Üriner sistem; böbrekler, üreterler, mesane ve üretradan oluşan, vücuttaki zararlı ve işe yaramayan artık maddelerin dışarı atılmasını sağlayan hayati bir sistemdir. Bu sistemde meydana gelen idrar üretimi sayesinde metabolik atıklar uzaklaştırılır, sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesi korunur. Bu organların herhangi birinde meydana gelen bozukluk, tüm beden fonksiyonlarını etkileyerek kardiyovasküler, dermatolojik, gastrointestinal, hematolojik ve nörolojik sistemlerde ciddi rahatsızlıklara yol açabilir.
Böbrekler, retroperitoneal (periton arkası) bölgede vertebral kolonun her iki yanında, torakal 12 ve lumbal 3 vertebralar hizasında yer alan fasulye biçiminde bir çift organdır. Sağ böbrek, üzerinde bulunan karaciğerin baskısı nedeniyle sol böbreğe göre 1-2 cm daha aşağıda konumlanmıştır. Her bir böbrek yaklaşık 120-170 gram ağırlığında, 12 cm uzunluğunda, 7-8 cm eninde ve 3 cm kalınlığındadır. Böbrekler dışta kalan korteks ve içte kalan medulla olmak üzere iki ana bölümden oluşur. Böbreklerin üzerinde endokrin sistemde önemli rolleri olan böbrek üstü bezleri yer alır.
Nefron, böbreğin fonksiyon yapan en küçük ünitesidir. Her iki böbrekte toplamda yaklaşık 2.000.000 nefron bulunur ve her bir nefron tek başına idrar oluşturma yeteneğine sahiptir. Nefron üç ana kısımdan meydana gelir: Bowman kapsülü, glomerüller ve tübüller. Bowman kapsülü, yarım ay şeklinde olup iç ve dış zar ile ikisi arasındaki boşluktan oluşur. Glomerüller, bu kapsülün ortasında yer alan ve yaklaşık 50 kapiller damardan oluşan bir damar yumakçığıdır. Tübüller ise proksimal tübül, Henle kulpu, distal tübül ve toplama kanallarından oluşarak filtrelenmiş sıvının vücudun ihtiyaçlarına göre düzenlenmesini sağlar.
Üreterler, idrarı böbreklerden mesaneye taşıyan, yaklaşık 25-35 cm uzunluğunda ve 1.25 cm çapında boru şeklinde yapılardır. İdrarın bu kanallardaki hareketi, üreter duvarında bulunan düz kasların peristaltik dalgaları ile gerçekleştirilir. Mesane (idrar kesesi) ise idrarı bir süre biriktiren kas ve zarlardan yapılmış esnek bir torbadır. Mesane kapasitesi kişiye göre 600-1000 ml arasında değişir; idrar miktarı 200-250 ml'ye ulaştığında işeme hissi uyarılır. Üretra ise idrarı vücut dışına taşıyan kanaldır. Kadınlarda 3-5 cm, erkeklerde ise 20-25 cm uzunluğundadır. Kadınlarda üretranın kısa olması, üriner sistem enfeksiyonlarının kadınlarda çok daha sık görülmesinin temel sebebidir.
Üriner sistemin temel görevleri arasında idrar oluşumunu sağlamak, sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesini korumak, metabolik atıkları vücuttan uzaklaştırmak ve hormonal salgılar üretmek yer alır. Sağlıklı bir insan vücudunun yaklaşık %60'ı sudan oluşur ve bu su dengesi böbrekler tarafından hassas bir şekilde ayarlanır. İdrar oluşum süreci nefronlarda sırasıyla üç aşamada gerçekleşir: Glomerüler Filtrasyon, Tübüler Reabsorbsiyon ve Tübüler Sekresyon.
Glomerüler Filtrasyon, idrar oluşumunun ilk basamağıdır ve glomerül yumağındaki kandan sıvı ve bazı maddelerin Bowman kapsülü içine süzülmesiyle başlar. Süzülen bu sıvıya ultrafiltrat adı verilir. Bir dakikada süzülen kan miktarını ifade eden Glomerül Filtrasyon Hızı (GFH), sağlıklı bir erişkinde ortalama 125 ml/dakikadır. İkinci aşama olan Tübüler Reabsorbsiyon (geri emilim) sürecinde, ultrafiltrat içindeki suyun ve vücut için gerekli olan maddelerin seçici olarak tübüllerden kana geri emilmesi sağlanır. Filtratın yaklaşık %65'i geri emilir ve bu süreç hipofizden salgılanan antidiüretik hormon (ADH) tarafından kontrol edilir. Üçüncü aşama olan Tübüler Sekresyon (salgılama) sürecinde ise üre, kreatinin, fosfor ve sülfat gibi zararlı atıklar kandan tübüllere salgılanarak idrarla atılmak üzere uzaklaştırılır.
