İngiliz şair William Blake (1757-1827), Locke ve Newton'u yeniçağın düşmanları ve ruhu öldüren şeytanlar olarak nitelendirmiştir. Bu düşünürlerin gerçekliği matematiksel olarak hesaplayarak ruhu öldürdüğünü, gerçekliğin ancak matematik dışı canlı bir bütündür anlaşılabileceğini savunmuştur.
Alvin Gouldner (1973), Romantizm ve Klasisizmi sosyal bilimlerin derin yapıları olarak tanımlamıştır. Klasisizm yapısalcı geleneğe ve düzen vurgusuna temel oluştururken, Romantizm yorumcu sosyolojilere, çatışma analizlerine ve eleştirel teoriye ilham vermiştir.
Pozitivist sosyolojinin kurucusu Auguste Comte, değişimi ve bireysel özgürlüğü savunurken, bu değişimin yeni bir düzen yaratmasını ve bireyin ortak çıkarlara tabi olmasını istemiştir. Görüşleri Adam Smith'in liberalizmi ile Maistre ve Bonald'ın muhafazakârlığının bir karışımıdır.
Max Weber'in analizine dayandırılan yaklaşıma göre, modern sanayi toplumunun merkezi bileşeni olan kapitalist ruh Protestan ahlakla ilişkilidir. Protestanlık dini kilise disiplininden kopararak laik ve bireysel boyuta taşımış, bu da Kartezyen saldırının yolunu açmıştır.
Gouldner'a göre Almanya'daki romantik hareketin kültürel dışavurumu üç bağlamda gerçekleşmiştir: Kant, Hegel, Schelling ve Fichte'nin idealist felsefeleri, tarihsicilik ile yeni tarih-yazımı ve sanat, estetik ile eleştirel edebiyattaki devrim.
Joseph de Maistre'ye göre önyargılar ve alışkanlıklar küçümsenmemelidir; çünkü onların kökeni bireyin somut tarihsel ve toplumsal koşullarına dayanır ve toplumu ayakta tutan pratik aklın somutlaşmış halleridir.
Filozof Hans-Georg Gadamer'e göre hermeneutik (yorumbilim), romantik çağda çiçek açmaya başlamış bir gelenektir. Romantik gelenek gibi hermeneutik de yasa koymak yerine toplumsal dünyayı anlama çabasını öne çıkarır.