Ferdinand Tönnies, 1855 yılında Almanya’da çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Eğitim hayatı boyunca felsefe, tarih, edebiyat ve filoloji alanlarında derinleşmiş, Tübingen Üniversitesi'nde Yunan filolojisi alanında doktora yapmıştır. Akademik kariyerinin büyük kısmını Kiel Üniversitesi'nde geçirmiş; ekonomi, politika ve sosyoloji dersleri vermiştir. 1909 yılında Max Weber ve Georg Simmel ile birlikte Alman Sosyoloji Derneği'ni kurarak bu derneğin başkanlığını üstlenmiştir.
Alman düşünce geleneğine bağlı olan Tönnies, pozitivist paradigmanın doğa bilimi ile kültür bilimlerini birleştiren yaklaşımına karşı çıkarak hümanist sosyoloji çizgisinde yer almıştır. Sosyolojiyi diğer disiplinlerden ayrı ve özerk bir bilim dalı haline getirme gayreti içinde olmuştur. Ancak teorilerinde insan iradesine yaptığı aşırı vurgu, onun sosyolojiden çok psikolojiye yaklaştığına dair eleştiriler almasına neden olmuştur. Kendisini bir 'muhafazakâr karamsar' olarak tanımlayan Tönnies, modernite öncesi döneme duyduğu özlem nedeniyle zaman zaman eleştirilse de klasik sosyolojinin kurucu figürlerinden biri kabul edilmektedir.
Tönnies'in sosyalist görüşlere sempati duyması ve hümanist bir sosyalizm savunması akademik kariyerine zarar vermiştir. 1933 yılında Naziler tarafından akademik görevlerine son verilmiş ve Tönnies 1936 yılında hayata gözlerini yummuştur. Yaşamı boyunca Cemaat ve Cemiyet ayrımı başta olmak üzere sosyal değişme, kamuoyu, suç sosyolojisi ve hukuk felsefesi alanlarında kalıcı eserler bırakmıştır.
Tönnies'in sosyolojik sorunlara ilgi duymasında Thomas Hobbes’un hukuk felsefesi ve devlet teorisi merkezi bir rol oynamıştır. Özellikle Hobbes’un Leviathan adlı eserindeki insan betimlemesi, Tönnies'in cemiyet tanımındaki insan tipine ilham kaynağı olmuştur. Bunun yanı sıra David Hume, Herbert Spencer ve Sir Henry Maine’in eserlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Sir Henry Maine’in 'statü' ve 'sözleşme' ikiliği, Tönnies'in cemaat ve cemiyet kuramının temel taşlarını oluşturmuştur.
Tönnies sosyolojiyi üç ana alana bölerek ele almıştır: Saf (teorik) sosyoloji, uygulamalı sosyoloji ve ampirik sosyoloji (sosyografi). Saf sosyoloji, soyutlama yaparken kullanılan kavramları ve ideal tipleri içerir; toplumsal grup, yapı ve kurumların sistematiğini kurmayı amaçlar. Uygulamalı sosyoloji bu saf kavramların somut toplumsal olgulara uygulanmasını sağlarken, ampirik sosyoloji ise istatistiksel veriler yardımıyla mevcut toplumsal koşulları inceleyen tümevarımsal bir yaklaşım sunar.
Tönnies, sosyal araştırmaları sadece teorik düzeyde bırakmamış, pratiğe dökmeye çalışmıştır. Almanya'nın Schleswig-Holstein eyaletinde suçluluk ve intihar üzerine ampirik veriler toplayarak kendine has korelasyon yöntemleri geliştirmiştir. Onun sosyolojik tahlilleri genellikle ikilikler (düaliteler) üzerine kuruludur; bu metodoloji, toplumsal değişmeyi ve modernleşme sürecini anlamak için ona güçlü analitik araçlar sağlamıştır.
Ferdinand Tönnies’in en bilinen ve uluslararası alanda tanınmasını sağlayan eseri, 1887 yılında yayımlanan 'Cemaat ve Cemiyet' (Gemeinschaft und Gesellschaft) adlı çalışmasıdır. Bu ikili ayrım, geleneksel toplumlardan modern sanayi toplumlarına geçiş sürecini ve bu süreçte ortaya çıkan toplumsal değişmeleri açıklamaktadır. Tönnies'e göre Cemaat modern öncesi geleneksel toplumu ifade ederken, Cemiyet ise sanayileşmiş ve kentleşmiş modern toplumu temsil etmektedir.
Cemaat, kendiliğinden ve doğal olarak ortaya çıkan, organik bir bütünü temsil eden insan gruplarını ve gayriresmi ilişkileri kapsar. Burada akrabalık, komşuluk, arkadaşlık, din, örf ve gelenekler bağlayıcı unsurlardır. Cemiyet ise belirli bir amaç etrafında, bilinçli tercihler ve rasyonel seçimler sonucunda yapay olarak bir araya gelen insan topluluklarını ifade eder. Cemiyette ilişkiler kırılgan, anlık, menfaate dayalı ve sözleşmeseldir; bireysellik ön plandadır.