Böbrekler, asit-baz dengesinin sürdürülmesinde de hayati bir rol oynar. Kanın normal pH değeri 7.35-7.45 arasındadır. Böbrekler, filtrattan gelen bikarbonatı geri emerek dolaşıma katarken, protein metabolizması sonucu oluşan fosforik ve sülfürik asit gibi asitleri idrarla dışarı atarak bu dar pH aralığını korur. Ayrıca böbrekler; kan basıncını düzenleyen renin hormonunu, kırmızı kan hücrelerinin (eritrosit) yapımını uyaran eritropoetin (EPO) hormonunu salgılar, D vitaminini aktif hale getirerek kalsiyum dengesini korur ve böbrek kan akımını düzenleyen prostaglandinleri üretir.
Üriner sistem hastalıklarının değerlendirilmesinde hastanın ayrıntılı öyküsü, fizik muayenesi, idrar analizleri, kan testleri ve radyolojik görüntüleme yöntemleri bir arada kullanılır. İdrar analizi, sistemin durumunu gösteren ilk ve en kolay testtir. Bu analizde idrarın rengi, kokusu, berraklığı, dansitesi (özgül ağırlığı), pH'ı ve mikroskobik incelemede idrarda eritrosit (hematüri), lökosit (piyüri), protein (proteinüri) veya bakteri (bakteriüri) varlığı araştırılır. Normal idrar berrak, hafif amonyak kokulu, asidik (pH 5-6.5) ve dansitesi 1015-1025 arasındadır.
Böbrek fonksiyonlarını en doğru şekilde değerlendirmek için kan incelemelerinde Serum Kreatini, Kan Üre Nitrojeni (BUN) ve Glomerül Filtrasyon Hızı (GFH) parametrelerine bakılır. Kreatinin, kas metabolizmasının artık ürünüdür ve böbrekler tarafından temizlenir; normal değeri kadınlarda 0.6-1.1 mg/dl, erkeklerde ise 0.6-1.5 mg/dl'dir. BUN ise protein metabolizmasının son ürünü olup normal değeri 5-25 mg/dl arasındadır. GFH'nin doğrudan ölçümü veya hesaplanması için 24 saatlik idrar toplanarak Kreatinin Klirens Testi uygulanır.
Radyolojik ve girişimsel yöntemler arasında İntravenöz Piyelografi (IVP), böbrek anjiyografisi, böbrek sintigrafisi, ultrasonografi, sistoskopi ve böbrek biyopsisi yer alır. IVP işleminde hastaya damar yoluyla radyoopak madde verilerek idrar yollarının anatomisi ve süzme işlevi incelenir. Sistoskopi ile mesane ve üretra optik bir cihazla doğrudan gözlenir. Böbrek hastalıklarının kesin ve histopatolojik tanısı ise ancak ultrasonografi eşliğinde gerçekleştirilen böbrek biyopsisi ile konulabilmektedir.
Mesanede biriken idrarın istemli olarak dışarı atılmasına spontan miksiyon (işeme) denir. Bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi için ilgili kas ve sinir yapılarının sağlam olması gerekir. Üriner İnkontinans, sosyal ve hijyenik sorunlara yol açan istemsiz idrar kaçırma durumudur ve kadınlarda daha sık görülür. Üriner Retansiyon ise idrarın mesaneden dışarı atılamaması veya işeme sonrasında mesanenin tam boşaltılamamasıdır. Nörojenik Mesane ise sinir sistemindeki bir hasara bağlı olarak mesane kaslarının kasılamaması ve idrarın birikmesi durumudur.
Üriner Sistem Enfeksiyonları (ÜSE), toplumda en sık karşılaşılan bakteriyel enfeksiyonlardandır. Sistit, mesane duvarının enflamasyonudur ve en sık etkeni Escherichia coli (E. coli) bakterisidir. Kadınlarda üretranın kısa olması nedeniyle çok daha yaygındır. Belirtileri arasında sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma (dizüri) ve suprapubik ağrı bulunur. Piyelonefrit ise böbrek pelvisi ve parankiminin bakteriyel enfeksiyonudur. Genellikle alt idrar yollarından yukarı tırmanan bakterilerce oluşturulur; yüksek ateş, titreme, yan ağrısı ve halsizlik ile karakterizedir.
