← Ünite 4

Ünite 4: Görme Engelli Bireyler ve Aileleri — Konu Anlatımı

1Giriş ve Görme Duyusunun Öğrenmedeki Kritik Rolü

Görme duyusu, insan yaşamında öğrenme süreçlerini, çevreye uyum sağlamayı ve günlük yaşam becerilerini bağımsız bir şekilde yerine getirmeyi sağlayan en temel duyusal mekanizmadır. Araştırmalar ve eğitsel veriler, insan beyninin dış dünyadan edindiği bilgilerin ve öğrenmelerin neredeyse %90'a yakın bir kısmını görme duyusu aracılığıyla gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır. Bu denli yüksek bir orana sahip olan bir duyu organında meydana gelecek en ufak bir hasar, zedelenme ya da işlev kaybı, bireyin tüm gelişim alanlarını ve günlük yaşam akışını doğrudan ve derinden etkileyecektir.

Görme engelinin birey üzerindeki etkisi tek tip değildir; engelin derecesi, zedelenmenin gözün tam olarak hangi anatomik bölümünde meydana geldiği, bu zedelenmenin düzeyi ve en önemlisi engelin doğuştan mı yoksa sonradan mı ortaya çıktığı gibi değişkenler bireylerin gereksinimlerini farklılaştırmaktadır. Aynı görme keskinliğine sahip olan iki farklı birey, bu görme yetisini günlük yaşamda aynı işlevsellikte kullanamayabilir. Görme engeli olan bireylerin tamamının görme yetisini tamamen kaybettiği düşüncesi yanlıştır; birçoğunda belirli düzeyde bir görme kalıntısı mevcuttur. Bu nedenle, bireysel farklılıkların gözetilmesi ve mevcut görme kalıntısının en üst düzeyde kullanılabilmesi için eğitsel ve çevresel uyarlamaların yapılması gerekmektedir.

Doğuştan görme engeli olan bireyler ile sonradan bu engeli edinen bireyler arasında bilişsel süreçler açısından ciddi farklar bulunur. Sonradan görme engelli olan bireyler, yaşamlarının engelsiz döneminde nesnelerin, renklerin ve mekânların görsel kodlarını zihinlerine kaydetme şansına sahip olmuşlardır. Buna karşın, doğuştan görme engelli olan bireyler bu görsel kodlardan mahrum oldukları gibi, hareket ve yönelim yetenekleri de ciddi ölçüde sınırlanmaktadır. Bu durum, bebeklikten itibaren gelişimsel basamaklarda gecikmelere yol açarak yaşıtlarının gerisinde kalmalarına neden olabilir. Dolayısıyla, görme bozukluklarının aileler veya birincil bakıcılar tarafından erken dönemde fark edilmesi ve dışarıdan zengin uyaranlar sunularak desteklenmesi hayati önem taşımaktadır.

2Görme Engelinin Tanımı ve Yaygınlığı

Görme engeli, en genel tanımıyla, gözün yapısını oluşturan anatomik ve fizyolojik bileşenlerden birinde ya da birkaçında meydana gelen zedelenmeler sonucunda gözün görme işlevini normal sınırlar dahilinde yerine getirememesi durumudur. Görme engeli olan bireyler, engellerinin düzeyine ve işlevsel durumlarına göre genel olarak 'görmeyen' ve 'az gören' olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırmalar yapılırken hem tıbbi hem de eğitsel gereksinimleri karşılamak amacıyla iki farklı tanım perspektifi geliştirilmiştir.

Tıbbi tanım, bireyin gözündeki anatomik kaybı ve görme keskinliğini ölçülebilir değerlerle ortaya koyar. Bu tanıma göre, gerekli tüm tıbbi ve optik düzeltmelere (gözlük, lens vb.) rağmen normal görme gücünün 1/10'una, yani 20/200'lük görme keskinliğine ya da daha azına sahip olanlar ile görme alanı 20 derecelik açıyı aşmayan bireyler 'görmeyen' (kör) olarak kabul edilir. Normal bir bireyin görme alanı 160 derecedir ve normal görme gücündeki bir insan 200 ayak mesafeden bir nesneyi görebilirken, görmeyen birey bu mesafenin ancak onda birinden (20 ayak) görebilmektedir. 'Az gören' ise düzeltmelerle görme keskinliği 20/70 ile 20/200 arasında olan kişileri tanımlar. Bu bireyler cisimleri gözlerine yaklaştırarak ya da kendileri cisimlere yaklaşarak görmeye çalışırlar.

