← Ünite 12

Ünite 12: Danışmanlar ve Takım Üyeleri Olarak Okul Sosyal Hizmet Uzmanları — Konu Anlatımı

1Giriş ve Eğitimde İş Birliği Kavramı

Eğitim sisteminde 21. yüzyılın en önemli anahtar sözcüklerinden biri 'iş birliği' olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüz eğitimcileri ve okul ortamındaki diğer profesyoneller, öğrencilerin akademik başarılarını en üst düzeye çıkarmak ve karşılaştıkları çok boyutlu sorunları çözmek için sürekli olarak yenilikçi ve ortaklaşa çalışma yolları aramaktadır. Özellikle son yıllarda 'hafif özürlü', 'öğretmesi güç' veya 'risk altında' olarak sınıflandırılan öğrenci sayısında çok ciddi bir artış yaşanmaktadır. Bu gruptaki öğrenciler, geleneksel didaktik öğretim yöntemlerine veya klasik davranış yönetimi metotlarına karşı olumlu tepki vermemektedirler.

Geleneksel eğitim anlayışında öğretmenlerin sınıfta kontrolü sağlamak amacıyla kullandıkları bağırma, korkutma, tehdit etme, alay etme veya dalga geçme gibi cezalandırıcı ve baskıcı disiplin yöntemleri günümüz okul yapısında artık işe yaramamaktadır. Okul ortamındaki yetkili figürler olan öğretmenlerin; kendi beklentilerinin, kişisel tavırlarının, kullandıkları öğretim tekniklerinin ve sergiledikleri davranışların öğrencilerin sınıf içi ve dışındaki tutumlarını nasıl doğrudan etkilediğini anlamaları gerekmektedir. Bu noktada öğretmenlerin kendi rollerini ve etkilerini tarafsız bir gözle değerlendirebilmeleri için profesyonel bir desteğe, yani okul sosyal hizmet uzmanlarının danışmanlığına ihtiyaçları vardır.

Okul sosyal hizmet uzmanları, geleneksel öğretim ve davranış yönetimi tekniklerine zayıf tepki veren öğrencilerin gereksinimlerini karşılamada sınıf öğretmenlerine rehberlik ederler. Bu süreçte uzmanlar, öğretmenlerin danışmanlık arama nedenlerini analiz ederek, okul ortamında ortaya çıkabilecek olası ilişkisel tuzakları önlemeye ve sınıf içi davranış problemlerini en aza indirecek bilimsel temelli stratejileri hayata geçirmeye çalışırlar.

2Neden Danışmanlık ve Ekolojik Bakış Açısı

Okul sosyal hizmetinde danışmanlık rolünün gittikçe önem kazanmasının arkasında yatan çok temel dinamikler bulunmaktadır. Sınıf içinde yaşanan pek çok davranışsal problem, öğretmenlerin farkında olmadan sınıf içi iletişimi tamamen kendi tekellerine almaları, sürekli tekdüze çalışmalar yaptırmaları ve kendi kişisel inançlarının öğrencilerin akademik ve sosyal performanslarını nasıl etkilediğini fark edememelerinden kaynaklanmaktadır. Araştırmalar, öğrencilere yönelik olumsuz öğretmen tavırlarının genellikle derslerin başladığı ilk birkaç haftada kemikleştiğini ve öğrenciler daha sonra olumlu gelişmeler gösterse bile bu ön yargılı tavrın değişmeden aynı kaldığını göstermektedir.

Okul sosyal hizmet uzmanlarının üstlendiği danışmanlık rolünü kritik kılan en önemli unsur, bire bir veya küçük gruplarla yürütülen geleneksel danışmanlık yaklaşımlarının tek başına yeterli olmaması ve ekolojik bakış açısını tam olarak yansıtmamasıdır. Ekolojik bakış açısına göre, öğrencilerin sergilediği problemler çocukların sadece kendi içsel yapılarından veya psikolojik sorunlarından kaynaklanmaz; aksine, öğrenci ile içinde yaşadığı ve etkileşimde bulunduğu okul, aile ve akran çevresi arasındaki uyumsuzluktan beslenir. Bu nedenle, müdahalenin sadece öğrenciye değil, davranışın sergilendiği çevreye ve bu çevrenin en önemli aktörü olan öğretmene yöneltilmesi gerekir.

