← Ünite 4

Ünite 4: Bir Meslek ve Disiplin Olarak Sosyal Hizmetin Gelişimi — Konu Anlatımı

1Sosyal Hizmet İçin Evrensel Bir Tanım Geliştirme Süreci

Sosyal hizmet, her tarihsel dönemde toplumsal değişim ve dönüşümlerden etkilenmiş; insan ile toplumun sorun ve ihtiyaçlarına yönelik insancıl yanıtlar arayarak değer, bilgi ve becerisini geliştirmiştir. Bu anlamda sosyal hizmetin varlık nedeni insanın sürekliliği, tarihselliği, toplumla etkileşimde yaşadığı rol kaybı, çözmekte zorlandığı çelişkiler ve kolektif çözüm bekleyen toplumsal sorunlardır. Sosyal hizmeti var eden, insan ihtiyaçlarını fark edebilmesi ve daha ileri, insani, etik çözümler üretebilme potansiyelidir.

Sosyal hizmet tarihinde, sosyo-politik ve ekonomik çevre mesleğin amaçlarını, önceliklerini, hedeflerini, kullanılan yöntem ve teknikleri etkilemiştir. Mesleğin kimliği ve statüsüne ilişkin tartışmaların bir kısmı, sosyal hizmet tarihinin daha ilk yıllarında başlamıştır. 1915’lerde Flexner sosyal hizmetin bir meslek olup olmadığını sorgularken aynı zamanlarda Mary Richmond (1917) birey ve aileyle çalışma için uygulama becerilerini tanımlama yollarını araştırmaktaydı. Önce pratikte yürütülen yardım mesleği, 1917 yılında Mary Richmond'un yazdığı 'Sosyal Teşhis' isimli eserin yayımlanmasıyla kendi teorik çizgilerini çizmeye başlamıştır. Bu eser, sosyal hizmetin kuramsal ve pratik uygulaması için bir ilk niteliğindedir.

1959’da Sosyal Hizmet Eğitimi Konseyi’nin müfredat çalışmasında 'sosyal hizmetin tek, geniş ölçüde kabul gören ya da genel olarak kabul gören, amaçları ve hedeflerini açıklayan bir tanımın eksikliği' bildirilmiştir. Bu çalışma, sosyal hizmetin temel etkinliklerinin bir otorite tarafından tanımlanmadığı gerçeğini ortaya koymuştur. Tanımlanma ile ilgili karışıklık ülkemizde de bir sorun olarak gündeme gelmiştir. Sosyal hizmetin ilk yıllarında hem akademide hem de yasal düzenlemelerde meslek adı konusunda büyük karışıklıklar olmuş; aynı anlama gelmek üzere sosyal yardımcı, sosyal araştırıcı, sosyal hizmetler mütehassısı, sosyal çalışmacı, sosyal hizmet uzmanı gibi adlar bir arada kullanılmıştır.

Zaman içinde evrimsel ve fikir birliğine varılmış birçok sosyal hizmet tanımı yapılmıştır. Pincus ve Minahan’a göre sosyal hizmet; insanların yaşam amaçlarını, stres ile baş etmelerini, özlem ve değerlerini gerçekleştirme becerilerini etkileyen insan ve çevresi arasındaki etkileşimle ilgilidir. Bartlett ise sosyal hizmetin odağını, insanların başa çıkma aktivitesi ile çevreden gelen istemler arasındaki ilişki olarak tanımladığı 'sosyal işlevsellik' olarak görmektedir. Cılga’ya göre ise sosyal hizmet, çoğulcu ve katılımcı toplum yapısı içinde insan hak ve özgürlükleri ile sosyal, ekonomik ve siyasal haklardan insanların yararlanmasını sağlayıcı, koruyucu ve geliştirici çalışmalar yapmayı içerir.

Sosyal hizmetin en güncel ve kapsayıcı tanımı Uluslararası Sosyal Hizmet Uzmanları Federasyonu (IFSW) tarafından geliştirilmiştir. 2000 yılında Montreal’de yapılan tanım, 21. yüzyılın dinamik yapısına uymadığı gerekçesiyle tartışılmış ve 2014 yılında Melbourne’deki uluslararası toplantıda yeni bir küresel tanım geliştirilmiştir. Bu yeni tanıma göre: 'Sosyal hizmet pratiğe dayalı bir meslektir ve sosyal değişim ve gelişimi, sosyal uyumu, insanların özgürlüğünü ve güçlenmesini teşvik eden akademik bir disiplindir. Sosyal adalet ilkeleri, insan hakları, kolektif sorumluluk ve farklılıklara saygı sosyal hizmetin merkezinde yer alır.'

