekilin, vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği, güven esasına dayalı ve kural olarak tek tarafa borç yükleyen iş görme sözleşmesidir.
Bir kimsenin, aralarında herhangi bir sözleşme ilişkisi veya yasal yetki bulunmaksızın, başkasına ait bir işi onun hesabına veya kendi yararına yürütmesiyle oluşan sözleşme dışı borç ilişkisidir.
Kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği, yazılı şekle tabi güvence sözleşmesidir.
Alacaklının, asıl borçluya başvurup borcu tahsil edemediğini veya borçlunun iflas ettiğini kanıtlamadıkça doğrudan kefili takip edemediği kefalet türüdür.
Alacaklının, asıl borçluya başvurma zorunluluğu olmaksızın, borcun ifa edilmemesi durumunda doğrudan kefile başvurup borcun ödenmesini isteyebildiği kefalet türüdür.
Kefalet sözleşmesinde alacaklıya karşı, asıl kefilin borcunu ödeyeceğine dair ek bir güvence veren ve asıl kefille birlikte adi kefil gibi sorumlu olan kişidir.
Kefilin borçludan olan rücu alacağını güvence altına alan ve kefalet sözleşmesi doğrudan rücua kefil ile asıl kefil arasında kurulan güvence ilişkisidir.
Kişilerin hukuk düzenine aykırı, başkalarına zarar veren ve kusura dayanan davranışlarıdır. Örneğin, bir sürücünün kırmızı ışıkta geçerek başka bir araca çarpıp hasar vermesi haksız fiildir.
Taraflar arasında önceden mevcut olan bir sözleşme ilişkisinden doğan borçların ihlal edilmesi durumunda ortaya çıkan hukuki sorumluluktur. Kiracının kira bedelini ödememesi buna örnektir.
Aralarında önceden hiçbir sözleşme ilişkisi bulunmayan kişiler arasında, birinin diğerine hukuka aykırı bir fiille zarar vermesiyle doğan sorumluluktur. Sokakta yürüyen birine çarparak yaralamak bu kapsamdadır.
Herkese karşı ileri sürülebilen ve herkesin saygı göstermekle yükümlü olduğu, ihlali haksız fiil teşkil eden haklardır. Mülkiyet hakkı ve vücut bütünlüğü mutlak haklara örnektir.
Sadece belirli bir hukuki ilişkinin tarafları arasında, borçluya karşı ileri sürülebilen haklardır. Sözleşmeden doğan alacak hakları nispi hak olup ihlali haksız fiil değil sözleşmeye aykırılık oluşturur.
Kişinin kendisine veya başkasına yönelik haksız bir saldırıyı defetmek amacıyla saldıranın şahsına veya mallarına ölçülü zarar vermesidir. Saldırganın silahını alıp nehre atmak haklı savunmadır.
Kişinin kendisini veya başkasını yakın bir tehlikeden korumak için tehlikeyle ilgisi olmayan üçüncü bir kişinin mallarına zarar vermesidir. Vahşi hayvandan kaçarken başkasının evinin kapısını kırmak buna örnektir.
Kolluk gücünün zamanında yetişemeyeceği durumlarda, hakkın kaybını önlemek için kişinin kendi gücüyle kuvvet kullanmasıdır. Kaçmaya çalışan hırsızı yakalayıp eşyayı geri almak buna örnektir.
Kusurun en ağır derecesi olup, failin hukuka aykırı sonucu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesidir. Komşusunun arabasını kasten çizmek doğrudan kasta örnektir.
Failin zarar verici sonucu kesin olarak istememekle birlikte, bu sonucun gerçekleşeceğini öngörüp eylemine devam ederek sonucu kabullenmesidir. Kalabalık caddede hız yapan sürücünün yayaya çarpması buna örnektir.
Toplumdaki ortalama, dürüst bir insanın göstermesi gereken en basit dikkat ve özenin gösterilmemesidir. Emniyeti açık unutulan tabancanın ateş alıp birini yaralaması ağır ihmaldir.