Öğrencileri sorunlu ilan edip sistemden soyutlamak veya onlara çeşitli olumsuz yaftalar yapıştırmak yerine, modern eğitim sistemlerinde okul-temelli müdahale yardım programları (IAPs) ve öğretmen yardım timleri (TATs) gibi yapılar kurulmaktadır. Bu programlar, akademik veya davranışsal sorunlar yaşayan öğrencilere dolaylı yoldan yardımcı olabilmek adına doğrudan öğretmenlere danışmanlık desteği sunar. Okul sosyal hizmet uzmanları, bu okul-temelli yardım timlerinin ve programlarının en temel, yönlendirici üyeleri arasında yer almaktadır.

3Öğretmenlerin Danışmanlık Arama Nedenleri ve Sınıf İçi Problemlerin Kaynakları

Öğretmenlerin okul sosyal hizmet uzmanlarından danışmanlık talep etmelerinin arkasında yatan en temel nedenlerden biri, sınıf yönetimi ve davranış kontrolü konularındaki bilgi ve beceri eksikliğidir. Birçok öğretmen, sürekli dikkat gerektiren veya verilen ödevleri ısrarla yapmayan öğrencilerle başa çıkma konusunda kendisini çaresiz hissetmektedir. Sınıfta neden belirli davranış problemlerinin yaşandığını anlamlandırmakta güçlük çekebilirler. Sosyal hizmet uzmanları, bu noktada öğretmenlere öğrencilerin sergilediği olumsuz davranışların altında yatan işlevsel nedenleri açıklayarak rehberlik ederler.

Sınıf içi davranış problemlerinin ortaya çıkmasında pek çok farklı faktör rol oynamaktadır. Örneğin, çocuk aynı amaca ulaşmasını sağlayacak daha uygun ve yapıcı bir davranış biçimini henüz öğrenmemiş olabilir; ya da sınıfta sergilediği olumlu davranışlar öğretmen tarafından göz ardı edilirken, olumsuz davranışları anında ilgi çekerek ödüllendirilmiş olabilir. Bazen de problemli davranışlar, öğrencinin arzu etmediği zorlayıcı durumlardan kaçınmasını veya bu durumları sonlandırmasını sağladığı için pekişmektedir. Ayrıca çocukların bu tür olumsuz davranışları akranlarından veya yetişkinlerden model alarak öğrenmesi de sık karşılaşılan bir durumdur.

Öğretmenlerin yardım aramasının diğer önemli nedenleri arasında çocuk istismarını bildirme usulleri, yasal mevzuatlar ve toplumsal kaynaklar hakkında bilgi edinme talepleri yer alır. Bunun yanı sıra, öğretmenler mesleki olarak onaylanmaya, takdir edilmeye, yani duygusal desteğe ve 'sırtının sıvazlanmasına' ihtiyaç duyabilirler. Son olarak, nesnellik eksikliği de önemli bir etkendir; bir öğretmen bazen sınıftaki bir soruna veya öğrenciye çok fazla yakınlaşarak nesnelliğini kaybedebilir, hatta gereğinden fazla sorumluluk üstlenerek 'kurtarıcı' rolüne bürünebilir. Danışmanlık süreci, öğretmene bu nesnelliği yeniden kazandırmayı amaçlar.

4Saldırganlık, Şiddet ve Öğretmenlerin Rolü

Okullarda yaşanan saldırganlık ve şiddet olaylarını tetikleyen en önemli risk faktörlerinden biri de öğretmenlerin kişisel ve mesleki özellikleridir. Öğretmenler, sınıfta uyguladıkları yöntemlerle doğrudan ya da dolaylı olarak saldırgan davranışların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilirler ve aynı zamanda bu saldırganlığın doğrudan hedefi (kurbanı) haline gelebilirler. Özellikle tutarsız disiplin uygulamalarına, net ve açık olmayan sınıf kurallarına sahip olan ve sürekli cezalandırıcı bir yaklaşım benimseyen öğretmenler, şiddet olaylarıyla çok daha sık karşılaşmaktadırlar.