Tıbbi tanım bireyin neleri yapabildiği veya görme yetisini ne kadar işlevsel kullanabildiği hakkında bilgi vermediği için 'eğitsel tanım' geliştirilmiştir. Eğitsel tanıma göre 'görmeyen', görme yetisini öğrenme etkinliklerinde hiç kullanamayan, bu nedenle öğrenmede işitsel ve dokunsal araç gereçlere (Braille alfabesi, sesli kitaplar) ihtiyaç duyan kişidir. 'Az gören' ise büyüteç, büyük puntolu kitaplar ve optik araçlar yardımıyla görsel materyalleri, şekilleri ve renkleri ayırt ederek okuyup yazabilen kişidir. Ülkemizde 2006 tarihli Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği ise bu ayrımlar yerine 'görme engeli olan birey' terimini kullanmakta ve bu bireyleri görme gücünün kısmen ya da tamamen kaybından dolayı özel eğitim ve destek hizmetine ihtiyacı olan bireyler olarak tanımlamaktadır.

3Görme Engelinin Nedenleri

Görme engelinin ortaya çıkış nedenleri kronolojik olarak doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası olmak üzere üç ana grupta incelenmektedir. Bu nedenlerin bilinmesi, önleyici sağlık hizmetlerinin planlanması ve risk faktörlerinin azaltılması açısından büyük önem taşımaktadır.

Doğum öncesi nedenlerin başında, ülkemizde gelişmiş ülkelere kıyasla daha yaygın olan kalıtımsal faktörler gelmektedir. Anne ve babanın her ikisinde de görme engelinin bulunması ya da ailede genetik geçişli göz hastalıklarının olması riski artırır. Ayrıca annenin gebeliğin özellikle ilk üç ayında geçirdiği kızamıkçık, suçiçeği gibi ateşli ve bulaşıcı hastalıklar, bilinçsiz ilaç kullanımı, alkol ve sigara tüketimi, yetersiz beslenme, zehirlenmeler, radyasyona veya ultraviyole ışınlarına maruz kalma ile anne-babadaki frengi mikrobu bebeğin göz gelişimini olumsuz etkiler.

Doğum anı nedenleri arasında, doğum sürecinin uzaması veya güçleşmesi nedeniyle bebeğin beyninde ve görme sinirlerinde meydana gelen zedelenmeler yer alır. Bebeğin doğum kanalında uzun süre kalması veya göbek bağının boynuna dolanması sonucu beynin oksijensiz kalması (anoksi) görme merkezlerini tahrip edebilir. Doğum sonrası nedenler ise doğumdan sonra geçirilen ateşli enfeksiyonlar, şeker hastalığı, kazalar, yaşamın ilk yıllarında A vitamini eksikliğine bağlı kötü beslenme ve hijyen yetersizlikleridir. Ayrıca erken doğan (prematüre) bebeklerin kuvözde yüksek oranda oksijene maruz kalması (retinopati) ve sarılık tedavisi sırasında gözlerin yeterince korunmaması da sonradan oluşan görme engeli nedenlerindendir.

4Görme Engelinin Türleri ve Sınıflandırılması

Görme engelleri klinik ve anatomik açıdan üç temel grupta ele alınmaktadır: kırma kusurları, korneaya bağlı zedelenmeler ve diğer görme bozuklukları. Gözün mercek sistemleri olan kornea ve göz merceğinin ışığı doğru odaklayamaması durumuna kırma kusurları denir. Gözlük gerektirmeyen kusursuz görme durumuna ise 'emetropi' adı verilir.

