Günümüzde ruhsal hastalıklardan her dört fertten biri etkilenmektedir. Ruhsal bozukluklar tüm dünyada belirgin bir hastalık yükü oluşturması sebebiyle toplumun tamamını ilgilendiren genel bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. Bundan dolayı ülkelerin ruh sağlığı politikalarını oluşturup, eylem planlarını ortaya koymaları gerekmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ruh sağlığı politikasını; ruh sağlığını geliştiren ve ruhsal bozuklukların toplumsal yükünü azaltan prensipler, değerler ve amaçlar kümesinin düzenlenmesi olarak tanımlamaktadır.
Ruh sağlığı ile ilgili girişimlerin yaşama geçirilebilmesi için ruh sağlığı politikası, eylem planları ve programları oluşturulabilmesi adına farklı sektörlerin ortak amaçlar doğrultusunda bir araya gelmesi gerekmektedir. Bu bağlamda; ruh sağlığı alanında yasal düzenlemeler çerçevesinde insanlık dışı, küçük düşürücü, standart dışı tedavi ve bakımları sonlandırarak, uluslararası hukuk standartları ile uyum sağlayan insan hakları ve ruh sağlığı yasasının oluşturulması hedeflenmektedir.
Aynı zamanda ruhsal bozukluğu olan birey ve ailelerin temel insan haklarından yararlanmalarını sağlayıcı, damgalanmanın ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını amaçlayan, savunuculuk faaliyetlerine öncülük edecek olan Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) işleyişlerinin ve işbirliği yapmalarının kolaylaştırılması hedeflenmektedir. Ruh sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi için önerilen sistem birinci basamak sağlık kuruluşlarına entegre edilmelidir. Bu model çerçevesinde "Ruh Sağlığı Eylem Planı"nda belirtildiği şekilde Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM) açma kararı alınmış ve böylece hastane temelli model terk edilerek toplum temelli modele geçilmiştir.
Ülkemizde, DSÖ'nün önerisi kapsamında Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı oluşturulmuştur. Bu plan, sağlık stratejilerini Türkiye'deki yansımalarına göre 2011–2023 dönemi olarak üç aşamalı ele almıştır: 2011-2012 yıllarını kapsayan kısa vadeli aktiviteler, 2013-2016 yıllarını kapsayan orta vadeli aktiviteler ve 2017-2023 yıllarını kapsayan uzun vadeli aktiviteler.
Ülkemiz için ruh sağlığı alanında planlama yapmak ve bir eylem planı oluşturmak için Sağlık Bakanlığı'nın desteği ile gerçekleştirilen iki önemli çalışmanın bulgularına bakmak gerekmektedir. Bu çalışmalar Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışması ve Ulusal Hastalık Yükü çalışmasıdır. Yapılan bu çalışmalar ile ülkenin olumsuz sağlık durumlarının tespiti ve bunların giderilmesi için politikalar geliştirilmesine yarayacak veriler elde edilmiştir. Ülkemizde hastalık yükü nedenlerinin dağılımı yapıldığında, psikiyatrik hastalık grubunun %19 ile kardiyovasküler hastalıklardan sonra ikinci sırada yer aldığı görülmektedir.
Bulgularda; "Özürlülükle Kaybedilen Yaşam Yılları'na (YLD)" bakıldığında ise, YLD'ye en çok neden olan hastalık gruplarından ilk sırayı psikiyatrik hastalıklar almaktadır. Bu çalışmalar ruh sağlığı bozukluklarının toplum ve birey için büyük bir yük oluşturduğunu ve bir an önce ruh sağlığı eylem planının oluşturulması gerektiğini göstermektedir. Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı oluşturulurken Sağlık Bakanlığı'nın 2006 yılında yayınlamış olduğu Ulusal Ruh Sağlığı Politika Metni esas alınmıştır. Bu Eylem Planı'nın amacı; merkezine bireylerin ihtiyacını alması ve bu sonuçla ruh sağlığı hizmetlerinin etkin bir biçimde verilmesini sağlayan hizmet ağının oluşturulmasıdır.
Dünyada ruh sağlığı alanında üç farklı hizmet modeli bulunmaktadır. Bunlar hastane temelli model, toplum-hastane denge modeli ve toplum temelli modeldir. Ülkemizde ruh sağlığı hizmetleri genellikle kamu hastaneleri tarafından verilmektedir. Buna hastane temelli model denilmektedir. Hastane temelli model, 1800-1960 yılları arası tüm dünyada kullanılan en eski ve yaygın modeldir. Bu dönemde birçok psikiyatri hastanesi kurulmuştur.