2Meslek Olarak Sosyal Hizmetin Gelişimi

Bir mesleği herhangi bir işten ayıran özellikler; tam bir sosyalizasyon süreci, bu süreç sırasında kazanılan teknik ve beceriler ile uygulamada mesleki yönden tam bir kendi kendini denetimdir. Bu anlamda bir mesleğin belirlenmesi için amaç, yöntem, bilgi haznesi, uygulama alanı ve uygulayıcılar kadrosu ile eğitim ve mesleki değerler olmak üzere beş temel ögenin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Tarihsel süreçte sosyal değişimlere verilen yanıtlar ve bilimsel bulgular sosyal hizmetin bu beş ögesinin içeriğini belirlemesini, yani meslekleşme sürecini etkilemiştir.

Sosyal hizmetin özünü oluşturan düşünce 'başkalarına yardım etme' düşüncesidir. Uygarlık tarihi penceresinden bakıldığında sosyal hizmet disiplini ve mesleği Batı’da kimlik bulmuş ve gelişmiştir. Sosyal hizmet bugünkü anlamıyla ve uygulamasıyla bir disiplin/bilim alanı ve profesyonel, etik, modern bir meslek olarak Batı’dan kaynak alan düşüncenin yani modernizmin ürünüdür. Mesleğin tanım ve gelişimine yön vermek, standartlarını geliştirmek amacıyla 1955’te Amerika’da Ulusal Sosyal Hizmet Uzmanları Birliği (NASW) kurulmuştur. Bu birliğin amacı toplumdaki sosyal koşulları iyileştirmek ve sosyal hizmet uygulamasının etkili ve nitelikli yürütülmesini sağlamaktır.

Sosyal hizmet mesleğinin şekillenmesinde meslek-içi süreç ve tartışmalar kadar çevresel değişimler de etkili olmuştur. İdeal olan ile gerçekte olan ya da süregelen uygulamalar arasındaki uyumsuzluk ve çelişkiler, literatürde kuram-uygulama çatışması ya da kuram ve uygulama arasındaki boşluk olarak ifade edilmiştir. Payne ve Dominelli’nin belirttiği gibi sosyal hizmetin meslekleşme sürecinde gerçekleşen değişimler üç ana bakış açısı içinde ele alınabilir: Refleksif-terapötik (terapötik yardım) görüş, sosyalist-kolektivist (özgürleştirici) görüş ve bireyci-reformist (koruyucu bakım) görüştür.

Ülkemizde sosyal hizmetin Batılı anlamdaki meslekleşme sürecini 1957 yılından başlatmak mümkündür. 1957 yılında, Birleşmiş Milletler Sosyal Refah Müşavirliğinin önderliğinde gerçekleştirilen toplantı sonrasında; 1959 yılında 7355 sayılı Kanun’la alanda araştırma yapmak üzere Sosyal Hizmet Enstitüsü, sosyal hizmet eğitimi vermek üzere 1961 yılında Sosyal Hizmetler Akademisi, 1963 yılında ise Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bünyesinde uygulama amaçlı Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletlerin sosyal hizmetlere bakış açısı dikkat çekici bir gelişim göstermiştir. II. Dünya Savaşı sonrası Batı'da refah devletlerinin ortaya çıkması sosyal refah hizmetlerinin de kamusal olarak yerine getirilmesi sonucunu doğurmuştur. Sosyal hizmetler üniter devlet yapısına sahip olan ülkelerde genel olarak merkezî yönetimler, federal yapıya sahip olan ülkelerde ise daha çok yerel yönetimler tarafından sunulmaktadır. Karşılaştırmalı tarihsel sosyoloji perspektifine göre, ülkelerdeki sosyal hizmet sunumuna dair kurumsallaşmalardaki farklılaşmayı açıklamada üç yapısal açı yardımcı olur: Ailenin rolü, din ve devlet ilişkileri ile merkez ve yerel arasındaki ilişkilerdir.