Ancak çok tedbirli ve dikkatli bir kişiden beklenebilecek yüksek derecedeki özenin gösterilmemesidir. Balkondaki küçük bir çıkıntıya takılıp saksıyı düşürmek hafif ihmaldir.
Bir kimsenin işlediği haksız fiilin hukuki sonuçlarından sorumlu tutulabilmesi için gerekli olan ayırt etme gücüne sahip olma durumudur. On üç yaşındaki bir çocuğun cam kırmasından sorumlu tutulması buna örnektir.
Kişinin mal varlığında rızası dışında meydana gelen eksilmedir. Haksız fiil sonucu zarar gören aracın tamir masrafları ve değer kaybı maddi zararı oluşturur.
Haksız fiil nedeniyle kişinin yaşadığı elem, acı, ıstırap ve ruhsal çöküntüdür. Bir yakınını kaybeden kişinin duyduğu derin üzüntü manevi zarara örnektir.
Hayatın normal akışına ve yaşam deneyimlerine göre, bir fiilin gerçekleşen zararı doğurmaya elverişli olmasıdır. Tabancayla ateş etme fiili ile ölüm sonucu arasında uygun nedensellik bağı vardır.
Failin kontrol alanı dışında gerçekleşen, öngörülemez ve kaçınılamaz doğa veya sosyal olaylardır. Deprem nedeniyle şeridinden çıkan aracın başka araca çarpmasında mücbir sebep vardır.
Yasaklayan bir hukuk kuralı olmasa bile, genel ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar verilmesinden doğan sorumluluktur. Birini borcunu ödememeye kasten teşvik etmek buna örnektir.
Zarar verenin kusurlu olup olmadığı araştırılmaksızın, haksız fiilin diğer unsurlarının (fiil, zarar, nedensellik bağı) varlığı halinde doğan tazminat sorumluluğudur. Öğretide objektif sorumluluk veya sebep sorumluluğu olarak da adlandırılır.
Kusur ehliyeti bulunmayan kişilerin verdikleri zararlardan, somut olayın özellikleri ve tarafların mali durumları gözetilerek adalet gereği sorumlu tutulmalarıdır. TBK m. 65 uyarınca ayırt etme gücü olmayanların sorumluluğu bu ilkeye dayanır.
Belirli bir faaliyet, varlık veya kişi üzerinde denetim ve gözetim hakkı olanların, başkalarının zarar görmesini önlemek için gerekli dikkat ve özeni göstermekle yükümlü tutuldukları kusursuz sorumluluk türüdür.
Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin veya faaliyetin gerçekleştirilmesi sırasında, en yüksek özen gösterilse dahi doğabilecek ağır zararlardan işletme sahibi ve işletenin sorumlu tutulması ilkesidir.
Çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararlardan, onu çalıştıran kişinin kusuru aranmaksızın sorumlu tutulmasıdır. TBK m. 66'da düzenlenmiştir.
Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişinin, hayvanın kendi içgüdüsel hareketleriyle başkalarına verdiği zararlardan sorumlu tutulmasıdır.
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, o yapının malikinin kusursuz olarak sorumlu tutulmasıdır.
Aynı çatı altında yaşayan küçüklerin, kısıtlıların veya akıl hastalarının verdikleri zararlardan, onları yönetme ve gözetme yetkisine sahip ev başkanının sorumlu tutulmasıdır.
Kusursuz sorumluluk öngörülen bazı durumlarda (adam çalıştıran, hayvan bulunduran, ev başkanı), sorumlunun zararın doğmasını engellemek için gerekli tüm özeni gösterdiğini ispat ederek tazminat borcundan kurtulmasını sağlayan kanuni imkandır.
Kusursuz sorumluluğu gereği zarar görenin zararını tazmin eden kişinin, bu zararın doğmasına bizzat kendi kusuruyla yol açan asıl faile ödediği tutarı geri talep etme yetkisidir.
