Siyasal iletişim, son dönemlerde iletişim araştırmaları içerisinde son derece yoğun bir şekilde ele alınan ve akademik ilginin giderek arttığı alanların başında gelmektedir. Bu alana yönelik ilginin artmasında özellikle seçim dönemlerindeki kampanya faaliyetlerinin yoğunluğu ve etkisi önemli bir faktör olmuştur. Ancak siyasal iletişimin sadece seçim dönemlerinde gerçekleşen iletişim faaliyetleriyle sınırlı bir kapsamının olmadığını belirtmek gerekir.
Siyasal iletişim günümüz demokrasilerinde medya, kamuoyu ve siyasetçiler (siyasal parti, aday veya lider) arasındaki söylem alışverişi şeklinde kendini göstermektedir. Toplumsal yaşamda karşılaşılabilecek hemen her konu siyasal bir içerik barındırabileceğinden, siyaset kurumu ve halk arasında büyük ölçüde medya dolayımıyla ortaya çıkabilecek her tür etkileşim siyasal iletişim kapsamında değerlendirilir.
Geniş halk kesimlerinin yönetime katılmalarının bir yolu olan seçimler öncesindeki kampanya faaliyetleri, siyasal partilerin seçmenle en yoğun etkileşimde bulundukları dönemlerdir. Siyasal partilerin ideoloji, program ve hedeflerinin yanı sıra bunları ifade etme biçimleri de siyasal tercih üzerinde belirleyici bir etken olup, bu anlamda kampanya dönemleri seçim strateji ve taktiklerinin mücadelesine sahne olmaktadır.
Günümüzün karmaşıklaşan toplum yapısında parçalı ve çoğul bir görünüm arz eden hedef kitlelere ulaşmada kapsamlı ve uzun vadeli profesyonel iletişimsel etkinlikler kaçınılmaz bir gereklilik olarak görülmektedir. Öte yandan son dönemlerde giderek hız kazanan depolitizasyon (siyasetten uzaklaştırılma) süreçlerinin bir sonucu olarak söz konusu iletişim etkinliklerinde içerikten ziyade imaj ve görüntünün ön planda olduğu dikkat çekmektedir.
Siyaset terimi Arapçadaki 'seyis' (at terbiyecisi) kelimesiyle aynı kökten türeyen bir kelime olup, esas olarak 'bir işi düzenine, usulüne, kuralına göre yapmak' gibi anlamlara gelmektedir. Buradan hareketle toplumsal düzeni sağlamak adına kurallar koymak, bunları işletmek ve gerektiğinde ceza uygulamak da siyasetin temel işlevi olarak görülmüştür. Siyaset kelimesinin Batı dillerindeki karşılığı olan politika kelimesi ise Antik Yunancadaki 'şehir devleti', 'site' anlamına gelen 'polis' kelimesinden türemiş bir kavram olup, 'kent yaşamına dair bütün işler ve kamu düzeni' gibi anlamlara gelmektedir.
Siyaset kavramı tarihsel olarak ilk etapta devlet faaliyetlerini içerecek bir biçimde kullanılmıştır. Devletin toplumu yönetmesi ve otoritesiyle kurallar koyarak işletmesi siyasetin içeriği olarak görülmüştür. Bununla birlikte sadece devlet faaliyetleri olarak nitelendirilmesinin kavramın içeriğini daraltabildiği görüşünden hareketle siyasetin daha geniş anlamda 'iktidar ilişkileri' olarak nitelendirilmesi günümüzde daha tercih edilir bir yaklaşım hâline gelmiştir.
Siyasetin her tür kamusal faaliyeti içerdiği yönündeki anlamı Aristo'nun 'zoon-politikon' (politika yapan hayvan) tanımlamasında kendini gösterir. Aristo'ya göre politika, insani faaliyetlerin en üstün nitelikli olanıdır. Yurttaşlar ancak politikayla uğraştıkça, bir başka deyişle kamusal meselelerle alakadar olup toplumun ortak iyisini bulmaya gayret ettikçe anlamlı ve erdemli bir yaşam sürmüş olacaklardır.
18. yüzyılda kapitalizmin toplumsal yaşama hâkim olmasıyla birlikte, insani faaliyetlerin en üstün boyutunun ekonomi olduğu yönünde yaygın bir kabul oluşmaya başlamıştır. Bu çerçevede 'zoon politicon' teriminin yerine 'homo economicus' (ekonomi merkezli birey) nitelemesi kullanılır hâle gelmiştir. Bu anlayışta siyaset, ekonomik ve toplumsal kaynakların dağılımına hükmedebilmek için verilen mücadele olarak nitelendirilmeye başlanmıştır.
Siyasal iletişim olarak nitelenen olgunun aslında siyaset kadar eski olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İnsanlığın bilinen yazılı tarihi içerisinde siyasal iletişim olgusunun izleri sürüldüğünde ilk olarak bakılması gereken kavram 'retorik'tir. Retorik, bir anlamda siyasal iletişimin kök görünümü sayılabilecek bir kavramdır. Türkçe'de etkili ve güzel söz söyleme sanatı, hitabet, belagat gibi anlamlara gelen retorik kavramı üzerine bilinen ilk kapsamlı inceleme Aristo tarafından yapılmıştır.