Ülkemizde var olan hastane temelli modelde hastalara sunulan hizmeti poliklinik hizmetleri, atak sırasında hastaneye yatırma, kimsesiz hastaların uzun yıllar boyunca hastaneye yatırılıp bakımlarının sağlanması olarak özetlemek mümkündür. Sunulan hizmet, ağır ruhsal hastalıkların sadece "alevlenme/atak" dönemlerine odaklanmakta, hastalığın alevlenmesine sebep olan sosyolojik etmenlere müdahale imkânı taşımamakta ve hastanın sosyal ve meslekî işlevselliğine katkıda bulunmamaktadır.
Yataklı hizmetleri ülke geneline yaymayı hedefleyen toplum temelli modelin özellikle insan kaynakları açısından maliyeti oldukça yüksek olmaktadır. Ülkemizin sağlık sistemi, sosyo-ekonomik koşullar göz önüne alındığında ve eksik olan yetişmiş insan gücünün tamamlanmasının onlarca yıl alacağı hesaplanmasından dolayı en ideal modelin toplum-hastane denge modeli olduğu görülmektedir. Bu modeli uygulayan ülkelerden olan İngiltere psikiyatri hastanelerini 200 yatak veya altına düşürerek korumuş ayrıca toplum psikiyatrisi sistemini de kurmuştur.
Toplum temelli ruh sağlığı modeli İtalya'da ruh sağlığı reformuyla 1961 yılında başlamış ve son 30 yılda Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında uygulanmaya başlanmıştır. Toplum temelli ruh sağlığı modeli, gelişmiş Batı ülkelerinin sağlık hizmetlerindeki temel unsurlarından birisidir. DSÖ'nün de tavsiye ettiği modeldir. Toplum temelli ruh sağlığı modelinin esas hedef kitlesini ağır ruhsal bozukluğu olan hastalar veya hastanede uzun süre yatarak tedavi gören hastalar oluşturmaktadır.
Toplum temelli ruh sağlığı modeli üç unsur üzerine kuruludur: Hizmetin coğrafi temelli yapılandırılması, hizmetin ekip anlayışıyla çok yönlü verilmesi ve her tanımlanmış bölgeye sorumlu toplum ruh sağlığı merkezi, bakım kurumları, koruyucu evler, korumalı işyerleri ve genel hastaneler içinde psikiyatri yataklarının açılmasıdır. Bu modelde ülke 100-300 bin nüfusluk coğrafi bölgelere ayrılır ve her bölgeye bir toplum ruh sağlığı merkezi kurulması planlanmaktadır.
Sağlık Bakanlığı tarafından 2006 yılında oluşturulan ulusal ruh sağlığı politika metninde toplum temelli modele geçiş tavsiye edilmiştir. Böylece Sağlık Bakanlığı ruh sağlığı politikasında hastane temelli modelden toplum temelli modele geçme kararı almıştır. Bu modelin ilk basamağı olarak da Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM) açma kararı Nisan 2009'da Sağlık Bakanlığı tarafından alınmış ve ilgili yönerge Şubat 2011'de yayınlanarak uygulaması başlamıştır.
Ağır ruhsal bozukluğu (şizofreni ve benzeri psikotik bozukluklar ile duygudurum bozuklukları vs.) olan hastalara, toplum temelli model çerçevesinde psikososyal destek hizmetlerinin verilmesi, takip ve tedavilerinin gerektiğinde yaşadıkları ortamda sunulabilmesi için toplum ruh sağlığı merkezlerinin kurulması amaçlanmıştır. Merkezlerin, bağlı olacağı sağlık tesisleri, hizmet vereceği bölge ve kurulacak merkez sayısı Bakanlıkça belirlenmektedir.
Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne tahsis edilecek bina; tercihen müstakil, en az 300m2 kapalı alana sahip olmalı ve toplu taşıma araçlarıyla kolay ulaşılabilir, merkezî yerler seçilmelidir. Çok katlı binalarda zemin katlar kullanılmalıdır. Merkez bünyesinde giriş ve karşılama alanı, grup terapisi alanı, rehabilitasyon amaçlı iş-uğraş terapi odası, kütüphane ve okuma salonu, yemek alanı ve terapi mutfağı, çok amaçlı salon, hasta gözlem odası, spor alanları, görüşme odası ve ekip odası bulunmalıdır.