Birden çok kişinin aynı zarardan birlikte sorumlu olması ve zarar görenin, zararının tamamını veya bir kısmını bu sorumluların dilediğinden talep edebilmesi durumudur.
Bir hayvanın başkasının taşınmazı üzerinde zarar vermesi halinde, taşınmaz zilyedinin zararı giderilinceye kadar o hayvanı yakalayıp elinde tutabilme yetkisidir.
Bir malı kendi fiili egemenliği ve kontrolü altında bulunduran kişidir; alıkoyma hakkını kullanabilmek için mutlaka malın maliki olmak şart değildir.
Binalar dışında kalan, insanlar tarafından inşa edilmiş, toprağa bağlı ve sabit nitelikteki köprü, yol, tünel, baraj gibi yapılardır.
Bir başkasına ait taşınmaz üzerinde tam yararlanma ve kullanma yetkisine sahip olan ve yapı malikiyle birlikte binanın bakım eksikliğinden müteselsilen sorumlu tutulan sınırlı ayni hak sahibidir.
Bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisine sahip olan ve binanın bakım eksikliğinden doğan zararlardan yapı malikiyle birlikte müteselsilen sorumlu olan kişidir.
Tehlike sorumluluğunda, hukuken izin verilmiş bir faaliyetten doğan zararlarda, hâkimin hakkaniyet gereği zararın tamamı yerine taraflar arasında adil bir paylaşım belirlemesidir.
Zarar görenin mal varlığının veya zarar gören hukuki değerin, haksız fiilden önceki durumuna fiilen ve aynen getirilmesini amaçlayan tazmin yöntemidir. Örneğin, haksız fiille yıkılan bir bahçe duvarının zarar veren tarafından yeniden örülmesi bu tazmin türüne girer.
Zarar görenin mal varlığında haksız fiil nedeniyle meydana gelen eksilmenin, hâkim tarafından belirlenen bir miktar para ödenmesi yoluyla giderilmesidir. Türk hukuk uygulamasında en yaygın olarak tercih edilen tazminat ödeme yöntemidir.
Hükmedilen nakdi tazminatın tek seferde toptan ödenmesi yerine, belirli aralıklarla taksitler veya düzenli gelir şeklinde kısım kısım ödenmesidir. Özellikle destekten yoksun kalma tazminatlarında hak sahiplerine düzenli gelir sağlamak amacıyla tercih edilir.
Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin mevcut mal varlığının aktifinde meydana gelen azalmayı veya pasifinde meydana gelen artışı ifade eden maddi zarar türüdür. Kırılan bir gözlüğün bedeli veya yaralanma sonrası ödenen hastane tedavi masrafları fiili zarara örnektir.
Haksız fiil gerçekleşmeseydi zarar görenin mal varlığında meydana gelmesi kesin veya çok muhtemel olan artışın, haksız fiil nedeniyle engellenmesidir. Örneğin, yaralanan bir taksi şoförünün çalışamadığı günler boyunca elde edemediği net kazanç bu kapsamdadır.
Failin hukuka aykırı davranışından doğrudan doğruya, araya başka hiçbir harici neden girmeksizin doğan zarardır. Kundaklanan bir dükkandaki eşyaların yanması ve dükkan sahibinin yaralanması doğrudan zararın açık örnekleridir.
Haksız fiil sonucunda doğan asıl zarara bağlı olarak, ek bir sebeple veya müteakip gelişmelerle ortaya çıkan zarardır. Yaralanan bir sanatçının bacağındaki kırık nedeniyle önceden planlanmış konserlerini iptal etmek zorunda kalıp organizatöre tazminat ödemesi dolaylı zarardır.
Haksız fiilin doğrudan yönelmediği ve muhatabı olmayan üçüncü kişilerin, bu fiil nedeniyle dolaylı olarak uğradıkları zararlardır. Kundaklanan bir lokantanın kapanması sebebiyle orada çalışan garsonun işsiz kalıp maaşından mahrum kalması yansıma zarardır.