Doğrudan demokrasi uygulamasının ilk örneklerinin görüldüğü Antik Yunan dönemi site yönetimlerinde, belirli bir süre yurttaşların kent yönetimine dair alınacak kararlarda söz sahibi olması prensibi benimsenmişti. Bunu sağlayabilmek için de kent meydanı görünümünde olan 'agora' ve benzeri alanlarda toplanıp kamusal konularda müzakerelerde bulunmak ve oylama suretiyle kamusal kararları birlikte almak gibi bir yönetim uygulaması deneyimlenmişti.
Söz konusu müzakere ortamlarında yurttaşların düşünce ve kanaatlerini, olabilecek en etkili yolla diğerlerine anlatması, muhatabı etkileyip ikna ederek alınacak kararlarda etkili olabilmesi ve daha önemlisi yönetimde bu şekilde işletilebilecek bir konsensüsün oluşturulabilmesinde retorik yetisinin vazgeçilmez bir rolü bulunmaktaydı. Aristo, retoriği 'belli bir durumda elde var olan inandırma yollarını kullanma yetisi' olarak tanımlamış, bu çerçevede üç tür inandırma tarzından bahsetmiştir.
Siyasal iletişimin modern anlamda gündeme gelmesi ve ciddi bir inceleme konusu olmaya başlamasını hızlandıran süreç, I. Dünya Savaşı ile başlayan ve II. Dünya Savaşı'nda etkili bir silah hâline gelen propaganda faaliyetleri ile ortaya çıkmıştır. İki dünya savaşı arasındaki dönemde uygulanan propaganda faaliyetleri, genel olarak amaçlar, kullanılan teknikler ve etkileri bakımından toplumu manipüle edip propagandacının amaçlarıyla bütünleşmesini sağlayacak bir görünüm sergilemiştir.
Tarihsel kökeni çok eskilere dayansa da siyasal iletişimin akademik bir ilgi alanı hâline gelmesi 1950'lerden itibaren görülmektedir. Bilimsel anlamda görece yeni olan bu alanın tanımı, sınırları ve niteliği konusunda tam bir uzlaşma olduğunu söylemek zordur. Siyasal iletişim araştırmalarında meselenin siyasal boyutlarından veya salt iletişimsel boyutlarından hangisinin öne çıkarılması gerektiği önemli bir tartışmayı ve farklı yaklaşımları oluşturmaktadır.
Siyasal iletişim konusundaki temel yaklaşımlardan biri bu kavramın, totaliter propaganda anlayışının modern bir görünümü olduğu yönündedir. İki dünya savaşı arasındaki dönemde gerçekleştirilen propaganda faaliyetlerinin olumsuz çağrışımlar taşıması bu kuşkucu yaklaşımın oluşmasında belirleyici olmuştur. Bu noktada, siyasal iletişimin de propagandaya benzer biçimde toplumu güdüp yönlendirme amacındaki modern teknikler bütünü olduğu düşünülmektedir.
Siyasal iletişime dair eleştirel yaklaşımların yanı sıra, siyaset ve iletişim süreçlerinin ayrılmazlığı görüşünden hareketle, siyasal iletişimin siyasal katılımı artırıcı ve demokratikleştirici yönünü ön plana çıkaran görüşler de mevcuttur. Bu yaklaşım siyasetin aslında özü itibarıyla iletişimsel bir etkinlik olduğuna dikkat çekmektedir. Bu yaklaşıma göre tüm toplum kesimlerinin kendilerini özgürce ifade edebilmesi ve siyasal sürece dâhil olabilmesi anlamına gelen çoğulculuk ilkesinin hayata geçirilmesinde siyasal iletişimin önemli bir rolü bulunmaktadır.
Siyasal iletişimin başlıca rolü; siyasal mücadelenin konusu olabilecek her türlü temayı bünyesine katıp siyasal tartışmanın içe kapanmasını önlemektir. Siyasal iletişim, politik tartışma konusu olacak temaların seçimi, kademelendirilmesi ve eleme sürecini kolaylaştırmak suretiyle siyasal sisteme esneklik getirmektedir. Siyasal iletişim süreci sayesinde siyasal sistemin istense de kapalı (baskıcı) bir sistem olamayacağı savunulur.
Siyasal iletişim, üstlendiği temel rolü yerine getirebilmek noktasında üç önemli fonksiyon sağlamaktadır. Bunlardan ilki; ortaya çıkan yeni tartışma konuları, politikacılar ve bu konuda başlıca rol oynayan medyaların tanımlanmasına yardımcı olmaktır. Tartışma konusu olabilecek yeni sorunlar sürekli oluşabilecektir ve bunların gündeme gelebilmesi siyasal iletişim sürecinin sağlıklı bir şekilde işlemesine bağlıdır.
Siyasal iletişim ikinci fonksiyon olarak sürece dâhil olmalarına vesile olduğu yeni konu, politikacı ve medyalarla ilgili olarak bir tür meşruiyet sağlar ve bu suretle onların güncel politik tartışmanın içine dâhil edilmesini teşvik eder. Siyasal iletişim sürecinin sağladığı üçüncü fonksiyon ise artık çatışma konusu olmaktan çıkan veya üzerinde belli bir uzlaşma oluşmuş olan temaların gündemden düşmesini kolaylaştırmaktır.