Merkezde ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı, hemşire, psikolog, tıbbi sekreter, sosyal çalışmacı, iş uğraş terapisti, usta öğretici, idari ve teknik personel, şoför, güvenlik görevlisi ve temizlik elemanı görevlendirilmektedir. Merkezde görevlendirilecek personel, Bakanlık tarafından hazırlanan "Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Çalışma Prensipleri Genel Uyum ve Teori Eğitimi"ni almış olan personel arasından seçilmektedir.
Madde bağımlılığı tek başına sağlık boyutu ile ele alınmamalıdır; çünkü kamusal, sosyal, hukuki ve idari birçok yönü olan ciddi bir problemdir. Bağımlılığın sıklığı bölgesel farklılıklar göstermesinden dolayı bağımlılıkla mücadele için merkezî bir yapılanmadan çok yerel yaklaşımlar ön planda olmalıdır. Madde bağımlılığı tedavisinin uzun süreli ve daimi olması gerekmektedir. Hastane merkezli tedavi modelinde hastaların önemli bir kısmı taburcu olduktan sonra tedaviyi bırakmaktadır. Bu da tedavinin başarı şansını önemli oranda düşürmektedir.
Madde bağımlılığı tedavi usullerinde A, B ve C tipi uygulamalar yapılmaktadır. A tipi uygulama, yatarak ve ayakta tedavinin yapıldığı, yüksek bağımlılık potansiyeli taşıyan ve ilaç ve diğer maddeler ile yapılan detoksifikasyon usulüdür. Madde bağımlılığı tedavisi için ayrılmış en az 10 yatağa sahip sağlık kuruluşları A tipi uygulama yapabilmektedir. B tipi uygulama, kamuya bağlı madde bağımlılığı tedavi merkezlerince yüksek bağımlılık potansiyeli taşıyan ilaç kullanıma yönelik adlarına rapor düzenlenen hastalar ile yüksek bağımlılık potansiyeli taşıyan ilaç kullanılmaksızın ayaktan yapılan detoksifikasyon ile yerine koyma tedavisini kapsamaktadır.
C tipi uygulama ise detoksifikasyon sonrası ayakta ve/veya yatarak, ilaçlı ve/veya ilaçsız psikososyal tedavileri içeren, kişinin sosyal açıdan düzelmesini hedefleyen, tüm tedaviler ve rehabilitasyon programlarını içermektedir. C tipi uygulama, bir hastane bünyesinde uygulanabileceği gibi, hastane dışında madde bağımlıları için oluşturulan mekânlarda da A veya B tipi tedaviyi uygulayan kamu ve özel hastanelerle bağlantılı olmak kaydıyla uygulanabilmektedir.
Sağlık Bakanlığı'nca yürütülmekte olan ruh sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi kapsamında ruh hastalarının bulundukları yerlerde tedavi ve kontrollerinin yapılmasını sağlamak, mümkün olmadığı takdirde ise bu konuda özelleşmiş hastanelere sevkleri ve hastaneden çıkışlarında ayaktan takipleri konusunda yeniden düzenleme yapılması ihtiyacı doğmuştur. Ruhsal problemi olan hastaların öncelikle kendi illerinde teşhis, tedavi ve rehabilitasyonları sağlanmalıdır.
Sevk zorunluluğu olan hastaların bulundukları illerden bölge hastanelerine sevklerinde belirlenen bölgelendirme sistemi esas alınarak sevk edilecektir. Böylelikle gereksiz sevkler ve yığılmalar engellenecektir. Bölge Hastanelerine sevk edilen hastalarla ilgili kullanılan form RS 10'dur. Hastaların hastaneden çıkışlarında geldikleri il sağlık müdürlüklerine ayaktan tedavi, takip ve kontrolleri amacıyla RS 20 formu, ilgili bölge hastanesince doldurularak il müdürlüklerine mutlak suretle gönderilmesi sağlanmalıdır.
İl içindeki kronik hastaların il müdürlüklerince profilinin çıkartılması ile takiplerinin düzenli olması sağlanarak, ikame tedavileri izleme ve kontrolleri bağlı bulunduğu sağlık kuruluşu ve ilgili hastanece RS 30 kullanılarak yürütülmelidir. RS 40 formunun doldurulmasında tanı gruplamaları, yaş gruplamaları, eğitim durumu, tedavi süresi, cinsiyet ayırımının sağlıklı yapılması ve yıl içinde iki dönem şeklinde Temel Sağlık İstatistik Modülü Çalışması kapsamında bakanlığa gönderilmelidir. RS 50 formu ise beş bölge hastanesince verilerin karşılaştırılması açısından tanımlanan form olup düzenli olarak doldurulup, altışar aylık iki dönem şeklinde bakanlığa iletilmelidir.