Kırma kusurlarının en yaygınları miyop, hipermetrop ve astigmattır. Miyop, yakındaki cisimlerin net görülmesine rağmen uzaktakilerin seçilememesidir; görüntü retinanın önünde odaklanır ve kalın kenarlı mercekle düzeltilir. Hipermetrop ise uzaktaki nesnelerin net görülüp yakındakilerin bulanık görülmesidir; görüntü retinanın arkasında odaklanır ve ince kenarlı mercekle düzeltilir. Astigmatta ise mercek sistemlerinin düzensizliği nedeniyle ışınlar eşit kırılamaz, hem uzak hem yakın bulanık görülür; silindirik mercekle düzeltilir. Korneaya bağlı zedelenmelerde ise saydam tabakanın incelip bombeleştiği 'keratokonüs' ve korneanın iltihaplandığı 'keratit' öne çıkar; bu durumlar ilerlerse kornea nakli gerektirebilir.

Diğer görme bozuklukları arasında melanin eksikliğinden kaynaklanan ve ışığa aşırı duyarlılık yaratan 'albinizm', gözlerin paralelliğinin bozulduğu 'şaşılık', göz merceğinin saydamlığını yitirerek bulanıklaşması olan 'katarakt', yapısal bozukluk olmamasına rağmen tek gözün az çalışmasıyla oluşan 'göz tembelliği', göz içi basıncının artarak sinirleri tahrip ettiği 'göz tansiyonu (glokom)' ve halk arasında tavukkarası olarak bilinen, loş ışıkta görmeyi imkansız kılan kalıtsal 'gece körlüğü' yer almaktadır.

5Görme Engeli Olan Bireylerin Gelişimsel Özellikleri

Görme engeli, bireyin bilişsel, dil, motor ve sosyal-duygusal gelişim alanlarını farklı düzeylerde etkileyebilir. Bilişsel gelişim açısından, görme engelli bireyler dış dünyayı anlamlandırmak için dokunma ve işitme duyularını ön plana çıkarırlar. Ancak bu duyular soyut kavramların öğrenilmesinde yetersiz kalabildiğinden, eğitimlerinde somut nesnelerin kullanılması ve çevrelerindeki kişilerin sözel betimlemeler yapması kritik önem taşır. Ayrıca normalde 18. ayda kazanılan 'nesne sürekliliği' (görünmeyen nesnenin var olmaya devam ettiğini bilme) becerisi görme engelli bebeklerde gecikebilir.

Dil ve iletişim becerileri açısından, ek bir engel bulunmadığı sürece görme engelli bireyler normal gelişim gösterirler. Ancak görsel taklit imkanı olmadığı için bebeklik döneminde jest, mimik ve göz kontağı kurma gibi erken iletişim davranışlarında sınırlılıklar yaşanabilir. Görme engelli çocuklar, gören akranlarına kıyasla kendilerinden bahsederken zamirleri daha az kullanma ve çevrelerini anlamlandırmak amacıyla daha fazla soru sorma eğilimindedirler. Sonradan görme engelli olanlar ise geçmişte edindikleri jest ve mimikleri kullanmaya devam edebilirler.

Sosyal-duygusal alanda ise en büyük sorunlardan biri, çevrenin aşırı koruyucu tutumu nedeniyle bireyin bağımsızlık kazanamaması ve çekingen bir kişilik geliştirmesidir. Ayrıca görme engelli çocuklarda vücudu istemsiz sallama, gözleri ovma, göze parmak sokma ve elleri kanat gibi çırpma gibi 'körlük yaşantıları' (stereotipik davranışlar) görülebilir. Göze parmak sokma davranışı, göz çukurunda elektrik hissi yaratarak görsel uyaran eksikliğini gidermeye yönelik bir içsel uyarım mekanizmasıdır. Motor gelişimde ise görsel uyaran eksikliği ve taklit yetersizliği nedeniyle emekleme ve yürüme gibi kaba motor beceriler ile Braille yazısı için gereken ince motor becerilerde başlangıçta gecikmeler yaşanabilir.