3Disiplin Olarak Sosyal Hizmetin Gelişimi

Sosyal hizmetin disiplin olma özelliği, onun bilimsel yönünü ortaya koymayı gerekli kılar. Disiplin; 'öğretime konu olan, alanlarına göre ayrılmış bilgilerin dizgeli bütünlüğü, bilim dalı' olarak tanımlanmıştır. Sosyal bilimler ise sosyal olay ve sosyal varlıklarla ilgilenir ve bunların ortak noktalarını, doğuş, işleyiş ve yok oluşlarındaki mekanizmaları, ilkeleri ve düzenlilikleri bulmaya çalışır. Seligman'ın sınıflamasına göre sosyal hizmet; siyaset, ekonomi, hukuk, antropoloji, sosyoloji ve penoloji (ceza bilimi) ile birlikte doğrudan sosyal bilimler içinde yer alır. Böylece sosyal hizmet hem bir sosyal bilimdir hem de diğer sosyal bilimlerden bağımsızlığını kazanmıştır.

Sosyal hizmet, bilime ilişkin kavrayış bakımından saf bir bilimden ziyade 'uygulamalı bir bilim' olarak görülmelidir. Sosyal hizmette bilim iki yolla kullanılmaktadır. Birincisi, mesleki etkinliklerin yürütülmesinde bilimsel modelin izlenmesidir ki bu 'yöntem olarak bilim'dir. Örneğin, sosyal hizmet uzmanının müracaatçısıyla yardım ilişkisinde sistematik gözlemi kullanması, hipotezler geliştirmesi ve sonuçları değerlendirmesi bu kapsama girer. Bilimin ikinci kullanımı ise bilimsel bilginin etkinlikleri şekillendirmek için kullanılmasıdır ki bu 'bilgi olarak bilim'dir. Burada uzman, araştırma-temelli bilgiyi müracaatçıyı ve sorunlarını anlamak ve çözmek için kullanır.

Tarihsel sürece bakıldığında sosyal hizmet disiplinindeki ilk yaklaşımların birey odaklı olduğu görülür. I. Dünya Savaşı sonrasında psikiyatrik sosyal hizmetin temeli atılmış, 1920’lerde Sigmund Freud’un kişilik gelişimi ve terapi teorileri popüler olmuştur. Bu dönemde sosyal hizmet uzmanları sosyal çevrenin değişimi yerine bireye, bireyin davranışına ve çocukluk deneyimlerine odaklanmıştır. Bu durum, sosyal hizmetin başlangıç noktası olan 'reform' anlayışından 'terapi' anlayışına geçilmesine yol açmıştır. Ancak 1960’larda sosyolojinin gelişmesi ve dönemin ruh hali, sosyal çevreye olan ilgiyi yeniden gündeme taşımış ve uzmanlar yeniden reform yaklaşımına yönelmiştir.

1970’li yıllardan itibaren radikal sosyal hizmet yaklaşımı gelişmiş ve sistem yaklaşımı bireyi ve çevresini bütüncül bir yaklaşımla ele almak üzere kullanılmaya başlanmıştır. 1981 ve sonrasında sosyal refah sisteminde yaşanan zorluklar, neoliberal politikalar, küreselleşme, enflasyon ve işsizlik gibi sorunların artması ile genelci uygulamanın kavramsallaşmasına olan ilgi artmış; ekoloji ve sistem yaklaşımları çevresi içindeki bireyi değerlendirmede etkili olmaya başlamıştır. Günümüzde sosyal hizmet, hem reform yaklaşımını hem de terapi yaklaşımını bir arada benimsemektedir.

Sosyal hizmeti diğer disiplinlerden ayıran üç temel nokta bulunmaktadır. Birincisi, sosyal hizmetin sorun çözmeye yönelmiş olmasıdır; konusunu bireysel ve toplumsal sorunlar oluşturur. İkincisi, sosyal hizmetin uygulamalı niteliğidir; uygulamadaki amaç değişme yoluyla sorunların çözümüne yardımcı olmaktır. Üçüncüsü ise sosyal hizmetin insanı tüm olarak ele almasıdır; insanı tüm cepheleriyle beraber ve sorunları açısından bütüncül bir bakışla değerlendirir.

SponsorluReklam Alanı · 300 × 250