Tönnies'e göre cemaatten cemiyete doğru olan geçiş kaçınılmazdır ve ikinci form birincisinden doğar. Her ne kadar bu değişimin kaçınılmaz olduğunu kabul etse de, Tönnies cemaatteki duygusal, doğal ve içten bağları cemiyetteki çıkarcı ve rasyonel bağlardan daha kıymetli bulmuştur. Bu kavramlar gerçekte saf haliyle bulunmayan, olgusal verileri analiz etmek için kullanılan birer 'ideal tip' niteliğindedir.
Cemaat ve Cemiyet'in oluşumunda ve bu yapılar içerisindeki sosyal ilişkilerin şekillenmesinde belirleyici olan temel faktör 'iradedir'. Tönnies, sosyal ilişkileri bireylerin iradesine indirgeyerek pozitivist organizmacılıktan uzak durmuş, ancak bu yaklaşımı nedeniyle sosyolojiden ziyade psikolojiye yaklaşmakla eleştirilmiştir. İrade kavramı ikiye ayrılır: Organik irade (Wesenwille) ve Rasyonel irade (Kürwille).
Organik irade (varlık veya öz iradesi), kişinin mizacından, karakterinden, gelenek ve alışkanlıklarından kendiliğinden doğan irade biçimidir. Dolayımsızdır; haz, gelenek ve hafıza ile beslenir. Cemaat tipi sosyal organizasyonlar (aile, köy, kasaba) organik iradenin birer tezahürüdür ve burada amaç ile araçlar bir bütünlük oluşturur.
Rasyonel irade (seçim iradesi) ise aktörlerin belirli amaçlar doğrultusunda en verimli araçları bilinçli olarak seçmesine olanak tanır. Hesaplama, istek ve dışsal araçlar ön plandadır. Metropollerde ve modern devletlerde hâkim olan bu irade türü, amaç ve araçların birbirinden ayrıldığı cemiyet tipi eylemleri ve ilişkileri şekillendirir.
Tönnies'in sosyolojisinde örf, aile ve kamuoyu toplumun temel direklerini oluşturur. Cemaat tipi toplumsal yaşamda aile en temel kurumdur; toplumsal ilişkiler örf, gelenek, din ve vicdani kurallarla düzenlenir. Gelenek, bireyleri belirli bir davranış kalıbına yönlendiren toplumsal iradenin bireysel formudur. Aile birliği ve köy topluluğu bu bağlamda cemaatin en somut örnekleridir.
Cemiyette ise gelenek yerini kamuoyuna, toplumsal normlara ve resmi yasalara bırakır. Kamuoyu, sosyal veya politik bir eylemin yapılıp yapılamayacağı konusundaki ortak iradeyi ifade eder. Devletin ortaya çıkışıyla birlikte geçmişin geleneklerine olan inanç azalır ve hukuk kuralları politik birer ürün haline dönüşür. Tönnies 'Kamuoyunun Eleştirisi' adlı eserinde bu süreci detaylıca incelemiştir.
Sosyal normlar, bireylerin birbirlerine ve yabancılara karşı davranışlarını düzenleyen emirler ve kısıtlamalar bütünüdür. Tönnies normları üçe ayırır: Uyum veya uzlaşmayla ortaya çıkan 'düzen', yargı kararıyla uygulanan resmi ya da geleneksel 'hukuk', ve tanrı ya da vicdan gibi hayali bir yargıcın işlevi olarak düşünülen, din ve kamuoyu tarafından onaylanan 'ahlâk'.
Tönnies, sosyal değişme ve kentleşmenin yanı sıra suç sosyolojisi alanında da önemli ampirik ve teorik çalışmalar yapmıştır. Suçu toplumsal yönleriyle inceleyen Tönnies, cezaya tabi olabilecek davranışları 'suç' ve 'bozulma' olarak ayırmıştır. Siyasi kuralların ihlali anayasayı ve devlet kurumlarını ilgilendirirken, sosyal kuralların ihlali kişilere, mülkiyete ve haysiyete yöneliktir.
Tönnies'in kriminolojiye en özgün katkılarından biri 'suçlu' ve 'sahtekâr' kavramsal ayrımıdır. Sahtekârlar hırsızları, soyguncuları ve üçkâğıtçıları kapsar; bilinçli ve rasyonel iradeyle hareket ederek mülkiyete karşı ekonomik suçlar işlerler. Suçlular ise katilleri, şiddet faillerini, kundakçıları ve etik suçluları kapsar; organik iradenin etkisiyle tutkulu, kaba ve kişiye karşı şiddet içeren suçlar işlerler.
Bu ayrım onun genel teorisiyle uyumludur: Sahtekârlar cemiyetin (kentlerin) ürünü olarak rasyonel hesaplarla suç işlerken, suçlular cemaatin (kırsal alanların) ürünü olarak kin, nefret ve anlık tutkularla suç işlerler. Schleswig-Holstein eyaletinde yaptığı istatistiki çalışmalar, onun suç sosyolojisindeki ampirik derinliğini göstermektedir.