Otoriter ve baskıcı bir liderlik tarzına sahip öğretmenlerin sınıflarındaki öğrencilerin, diğer sınıflara kıyasla çok daha ilgisiz, motivasyonsuz veya saldırgan olma eğiliminde oldukları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Öğretmenlerin öğrencilerine yönelik sözel şiddet uygulaması, alay etmesi, sabırsız davranması ve sınıfta adil olmayan, ayrımcı muamelelerde bulunması öğrencilerin şiddet algısını ve saldırganlık eğilimlerini doğrudan artırmaktadır. Yapılan araştırmalar, okulun fiziki şartları, teknolojik imkanları veya müfredatı ne kadar mükemmel olursa olsun, eğer öğretmen yeterli iletişim becerilerine ve sınıf yönetimi donanımına sahip değilse okullardaki şiddet olaylarının önlenemediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Öğretmenlerin iletişim becerileri sadece öğretmen-öğrenci ilişkisini değil, öğrenciler arasındaki akran ilişkilerini de doğrudan şekillendirir. Öğrenciler, öğretmenlerinin sınıfta sorunları çözerken saldırgan yöntemlere başvurduğunu ve bu yolla istediği sonucu elde ettiğini gördüklerinde, şiddeti kabul edilebilir bir problem çözme aracı olarak benimserler. Buna karşılık, öğretmenlerin etkin problem çözme ve iletişim becerilerini kullanarak sınıfta demokratik, güvenli ve destekleyici bir atmosfer yaratmaları, öğrencilerin kendilerini saldırganlığa başvurmadan ifade edebilmelerini sağlar. Sosyal ve duygusal yeterlilikleri yüksek olan öğretmenler, öğrencilerin okula aidiyet duygusunu ve akademik başarısını artırarak şiddete karşı en büyük koruyucu faktör haline gelirler.

5Okullarda Danışmanlığın Tanımlayıcı Özellikleri ve Süreç Adımları

Okul ortamında yürütülen danışmanlık hizmetini geleneksel yardım ilişkilerinden ayıran çok net ve tanımlayıcı özellikler bulunmaktadır. İlk olarak, danışmanlık ilişkisi üçlü ve dolaylı (indirekt) bir yapıya sahiptir. Bu ilişkide danışman (okul sosyal hizmet uzmanı) ve danışan (öğretmen veya okul yöneticisi) birlikte çalışarak, müracaatçı konumundaki öğrenciye sunulacak hizmetleri ve müdahaleleri tasarlarlar. Sosyal hizmet uzmanının öğrenciyle doğrudan bir ilişkisi yoktur; öğrenci bu sürecin doğrudan katılımcısı değil, dolaylı yoldan en büyük fayda sağlayıcısıdır.

İkinci olarak, danışmanlık süreci tamamen gönüllülük esasına dayanır. Hem danışman hem de danışan, istedikleri an bu ilişkiyi başlatma veya sonlandırma özgürlüğüne sahiptir. Üçüncü temel özellik ise gizliliktir; süreç boyunca paylaşılan tüm bilgiler, sessiz kalınması durumunda bir başkasının hayati zarar göreceği durumlar hariç olmak üzere, tamamen gizli tutulur. Ayrıca danışmanlık, hiyerarşik olmayan ancak uzmanlık bilgisine dayanan bir ilişkidir. Danışmanlık belirli adımları olan sistematik bir problem çözme sürecidir; bu adımlar işleyen bir ilişki kurma, problemi tanımlama, planlama ve müdahale, müdahaleyi değerlendirme ve sonlandırma aşamalarından oluşur.

Danışmanlığın nihai amacı iki boyutludur: Bir yandan öğretmenin sınıftaki mevcut mesleki problemini çözmesine yardımcı olmak, diğer yandan ise öğretmenin gelecekte benzer sorunlarla karşılaştığında uzman desteğine ihtiyaç duymadan kendi başına başa çıkabilecek donanıma ve problem çözme becerisine ulaşmasını sağlamaktır. Okul sosyal hizmet uzmanları bu süreçte öğretmenlerin sıkıntılarını dikkatle dinler, onlara düşüncelerini netleştirebilecekleri bir 'düşünme tahtası' sunar, başarılı eylemlerini över, onları cesaretlendirir ve en etkili müdahale teknolojileri ile alternatif kaynaklar konusunda onları bilgilendirirler.

6Danışmanlık İlişkilerinde Tuzaklar ve Okul Takımlarında İş Birliği

Okul sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler ve yöneticilerle danışmanlık ilişkisine girmeden önce süreçte ortaya çıkabilecek çeşitli ilişkisel tuzakların ve gizli gündemlerin farkında olmalıdırlar. Örneğin, bir öğretmen problem çözmekten ziyade, okul yönetimiyle veya başka bir meslektaşıyla yaşadığı bir çatışmada uzmanın kendi tarafını tutmasını isteyebilir. Ya da kendisi hiç değişmeden sadece öğrencilerin değişmesi gerektiğine inanarak direnç gösterebilir. En tehlikeli tuzaklardan biri de, okul yöneticisinin sosyal hizmet uzmanını bir 'ajan' gibi kullanmak isteyip, öğretmenleri gözlemlemesini ve kendisine raporlamasını talep etmesidir. Uzman, bu tür durumlarda sürecin sınırlarını net çizmeli, kişisel sorunlara değil sadece işe odaklanıldığını ve idari bir denetim rolü taşımadığını herkese açıkça anlatmalıdır.

