← Ünite 11

Ünite 11: Ruh Sağlığı — Konu Anlatımı

1Ruh Sağlığının Tanımı, Önemi ve Tarihsel Gelişimi

Tarih boyunca insanoğlu kendi varlığına, davranışlarına ve ruhsal yapısına büyük bir ilgi duymuştur. Bilim öncesi çağlarda insanlar anormal saydıkları davranışları doğaüstü güçlerle, kötü ruhlarla veya büyüyle ilişkilendirmişlerdir. Bu dönemlerde kafatasının içindeki kötülüğü dışarı atmak amacıyla taş aletler kullanılarak kafatası delme işlemleri gerçekleştirilmiştir. Günümüz modern cerrahisinde 'trepenasyon' olarak bilinen bu yöntem, antik çağlarda muhtemelen ilk ruhsal sağaltım ve tedavi tekniği olarak uygulanmıştır.

Tıp bilimi, fizyolojik hastalıkların tanımını sağlığın tanımına kıyasla çok daha kolay yapabilmektedir. Ancak ruh sağlığı söz konusu olduğunda, normal ve anormal davranış ayrımını net çizgilerle yapmak oldukça zordur. Bunun en temel sebebi, insan davranışlarının toplumsal, kültürel, coğrafi ve bireysel özelliklere göre büyük değişiklikler göstermesidir. Bir kültürde tamamen normal kabul edilen bir davranış, başka bir kültürde anormal veya patolojik olarak değerlendirilebilmektedir. Bu nedenle ruh sağlığı kavramı üzerinde uzlaşılmış tek bir tanım bulunmamaktadır.

Literatürde en çok benimsenen tanıma göre ruh sağlığı; kişinin kendisiyle ve çevresiyle sürekli, dinamik bir denge ve uyum içinde olması durumudur. Ünlü ruh hekimi Sigmund Freud ise ruh sağlığını en yalın haliyle 'sevmek ve çalışmak' şeklinde özetlemiştir. Freud'a göre, gerçek anlamda sevebilen ve üretken, verimli bir şekilde çalışabilen birey ruh sağlığına oldukça yaklaşmıştır. Bu denge ve uyum durumu katı, durağan bir yapıda olmayıp; değişen yaşam koşullarına göre esneklik gösterebilen dinamik bir niteliğe sahiptir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlığı sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil; bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır. Bu üç temel ögeden birinin eksik olması durumunda tam bir sağlıktan söz etmek mümkün değildir. Ruh sağlığı, erken çocukluk döneminden başlayarak ölüme kadar devam eden; düşünce, iletişim becerileri, öğrenme, duygusal gelişim ve kendine güven gibi süreçlerle şekillenen dinamik bir bütündür.

2Ruh Sağlığını Etkileyen Faktörler ve Ruhsal-Bedensel Etkileşim

İnsan organizmasında ruhsal süreçler ile beden arasında çift yönlü, dinamik ve sürekli bir etkileşim mevcuttur. Bedensel değişimlerin doğrudan ruhsal yansımaları olduğu gibi, ruhsal süreçlerin de bedensel izdüşümleri bulunmaktadır. Örneğin, beyinde meydana gelen bir tümör, yerleştiği bölgeye bağlı olarak kişinin karakterini, ahlaki kararlarını ve tüm davranış kalıplarını tamamen değiştirebilmektedir. Diğer taraftan, sadece ruhsal bir süreç olan korku hissi, sinir sisteminde adrenalin salgılanmasını tetikleyerek çarpıntı, titreme ve terleme gibi somut bedensel tepkilere yol açar.

Ruh sağlığı; bireysel özellikler, genetik yatkınlıklar, erken çocukluk deneyimleri, sosyal etkileşimler, fiziksel çevre, kültürel normlar ve toplumsal beklentiler gibi çok geniş bir yelpazeden etkilenir. Modern psikiyatride bu durum 'Biyopsikososyal Model' ile açıklanmaktadır. Bu modele göre ruhsal sorunlar tek bir nedene bağlı olmayıp; biyolojik, psikolojik, sosyal ve çevresel faktörlerin karmaşık ve karşılıklı etkileşimlerinin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır.