Kişinin çalışma gücünde somut bir kayıp meydana gelmese dahi, haksız fiilin fiziksel veya görsel etkileri nedeniyle gelecekte iş bulmasının veya ekonomik faaliyet yürütmesinin zorlaşmasıdır. Örneğin, yüzü aside maruz kalarak bozulan bir kişinin iş başvurularında reddedilme riskinin artması bu zararı oluşturur.
Ölümle sonuçlanan haksız fiillerde, ölen kişinin yıkanması, gömülmesi, mezarlık harcamaları ve yöresel geleneklere göre yapılan ilan, yemek veya mevlit gibi tüm masrafları kapsayan zarar kalemidir. Hesaplamada ölenin sosyal ve ekonomik durumu esas alınır.
Ölen kişinin sağlığında sürekli ve düzenli olarak diğer kişilere sağladığı veya gelecekte sağlaması muhtemel olan maddi ve fiili yardımlardan, ölüm nedeniyle mahrum kalınmasıdır. Bu tazminatın amacı, geride kalanların ekonomik standartlarının korunmasıdır.
Ölüm anı itibarıyla ölen kişinin sağlığında fiilen, sürekli ve düzenli olarak yardım etmekte olduğu kişilere sağladığı destektir. Eşlerin birbirine desteği veya babanın çocuklarına sağladığı düzenli geçim yardımı fiili destek kapsamındadır.
Ölüm anında henüz fiilen başlamamış olan ancak olayların olağan akışına göre gelecekte gerçekleşmesi kesin gözüyle bakılan destektir. Örneğin, küçük yaştaki bir çocuğun ölümü halinde, ileride anne ve babasına destek olacağı varsayımıyla farazi destek kabul edilir.
Haksız fiil nedeniyle zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilme hesaplanırken, aynı fiil sebebiyle elde ettiği yararların veya tasarruf ettiği giderlerin zarardan düşülmesi ilkesidir. Taksicinin çalışamadığı dönemde harcamadığı benzin parasının kazanç kaybından düşülmesi buna örnektir.
Dava devam ederken, acil ekonomik ihtiyacı olan ve iddiasında haklı olduğuna dair inandırıcı kanıtlar sunan davacıya, talebi üzerine hâkim kararıyla davalı tarafından yapılan ön ödemedir. Bu ödeme nihai kararda hükmedilecek tazminattan mahsup edilir.
Zarar gören kişinin, zararı doğuran haksız fiilin gerçekleşmesinde veya zararın miktar olarak artmasında kendi kusurlu davranışıyla etkili olmasıdır. Birlikte kusurun varlığı halinde hâkim tazminat miktarında indirim yapabilir veya tazminatı tamamen kaldırabilir.
Haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayan ve tazminat alacağının geç ödenmesinden kaynaklanan değer kayıplarını gidermeyi amaçlayan gecikme (temerrüt) faizidir. Zararın doğduğu an ile ödeme anı arasındaki enflasyonist kayıpları önler.
Birden çok kişinin birlikte bir zarara sebebiyet vermesi veya aynı zarardan farklı hukuki sebeplerle sorumlu olması halinde, zarar görenin zararının tamamını bu sorumluların dilediği birinden veya tamamından talep edebilmesini sağlayan dış ilişki sorumluluk rejimidir.
Müteselsil sorumlulardan birinin, zarar görene kendi payından fazla ödeme yapması halinde, ödediği bu fazla kısım için diğer sorumlu ortaklarına karşı sahip olduğu ve onların kusur oranlarına göre geri isteme yetkisi veren haktır.
Kişinin bedensel bütünlüğünün veya kişilik haklarının hukuka aykırı olarak saldırıya uğraması nedeniyle duyduğu acı, elem, keder ve yıpranmanın hafifletilmesi amacıyla hâkim tarafından hükmedilen uygun miktardaki para veya diğer giderim biçimleridir.