Okullarda hizmetlerin parçalı ve etkisiz bir şekilde sunulmasını önlemek amacıyla, uzmanların bir arada çalıştığı okul takımları ve etkin iş birliği modelleri hayati önem taşır. Okul sosyal hizmet uzmanları; okul psikologları, rehber öğretmenler ve yöneticilerle birlikte okul-temelli müdahale yardım programları (IAPs), öğretmen yardım takımları (TATs) ve çok disiplinli takımların temel üyeleridir. Bu takımlar, özel gereksinimli veya risk altındaki öğrencilerin değerlendirilmesi, yerleştirilmesi ve bireyselleştirilmiş eğitim programlarının (BEP) yürütülmesi için ortaklaşa çalışırlar.

Etkin bir iş birliğinin sağlanabilmesi için takım üyelerinin birbirine güvenmesi, gizliliğe sadık kalması, karşılıklı saygı duyması ve kaynaklar ile sorumlulukları adilce paylaşması gerekir. Ancak uygulamada; okulda fiziksel alan eksikliği, uzmanların sabit odalarının olmaması, esneklik ve liderlik eksikliği, meslek grupları arasındaki etik ve kavramsal farklılıklar ile değişime karşı gösterilen direnç gibi ciddi kurumsal engeller ortaya çıkabilmektedir. Gerçek bir iş birliği, kişisel unvan veya övgü arayışından sıyrılarak tamamen öğrencinin yüksek yararına ve en etkili müdahale programlarının uygulanmasına odaklanmayı gerektirir.

7Sınıf İçi Davranış Problemlerini Önleyici Stratejiler ve Programlar

Bir öğrencinin sınıfta sergilediği uyumsuz davranışlar, sadece o öğrencinin bireysel özellikleriyle açıklanamaz; bu davranışlar çoğunlukla sınıfta uygulanan organizasyonel, yönetimsel ve eğitsel stratejilerin etkililiğiyle doğrudan ilişkilidir. Okul sosyal hizmet uzmanları, danışmanlık rolleri kapsamında öğretmenlere sınıf içindeki olumsuz davranışları azaltacak ve deneysel olarak etkililiği kanıtlanmış çeşitli programları tanıtır ve bunların uygulanmasına destek verirler. Bu programların başında literatürde çok geniş yer bulan 'İyi Davranış Oyunu' (GBG) gelmektedir.

İyi Davranış Oyunu (GBG), özellikle ilkokul birinci sınıf düzeyinde erken dönem saldırgan ve uyumsuz davranışları azaltmak için tasarlanmış takım temelli bir müdahale programıdır. Öğretmen öğrencileri takımlara ayırır ve her üyenin davranışından tüm takımın sorumlu olacağı bir yapı kurar. Sınıf kuralları ihlal edildiğinde ilgili takımın hanesine eksi puan yazılırken, kurallara uyan takımlar ödüllendirilir. Bu oyun, öğrencilerin otokontrol becerilerini geliştirirken sınıftaki saldırganlık oranlarını ciddi ölçüde düşürmektedir.

Bir diğer önemli program ise 'Tutarlılık Yönetimi ve İş Birlikçi Disiplin' (CMCD) programıdır. Bu program, öğretmen merkezli sınıfları kişi merkezli sınıflara dönüştürmeyi amaçlar; kurallar öğretmen ve öğrenciler tarafından ortaklaşa belirlenir ve cezalardan ziyade olumlu davranışların ödüllendirilmesi vurgulanır. Ayrıca, okul çalışanlarını uygulamalı davranış analizi konusunda eğiten 'Şiddet/Vandalizmi Azaltmak İçin Davranış Danışmanlığı' ve öğretmenlerin iletişim ile problem çözme becerilerini geliştirmeyi hedefleyen 'Etkin Sınıf Yönetimi' (ECM) gibi programlar da okul sosyal hizmet uzmanlarının danışmanlığında başarıyla uygulanan diğer stratejik modellerdir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250