Kişinin ruh sağlığını korumasındaki en önemli anahtar ögelerden biri, toplumsal ve bireysel rollerine uyum sağlama becerisidir. Bu rollerin başında çalışma hayatı gelmektedir. Çalışmak ve üretken olmak bireyin ruh sağlığı üzerinde son derece olumlu, yapıcı ve koruyucu bir etki yaratır. Ancak işin niteliği, aşırı iş yükü, güvencesizlik ve iş ortamındaki olumsuz ilişkiler gibi faktörler de tam tersine ruh sağlığını bozucu birer stresör haline gelebilmektedir.

3Ruhsal Yönden Sağlıklı Bireyin Özellikleri

Ruhsal açıdan sağlıklı bir insanın tüm özelliklerini eksiksiz bir liste halinde sıralamak zor olsa da, klinik çalışmalarda kabul görmüş bazı temel ölçütler bulunmaktadır. Sağlıklı bir bireyin anksiyete, kuruntu, sürekli korku, derin üzüntü ve güvensizlik gibi kronik hastalık belirtilerinden mümkün olduğunca uzak olması beklenir. Birey, içinde yaşadığı aile üyeleriyle, iş arkadaşlarıyla, yakın ve uzak çevresiyle dengeli, olumlu ve tutarlı ilişkiler kurabilmektedir.

Ruhsal sağlığı yerinde olan kişi hem kendini hem de başkalarını olduğu gibi kabul eder. Kendisinde veya başkalarında orantısız bir üstünlük ya da aşağılık kompleksi barındırmaz. Toplumda bir yeri, rolü ve görevi olduğu bilincine sahiptir; üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten kaçınmaz. İnsanlarla sadece yüzeysel ilişkiler kurmakla kalmaz, sevgi, saygı, empati ve güvene dayalı derin bağlar geliştirebilir.

Bu bireylerin kendilerine olan güvenleri tamdır. Kendi yeteneklerini, sınırlarını ve davranışlarını gerçekçi bir gözle tartabilir, kendisini başkalarının perspektifinden de objektif olarak değerlendirebilirler. Geleceğe yönelik ümit besler ve zorluklarla mücadele etme azmi gösterirler. Hayal dünyası ile gerçeklik arasındaki sınırı net bir şekilde ayırt edebilirler. Günlük yaşamın getirdiği doğal kaygı ve üzüntülerle sağlıklı baş etme mekanizmaları kullanarak başa çıkabilirler. Bu özelliklerin tamamının aynı anda bulunması şart olmasa da, büyük çoğunluğunun dengeli bir biçimde kişiliğe yansıması ruh sağlığının yerinde olduğunu gösterir.

4Ruhsal Bozuklukların Etiyolojisi ve Tedavi Engelleri

Ruhsal bozuklukların ortaya çıkmasında rol oynayan etiyolojik faktörler oldukça çeşitlidir. Toplumsal düzeyde kontrolsüz nüfus artışı, göç dalgaları, hızlı ve plansız kentleşme, sosyal değerler sistemindeki bozulmalar, işsizlik gibi ekonomik krizler, savaşlar ve toplumsal karmaşalar bireylerin ruh sağlığını derinden sarsmaktadır. Biyolojik düzeyde ise kalıtım, metabolik bozukluklar, toksik maddeler, enfeksiyon hastalıkları, doğum öncesi ve sonrası yaşanan fiziksel travmalar ile yetersiz beslenme önemli rol oynar.

Çocukluk çağında yaşanan psikososyal sorunlar, yetişkinlikteki ruhsal bozuklukların temelini oluşturur. Anne sevgisinden mahrum kalma, ihmal edilme, reddedilme, aşırı koruyucu ebeveyn tutumu nedeniyle kişiliğin gelişememesi, aile içi şiddet, parçalanmış aile yapısı, tutarsız disiplin yöntemleri ve çocuğa kapasitesinin üzerinde gerçekçi olmayan hedefler yüklenmesi bu sorunların başında gelir. Ayrıca bireyin hayatında karşılaştığı gerçek veya imgesel başarısızlıklar, içsel çatışmalar ve saplantılar da tetikleyici unsurlardır.

Günümüzde ruh sağlığı alanında son derece etkili ve bilimsel tedavi yöntemleri mevcut olmasına rağmen, hastaların büyük bir kısmı bu hizmetlere erişememekte veya başvurmamaktadır. Bunun en büyük engeli toplumdaki 'damgalanma' (stigma) ve delilik olarak etiketlenme korkusudur. Ayrıca bireyin hastalığının farkında olmaması, sağlık çalışanlarının doğru tanı koyamaması, yanlış veya yetersiz tedavi uygulamaları, hastanın tedaviye uyumsuzluğu ve ekonomik imkansızlıklar da tedavi sürecini sekteye uğratmaktadır.