6Eğitim Süreçleri, Uyarlamalar ve Kullanılan Araç Gereçler

Görme engeli olan bireyler eğitimlerini çoğunlukla yatılı özel eğitim okullarında, özel sınıflarda ya da genel eğitim sınıflarında kaynaştırma yoluyla sürdürmektedirler. Bu öğrencilerin akademik başarılarını artırmak ve eğitim ortamından en üst düzeyde yararlanmalarını sağlamak amacıyla fiziksel ve materyal bazlı uyarlamalar yapılması zorunludur.

Az gören öğrenciler için sınıf içi aydınlatmanın optimize edilmesi, renk zıtlıklarının (kontrast) belirginleştirilmesi, görsel karmaşıklığın azaltılması ve materyallerin yazı tipi ile puntolarının büyütülmesi gerekir. Görmeyen öğrenciler için ise birincil okuma-yazma aracı Braille alfabesidir. Braille alfabesi, altı noktanın farklı kombinasyonlarından oluşan kabartma bir yazı sistemidir. Bu sistemde yazılar özel tablet, daktilo, kalem ve Braille kağıtları kullanılarak sağdan sola doğru yazılır, soldan sağa doğru ise parmak uçlarıyla okunur.

Ders bazlı uyarlamalarda somutlaştırıcı araçlar kullanılır. Örneğin, matematik dersinde sayıları ve işaretleri kabartmalı olan cetvel, iletki, pergel ve abaküs; fen bilgisi dersinde üç boyutlu hücre ve DNA modelleri; sosyal bilgiler dersinde ise kabartma haritalar ve dokunsal zaman şeritleri kullanılır. Ayrıca bireyin bağımsız yaşamını desteklemek amacıyla beyaz baston kullanımı, yönelim ve bağımsız hareket eğitimleri, rehberle yürüme teknikleri ve rota öğretimi gibi özel beceriler de müfredatın önemli bir parçasını oluşturur.

7Aile Dinamikleri, Sosyal Hizmetler ve Toplumsal Katılım

Özel gereksinimli bir çocuğun aileye katılması, aile içi dengeleri, rolleri ve günlük işleyişi önemli ölçüde değiştirir. Özellikle anneler zamanlarının ve enerjilerinin büyük kısmını çocuğun bakımına ayırmak zorunda kalırlar. Ailelerin bu süreçte engelin türü, derecesi, nedenleri ve yasal hakları konusunda yoğun bir bilgi gereksinimi ortaya çıkar. Ayrıca ev ortamının görme engelli çocuğa göre nasıl düzenleneceği ve hangi eğitim kurumlarından destek alınacağı konularında rehberliğe ihtiyaç duyarlar.

Görme engelli bireylerin ailelerinin en çok ihtiyaç duyduğu destek mekanizması 'sosyal destektir'. Sosyal destek düzeyinin artması, ailelerin yaşam doyumunu artırırken; stres, depresyon, kaygı ve umutsuzluk düzeylerini azaltmaktadır. Devlet tarafından beyaz baston, daktilo gibi araç gereçler finanse edilse de ailelerin uzmanlar tarafından sunulacak uygulamalı ve duygusal destek hizmetlerine erişimi kritik önem taşır. Sosyal hizmet uzmanları, ailelerin toplumsal kaynaklara erişimini kolaylaştırmada ve psikososyal destek sunmada kilit rol oynarlar.

Toplumsal yaşama katılım noktasında ise görme engelli bireyler; ulaşım, istihdam, eğitim, konut ve fiziksel çevre yetersizlikleri gibi çok boyutlu sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Toplumun acıma ve aşırı korumacı tutumları bireylerin bağımsızlaşmasını zorlaştırır. Bu engellerin aşılması için sesli uyarıcı sistemlerin yaygınlaştırılması, kaldırımların ve toplu taşıma araçlarının erişilebilir hale getirilmesi, istihdam olanaklarının artırılması ve yapılan yasal düzenlemelerin etkin bir şekilde denetlenmesi gerekmektedir.