Akut Glomerülonefrit, genellikle 3-10 yaş arası çocuklarda, A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonlarından (farenjit, tonsilit) 2-3 hafta sonra ortaya çıkan immünolojik kökenli bir böbrek hastalığıdır. İdrarda kan (hematüri), proteinüri, ödem ve hipertansiyon ile kendini gösterir. Kronik Glomerülonefrit ise yavaş ilerleyen, genellikle sinsi seyreden ve zamanla böbrek yetmezliğine yol açabilen kronik bir süreçtir. Kesin tanıları böbrek biyopsisi ile konur ve tedavileri semptomlara yönelik olarak planlanır.
Nefrotik Sendrom; böbrek glomerüllerindeki ağır hasar nedeniyle idrarla günde 3 gramdan fazla protein kaybedilmesi (ağır proteinüri), kanda albümin seviyesinin düşmesi (hipoalbüminemi), vücutta yaygın ödem oluşması ve kan lipitlerinin yükselmesi ile karakterize bir hastalıktır. Tedavisinde yatak istirahati, diüretikler, yüksek proteinli ve düşük sodyumlu diyet uygulanır. Diyabetik Nefropati ise şeker hastalığına (Diyabetes Mellitus) bağlı olarak böbrek damarlarının hasar görmesiyle gelişen, ilk belirtisi idrarda albümin çıkışı olan ve ilerleyici böbrek yetmezliği ile sonuçlanan bir tablodur. En önemli tedavi yaklaşımı kan şekerinin ve kan basıncının çok sıkı kontrol altında tutulmasıdır.
Polikistik Böbrek Hastalığı, her iki böbrekte çok sayıda kist oluşumu ile seyreden kalıtsal bir yapı bozukluğudur. Kistler zamanla büyüyerek böbrek dokusunu tahrip eder ve kronik böbrek yetmezliğine yol açar. Üriner Sistem Taş Hastalığı ise idrarda çözünemeyen kalsiyum, oksalat veya ürik asit gibi kristallerin birikerek taş oluşturmasıdır. En belirgin semptomu, tıkanmaya bağlı olarak gelişen ve 'kolik' adı verilen çok şiddetli, kıvrandırıcı yan ağrısıdır. Tedavisinde bol sıvı alımı, şok dalgasıyla taş kırma (ESWL) veya cerrahi yöntemler tercih edilir.
Böbrek yetmezliği, böbreklerin metabolik atıkları süzme ve sıvı-elektrolit dengesini koruma yeteneğini kaybetmesi durumudur. Akut Böbrek Hastalığı (ABH), böbrek fonksiyonlarının aniden bozulmasıyla karakterizedir ve prerenal (kanlanma azlığı), renal (böbrek hasarı) veya postrenal (tıkanıklık) nedenlerle gelişebilir. ABH; başlangıç, oligürik (idrarın 400 ml'nin altına düşmesi), diürez (idrar miktarının artması) ve iyileşme olmak üzere dört evrede incelenir. Uygun tedavi ile genellikle geri döndürülebilir bir tablodur.
Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) ise böbrek işlevlerinin 3 aydan uzun süreyle geri dönüşümsüz olarak kaybedilmesidir. KBH'nin en sık nedenleri diyabet ve hipertansiyondur. GFH değerine göre 5 evreye ayrılır. Evre 5 (Son Dönem Böbrek Yetmezliği), GFH'nin 15 ml/dakikanın altına düştüğü ve hastanın yaşamını sürdürebilmesi için Renal Replasman Tedavilerinin (RRT) zorunlu olduğu evredir. RRT yöntemleri; Hemodiyaliz, Periton Diyalizi ve Böbrek Transplantasyonudur.
Hemodiyaliz, kanın bir makine ve yarı geçirgen membran yardımıyla temizlenmesi işlemidir ve haftada 2-3 kez, 4-6 saatlik seanslarla uygulanır. İşlem için arteriyovenöz fistül (AVF) gibi bir vasküler yol oluşturulur. Periton Diyalizi ise hastanın kendi karın zarı (periton) yarı geçirgen membran olarak kullanılarak, karın boşluğuna yerleştirilen bir kateter vasıtasıyla evde kendi kendine uygulayabildiği bir yöntemdir. Böbrek Transplantasyonu (nakli) ise diyaliz yöntemlerinden farklı olarak böbreğin tüm hormonal ve metabolik işlevlerini yerine getirebilen, son dönem böbrek yetmezliğinin en seçkin ve ideal tedavi yöntemidir.