5Ruhsal Bozuklukların Epidemiyolojisi ve Risk Grupları

Ruhsal bozukluklar tüm dünyada ve Türkiye'de en önemli halk sağlığı sorunları arasında yer almaktadır. Epidemiyolojik verilere göre dünya genelinde yaklaşık 500 milyon insanın ruhsal veya nörolojik bir bozukluğu bulunmaktadır. Sağlık kuruluşlarına başvuran her 4 kişiden 1'inde teşhis edilmemiş bir ruhsal bozukluk söz konusudur ve bu hastaların yaklaşık üçte ikisi fiziksel şikayetlerle başvurduğu için ruhsal durumları gözden kaçmaktadır. Ruhsal bozukluklar, erken ölüm ve yeti yitimi nedenleri arasında dünyada ikinci sırada yer almaktadır.

Türkiye Ruh Sağlığı Profili araştırmasının sonuçlarına göre, ülkemizde nüfusun %17.2'sinde en az bir ruhsal hastalık tespit edilmiştir. En sık karşılaşılan ruhsal bozukluklar sırasıyla depresyon, anksiyete ve somatoform bozukluklardır. Alkol bağımlılığı dışındaki tüm ruhsal hastalıklar kadınlarda erkeklere oranla daha yaygındır. Ayrıca dul veya boşanmış bireylerde, evli olanlara kıyasla ruhsal hastalık görülme sıklığı çok daha yüksektir. Coğrafi açıdan bakıldığında ise ruhsal hastalıklar şehirlerde, kasaba ve köylere oranla daha yaygındır.

Toplumda ruh sağlığı açısından yüksek risk altında bulunan belirli gruplar mevcuttur. Bu grupların başında kadınlar, hamileler, yeni doğum yapmış anneler gelmektedir. Ayrıca yoğun iş temposu altında çalışanlar, çocuk ve gençler, yaşlılar, yoksullar, göçmenler ve doğal afet, savaş gibi olaylarla travmatize olmuş kişiler ruhsal bozukluklar geliştirmeye en yatkın kesimleri oluşturmaktadır. Gelecekte genç nüfusta şizofreninin, 60 yaş üzerinde ise demans vakalarının artacağı öngörülmektedir.

6Toplum Ruh Sağlığı Hizmetleri ve Koruma Düzeyleri

Toplum ruh sağlığı, klasik hastane merkezli ve sadece klinik tedaviye odaklanan psikiyatri anlayışının yerini alan, bireyi kendi yaşam alanında, ailesiyle ve sosyal çevresiyle birlikte değerlendiren modern bir yaklaşımdır. Bu modelde hizmetler hastane duvarlarının dışında; bireyin evinde, iş yerinde veya yaşadığı mahallede sunulur. Temel amaç, ruhsal hastalıkların ortaya çıkmadan önlenmesi, riskli grupların izlenmesi ve kronik hastaların topluma yeniden kazandırılmasıdır.

Toplum ruh sağlığı hizmetleri multidisipliner bir ekip çalışmasını zorunlu kılar. Bu ekipte psikiyatrist, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet uzmanı, klinik psikolog, meşguliyet terapisti ve eğlence terapisti gibi farklı uzmanlar yer alır. Hizmetler üç temel koruma düzeyinde organize edilir: Primer (Birincil) Koruma, Sekonder (İkincil) Koruma ve Tersiyer (Üçüncül) Koruma. Her bir düzey, hastalığın farklı aşamalarında müdahaleyi hedefler.

Primer koruma, henüz hastalık ortaya çıkmadan önce sağlıklı kişiliği, sağlıklı aile ve toplum yapısını desteklemeyi amaçlar. Sekonder koruma, hastalık belirtileri gösteren veya risk altındaki bireyleri erken dönemde saptayıp tanı ve tedaviye yönlendirmeyi hedefler. Tersiyer koruma ise kronik ruhsal hastalığı olan bireylerin yeti yitimlerini en aza indirmek, onları rehabilite etmek, ev ziyaretleri ve aile eğitimleriyle hastaneye yatış sıklıklarını azaltarak toplum içinde bağımsız yaşayabilmelerini sağlamaktır.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250